Sağlıklı yaşlanma

Yaşam süresinin uzamasıyla beraber sağlıklı yaşlanma daha önemli hale geldi. Yaşlanmaya bakışın yeniden değerlendirilmesi gerekli.

İçindekiler

Tıp biliminde yaşanan gelişmeler ve yaşam koşullarının düzelmesi sonucu yaşam süreleri giderek artıyor. Bu durum, sağlıklı bir yaşlılık için yapılması gerekenlerin önemini arttırıyor. Bu konuda yapılacaklar, yaşamın süresi kadar kalitesine de katkıda bulunabilir, ancak bunun için yaş ilerlerken yaşama bakışın da değerlendirilmesi gerekli.

Sağlıklı yaşlanma kriterleri

Sağlıklı yaşlanma kriterleri aşağıdaki şekilde gösterilmiştir.

Sağlıklı yaşlanma kriterleri
Sağlıklı yaşlanma kriterleri

Sağlıklı yaşlanma için yapılması gerekenler

Yaşlanma sürecini yavaşlatmak, yaşlanmayla gelen sorunlardan kaçınmak ve sağlıklı bir yaşlılık için yapılması gerekenler aşağıdadır.

Sağlıklı beslenme

Yaşlanmayla birlikte kişilerin diyet gereksinimleri değişir. Kalori gereksinimi azalır, ancak diğer besleyiciler için aynı şey söz konusu değildir. Bunun için yaşlanırken sağlıklı bir beslenme planı yapmak gerekir. Bu duruma yeterli su tüketimi de dahildir. Buna karşılık, yenmesi gerekmeyen yiyeceklerden ve zararlı içeceklerden kaçınmakta yarar vardır.

Fiziksel aktivite

Düzenli fiziksel aktivite yaşlanırken sağlıklı bir vücut yapısını sürdürmek ve kronik sağlık problemlerinden kaçınmak için çok yararlıdır. Egzersiz düşmeleri de önlemeye yardımcı olur. Daha önceden aktif olmayanların yavaş başlayarak kademeli olarak arttırması önerilir. Egzersiz hedefleri, miktarı, süresi ve ağırlığı yaşa ve sağlık durumuna göre değişiklik gösterebilir. Bu konuda doktorun önerisini almak en uygun yaklaşımdır.

Sağlıklı vücut ağırlığı

Sağlıklı vücut ağırlığını korumak ve gerek fazla kilolu, gerekse fazla zayıf olmaktan kaçınmakta yarar vardır. Düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme hem vücut ağırlığını korumak, hem de kronik problemlerden kaçınmak için son derece önemlidir.

Yeterli ve kaliteli uyku

Yaşın ilerlemesiyle birlikte uykusuzluk daha sık görülmeye başlar. Yaşlılıkta uykusuzluk yaşam kalitesini önemli ölçüde bozar. Yeterli sürede ve kalitede uyku, uyku bozukluklarının yol açtığı sorunları önlemede çok yararlıdır.

Zihni aktif tutmak

Yeni birşeyler öğrenmek, okumak veya oyun oynamak gibi aktiviteler zihni aktif tutarak hafızaya katkıda bulunur.

Psikolojik sağlığı korumak

Psikolojik sağlığı korumak için stresi yönetmeyi ve stresle mücadeleyi öğrenmek çok önemlidir. Bunun için düzenli meditasyon veya diğer gevşeme teknikleri uygulamaları yararlı olur. Anksiyete ve depresyon belirtilerini bilmek ve gereğinde yardım istemekten kaçınmamak gerekir.

Yine, ilerleyen yaşla birlikte insanın sevdiklerini kaybetme ve kötü haber alma olasılıkları da artar. Bu nedenle keder ile mücadele etmeyi bilmekte yarar vardır.

Sosyal aktiviteler

Emeklilikle ve çocukların büyümesiyle insanların genellikle aktivitesi ve hedefleri azalır. Bir hobisi olan, sosyal hayatla iç içe olan ve hayatı aktif geçiren insanlar genellikle daha mutlu olur ve kimi sağlık problemleri ile daha az karşılaşırlar.

Sağlık kontrolleri

Abartmadan sağlığı ile ilgilenmek ve düzenli sağlık kontrollerini yaptırmak önemlidir. Kan basıncını, kan şekerini ve kolesterol düzeylerini bilmek, erkekler için prostat, kadınlar için meme kontrolleri ve jinekolojik muayeneler ve diğer kontrollerin tercihan yılda bir yapılması ve akciğer ve barsak kanseri için düzenli taramalar uygun olacaktır.

Ayrıca, mevcut sorunlar için düzenli takip yapılmalı ve ilaçlar düzenli ve uygun şekilde kullanılarak sonuçları izlenmeli ve ilaçların takibi konusunda doktorla işbirliği yapılmalıdır.

Kötü alışkanlıklar

Sigaranın yol açtığı tehlikeler (kanserler, akciğer hastalıkları ve kalpm damar hastalıkları) dolayısıyla olabildiğince kısa sürede bırakılması gerekir. Sigaranın yarattığı risklerin yaş ilerledikçe daha da belirginleştiği düşünülürse, bu konuda çabuk olmakta fayda vardır.

Alkol tüketiminin de ilerleyen yaşla birlikte hem içme sıklığı, hem de içilen miktar olarak azaltılması faydalı olur.

Düşmelerden korunma

Yaşın ilerlemesiyle birlikte çeşitli nedenlerle düşme sıklığı ve düşmeden kaynaklanan problemler (travma ve kırıklar) artar. Bu nedenle düşmelerin azaltılması ve engellenmesi konusunda gerekli tedbirler alınmalıdır.

Sonuç

Yukarıda yazılanları uygulamak, yaş ilerledikçe sağlığı korumanın ana yapıtaşlarını oluşturur. Şimdiye kadar bunları uygulamadıysanız bile, başlamak için hiç bir zaman geç değildir. Unutmayın, sağlıklı olmakla hasta olmamak birbirinden çok farklı kavramlardır.

Egzersizin az bilinen yararları

Egzersizin kilo vermek, kiloyu korumak ve formda kalmak gibi yararlarını hepimiz biliyoruz. Oysa ki, egzersizin bunlar dışında az bilinen yararları da var.

Egzersizin kilo vermek, kiloyu korumak ve formda kalmak gibi yararlarını hepimiz biliyoruz. Oysa ki, egzersizin bunlar dışında az bilinen yararları da var.

İçindekiler

Egzersiz ve ruh sağlığı

Endorfin artışı

Egzersiz vücutta endorfinlerin artmasını sağlar. Endorfinler, ağrıyı azaltan, mutluluk ve tatmin hissini arttıran ve hayata pozitif bakmanızı sağlayan hormonlardır. Endorfinler ayrıca doğal bir ağrı kesici görevi görür ve uzun süreli ağrıları hafifletmeye yardımcı olabilir. Bu durum, kasların güçlenmesini de sağlayarak kronik ağrıları rahatlattığı gibi, düşme ve yaralanma riskini de azaltabilir.

Depresyon

Yapılan çalışmalar, düzenli egzersizin hafif ve orta derecede depresyon tedavisinde antidepresanlara yakın ölçüde etkili olduğunu göstermiştir. Buna göre, 15 dakika koşmak veya bir saat yürümek major depresyon riskini % 26 azaltmaktadır. Bu durum, depresyon nükslerinin önlenmesi açısından da geçerlidir.

Düzenli egzersiz beyin hücrelerinin metabolizmasını düzenleyerek; enflamasyonu azaltarak; serotonin, GABA, endokannabinoid ve endorfin düzeylerini arttırarak depresyonla mücadeleye yardımcı olur.

Anksiyete

Egzersiz her tip anksiyete (kaygı, korku, panik, postravmatik stres, takıntı vb) için doğal ve etkili bir tedavi alternatifidir. Aynı şey akut anksiyete atakları için de geçerlidir. Egzersizle gerginlik ve stres azalır, fiziksel ve zihinsel enerji artar ve endorfin artışı mutluluk hissini yükseltir. Bu durum da aşağıdaki nedenlerle olur.

  • Anksiyeteyi yaratan nedenler dışına çıkarak odaklanma değişimini kolaylaştırır.
  • Anksiyetenin hem tetikleyicisi, hem de sonucu olan kas gerginliğini azaltır.
  • Beyin hücrelerinin metabolizmasını düzenler ve sonuçta enflamasyonu azaltır.
  • Beyinde serotonin, GABA, endokannabinoid ve endorfin düzeylerini arttırır.
  • Beynin ön kısımlarını uyararak, sinir sisteminin daha alt merkezlerince yönetilen steres tepkileri üzerindeki üst beyin kontrolünü arttırır ve duygusal dalgalanmaları azaltır.

Stres

Bir stres uyaranı ile karşılaşıldığı zaman, dövüş ya da kaç tepkisinin bir sonucu olarak yüz, boyun ve omuzlar başta olmak üzere kaslar gerilir. Bu gerginliğin sonucunda baş, boyun, çene ve sırt ağrıları, kas krampları ve göğüste sıkışma hissi ortaya çıkabilir. Yine aynı nedenle uykusuzluk, sindirim sistemi bozuklukları ve idrara sık çıkma gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Bu sorunlar stresi daha da uyararak olayı beyinle vücut arasında bir kısır döngü haline çevirir.

Bu durumun en etkin çözümlerinden biri düzenli egzersizdir. Düzenli egzersiz sayesinde

  • Stres nedenleri dışına odaklanma kolaylaşır.
  • Stres tepkisinin hem tetikleyicisi, hem de sonucu olan kas gerginliği azalır.
  • Beyinde serotonin, GABA, endokannabinoid ve endorfin düzeyleri artar.
  • Beynin ön kısımları uyarılarak, sinir sisteminin daha alt merkezlerince yönetilen steres tepkileri üzerindeki üst beyin kontrolü artar ve duygusal dalgalanmalar azalır.

