Hipoglisemi

Kan şekerinin fazla düşmesi anlamına gelen hipoglisemi genellikle diyabetlilere ait bir sorun olsa da, diyabetli olmayanlarda da görülebilir.

Kan şekerinin fazla düşmesi anlamına gelen hipoglisemi genellikle diyabetlilere ait bir sorun olsa da, diyabetli olmayanlarda da görülebilir.

Hipoglisemi nedir?

Kan şekerinin 70 mg/dl altına düşmesi hipoglisemi olarak tanımlanır. Aslında rakam çok önemli olmamakla birlikte, belirtilerin olması daha önemlidir ve belirtilerle kan şekerinin her zaman uyumlu olması gerekmez.

Hipoglisemi belirtileri

Hipoglisemi belirtileri şekerin düşmesi sonucu ortaya çıkan stres tepkisi belirtileri (katekolaminlerin artışına bağlı belirtiler) ve glikozla beslenen beyin hücrelerinin beslenememesine bağlı belirtiler (nöroglikopenik) olarak ikiye ayrılır.

Aşağıdaki tabloda stres tepkisi belirtileri siyah renkte, nöroglikopenik belirtiler mavi renkte gösterilmiştir.

Hafif- orta derecede– Gerginlik ve/veya titreme
– Terleme
– Solgunluk
– Açlık hissi
– Çarpıntı ve/veya ritm bozukluğu
– Baş ağrısı
– Görme bulanıklığı
– Uyuklama veya aşırı yorgunluk
– Sersemlik ve dengesizlik
– Zihin bulanıklığı ve/veya oryantasyon bozukluğu
– Koordinasyon bozukluğu
– Gerginlik ve sinirlilik
– Tartışmaya ve dövüşmeye yatkınlık
– Davranış veya kişilik değişimi
– Ko
nsantrasyon bozukluğu
– Gevşeklik
Ağır– Yiyememek ve içememek
– Konvulsiyonlar ve nöbetler
– Şuur kaybı
Uykuda– Ağlayarak uyanma veya korkulu rüya görme
– Pijamaları ve çarşafları ıslatacak ölçüde terleme
– Uyandıktan sonra aşırı yorgunluk, gerginlik veya zihin bulanıklığı
Sık rastlanan hipoglisemi belirtileri
Sık rastlanan hipoglisemi belirtileri

Hipoglisemi nedenleri

Diyabetlilerde

  • Gereğinden fazla insülin yapmak veya insülin salgılatan ilaç (sülfonilüreler ve glinidler) kullanmak
  • İnsülini veya ilaçları düzensiz kullanmak
  • Kısa etkili insülin veya insülin salgılatan ilaç (sülfonilüreler ve glinidler) kullandıktan sonra
    • öğün atlamak
    • yeterli karbonhidrat almamak
  • Olağandan fazla fiziksel aktivite yapmak
  • Fazla alkol (özellikle yemek yemeden alkol içmek)
  • Metabolizmayı hızlandıran akut hastalıklar
  • Ani ısı değişiklikleri, özellikle sıcağa maruz kalmak
  • Mide boşalmasının gecikmesi (gastritler veya mide asidini azaltan ilaçlar)
  • Hipoglisemiyi tetikleyebilen ilaçlar
    • Beta blokerler (özellikle yüksek doz atenolol ve propranolol)
    • Cibenzolin ve kinidin (ritm bozukluğu için kullanılırlar)
    • Kinin (sıtma ilacı)
    • Enfeksiyonlara karşı kullanılan kimi ilaçlar (gatifloksasin, pentamadin, co-trimoksazol)
    • İndometasin
    • İnsülin veya insülin salgılatan ilaçlarla (sülfonilüreler ve glinidler) birlikte kullanıldığı zaman diğer diyabet ilaçları (metformin, SGLT2 inhibitörleri, tiazolidinedionlar)

Diyabetli olmayan kişilerde hipoglisemi

Hipoglisemiye yatkın kişiler

  • obezler
  • ailesinde diyabet bulunanlar
  • insülin direnci veya prediyabet bulunanlar
  • başka sağlık problemleri olanlar
  • Mide ameliyatı (mide küçültücü cerrahi veya obezite cerrahisi) geçirenler

Diyabetli olmayan kişilerde hipoglisemi nedenleri

Reaktif hipoglisemi

Reaktif hipoglisemi genellikle yemekten sonraki yarım saat ile iki saat arasında ortaya çıkar. Bu durumun nedeni yemekle yükselen kan şekerine karşı aşırı insülin salgılanmasıdır. Özellikle şekerli veya rafine karbonhidratlı gıdalardan sonra daha sık görülür. Reaktif hipoglisemi insülin direnci veya prediyabet belirtisi olarak kabul edilir.