Egzersiz ve dikkat

Egzersizin az bilinen yararları arasında dikkat dağınıklığının azaltılması ve odaklanmanın kolaylaşması bulunur. Egzersiz, yukarıda sayılan nedenlerle odaklanmayı kolaylaştırıp performansı arttırarak dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite konusunda ciddi yarar sağlar.

Egzersiz ve hafıza

Egzersiz beyin metabolizmasını iyileştirerek ve odaklanmayı düzelterek hafıza üzerine olumlu etki yapar. Özellikle yaşlı bireylerde bu durum Alzheimer dahil demans (bunama) tablolarının önlenmesi açısından büyük yarar sağlar.

Egzersiz ve hafıza
Egzersiz hafızayı çok olumlu etkiler

Egzersiz ve enerji

Sahip olduğunuz enerji miktarı diyetin enerji içeriğinden daha çok, vücudun ürettiği mitokondri sayısının doğrudan bir sonucudur. Mitokondriler, hücre içinde enerji kaynaklarından enerji üretimi yapan organellerdir. Ne kadar aktif olursanız, aerobik olarak ne kadar çok egzersiz yaparsanız, vücut ihtiyaçlarınızı karşılamak için o kadar fazla mitokondri üretir. Bu durum da, enerj kullanımının artmasıyla vücuttaki enerji üretiminin de artacağı anlamına gelir.

Nitekim, egzersiz sonrasında çok yorgun hissetseniz bile, aradan birkaç saat geçtikten sonra çok daha enerjik olduğunuzu farkedersiniz. Bunun nedeni, vücudun ihtiyaç duyduğu ekstra mitokondriyi üretmesinin biraz zaman almasıdır.

Diğer taraftan, egzersiz kalp hızını ve pompaladığı kan miktarını arttırarak kaslara daha fazla oksijen ve besin maddesi gitmesini sağlar. Bu da daha yüksek enerji seviyeleri anlamına gelir.

Kaliteli uyku egzersizin az bilinen yararları arasında

Uyku kalitesinin artması da egzersizin az bilinen yararları arasındadır. Egzersiz, stres ve anksiyete seviyelerini azaltarak, daha rahat ve huzurlu hissedilmesini sağlar. Bu durum stabilize hissetmeyi sağlayarak uyku için mükemmel bir altyapı hazırlar. Egzersiz yapmak vücut ısısını da arttıracağı için gün boyunca daha diri hissetmeye yardımcı olur. Egzersizden bir süre sonra vücut iç sıcaklığı düşerek daha rahat bir uykuya geçişe zemin hazırlar. Açık havada yapılan egzersiz D vitamini düzeylerini de yükselterek uyku- uyanıklık döngüsünün düzelmesine destek olur. Bu nedenlerle, düzenli egzersiz, uykusuzluk sorununun çözümüne önemli katkılarda bulunur.

Buna karşılık, uyku saatine yakın zamanlarda yapılacak egzersiz sonucunda yükselen endorfinler ve vücut iç ısısı uykuya geçişi zorlaştırır. Bu nedenle, uyku zamanından önceki birkaç saat içinde egzersizden kaçınmakta yarar vardır.

Kemik ve eklem sağlığı

Kemik sağlığını korumak da egzersizin az bilinen yararları arasındadır. Egzersiz sonucunda kasların güçlenmesi kemikler üzerine binen yükü azaltır. Ayrıca kemiklerdeki kan dolaşımının iyileşmesi ve kemikteki mineral kaybının önlenmesi açısından egzersiz son derece olumlu etki yapar.

Kötü alışkanlıkladan vazgeçme

Egzersiz sigara, alkol ve diğer zararlı alışkanlıklardan vazgeçmek ve bunları bırakanların toparlanmasını sağlamak için çok önemli bir araçtır.

Sonuç

Egzersizin yararları sadece burada sayılanlardan ibaret değildir. Düzenli egzersiz gerek metabolik etkileri, gerekse diğer yararları ile uzun ve sağlıklı bir yaşam için en önemli araçlardan biridir. Bu nedenle, düzenli egzersizin hayatın doğal bir parçasını oluşturması çok yararlı olur.

Enflamasyon

Enflamasyon vücudun savunma sisteminin ve iyileşme sürecinin önemli bir parçasıdır. Buna karşılık, enflamasyon kimi zaman sorun yaratabilir.

Enflamasyon vücudun savunma sisteminin ve iyileşme sürecinin önemli bir parçasıdır. Buna karşılık, enflamasyon kimi zaman sorun yaratabilir.

İçindekiler

Vücut için bir tehdit olduğu zaman vücut bu tehdide karşı savunma mekanizmasını harekete geçirir ve tehdidi yoketmek için bir dizi biyolojik yanıt oluşturur. Bu biyolojik yanıta enflamasyon adı verilir.

Vücuda karşı tehdit bir yaralanma, yabancı madde veya mikroorganizma (bakteri, virüs, mantar vb.) olabilir. Ancak, zaman zaman vücut kendi dokularına karşı da reaksiyon gösterebilir. Bu sonuncu durum sonucunda otoimmün hastalıklar ortaya çıkar. Bu tip enflamasyon çoğu kronik hastalığın altında yatan nedeni oluşturur.

Enflamasyon tipleri ve belirtileri

Enflamasyonun akut ve kronik olmak üzere iki ana tipi vardır.

Akut enflamasyon

Bir yaralanma veya hastalık sonucunda akut ve kısa süreli enflamasyon meydana gelir. Akut enflamasyonun beş ana belirtisi mevcuttur.

  • Ağrı: sürekli olabilir veya etkilenen alana dokunulduğunda hissedilebilir.
  • Sıcaklık artışı: Bölgedeki kan akımının artışı sonucudur.
  • Kızarıklık: Bölgedeki kılcal damarlardaki kan akımı artışı sonucudur.
  • Şişme: İltihabi reaksiyon sonucu bölgedeki sıvı artışı sonucudur.
  • Fonksiyon kaybı: Bölgede meydana gelen şişme ve ödem sonucunda ortaya çıkar.

Bu belirtiler her zaman mevcut olmayabilir. Kimi zaman enflamasyon sessizdir ve belirti vermez. Kendini iyi hissetmeme, yorgunluk ve ateş de bulunabilir.

Akut enflamasyon belirtileri genellikle birkaç günde geçer. Subakut enflamasyon 2- 6 hafta kadar sürebilir.

Enflamasyonun 5 ana belirtisi
Enflamasyonun 5 ana belirtisi

Kronik enflamasyon

Kimi durumlarda enflamasyon düşük düzeyde aylarca, hatta yıllarca sürebilir. Bu duruma kronik enflamasyon adı verilir. Bu süreç sırasında zaman zaman akut alevlenmeler de görülebilir. Bu durumun altyapısındaki nedenler şu şekilde sayılabilir.

  • Akut enfeksiyona yol açan ajanın tümüyle yokedilememesi: Kronik tüberküloz, kist hidatik ve benzeri protozoonlar, mantar infeksiyonları, HIV virüsü, hepatit B ve C virüsleri ve benzerleri bu gruba girer.
  • Enzimlerle parçalanamayan veya savunma hücreleri tarafından yokedilemeyen belli bir irritan veya yabancı materyele düşük dozda uzun süreli maruz kalma: Bu durumun en tipik örneği asbestoz ve silikozdur.
  • Bağışıklık sisteminin vücudun belli bir organ ve dokusuna karşı hassaslaşıp o dokuya saldırarak tepki vermesi: Otoimmün hastalıklar adını verdiğimiz bu durumun tipik örnekleri arasında romatoid artrit ve sistemik lupus eritematozus gibi durumlar sayılabilir.
  • Akut enflamasyonun tekrarlayan epizodları: Tüberküloz ve romatoid artrit gibi kronik enflamatuar durumlarda zaman zaman akut alevlenmeler görülebilir.
  • Oksidatif stres yaratan ve hücrenin enerji metabolizmasını etkileyen enflamatuar ve biyokimyasal uyarıcılar oksijen serbest molekülleri, AGE’ler, ürik asit kristalleri, okside lipoproteinler, homosistein ve benzeri gibi maddelerin artışına yol açar.
Kronik enflamasyon
Kronik enflamasyon ciddi sorunlara yol açabilir

Kronik enflamasyon düşündüren belirtiler

Tutulan dokuya özgü belirtiler yanısıra, aşağıdaki belirtilerin bulunması da kronik enflamasyon düşündürmelidir:

Kronik enflamasyonun sonuçları

Kronik enflamasyon aylar, yıllar, hatta onyıllar boyu sürebilir ve etkilediği organ ve dokuya göre çeşitli hastalıklara yol açabilir. Bu hastalıklardan başlıcaları şunlardır:

  • Tip I (juvenil) diyabet
  • Kalp ve damar hastalıkları
    • Damar sertliğine bağlı hastalıklar (koroner kalp hastalığı ve inme)
    • Kalp yetersizliği (dilate kardiyomyopati, myokardit)
  • Artritler ve diğer eklem hastalıkları (romatoid artrit, seronegatif artropatiler)
  • Kronik glomerulonefritler
  • Allerjiler
  • Kronik obstruktif akciğer hastalıkları ve astım
  • Sedef hastalığı (psoriasis)
  • İltihapli barsak hastalıkları (Crohn hastalığı ve ülseratif kolit)
  • Sinir sistemi hastalıkları (Multipl skleroz, Alzheimer hastalığı, myasthenia gravis)
  • Tiroid hastalıkları (Basedow Graves hastalığı ve Hashimoto hastalığı)
  • Böbreküstü bezi hastalıkları (Addison hastalığı)
  • Çoklu sistem hastalıkları (Sistemik lupus erythematosus, Sjögren sendromu, polimyozit)
  • Kanser

Kronik enflamasyonun risk faktörleri

Kronik enflamasyonun gelişme riskinde aşağıdaki faktörlerden bir veya birkaçı bulunabilir.

  • İleri yaş
  • Obezite
  • Sağlıksız yağlardan, şekerden, şarküteriden, işlenmiş gıdalardan ve rafine karbonhidratlardan zengin diyet
  • Alkol
  • Sigara
  • Düşük seks hormonları
  • Stres
  • Uyku miktarı ve kalitesinde yetersizlik

Enflamasyonda korunma ve tedavi

Enflamasyonda korunma ve tedavi nedene, tutuluma ve şiddete göre değişir. Tedavinin amaçları şu şekilde sayılabilir:

  • Hastalık prosesini ortadan kaldırmak, hastalığı kontrol etmek ve ilerlemesini yavaşlatmak veya durdurmak
  • Ağrı ve enflamasyonu arttıran davranışlardan kaçınmak
  • Ağrıyı kontrol etmek
  • Tutulan organ ve dokudaki fonksiyon kaybıyla mücadele etmek

Akut enflamasyon

Akut enflamasyon tedavisi nedenin ortadan kaldırılması, tutulumun yeri ve şiddeti ile ilgilidir. Neden bakterilerin neden olduğu bir enfeksiyonsa, uygun antibiyotik tedavisi yapılır. Şiddetli akut allerjik reaksiyonlarda hızlı antiallerjik tedavi hayati riskleri önler. Buna karşılık, örneğin basit travmalarda lokal soğuk uygulaması ve basit ağrı kesiciler genellikle yeterli olur.

Kronik enflamasyon

Kronik enfiamasyonun gerek önlenmesi ve gerekse tedavisinde yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşır. Bu yaşam tarzı değişiklikleri aşağıdaki şekilde sayılabilir:

Yaşam tarzı dışındaki tedavi yöntemleri hastalığın cinsine ve şiddetine göre değişmekle birlikte, temel hedefler ağrı ve fonksiyon kaybı ile mücadeledir. Bu konuda hangi ilaçların ve tedavi yöntemlerinin kullanılacağına izleyen doktor karar verecektir.

Sonsöz

Enflamasyon, özellikle de kronik enflamasyon ciddi bir tablodur. Bu gibü durumlarda yaşam tarzını düzeltmenin yanısıra, mutlaka doktor önerilerine göre tedavinin düzenlenmesi gereklidir.

Salatalık mucizesi

Özelliklerine bakınca, sağlıklı yaşam açısından salatalık mucizesi diye bir olgudan söz etmek mümkün. Sadece bir salata malzemesinden öte olan salatalıktan daha fazla yararlanmak gereklidir.

Özelliklerine bakınca, sağlıklı yaşam açısından salatalık mucizesi diye bir olgudan söz etmek mümkün. Sadece bir salata malzemesinden öte olan salatalıktan daha fazla yararlanmak gerekiyor.

İçindekiler

Salatalık mucizesi

Salatalığın içeriği

Salatalık mucizesi genellikle hafife alınır. Biyolojik olarak meyve olsa da, kullanım olarak sebze olan bu yararlı yiyecek sağlık açısından pek çok yarar içerir. İçeriğinin %95’inin su olan bu sebze pek az protein içerir ve hemen hemen hiç yağ içermez. 100 gr salatalığın içeriği aşağıda verilmiştir:

Kalori içeriğiMiktar% önerilen günlük tüketim
Kalori15% 1
-Karbonhidratlardan12,5
-Yağlardan0.9
-Proteinlerden1.6
-Alkolden0
Karbonhidrat içeriğiMiktar% önerilen günlük tüketim
Toplam karbonhidrat3,6 gr% 1
-Lif0,5 gr% 2
-Nişasta0,8 gr
-Sukroz30 mg
-Glukoz760 mg
-Fruktoz870 mg
-Laktoz0
-Maltoz10 mg
-Galaktoz0
Yağ içeriğiMiktar% önerilen günlük tüketim
Toplam yağ0,1 gr% 0
-Doymuş yağ 33 mg% 0
-Tekli doymamış yağ5 mg% 0
-Çoklu doymamış yağ33 mg% 0
-Trans yağ0
-Toplam omega 3 yağ asitleri5 mg
-Toplam omega 6 yağ asitleri28 mg
Protein içeriğiMiktar% önerilen günlük tüketim
Protein0,7 gr% 1
Vitamin içeriğiMiktar% önerilen günlük tüketim
A vitamini105 IU% 2
C vitamini2,8 mg% 5
D vitamini0% 0
E vitamini (alfa tokoferol)0% 0
K vitamini16,4 mcg% 21
Tiamin0 mg% 2
Riboflavin0 mg% 2
Niasin0,1 mg% 0
B6 vitamini0% 2
Folat7,0 mcg% 2
B12 vitamini12 mcg% 0
Pantotenik asit0,3 mg% 3
Kolin6,0 mg
Betain0,1 mg
Mineral içeriğiMiktar% önerilen günlük tüketim
Kalsiyum16,0 mg% 2
Demir0,3 mg% 2
Magnezyum13,0 mg% 3
Fosfor24,0 mg% 2
Potasyum147,0 mg% 4
Sodyum2,0 mg% 0
Çinko0,2 mg% 1
Bakır0 mg% 2
Manganez0,1 mg% 4
Selenyum0,3 mcg% 0
Florür1,3 mcg
Sterol içeriğiMiktar% önerilen günlük tüketim
Kolesterol0,0 gr% 0
Polisteroller14,0 mg
Diğer besin öğeleriMiktar% önerilen günlük tüketim
Su95,2 gr
Alkol0
Kül0,4 gr
Kafein0
Teobromin0

Salatalığın yararları

Sıvı dengesi

Salatalığın % 95’i sudur, ayrıca önemli elektrolitleri de içerir. 2 tane 100 gramlık salatalık yemek bir bardak su içmekle eşdeğerdir. Bu nedenle salatalık vücudun sıvı dengesinin korunmasında önemli rol oynar.

Kemik sağlığı

Salatalıkta bol bulunan K vitamini kan pıhtılaşması açısından önemli olduğu kadar, kemik sağlığı açısından da çok önemlidir. K vitamini kalsiyumun emilmesi ve kemiklere yerleşmesi aşamalarında önemli roller oynar.

Kanser

Salatalıkgiller ailesinde bulunan cucurbitacin isimli madde kanserin önlenmesi konusunda ümit vericidir. Ayrıca salatalığın lif içeriği de barsak sağlığını destekleyerek barsak kanserinden korunmaya katkıda bulunur

Kalp damar sağlığı

Salatalık, içeriğinde bulunan lifler, potasyum ve magnezyum kalp damar sağlığına yararlıdır. Sodyum içeriğinin çok düşük olması da ilave yarar sağlar. Cucurbitacinlerin de damar sertliğinden korunmada yararlı oldukları belirtilmiştir.

Hipertansiyon

Salatalık içerdiği yüksek miktarda potasyum ve magnezyum nedeniyle ve içinde hemen hemen hiç sodyum bulunmamasıyla kan basıncının düzenlenmesinde ve hipertansiyonun önlenmesinde yararlıdır.

Diyabet

Salatalık diyabetin önlenmesi ve kontrolü konusunda da önemli yararlar sağlar. Bu durum bir yandan cucurbitacinlere, diğer taraftan da antioksidan ve lif içeriğine bağlanır.

Kilo verme

Salatalık yoğun miktarda lif içermesine karşılık çok az kalori içerir. İçeriğindeki lifler uzun süren doygunluk hissi vererek kilo vermeye yardımcı olur.

Enflamasyon

Salatalık içerdiği cucurbitacinler dolayısıyla antienflamatuar etki de gösterir. Bu nedenle bu sebze enflamasyonu azaltan yiyecekler arasında yer alır.

Cilt sağlığı

Salatalığın cilt sağlığı üzerine olan etkisi uzun zamandır halk arasında bilinmektedir. Salatalık kabuğunun doğrudan cildin üzerine uygulanmasıyla cilt yumuşar ve serinler, ayrıca şişme ve irritasyon da azalır. Güneş yanığı için de kullanılabilen salatalık kabuğu, gözkapakları üzerine konduğu zaman sabah şişliklerini azaltmaktadır. Salatalıktan yapılan toner ve maskeler cildi temizlemek ve gözenekleri açmak için de kullanılır.

Salatalık cilt sağlığına yararlıdır
Salatalık cilt sağlığına yararlıdır

Salatalık mucizesi asıl kabuğunda

İçerdiği değerli vitaminler, mineraller ve diğer yararlı maddeler genellikle kabukta veya kabuğun hemen altında bulunur. Bu nedenle salatalık, güzelce yıkandıktan sonra soyulmadan tüketilmelidir.

Salatalığın riskleri

Salatalığın kendisi hemen hemen hiç bir risk taşımaz. Ancak, yetiştirilmesi sırasında kullanılan tarım ilacı kalıntıları sorun yaratabilir. Bu nedenle, salatalık güzelce yıkanmadan tüketilmemelidir.

Nasıl tüketelim?

Salatalık esas olarak çiğ tüketilen bir sebzedir. Alırken salatalığın taze ve diri olduğundan emin olmak, sararmış veya yumuşamaya başlamış olanlardan kaçınmak gerekir. Salatalığı kabuğunu soymadan salatalarda, sandviçlerin içinde veya çubuk şeklinde doğrayarak atıştırmalık olarak kullanmak mümkündür. Bir başka kullanım şekli de salatalık suyudur. Salatalık suyunu hazırlamak için aynı miktarda soyulmamış salatalık ve suyu blenderde çekmek yeterlidir. İstenirse içine nane veya reyhan gibi kokulu otlar veya zencefil veya limon suyu da katılabilir. Salatalık suyu cit maskesi olarak kullanılabildiği gibi, güneş yanıklarının üzerine de sürülebilir.

Bahar yorgunluğu

Kıştan bahara geçiş kimi ruhsal ve bedensel sorunları da birlikte getiriyor. Oysa ki, bahar yorgunluğu önlenebilir ve düzeltilebilir bir durum.

Kıştan bahara geçiş kimi ruhsal ve bedensel sorunları da birlikte getiriyor. Oysa ki, bahar yorgunluğu önlenebilir ve düzeltilebilir bir durum.