Mide boşalmasının hızlandığı midede asit fazlalığı veya mide küçültücü cerrahi yada obezite cerrahisi geçirenlerde de benzer durum ortaya çıkar. Bu duruma dumping sendromu adı verilir.

Reaktif olmayan hipoglisemi

Reaktif olmayan hipogliseminin yemeklerle ilişkili olması şart değildir ve genellikle altta yatan bir etken mevcuttur.

  • Yanlışlıkla veya kasdi olarak (intihar veya zarar verme maksadıyla) insülin yapılması veya insülin salgılatan ilaç (sülfonilüreler ve glinidler) kullanılması
  • Gebelik
  • Fazla alkol kullanımı
  • Kalp, karaciğer ve böbrek yetersizlikleri
  • Anoreksiya ve bulimia gibi kimi yeme bozuklukları
  • İnsülin salgılayan pankreas tümörleri (insülinoma) ve diğer endokrin pankreas salgı bozuklukları
  • Hipofiz veya böbreküstü bezi yetersizliği gibi kimi hormon eksiklikleri
  • Hipoglisemiyi tetikleyen ilaçlar
    • Beta blokerler (özellikle yüksek doz atenolol ve propranolol)
    • Cibenzolin ve kinidin (ritm bozukluğu için kullanılırlar)
    • Kinin (sıtma ilacı)
    • Enfeksiyonlara karşı kullanılan kimi ilaçlar (gatifloksasin, pentamadin, co-trimoksazol)
    • İndometasin

Şeker düzeyi normal bulunan hipoglisemi

Beyin hücreleri glikozla beslenir. Bu nedenle, hipoglisemide beyin hücreleri beslenemediği için buna bağlı belirtiler ortaya çıkar. Bu duruma nöroglikopeni adı verilir.

Genellikle diyabet tedavisinde kan şekeri hızlı düşürüldüğü zaman (genellikle hızlı insülin tedavisi) kandaki şeker normal (bazen de normalden yüksek) olmasına rağmen, merkez sinir sisteminde glikoz miktarı hızla azalır ve kandaki glikoz kan- beyin bariyerini yeterince hızlı aşamadığı için hipoglisemiye bağlı sonuçlar ortaya çıkabilir.

Ancak bu durum sadece diyabete bağlı değildir. Diyabetik olmayanlarda da bu durum bazen fazla alkol etkisiyle, mideyi küçülterek yada gastrik bypass şeklinde yapılan mide ameliyatları sonrasında veya beyne glikoz taşıyan kimi mekanizmalardaki defektler sonucunda da görülebilir.

Bu tabloda kan şekeri normal ve hatta bazen yüksek bulunmasına rağmen nöroglikopenik hipoglisemi belirtileri saptanır.

Belirti vermeyen hipoglisemi

Özellikle ileri diyabetlilerde ortaya çıkan sinir hasarı sonucunda hipoglisemi hiç belirti vermeyebilir veya bir takım duygudurum değişiklikleri şeklinde kendisini gösterebilir. Bu hastalarda düzenli kan şekeri takibiyle şeker dalgalanmalarını izlemek çok yararlı olur.

Somogyi etkisi

Kimi zaman hipoglisemi sonucunda vücudun tepkisi ile depolardan kana verilen şeker miktarı artar. Bu nedenle, hipoglisemi sırasında şeker düşük bulunmasına rağmen takip eden saatlerde ölçülen şeker yüksek bulunur. Bu duruma Somogyi etkisi denir. Somogyi etkisi bir rebound (geri tepme) fenomenidir ve nedeni genellikle diyabet takip ve tedavisindeki aksamalardır (insülin ve/veya ilaç düzeninde bozukluk ya da diyet ve egzersiz düzenindeki değişiklikler gibi). Bu durum doktorla işbirliği içinde çözülmelidir. Yüksek bulunan kan şekeri nedeniyle insülin veya ilaç dozunu arttırmak genellikle bu tabloyu daha da ağırlaştırır.