Table Of Contents

Bahar yorgunluğu nedir?

Bahar yorgunluğu, çoğu kişinin mevsim dönüşlerinde hissedebildiği kimi ruhsal ve bedensel belirtilere verilen genel bir isimdir. Bu durumun aslında altta yatan çeşitli nedenleri vardır.

Bu durum aslında genellikle değişen hava koşullarına bağlansa da, iki haftadan uzun sürmesi durumunda kronik yorgunluk sendromu olarak ele alınıp değerlendirilmesinde yarar vardır. Altta yatan ancak belirti vermeyen kimi nedenler baharın gelmesi, havaların ısınması ve buna bağlı ortaya çıkan diürnal ritm değişiklikleri belirtilerin ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Altta yatan nedenler şu şekilde sayılabilir:

Bahar yorgunluğu ile mücadele 

Bahar yorgunluğu ile mücadele, kronik yorgunlukla mücadele ile aynı prensiplere sahiptir. Yukarıda belirtilen sorunların çözülmesi, sağlıklı bir uyku düzeni, sağlıklı beslenme, bol sıvı alımı ve bedensel ve ruhsal özbakım yapılması gerekenleri oluşturur. Aşağıda sayılan 10 madde bu konuda oldukça yardımcı olur.

  1. Aşırı ısı değişikliği olan ortamlardan kaçının.
  2. Günlük rutininizi izleyin.
  3. Bol sıvı alın.
  4. Sık ve az miktarda sağlıklı gıdalar tüketin.
  5. Sık sık derin nefes alıp vücudunuza giren oksijeni arttırın.
  6. Açık ve güneşli havalarda dışarıda uzun yürüyüşler yapın.
  7. Sık sık serin duş alın.
  8. Stresle mücadele edin.
  9. Düzenli meditasyon yapın.
  10. Gün içinde kısa süreli uyuyun

Bahar yorgunluğu ile mücadele etmenize ve gereken vitamin ve mineralleri almanıza yardımcı olacak bir smoothie tarifi aşağıda yer almaktadır.

  • 1 elma
  • 1 domates
  • 2 salatalık
  • Bir su bardağı soyulup küp küp doğranmış kereviz kökü
  • Bir tutam kırmızı biber
  • Su (su miktarı sebzelerin toplam miktarı kadar olmalı)
Vitamins also help against springtime tiredness.

Yukarıda yazılanların hepsini bir blender ile çekip günde 2 bardak içmek önerilir.

Amino asitler

Proteinlerin, dolayısıyla vücudun ana yapıtaşları olan amino asitler çeşitli işlevlere sahiptir ve kaliteli beslenme ile yeterli amino asit almak mümkündür.

Proteinlerin, dolayısıyla vücudun ana yapıtaşları olan amino asitler çeşitli işlevlere sahiptir ve kaliteli beslenme ile yeterli amino asit almak mümkündür.

Table Of Contents

Amino asitlerin moleküler yapısı birleşerek proteinleri oluşturan bir ucu amin, diğer ucu karboksil olan zincir bileşikler şeklindedir. Bu bileşikler tüm dokuların ana yapısını oluşturur. Doku yapıları dışında hormonları, enzimleri ve benzer bileşikler de peptid adı verilen amino asit zincirleri tarafından oluşturulur. Ayrıca pek çok metabolik yolak da amino asit zincirlerine bağlıdır. Ayrıca amino asitler vücutta bir enerji kaynağı olarak da kullanılabilirler.

Amino asitlerin bir kısmı insan vücudunda yapılabilir, bir kısmı ise yapılamaz ve dışarıdan gıdalarla alınması gerekir. Vücutta yapılabilen amino asitlerin bir kısmı ise hastalık, yaralanma veya stres durumlarında dışarıdan alınmaları gerekir.

Türlerine göre amino asitler

Temelde iki ana grup amino asit vardır. Bunlar aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Esnsiyel olmayan amino asitler

Bu amino asitleri vücut kendisi imal edebilir ve dışarıdan özel olarak alınmaları gerekmez.

Esansiyel amino asitler

Vücut tarafından sentezi yapılamayan bu amino asitlerin tüketilen gıdalarla alınmaları gerekir. Bu gıdalar hayvansal kökenli (et, süt ve süt ürünleri, yumurta) veya bitkisel kökenli (baklagiller, soya, kuruyemişler ve tahıllar) olabilir. Ancak, bitkisel kökenli gıdalarda bu aminoasitlerde miktarlar az olduğu için tüketim miktarlarının olağandan yüksek olması gerekir. Bu durum özellikle vejeteryen ve veganlar için önemlidir.

Koşullu esansiyel amino asitler

Vücut tarafından yapılabildikleri halde hastalık, yaralanma veya stres durumlarında vücuttaki yapım yetersiz kalacağından dışarıdan alınmaları gerekir. Bu aminoasitler kollajen ve elastin gibi önemli destek proteinlerinin yapımında büyük oynar. Bunlar aşağıdaki tabloda kırmızı renkte gösterilmiştir.

Dallı zincirli amino asitler (BCAA)

Bunlar esansiyel, yani vücutta yapılamayan amino asitlerin arasındadır. Yapılarında bir yan zincir bulunur. BCAA’lar insanda çizgili kas proteinlerinin üçte birini ve vücudun ihtiyaç duyduğu tüm amino asitlerin % 40’ını oluşturur. Bu amino asitler aşağıdaki tabloda mor renkte gösterilmiştir.

Yan zincirli amino asitler
Yan zincirli amino asitlerin moleküler yapıları
Esansiyel olmayan amino asitlerEsansiyel amino asitler
Alanin
Asparagin
Aspartik asit
Glutamik asit
Arginin
Sistein

Glutamin
Glisin
Prolin
Serin
Ornitin
Tirozin
Histidin
Lizin
Metyonin
Fenilalanin
Treonin
Triptofan
Izolösin
Lösin

Valin
Amino asit türleri (Koşullu esansiyel amino asitler, dallı zincirli amino asitler)

Esansiyel amino asitlerin yararları

Uyku kalitesini arttırmak ve stresi azaltmak

Esansiyel amino asitlerden biri olan bulunan triptofan, beyinde hücreler arası iletişimi sağlayan serotonin isimli kimyasalın ana hammaddesidir. Nitekim, çeşitli çalışmalarda triptofan alımıyla depresyon belirtilerinin azaldığı, ruhsal durumun düzeldiği ve mutluluk hissinin arttığı, hafızanın iyileştiği ve uyku kalitesinin arttığı gösterilmiştir.

Egzersiz performansında artış

Özellikle dallı zincirli amino asitlerin yorgunluğu azaltmak, egzersiz performansını arttırmak ve egzersiz sonrası kasların normale dönüşünü hızlandırmak gibi etkiler sağlayabildiklerini gösteren çalışmalar vardır.

Kas kaybını azaltmak

30 yaşından sonra, her 10 yılda vücut kas kitlesinin % 3 ila 5 kadarı kaybedilir. İleri yaşlarda vücut kas kitlesinin % 30 kadarı kaybedilmiş olabilir. Esansiyel amino asitlerin kas kaybını azalttığı ve yağsız vücut ağırlığını koruduğu gösterilmiştir.

Kilo kaybına yardımcı olmak

Özellikle dallı zincirli amino asitlerin kilo kaybına ve vücut yağ kütlesinin azalmasına yardımcı olduğunu gösteren çalışmalar yayınlanmıştır, ancak bu konudaki veriler güçlü değildir.

Karaciğer yetersizliği

İleri karaciğer yetersizliği ve karaciğer sirozunun yarattığı en önemli komplikasyonlar karaciğer koması ve karaciğer kanseri gelişimidir. Sirozlu hastalarda dallı zincirli esansiyel amino asitlerinin kullanımı bu iki sorunu da önlemeye yardımcı olabilmektedir.

Amino asitlerin zararları

Çok fazla amino asit alındığında aşağıdaki sorunlar görülebilir:

  • Şişkinlik ve mide- barsak sorunları
  • Karın ağrısı
  • İshal
  • Ürik asit yüksekliği ve gut riskinde artış
  • Kan basıncında sağlıksız düşmeler
  • Yeme bozuklukları
  • Böbrek sorunları (böbrek taşları veya böbrek yetersizliğinde artış)

Genellikle bu sorunlar sağlıklı bir diyetle görülmez ve sıklıkla ilave protein desteği alanlarda veya çok fazla et tüketenlerde ortaya çıkar. Özellikle protein desteklerinin kullanımından önce mutlaka doktora danışılmalıdır.

Kollajen desteği

Kollajen vücuttaki tüm ptoteinlerin yaklaşık üçte birini oluşturur ve tüm doku ve organların ana yapıtaşlarından biridir. Bu yazıda yaygın bulunan bu proteini inceliyor ve destek olarak almanın yararı var mı sorusuna yanıt arıyoruz.

Kollajen vücuttaki tüm ptoteinlerin yaklaşık üçte birini oluşturur ve tüm doku ve organların ana yapıtaşlarından biridir. Bu yazıda yaygın bulunan bu proteini inceliyor ve kollajen desteği almanın yararı var mı sorusuna yanıt arıyoruz.

İçindekiler

Kollajen nedir? 

Kollajen; vücutta deri, kemik, bağlar ve kas kirişleri başta olmak üzere pek çok organ ve dokuda bulunan bir yapısal proteindir. Tüm vücut proteinlerinin yaklaşık üçte birini oluşturan bu protein, vücut dokularını bir yapıştırıcı gibi bir arada tutar ve zaten adını da Yunancada “yapıştırıcı” anlamına gelen “kólla” kelimesinden alır. Kolajen’in temel yapısını oluşturduğu dokular aşağıda gösterilmektedir.

Kollajenin ana yapısını oluşturduğu dokular

Kollajen temel olarak her üç amino asitinden biri glisin olan bir peptid zinciridir. Diğer amino asitlerin önemli bir kısmını da prolin, hidroksiprolin ve alanin oluşturur. Yaklaşık 1400 amino asit uzunluğundaki bu peptid zincirleri üçlü sarmallar halinde kollajen iplikçiklerini oluşturur. Kollajen iplikçikleri kollajen demetlerini ve bir araya gelen kollajen demetleri de kollajen liflerini meydana getirir.

Kollajen yapısı

Kolejen tipleri nelerdir?

Tümü bağ dokusu yapısını desteklemek amacına yönelik olsa da, çeşitli dokulara özel farklı tiplerde kollajen molekülleri vardır. Bugüne kadar 28 farklı tip kollajen saptanmıştır. Aşağıda başlıca kollajen tipleri, bulundukları dokular ve bulundukları gıdalar görülmektedir.

Kollajen tipleriBulundukları dokularBulundukları gıdalar
Tip IEn çok bulunan kollajen.
Kemikler, bağlar, kıkırdaklar, kan damarları, deri, saçlar, tırnaklar
Kemik suyu
Hayvansal proteinden zengin gıdalar
Yumurta beyazı
Tip IIKıkırdaklar, özellikle eklem kıkırdağıKemik suyu
Tavuk kıkırdağı
Hayvansal proteinden zengin gıdalar
Tip IIIKaslar, iç organlar, kan damarlarıKemik suyu
Hayvansal proteinden zengin gıdalar
Tip IVBöbrek ve akciğer bazal membranlarıYumurta beyazı
Hayvansal proteinden zengin gıdalar
Tip VHücre zarları ve plasentaYumurta beyazı
Hayvansal proteinden zengin gıdalar

Kollajen hasarı ve nedenleri

Yaş ilerledikçe üretilen kollajenin miktar ve kalitesi azalır. Bu durum da deri, kemikler, eklemler, kıkırdaklar ve çeşitli organlarda zayıflamaya neden olabilir.

Bunun yanı sıra bazı durumlar sonucunda vücuttaki kollajen hasara uğrayabilir. Bunun sebepleri arasında fazla şeker ve rafine karbonhidrat tüketimi, güneş ışığına fazla maruz kalmak ve sigara sayılabilir.

Kollajen eksikliği belirtileri

  • Tırnaklarda ve saçta kolay kırılma
  • Ciltte kırışıklık artışı
  • Yorgunluk ve güçsüzlük
  • Eklem ağrıları

Kollajen düzeyini yükseltmek

Çeşitli etkenler sonucunda vücutta azalan kollajen miktarını arttırmak yararlı olabilir. Bunun için üç yol vardır. Bunlar, vücutta kollajen üretimini desteklemek, gıdayla kollajen alımını arttırmak ve dışarıdan kollajen desteği kullanmak şeklinde sayılabilir.

Vücutta kollajen üretimini destekleme

Vücut için oldukça önemli bir protein olan kollajenin yeterli ölçüde ve kalitede sentezlenebilmesi sağlık açısından oldukça önemlidir. C vitamini ve bakır vücutta kollajen üretimi ve düzenlenmesi açısından önemli roller oynar.

Gıdayla kollajen alımını arttırmak

Kollajen hayvansal gıdaların bağ dokularında bulunur. Kemik suyu en zengin kollajen kaynağıdır. Bunun yanında kırmızı et, balık, tavuk eti, süt ürünleri ve yumurta gibi bazı yiyecekler de kolajen ve kollajen üretimi için gereken amino asitleri ve diğer yapıtaşlarını sağlayarak vücudun kollajen üretmesine yardımcı olur.

Dengeli bir diyet uygulandığında vücut ihtiyaç duyulan tüm kollajeni üretebildiğinden dışarıdan kollajen takviyesine ihtiyaç olmaz. Ancak, kimi durumlarda kollajen desteği yararlı olabildiğini gösteren kimi veriler mevcuttur.

Kollajen desteği türleri

Tüm proteinler gibi, kollajen de ağızdan alındıktan sonra midede parçalanarak aminoasitlere ve 2- 3 aminoasitten oluşan kısa peptid zincirlerine kadar parçalanır ve o şekilde emilir. Bu nedenle kollajen takviyeleri temel olarak glisin, prolin, hidroksiprolin ve alanin aminoasitlerini yoğun şekilde vermeye yarar.

Çeşitli kolajen türlerinin benzersiz amaçlara hizmet ettiğine dair pek çok iddia bulunmakta ve piyasada pek çok çeşit kollajen preparatı bulunmaktadır. Ancak, kollajen destekleri arasındaki farkların etki farkı yarattığına dair yeterli data veya bu konuda resmi bir kılavuz yoktur.

Unutulmaması gerekli bir nokta da, gerek doğal kollajenin gerekse kollajen desteklerinin vejeteryen diyete uygun olmadığıdır.

Hidrolize kollajen desteği

Kırmızı et, deniz ürünleri, kümes hayvanları ve diğer hayvan kaynaklarından elde edilen kollajen kısa ve emilmesi kolay peptit parçacıklarına bölünür. Bu formda jel oluşturmadığı için sıcak ve soğuk içeceklere, çorbalara hatta unlu mamüllere eklenebilir. Kapsül ve toz halinde satılan hidrolize kollajen’in günde 10 grama kadar olan dozlarda güvenli olduğu gösterilmiştir.

Tatlandırılmış kollajen

Tavuk kıkırdağından elde edilen ham kollajendir. Eklem sağlığı için yararlı olduğu iddia edilmekle birlikte, bunu destekleyecek yeterli veri yoktur.

Jelatin

Genellikle hayvansal kaynaklardan elde edilen pişmiş ham kollajendir. Parçalanmamış olduğı için katıldığı sıvıda jel oluşumuna yol açar. Bu etkisi yüzünden mutfakta ve yemek endüstrisinde sık kullanılan kollajenin etkinliği konusunda yeterli veri yoktur.

Kollajen desteği yararları

Kollajen takviyeleri; saç sağlığından kıkırdak ve eklem sağlığına, yüzdeki kırışıklardan kalp hastalıklarına kadar geniş bir spektrumda kullanılmaktadır.

Deri

Kollajen desteklerinin en sık kullanıldığı alanların başında cilt kırışıklıklarının azaltılması ve önlenmesi gelir. Düzenli kullanılan kollajen destekleri ile cildin esnekliğinin arttığı, nemini daha iyi koruduğu ve kırışıkların azaldığı saptanmıştır. Bu düzelmenin, kollajen takviyelerinin vücutta kollajen üretimini arttırmasına bağlı olduğu düşünülmektedir. Üştelik sadece kollajen değil, elastin ve fibrilin gibi derinin diğer yapıtaşı proteinleri de artar.

Kaslar

Kollajen destekleri kas kütlesinin artırılmasına yardımcı olur. Düzenli olarak direnç egzersizleri yapan yaşlı kişilerde kollajen desteği ile kas kütlesinde normale oranla daha belirgin artış sağlandığı gösterilmiştir. Aynı durum spor yapan aktif kişilerde de mevcuttur. Spor sonrası kas hasarları ve iltihapları da kollajen destekleri ile daha hızlı iyileşmektedir.

Kıkrdaklar, eklemler ve kemikler

Yaşlanmayla birlikte azalan kollajen üretimi, kıkırdak dokusunu zayıflatır ve buna bağlı olarak eklem yapısı ve kemikler de hasar görür. Bu süreç sonucuda eklemlerde ağrı ve hareket kısıtlanması ortaya çıkar. Kollajen takviyeleri eklemlerde ağrı ve kısıtlılığı azaltmaktadır. Kollajen desteği menopoz sonrası kadınlarda kemik mineral yoğunluğunun korunmasına da destek olmaktadır.

Kalp ve damar sistemi

Kollajen takviyeleri düzenli kullanıldığı zaman damar sertliğinin yol açtığı sorunların azalmasına ve kalp kasının güçlenmesine katkıda bulunabilmektedir. Kollajen etkisiyle hipertansiyon gelişimi de azalmaktadır.

Saçlar

Kollajen saç sağlığı için de oldukça önemlidir. Saç köklerinin yıpranması sonucunda saçlarda beyazlanma ve dökülme ortaya çıkar. Kollajen takviyeleri saç köklerindeki yıpranmanın önlenmesine olumlu katkılarda bulunur.

Kollajen desteği kullanımı

Piyasada bulunan pek çok kollajen desteği arasından hangisinin ve ne dozda kullanılacağı konusunda mutlaka doktorun görüşü alınmalıdır. Bunun yanısıra, bu preparatlardan en yüksek oranda yararlanmak için sağlıklı ve dengeli bir beslenme ve egzersiz planlaması yapılmalıdır. Ayrıca C vitamini içeren taze sebze ve meyve tüketimi arttırılarak kollajen eksikliğine yol açan sigara bırakılmalıdır.

Kollajen takviyelerinin yan etkileri

Kollajen takviyeleri ile ciddi yan etkiler bildirilmemiştir. Ancak zaman zaman hafif sindirim sistemi sorunları ve ağızda kötü tat görülebilmektedir. Kollajen takviyelerine katılan vitaminler, mineraller ve diğer besin takviyelerine bağlı yan etkiler daha sıktır.

Çocuklarda ve hamilelerde kollajen desteklerinin kullanılması konusunda bir sakınca belirtilmemiş olmasına rağmen, kullanımdan kaçınmak daha doğru olur. Ayrıca, kollajen bir protein olduğu için, protein alımının sınırlandırıldığı kronik böbrek hastalığı gibi durumlarda da kollajen destekleri verilmemelidir.

Özet ve sonuç

Kollajen vücudun önemli yapı elemanlarından biridir. Bu nedenle, diyetle kollajen alımının arttırılmasının önemi büyüktür.