Hipoglisemi tedavisi

Korunma

  • Özellikle insülin veya insülin salgılatan ilaç (sülfonilüreler ve glinidler) kullanan diyabetlilerde düzenli kan şekeri takibi
  • Diyabetlilerde stabil bir fiziksel aktivite düzeyi gereğinde fiziksel aktivitenin kontrollü ve kademeli olarak arttırılması
  • Günlük öğünlerin zaman ve miktar açısından stabil olması
  • Özellikle diyabetlilerde ve insülin direnci olanlarda ara öğünler
  • Şekerli yiyecek ve içeceklerle nişastadan zengin (beyaz un ve beyaz pirinç) yiyeceklerden kaçınmak ve tam tahıllar ve baklagiller gibi kompleks karbonhidratları tercih etmek
  • Doktorun ve diyet uzmanının önerilerine göre hareket etmek
  • Hipoglisemi hakkında hastayı ve yakın çevresini bilgilendirmek

Hafif- orta derecede hipoglisemi tedavisi

Yukarıdaki hipoglisemi belirtilerinden bir veya birkaçı gözlenirse, mümkünse kan şekeri ölçülmeli ve eğer kan şekeri 70 mg/dl veya altındaysa 15 gram karbonhidrat alınmalıdır. Kan şekeri ölçülemiyorsa, yine de hipoglisemi kabul etmek doğru olur. Bunun için aşağıdakilerden birisini uygulamak gerekir.

  • Eğer varsa dört glikoz tableti veya dört adet kesme şeker
  • Yarım fincan şekerli içecek (meyve suyu veya gazoz)
  • Bir çorba kaşığı şeker, bal veya pekmez
  • İki çorba kaşığı kuru üzüm

Bunların yapılmasından sonra 15 dakika bekleyerek mümkünse kan şekeri yeniden ölçülmeli ve normale döndüğü veya hipoglisemi belirtilerinin geçtiği görülmelidir. Eğer düzelme olmamışsa, 15 gram daha karbonhidrat alınarak yine 15 dakika sonra kontrol yapılmalı ve bu durum kan şekeri ve/veya belirtiler normale dönene kadar sürdürülmelidir. Bu uygulamaya 15/15 kuralı denir.

Hipogliseminin düzeltilmesinden sonra, eğer planlı yemek öğününe bir saatten daha fazla zaman varsa, galeta, kraker gibi bir atıştırmalık veya bir meyveyle bir ara öğün planlanmalıdır.

Eğer hipoglisemiye neden olan etken bilinmiyorsa ve hipoglisemi atakları birkaç kez tekrar ederse doktorla görüşülüp bunun nedeni araştırılmalıdır.

Ağır hipoglisemide tedavi

Ağır hipoglisemi tedavisi daima hastanede yapılmalıdır. Hastane dışında ve doktor gözetimi olmaksızın ağır hipoglisemiye müdahale etmek doğru değildir.

Gece hipoglisemisinde tedavi

Diyabetlilerde gece hipoglisemi genellikle insülin veya insülin salgılatıcı ilaç planlamasının uygunsuz olması sonucunda ortaya çıkar. Bu durumda doktorla görüşülerek ilaç tedavisi gözden geçirilmelidir. Gece hipoglisemisi belirtileri varsa ve sabah ölçülen kan şekeri yüksek çıkıyorsa, mutlaka Somogyi etkisi düşünülmelidir.

HOMA testi

İnsülin direnci tanısı için HOMA testi kullanımı artıyor. Bu testin niteliği ve sınırları doğru şeklide değerlendirmek için çok önemlidir.

İnsülin direnci tanısı için HOMA testi kullanımı giderek artıyor. Bu testin niteliği ve sınırları testi doğru şekilde değerlendirmek için çok önemlidir.

HOMA testi nedir?

HOMA veya daha doğru bir deyişle HOMA-IR (Homeostatic Model Assessment of Insulin Resistance) testi, kan şekerini kontrol etmek için pankreasın ne kadar insülin üretmesinin gerektiğini öngörmeye yarayan bir testtir.

Kan şekerini normal tutmak için gereken plazma insülin düzeyi ne kadar yüksekse, insülin direncinin o kadar yüksek olduğu anlaşılır. Bu fikre dayanılarak bu test 1980’lerde geliştirilmiş indirekt bir ölçümdür. Açlık kan şekeri ve açlık insülin düzeyi kullanılarak yapılan bir hesaplamaya dayanır. Başka kimi ölçüm yöntemleri de bulunmakla birlikte, HOMA testi halen klinik araştırma alanında en sık kullanılan yöntemdir.

İnsülin direncini doğrudan ölçüm yöntemler (hiperinsülinemik öglisemik insülin klemp) de bulunmakla birlikte, bunların pratiğe uygulanması çok zordur.

HOMA testi için normal sınırlar

HOMA testi değeri ne kadar yüksekse, insülin direncinin o kadar fazla olduğu söylenebilir. Bu test sonuçlarına göre HOMA değeri 1 civarında ise insülin hassasiyetinin optimal olduğu söylenebilir. 1.9 üzerinde HOMA değeri erken insülin direnci, 2,5 üzeri ise anlamlı insülin direnci demektir.

HOMA testi sonuçlarının değerlendirilmesi
HOMA testi sonuçlarının değerlendirilmesi

HOMA testinin uygulanması ve güvenilirliği

  • Testten önce testin yapılacağı kişinin en az 3 gün boyunca normal diyetini sürdürmesi istenir.
  • Test öncesinde hiç bir fiziksel aktivite kısıtlaması yapılmaz.
  • Test öncesinde en az 8 saatlik açlık gereklidir.
  • Testten önce ilaç dahil hiç bir şey alınmamalıdır.
  • Test sadece ayaktan hastalara uygulanır, hastanede yatan hastaya yapılmaz.
  • Test özel durumlar dışında diyabetli hastaya uygulanmaz.

Bu testin öncelikle insülin direncinin saptanması ve derecelendirilmesi için kullanılır. Temelde klinik araştırmalar için kullanılan bir testtir, güvenilir olmasına rağmen takip ölçümlerinde tutarlılığını izlemek güç olabilir.

Yüksek HOMA testi

HOMA değeri ne kadar yüksekse, insülin direnci o kadar fazla demektir. Bu durum, kan şekerini normal tutmak için pankreasın ne kadar fazla insülin salgıladığının göstergesidir. Bunun yanısıra uzamış açlıkta, egzersize bağlı kas hasarında, hipotiroidi ve hipertiroidide, gebelikte, çevre kirliliğine maruz kalanlarda, pankreas salgı bozukluklarında, kortizon ve büyüme hormonu fazlalıklarında ve yaşlanmanın sonucu olarak HOMA testi sonucu yüksek bulunabilir.

Ayrıca aşağıda sayılan nadir hastalıklarda da insülin direncine rastlanır.

  • Down sendromu
  • Turner sendromu
  • Klinefelter sendromu
  • Talassemi
  • Hemokromatoz
  • Lipodistrofi
  • Progeri
  • Huntington hastalığı
  • Myotonik distrofi
  • Friedrich ataksisi
  • Laurence-Moon-Biedel sendromu
  • Tip I ve Tip III glikojen depo hastalığı
  • Mitokondri hastalıkları

HOMA testi yüksekliği insülin direnci anlamına geldiği için, yüksek HOMA testi için yapılacaklar insülin direnci için yapılacaklar ile aynıdır.

Hemoglobin A1c

Hemoglobin A1c, diyabet tanısı ve takibi için çok yaygın olarak kullanılan ve hastanın geleceği için değerli bilgiler veren bir kan testidir.

Hemoglobin A1c, diyabet tanısı ve takibi için çok yaygın olarak kullanılan ve değerli bilgiler veren bir kan testidir.

Hemoglobin A1c Nedir?

Hemoglobin kanda oksijen taşıyan ana proteindir. Kandaki glikozun bir kısmı hemoglobine kalıcı olarak bağlanır ve bu bağlanma miktarı kandaki glikoz düzeyi arttıkça ona paralel olarak artar. Glikocüzun glikolizasyonu denen bu olayın sonucunda ortaya çıkan maddeye glikohemoglobin veya hemoglobin A1c (HbA1c) denir.

Hemoglobinin ömrü, alyuvarların ömrü kadar, yani yaklaşık üç ay civarındadır. Glikohemoglobin oluşumu kalıcıdır, dolayısıyla üç ay, yani hemoglobinin ömrü boyunca kanda kalır. Dolayısıyla, hemoglobin A1c kan şekerinin son üç aydaki ortalama seyrini yansıtır.

Hemoglobin A1c Nasıl Ölçülür?