Bununla birlikte, kollajen desteklerinin yararları hakkında pek çok çalışma olmakla birlikte, bu çalışmaların kapsamları tıbbi olarak kollajen desteklerinin kullanımını rutin olarak önermek açısından yeterli değildir. Vücuda giren kollajen aminoasitleri gerekli olan proteinleri yapmakta kullanılır ve bunun ne kadarının kollajen olduğu belli değildir. Yan etkilerin ve kullanımı kısıtlayan nedenlerin çok az olması nedeniyle kollajen desteği kullanmakta fazla bir sakınca olmayabilir, ancak bu kullanımın ödenen fiyata değip değmeyeceği tartışmalıdır.

Enflamasyon ve yiyecekler

Enflamasyon vücudun savunma ve tamir mekanizmasıdır, ancak kronikleşirse zarar verir. Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisi de bu kapsamdadır.

Enflamasyon vücudun savunma ve tamir mekanizmasıdır, ancak kronikleşirse zarar verir. Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisi de bu kapsamdadır.

Table Of Contents

Enflamasyon, vücudun dıştan gelen saldırılara karşı vücudun savunma ve tamir mekanizmasıdır. Ancak, enflamasyonu uyaran etkenler devam ettiği sürece enflamasyon devam eder ve kronikleşir. Kronik enflamasyon ise diyabet, kalp hastalıkları ve obezite başta olmak üzere pekçok sorunla ilgili riski arttırır.

Dışarıdan gelen enflamasyonu tetikleyici faktörler enflamasyon cevabını şiddetlendirebilir. Bu faktörler arasında kronikleşmiş enfeksiyonlar, otoimmün bozukluklar veya hava kirliliği yada endüstriyel kimyasallar bulunabilir. Ayrıca, sigara, alkol, obezite ve kronik stres de enflamasyonu arttırabilen faktörler arasındadır.

İlginç bir şekilde, enflamasyon ve yiyecekler arasında da ilişki vardır. Bir kısım yiyecekler enflamasyonu arttırıcı etki gösterirken, bir kısmı da aksine enflamasyonu azaltırlar.

Enflamasyonu arttıran yiyecekler

Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisinde her durumda fazla yağlı, fazla şekerli yiyeceklerden ve işlenmiş gıdalardan uzak durulması önerilmektedir. Başlıca enflamasyon azaltıcı yiyecek grupları aşağıdadır.

Şekerler

Adı ne olursa olsun, şeker şekerdir. Günde 30 gramdan az tüketilmesi gerektiği halde, ortalama günlük diyette bunun yaklaşık üç misli şeker bulunur. İlave şekerlerin çoğunun kaynağı hazır gıdalardır. Meyveler ve süt ürünleri gibi doğal şeker kaynakları genellikle şeker ile birlikte lif ve protein içerdikleri için kan şekerinde pik halinde yükselmeye yol açmazlar. Ancak, hazır gıdalarda diğer tat arttırıcılarla birlikte bulunan şeker cinsleri kan şekerinde ani yükselmeye ve buna bağlı insülin salgısına yol açar.

Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisinde şekerlerin önemi büyüktür. Araştırmalar, diyetteki ilave şekerin kronik enflamasyonu tetiklediğini göstermektedir. Bunun temel nedeni, kan şekerinin yükselmesinin tetiklediği insülin artışının şekerleri yağ dokusunda depolaması ve sonuçta enflamasyona yol açmasıdır.

Şeker hazır gıdaların pek çoğunun içinde bulunur. Bu listede şekerleme ve çikolata çeşitleri, kekler, gofretler, pastalar, tatlılar ve benzerleri olduğu gibi, hiç tahmin etmeyeceğiniz şekilde ekmekler, krakerler, salata sosları gibi yiyecekler de bulunur. Hazır içeceklerin büyük çoğunluğu da yüksek miktarda şeker içerir. Dolayısıyla, hazır gıdalarda etiket üzerindeki şeker miktarını incelemekte ve bir öğünde alınacak şeker miktarını 4 gramın altında tutmakta yarar vardır.

Hazır içecekler fazla miktarda şeker içerir
Hazır içecekler fazla miktarda şeker içerir

Yapay trans yağlar

Yapay trans yağlar margarin üretiminde sıvı yağların hidrojenizasyonu sırasında oluşur. Margarin üretiminde yağların hidrojenizasyonu yağın dokusunu, dayanıklılığını ve raf ömrünü değiştirir. Etlerde ve süt ürünlerinde de bir miktar doğal (ruminant) trans yağ bulunmakla birlikte, bunların yapay trans yağlar kadar zararlı olmadıkları belirtilmiştir.

Yapay trans yağlar her miktarda zararlıdır, bu nedenle günde 1 gramdan az tüketilmeleri önerilir.

Katı margarinler en sık rastlanan trans yağ örneğidir. Ancak, içeriğini kontrol edemediğiniz hazır gıdalar, restoran yemekleri ve pastane ürünleri en sık tüketilme şeklidir.

Yapay trans yağlar önemli bir enflamasyon tetikleyicisidir. O nedenle tüketim sırasında çok dikkatli olmak gerekir.

Omega-6 yağ asitleri

Yüksek oranda omega-6 yağ asitlerini içeren bitkisel sıvı yağlar günlük diyette çok sık kullanılırlar. Buna karşılık, bu sıvı yağların içerdikleri yüksek oranda omega-6 yağ asitleri nedeniyle iltihabi reaksiyonları uyardığı belirtilmektedir. Bu konuda omega-6/omega-3 oranının önemli olduğu, bu nedenle diyette omega-3 miktarının arttırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Ancak, bu konudaki veriler yeterli değildir ve en bol bulunan omega-6 yağ asidi olan linoleik asidin enflamasyonu uyarmadığı belirtilmektedir. Yine de, eldeki veriler ışığında omega-6 yağ asitlerinin kullanımının sınırlanması ve omega-3 alımının arttırılması yararlı olacaktır.

Rafine karbonhidratlar

Karbonhidratlar en başta gelen enerji kaynağı olmaları dolayısıyla diyette vazgeçilmez durumundadırlar. Ancak, şeker, beyaz un ve beyaz pirinç gibi rafine karbonhidratlar enflamasyonu kolaylaştırabilmektedirler.

Rafine karbonhidratlar lif içermezler. Oysa ki lifler tokluk sağlar, kan şekerini dengeler ve barsaktaki yararlı bakterileri besler. Yeterli lif içermeyen karbonhidratlar ise tam tersine barsaktaki enflamasyon yapan bakterilerin çoğalmasına neden olur. Rafine karbonhidratların yüksek glisemik indeksi de kan şekerini hızlı yükselterek enflamatuar olayları tetikler.

Rafine karbonhidratlar başlıca aşağıdaki gıdalarda bulunur.

  • Her tür şeker ve şeker içeren gıda
  • Her tür tatlı
  • Beyaz ekmek ve her tür beyaz un içeren gıda
  • Bisküvi ve krakerler
  • Kek, pasta, poğaça ve benzeri pastane ürünleri
  • Beyaz pirinç

Rafine karbonhidratlar yerine tam tahillar ve baklagiller kullanılabilir.

Kırmızı et ve şarküteri ürünleri

Kırmızı et ve şarküteri ürünleri tüketimi kalp damar hastalıkları, diyabet ve kanser riskini belirgin şekilde arttırır. Bunun temel nedeni, kırmızı ette ve şarküteri ürünlerinde yüksek miktarda bulunan doymuş yağların enflamasyonu kolaylaştırmasıdır.

Kırmızı etin pişirilmesi ve şarküteri ürünlerinin hazırlanması sırasında içlerinde bol miktarda AGE’ler (ileri glikasyon son ürünleri) oluşur. AGE’ler de önemli enflamasyon uyarıcılarıdır.

Tüm bu nedenlerle kırmızı et ve şarküteri ürünleri tüketimini azaltmakta yarar vardır. Bunun için aşağıdaki önlemler alınabilir.

  • Haftada iki günü et yemeden geçirmek
  • Sadece tek öğün et yemek, sebze yemeklerini etsiz pişirmek
  • Sofrada et yemeği yerine etli sebze tüketmeyi tercih etmek (örn. kıymalı fasulye veya biber dolması gibi)
  • Şarküteri ürünlerini çok az tüketmek
  • Eti yağsız tüketmek
Şarküteri ürünleri buzdolabı tehlikelerinin başında gelir
Şarküteri ürünleri kaçınılması gereken gıdaların başında gelir

Alkol tüketimi

Özellikle yüksek miktarda alkol tüketimi enflamasyonu arttırır. Bunun en önemli nedeni alkolün barsaktaki zararlı bakterilerin çoğalmasına yol açması ve bunların salgıladığı toksinlerin vücutta yarattığı reaksiyondur. Bu nedenle, alkol alımını sıklık ve miktar açısından kısıtlamakta büyük yarar vardır.

Enflamasyonu azaltan yiyecekler

Enflamasyonu azaltan yiyecekler, enflamasyon olasılığını azaltırlar. Bu yiyecekler genel olarak sağlıklı addedilir. Enflamatuar hastalıklarda yemek alışkanlıklarının değişmesi hastalığın gidişini değiştirebilmektedir. Bu durum ilaçların ve diğer tedavilerin yerini doldurmaz, ancak alevlenmelerin ve kullanılan ilaç miktarlarının azalmasını sağlayabilir.

Enflamasyonu azaltan gıdalar arasında sebze ve meyveler, tam tahıllar, baklagiller ve kuruyemişler gibi bitkisel protein kaynakları, yağlı balıklar, yararlı yağlar, kokulu bitkiler ile baharatlar bulunur.

Sebzeler ve meyveler

Ispanak ve pazı gibi K itamininden zengin yeşil yapraklı sebzeler, brokoli ve lahana enflamazyonu azaltır. Kiraz, ahududu ve böğürtlen gibi kırmızı renkli küçük meyveler de benzer şekilde etki gösterir.

Tam tahıllar

Esmer pirinç, yulaf ezmesi, tam buğday gibi tam tahıllar lif yönünden zengindir ve bitkisel lifler enflamasyonun azalmasına katkıda bulunur.