Hemoglobin A1c, damardan alınan bir tüp kan ile yapılır. Ölçüm için aç veya tok olmanın önemi yoktur.

Hemoglobin A1c ölçümünün nedenleri

Hemoglobin A1c ölçümünün iki gerekçesi vardır. Bunlardan birincisi diyabet tanısının konulması, diğeri zaten diyabetli olan kişide kan şekeri kontrolünün izlenmesidir.

Sonuçların değerlendirilmesi

Hemoglobin A1c düzeyi aşağıdaki şekilde değerlendirilebilir:

  • 3.5- 5.7 arasındaki değerler normal kabul edilir.
  • 5.7- 6.4 arasındaki değerler prediyabet yönünde değerlendirilir.
  • 6.5 ve üzerindeki değerler ise diyabet tanısı koydurur.

Kan şekeri ile HbA1c arasındaki ilişki nasıldır?

Hemoglobin A1c ortalama kan şekeri düzeyini yansıtır. Ortalama kan şekeri düzeyi dendiği zaman, açlık, tokluk, gece ve gndüz dahil olmak üzere kan şekerinin 24 saatlik ortalaması anlaşılır.

HbA1c ile ortalama kan şekeri arasındaki ilişki aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

HbA1c düzeyi (%)Ortalama kan şekeri düzeyi (mg/dl)
597
5.5111
6126
6.5140
7154
7.5169
8183
8.5197
9212
9.5226
10240
10.5255
11269
11.5283
12298

 Hemoglobin A1c değerlerinin yükselme nedenleri

HbA1c sonucunun yüksek çıkması temelde diyabet sonucudur. Ancak, bazı diyabet dışı nedenler de kan şekerini yükselterek HbA1c değerlerini etkileyebilir. HbA1c düzeyini yükselten nedenler aşağıda sayılmıştır:

Yüksek hemoglobin A1c düzeylerinin sonuçları

Diyabet komplikasyonları

Diyabet seyrinde gerek büyük damar komplikasyonları, gerekse küçük damar hasarlamnasına bağlı uç organ sorunları HbA1c düzeyleri ile yakından ilişkil şekilde artış gösterir. Bu durum daha prediyabet aşamasında başlar ve hemoglobin A1c düzeylerinin artmasıyla genellikle geometrik olarak artar.

Hemoglobin A1c düzeyleri ve uç organ hasarları
Hemoglobin A1c düzeyleri ve uç organ hasarları arasındaki ilişki

Kognitif bozukluklar

HbA1c düzeylerindeki yükselme ile hafıza ve diğer kognitif fonksiyonlardaki azalma birbiri ile ilişkili bulunmuştur. Dolayısıyla, daha yüksek HbA1c düzeyleri, daha fazla bunama riski anlamına gelir.

Damar sertliği (ateroskleroz)

Diyabetin derecesi, yani HbA1c düzeylerinin seyri ile kronik enflamasyon ve ateroskleroz arasındaki ilişki iyi bilinmektedir. Bu nedenle, daha kötü diyabet kontrolü daha fazla ateroskleroza bağlı sorun anlamına gelir.

Kalp hastalıkları

Yüksek seyreden HbA1c düzeyleri hem koroner kalp hastalığına bağlı sorunlar, hem de kalp yetersizliğinin oluşumu ve seyri açısından olumsuz etki eder. Bu durum gerek diyabetikler, gerekse diyabetik olmayanlar için benzerdir.

Karaciğer yağlanması

HbA1c düzeyleri arttıkça gerek diyabetiklerde, gerekse nondiyabetiklerde karaciğer yağlanmasının gerek sıklığı, gerekse şiddeti artar.

Kronik yorgunluk

Diyabetli hastaların dörtte üçü kronik yorgunluktan yakınmaktadır. HbA1c düzeyleri ile kronik yorgunluk arasında zayıf da olsa bir bağlantı saptanmıştır.

Anksiyete ve depresyon

Diyabetlilerde yüksek HbA1c düzeyleri ile anksiyete ve depresyon sıklığı ve şiddeti arasında yakın bir ilişki saptanmıştır. Bu durum hem anksiyete veya depresyon sonucunda diyabet kontrolünün bozulması sonucunda, hem de kötü diyabet kontrolünün mood bozukluklarını tetiklemesi sonucunda olabilir. Muhtemelen bu ilişki iki yönlü olarak doğrudur.