Baklagiller

Baklagiller iyi lif kaynakları olmalarının yanısıra antioksidanlar ve başka antienflamatuar maddeler açısından da zengindirler.

Kuruyemişler

Kuruyemişlerin çoğu enflamasyonu azaltıcı özelliği olan yararlı yağ asitlerini içerir. Ancak günde bir avuçtan fazla tüketilmeleri durumunda kilo almaya yol açabilirler.

Atıştırmalık olarak kuruyemiş tüketebilirsiniz, ama miktarı abartmayın
Atıştırmalık olarak kuruyemiş tüketebilirsiniz, ama miktarı abartmayın

Yağlı balıklar

Somon, ton balığı, uskumru ve sardalya gibi yağlı balıklar içerdikleri omega-3 nedeniyle enflamasyonu azaltmaya yardımcı olur. Bu balıkların haftada en az iki kez ve kızartılmadan tüketilmeleri gerekmektedir.

Yararlı yağlar

Bu konuda omega-3 takviyeleri, zeytinyağı ve avokado yağı en önemlileridir. Bu yağlar da kızarma derecesine kadar ısıtılmadan tüketilmelidirler.

Kokulu bitkiler ve baharatlar

Bu grupta en önemlileri sarımsak ve zerdeçaldır.

Son söz

Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisi önemlidir. İnsanı yediklerinin biçimlendirdiği düşünülünce, yenilmesi sakıncalı gıdalara üzülmek yerine yararlı gıdaların çeşitlendirilmesine odaklanmak daha önemlidir. Enflamasyonu azaltmak için tabağı gökküşağı gibi rengarenk doldurmak en iyisidir.

DASH Diyeti

Hipertansiyonda yaşam tarzı değişikliklerinin önemi yadsınamaz. DASH diyeti bu yaşam tarzı değişikliklerinin en önde gelenlerinden biridir.

Hipertansiyonda yaşam tarzı değişikliklerinin önemi yadsınamaz. DASH diyeti bu yaşam tarzı değişikliklerinin en önde gelenlerinden biridir.

Table Of Contents

Hipertansiyon önemli bir sağlık sorunudur. Bu sorunun yönetilmesinde yaşam tarzı değişikliklerinin önemi uzun zamandır bilinmektedir. Sözkonusu yaşam tarzı değişikliklerinin içinde diyet önemli bir yer tutar.

Hipertansiyonun gidişi üzerine sadece tuz kısıtlamasının değil, diyetin içeriğinin de önemli olduğunu gösteren DASH (Dietary Approaches to Stop Hypertension) çalışması, 2001 yılında yayınlandı. Bu çalışma diyet içeriğinin de tuz kadar önemli olduğunu vurguladı.

DASH diyetinin prensipleri oldukça basittir.

  • Daha fazla sebze, meyve ve yağsız süt ürünleri tüketmek
  • Tuzu, şekeri, tatlıları, şekerli içecekleri ve kırmızı eti belirgin olarak azaltmak
  • Doymuş yağdan, kolesteroden ve trans yağdan zengin besinleri belirgin olarak azaltmak
  • Tam tahıllı yiyeceklerin, tavuk ve benzeri beyaz etlerin, baklagillerin ve kuruyemişlerin tüketimini arttırmak

DASH diyeti ne işe yarar?

Çalışmalarda, DASH diyetinin 2 hafta içinde kan basıncını düşürdüğü gösterilmiştir. Bu diyet aynı zamanda kolesterolü ve fazla kiloyu azaltmaya da yardımcı olur. Bol sebze, meyve ve yağsız süt ürünleri içermesi ve yağdan, kolesterolden ve şekerden fakir olması sayesinde DASH diyeti tansiyonun ve kolesterolün yüksek olmadığı durumlarda bile sağlıklı bir yaşam sürmeye büyük katkı sağlar.

DASH diyeti nasıl uygulanır?

DASH diyeti çeşitli yiyecek gruplarından oluşur. Bu diyette öğün sayısı veya özel öğünler yoktur.

Tuz kısıtlaması

Tuz alımını günde 1500 mg sodyum (yaklaşık 3,8 gram NaCl, yani 2/3 çay kaşığı tuz) ile sınırlamak gerekir. Bunu başlangıçta yapmak zor olabilir. O yüzden ilk iki hafta 2400 mg sodyum (yaklaşık 6 gram NaCl, yani bir çay kaşığından biraz fazla tuz) ile başlamak doğru olabilir. Bu miktar yemeklere katılan ve hazır yiyeceklerden alınan tuzun tamamını kapsar.

Kalp yetersizliği ve diyet ilişkisinde tuz miktarı önemlidir
Tuz miktarı önemlidir

Tam tahıllar

Tam buğday içeren ürünler, esmer pirinç, yulaf ve benzeri tam tahllları içeren gıdaları tüketmek bu diyetin bir parçasıdır. Bu ürünlerin içindeki lifler barsakları düzenler ve daha uzun süre tok kalmayı sağlar. Ancak miktara dikkat etmek gerekir. Bu gıdaların bir porsiyonu için ölçü bir dilim tam buğday ekmeği, bir fincan pişmiş esmer pirinç veya bir fincan yulaf ezmesi olabilir. 2000 kalorilik bir diyet için günde 6- 8 porsiyon önerilir.

Kolesterolü düşürmek için tam tahılları tüketin
Kolesterolüve tansiyonu düşürmek için tam tahılları tüketin

Sebzeler

Sebzeler fazla kalori veya yağ içermezler ama lif, vitamin ve mineral kaynağıdırlar. Normal porsiyon ölçüsü bir fincandır ve çiğ veya pişmiş olarak günde 4-5 porsiyon tüketilmeleri önerilir.

Sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin
Sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin

Meyveler

Meyveler lif ve vitamin kaynağıdırlar, ayrıca içerdikleri potasyum ve magnezyum kan basıncının düşmesine yardımcı olur. Ancak, meyvelerin aynı zamanda şeker de içerdikleri unutulmamalıdır. Normal porsiyon ölçüsü bir elma veya portakal yada yarım fincan küçük meyvedir. çeyrek fincan şekerlenmemiş kuru meyve de bir porsiyon sayılır. Meyvelerin günde 4- 5 porsiyon tüketilmesi önerilir.

DASH diyeti elemanlarından biri de meyvelerdir
DASH diyeti elemanlarından biri de meyvelerdir

Yoğurt

Yağsız mandıra ürünleri, özellikle de yoğurt mükemmel protein ve kalsiyum kaynağıdır ve bunlar tansiyonunuzu düzenli tutmaya epeyce katkıda bulunur. Yoğurt ayrıca barsak sağlığı için de çok yararlıdır. Bir porsiyon ölçüsü 1 fincandır (150 ml). Günde üç porsiyon yoğurt veya bunun yarısı kadar yağsız (ve tuzsuz) peynir tüketmek önerilir.

Yağsız et ve balık

Et yiyebilirsiniz, ama yağsız olmasına dikkat edin. Et iyi bir protein ve magnezyum kaynağıdır. Derisiz tavuk ve balık da iyidir. Et cinslerinin hiçbiri yağda kızartılmamalıdır, normal yemeğin içinde pişmeli veya yağı aşağı akacak şekilde ızgara yapılmalıdır. Bir porsiyon et, tavuk veya balık 25 gram kabul edilir. Günlük tüketim 6 porsiyon, yani 150 gramla sınırlandırılmalı, bir öğünde en fazla 3 porsiyon, yani bir cep telefonu boyunda et tüketilmelidir. Et cinsleri taze olmalı ve şarküteri ürünleri tüketiminden kaçınılmalıdır.

DASH diyeti yağsız et çeşitlerini de içerir
DASH diyeti yağsız et çeşitlerini de içerir

Baklagiller ve kuruyemişler

Baklagiller ve kuruyemişler zengin protein, lif ve magnezyum kaynaklarıdır. Bir porsiyon miktarları baklagiller için yarım fincan, kuruyemişler için bir avuç hacmi veya 1/3 fincan kadardır. Önerilen tüketim miktarı haftada 5 porsiyon kadardır.

DASH diyeti içinde baklagiller önemli yer tutar
DASH diyeti içinde baklagiller önemli yer tutar

Yağlar

Fazla yağ tüketiminin damar sertliği riskini arttırdığını biliyoruz. Bu nedenle, yağ tüketimi kısıtlanmalıdır. Bir porsiyon yağ ölçüsü bir çay kaşığı zeytinyağı veya kanola yağıdır. Günlük önerilen tüketim 2- 3 porsiyon kadardır. Katı yağlardan uzak durulması önerilir.

Tatlılar

Tüm tatlılardan vazgeçmek gerekmez, ancak büyük ölçüde sınırlamak gerekir. Porsiyon ölçüsü 1 tatlı kaşığı şeker veya reçeldir ve haftalık tüketimin 5 porsiyon veya daha az olması önerilir. Şekerli içecekleri kesmeyi de unutmamalıdır. Seçilen tatlılar yağdan da fakir olmalıdır. Hamur tatlıları veya kremalı tatlılar yerine meyveli dondurma veya jöleler tercih edilmelidir.

Meyveli jöleler az miktarda tüketilebilir
Meyveli jöleler az miktarda tüketilebilir

Potasyum

DASH diyeti için önemli bir eleman da potasyumdur. Yeterli potasyum almak kan basıncının düşmesine yardımcı olur. Günde 5 gram civarında potasyum alınması önerilir. Bu amaçla patates, tatlı patates, muz, avokado ve ıspanak gibi potasyumdan zengin sebzeler sık tüketilmelidir.

Cıva zehirlenmesi

Cıva sık rastlanan bir ağır metaldir ve zehirlenmelere yol açabilir. Cıva zehirlenmesi, sonuçları ve vücuttan temizlenmesi için kullanılan yöntemleri bilmek önemlidir.

Cıva sık rastlanan bir ağır metaldir ve zehirlenmelere yol açabilir. Cıva zehirlenmesi, sonuçları ve vücuttan temizlenmesi için kullanılan yöntemler önemlidir.

Table Of Contents

Cıva kaynakları

Cıva, doğada özellikle bileşikler halinde sık rastlanan bir ağır metaldir. Cıva aynı zamanda pek çok endüstriyel üründe de bulunur.Cıvaya üç şekilde rastlanır.

  • Elementer cıva
    • Tansiyon aletleri, termometreler, barometreler
    • Oda ısısında sıvı olarak (kolayca buharlaşır)
  • İnorganik cıva
    • Geleneksel kimi tedavilerde laksatif olarak (Calomel– Ayurveda, Çin tıbbı)
    • Fotoğraf banyo malzemeleri
    • Altın arıtması amacıyla
    • Sudkostik üretimi
    • Fare ve kemirgen zehirleri
    • Kimi makyaj malzemeleri
  • Organik cıva
    • Mantar öldürücü tarım ilaçları
    • Balık ve deniz ürünlerinde metil cıva şeklinde
    • Kimyasal silahlar

Organik cıvanın metil bileşiği (metil cıva) en sık balık ve deniz ürünlerinde bulunur ve sindirim sisteminden kolaylıkla emilir. Bir diğer organik cıva bileşiği olan etil cıva ise vücuttan kolayca atılır. Etil cıva genellikle timerosal’ın vücutta parçalanmasıyla ortaya çıkar. Timoresal kimi aşılara geçmişte koruyucu olarak çok küçük miktarlarda katılan bir bileşiktir, artık hemen hemen hiç kullanılmamaktadır.

Deniz ürünlerindeki cıva çevre kirliliği sonucudur.
Deniz ürünlerindeki cıva çevre kirliliği sonucudur.

Cıva vücuda üç yolla girer.

  • Solunum yoluyla: Emilim % 60-80
  • Deri yoluyla: Emilim % 3- 15
  • Mide- barsak sisteminden
    • Metalik: < %2
    • İnorganik: % 15
    • Organik : >%90

Cıva nerelerde depolanır ve nasıl atılır?

Cıva vücutta aşağıdaki organ ve dokularda depolanır ve depolanma miktarına göre o organ veya dokunun fonksiyonlarını engelleyebilir.

  • Beyin
  • Periferik sinirler
  • Akciğerler
  • Tiroid
  • Meme
  • Kalp kası
  • Çizgili kaslar
  • Böbrekler
  • Böbreküstü bezleri
  • Tükrük bezleri
  • Karaciğer
  • Pankreas
  • Barsak hücreleri
  • Deri
  • Saçlar ve kıllar
  • Ter bezleri
  • Testisler
  • Prostat
  • Kemik iliği
  • T lenfositler

Bunlara ilaveten cıva anneden plasentaya, rahimdeki bebeğe ve anne sütüne geçer.

Metalik cıva vücuttan büyük ölçüde inorganik tuz (merkürik cıva- Hg++) şeklinde atılır. Atılım çoğunlukla idrar yoluyla olur ama dışkı, ter ve tükürükle de dışarı atılır. Atılım süresi depolanmanın miktar ve yerine göre birkaç gün içinde olabileceği gibi, yıllarca da sürebilir.

Organik cıva ise büyük ölçüde dışkıyla atılr ve yarı ömrü 70 gün civarındadır.

Cıva zehirlenmesi

Organik cıva zehirlenmesi

Nadir rastlanır, fakat tehlikelidir. Yutularak veya deri ya da solunum yoluyla metilcıva alınması sonucu olur. En şiddetli örneklerine Minamata felaketinde ve Irak‘ta rastlanmıştır. Birincisinde cıva ile kirlenmiş deniz suyundan elde edilen deniz ürünlerinin tüketimi, ikincisinde metilcıva ile ilaçlanmış tohumlar sorumludur. Belirtiler aşağıdadır.

  • Sinir sistemi belirtileri
    • Konsantrasyon bozukluğu
    • Yorgunluk
    • Anksiyete
    • Depresyon
    • Öfke nöbetleri
    • Psikoz
    • Ataksi
    • Tremor
    • Duyu kayıpları
    • Görme alanının kısıtlanması
    • Koma ve konvulsiyonlar
  • Böbrek tutulumu
    • Akut böbrek yetersizliği
    • Otoimmün glomerülonefrit
  • Kemik iliği baskılanması

Organik cıva zehirlenmesinde tedavi yanıtı maalesef zayıftır.

İnorganik ve metalik cıva zehirlenmesi

En sık rastlanan neden cıva buharı solunmasıdır. Cıva tuzlarıyla zehirlenme daha nadirdir. Belirtileri aşağıdadır.

  • Solunum sistemi belirtileri: Genellikle cıva dumanı solunması sonucudur.
    • Öksürük
    • Nefes darlığı
    • Akciğer ödemi
    • Üşüme titreme
    • Ağır halsizlik
    • Soğukalgınlığı benzeri belirtiler
  • Sindirim sistemi belirtileri
    • Karın ağrısı
    • Kusma
    • Kanlı ishal
    • Peritonit
    • Sepsis ve şok
  • Sinir sistemi belirtileri
    • Konsantrasyon bozukluğu
    • Yorgunluk
    • Anksiyete
    • Depresyon
    • Öfke nöbetleri
    • Psikoz
    • Ataksi
    • Tremor
    • Duyu kayıpları
    • Görme alanının kısıtlanması
    • Koma ve konvulsiyonlar
  • Böbrek tutulumu
    • Akut böbrek yetersizliği
    • Otoimmün glomerülonefrit
    • Atrosklerozun hızlanması (kalp krizi ve inme artışı)
    • Hipertansiyon ve lipid bozuklukları
  • Kemik iliği baskılanması
  • Bağışıklık sistemi bozuklukları
    • T hücre yanıtının zayıflaması
    • Otoimmün ve allerjik reaksiyonlar
      • Astım
      • Dermatit
      • Tiroidit
      • Diğer otoimmün bozukluklar

Cıva zehirlenmesi sonuçları

Cıva zehirlenmesi durumlarında temasın kesilmesi önemlidir. Ancak, temasın kesilmesine ve cıvanın vücuttan atılmasına rağmen özellikle sinir sistemi ve bağışıklık sistemi bozuklukları devam edebilir. Selenyumun cıvanın uzun süreli etkilerini tersine çevirebildiği de bildirilmiştir, ancak bu konuda kanıtlar yeterli değildir.

Cıva zehirlenmesi tanısı

Cıva zehirlenmesi tanısı öncelikle klinik olarak konur. Tanıyı desteklemek amacıyla kanda, idrarda ve saçta cıva düzeylerine bakılır. Kan idrar veya saçta cıva bulunması klinik tanıyı doğrulayıcı nitelikte olmakla birlikte, buralardaki düzey ile vücutta depolanmış cıva miktarı arasında bir paralellik kurmak mümkün değildir.

Yine de, 10 mg/dl’e kadar olan kan cıva düzeyleri genelde normal kabul edilir. 10- 15 ng/ml hafif yükseklik, 50 ng/ml üzeri ise şiddetli cıva teması anlamına gelir. Ancak, bu düzeylerin cıva temasının şiddet ve süresine göre de değişkenlik göstereceği unutulmamalıdır.

Cıva detoksu

Cıvayı vücuttan temizlemeye yarayan işlemlere cıva detoksu adı verilir. Detoks işlemi doktorlar tarafından çeşitli şelatör (metal bağlayıcı) ilaçlar kullanılarak yapılabilir. Bu konuda en sık kullanılan cıva bağlayıcı ajan dimerkaprol veya BAL (British Anti Lewisite) adıyla bilinir ve ağızdan veya damar yoluyla kullanılabilir. Her ne kadar kimi ülkelerde reçetesiz satılsa ve yan etki profili dar olsa da, bu ajanın doktor gözetiminde kullanılması doğru olur.

Hafif cıva teması durumlarında vücuttan cıva temizlemeye yarayan basit yöntemler de vardır. Bu yöntemlerin hafif cıva teması (kanda <15 ng/ml) durumunda kullanılması daha doğru olur. Şiddetli cıva temasları ise mutlaka doktor gözetiminde tedavi edilmelidir.

Basit yöntemler

Her ne kadar internette cıvayı vücuttan uzaklaştırdığı öne sürülen pek çok yöntem ve destek öne sürülse de, bunların çoğunun geçerliliğini ve güvenilirliğini gösterir data yoktur.

Kullanılacak yöntemler başlıca iki aşamada incelenebilir.

  • Cıva temasının azaltılması
    • Amalgam diş dolgularının çıkartılması
    • Yüksek cıva içeren deniz ürünlerinin tüketilmemesi
      • Midye, istridye ve benzeri kabuklular
      • Dil balığı, pisi, kefal, kırlangıç, iskorpit gibi dip balıkları
      • Ton balığı türleri
      • Lüfer
      • Mersin
      • Uskumru
      • Köpekbalığı türleri
    • Çevre kirliliğinden kaçınmak
      • Yaşanılan ortamda iyi kalite hava temizleyici kullanılması
      • Sanayi kirliliğinden kaçınmak
      • Tarım ilaçlarını dikkatli kullanmak
    • Ağır metal içermeyen doğal makyaj malzemeleri kullanmak
  • Cıvanın vücuttan atılması
    • Bol su içmek
    • Bol lif tüketmek
    • Önerilen etkinliği şüpheli yöntemler
      • Glutatyon, fosfolipidler, C ve B vitaminleri gibi suplemanlar
      • Terlemeyi, dolayısıyla deri yoluyla atılmayı kolaylaştırmak amacıyla sauna ve buhar banyoları (uygulamadan önce uygunluğu açısından doktora danışılmalı ve birlikte yeterli sıvı ve mineral alınmalıdır).

Sonuç

Cıva zehirlenmesi çevre kirliliğinin artışıyla birlikte daha fazla gündeme gelen bir sorundur. En uygun çözüm cıva temasının azaltılmasıyla ve sağlıklı yaşam koşullarına dikkat edilmesiyle olacaktır.