Diyabetlilerde kemik erimesi (osteoporoz)

Diyabetlilerde yüksek HbA1c düzeyleriyle kendisini gösteren kötü diyabet kontrolü, kemik mineral yoğunluğunun azalması ve kırıklarla seyredebilen osteoporoz oluşumunu arttırmaktadır. Bu durum kadınlarda daha belirgindir.

Duyma kaybı

Yüksek HbA1c düzeyleri işitme kaybı ile paralellik göstermektedir.

Adet bozuklukları

Özellikle tip 1 diyabetli genç kızlarda kötü diyabet kontrolu ve yüksek HbA1c düzeyleri çeşitli menstruasyon bozukluklarına yol açabilmektedir.

Kanser

Çalışmalar, yüksek HbA1c düzeylerinin kanser sıklığını arttırdığını ve kanserlerin seyrini kötüleştirdiğini göstermektedir. Bu durum öncelikle kolon, pankreas, akciğer kanserleriyle jinekolojik kanserler açısından önem taşımaktadır.

Düşük Hemoglobin A1c düzeyleri

Gerek diyabetlilerde, gerekse diyabeti olmayanlarda % 5 altındaki HbA1c düzeyleri ölüm riskini arttırabilmekte, bu durum HbA1c düzeyi % 4 altında olduğunda daha belirgin hale gelmektedir. Bu durumun nedenleri arasında beslenme bozuklukları, anemi, yüksek alkol tüketimi, enflamasyon, karaciger hastalıkları ve böbrek yetersizliği olabileceği belirtilmektedir.

Oral glikoz tolerans testi

Oral glikoz tolerans testi, üzerinde çok spekülasyon yapılmasına karşılık, doğru uygulandığında tanıya çok yardımcı olan ve hemen hemen hiç risk içermeyen bir laboratuar testidir.

Oral glikoz tolerans testi, üzerinde çok spekülasyon yapılmasına karşılık, doğru uygulandığında tanıya çok yardımcı olan ve hemen hemen hiç risk içermeyen bir laboratuar testidir.

Oral glikoz tolerans testi nedir?

Oral glukoz tolerans testi olarak adlandırılan laboratuar incelemesi, glikozun vücuttaki kullanılma ve kandan temizlenme yeteneğini gösteren bir testtir. Bu test yardımı ile diyabet (şeker hastalığı), prediyabet (gizli şeker) ve gebelik diyabeti (gestasyonel diyabet) tanıları konulabilir.

Oral glikoz tolerans testi kimlere yapılır?

  • Taramalar sırasında açlık kan glikozu 110-126 mg/dl arasında bulunan kişiler
  • Diyabet şüphesi bulunan gebeler
  • Şişmanlığa eşlik eden diyabet, prediyabet ve insülin direncinin gösterilmesi
  • Genç yaşta açıklanamayan nöropati, retinopati, ateroskleroz (damar sertliği), koroner damar hastalığı veya periferik damar hastalığı olanlar
  • Travma, cerrahi girişim, miyokard infarktüsü gibi durumlar sırasında şekeri yükselen veya idrarında şeker çıkan kişilerde akut durum geçtikten sonra glikoz metabolizmasının değerlendirilmesi

Test ile ilgili olarak dikkat edilmesi gerekenler

Testten önce

  • Testten önce testin yapılacağı kişinin en az 3 gün boyunca normal diyetini sürdürmesi istenir.
  • Test öncesinde hiç bir fiziksel aktivite kısıtlaması yapılmaz.
  • Test öncesinde en az 8 saatlik açlık gereklidir.
  • Testten önce ilaç dahil hiç bir şey alınmamalıdır.
  • Test sadece ayaktan hastalara uygulanır, hastanede yatan hastaya yapılmaz.
  • Gebelik sırasında oral glikoz tolerans testi gebeliğin 24.- 28. haftaları arasında yapılmalıdır.
    • Gebelikte oral glikoz tolerans testi yapılmadan bir gün önce gebeye günün herhangi bir zamanında 50 g oral glikoz çözeltisi verilir. Glikoz verilmesinden 1 saat sonra kan şekeri 140 mg/dl veya daha fazla ise, ertesi gün için oral glikoz tolerans testi planlanır.

Test sırasında

  • Test sabah 07:00- 09:00 arası yapılır. Saat 10:00’dan sonra test yapılması durumunda hatalı sonuç olasılığı gündeme gelir.
  • İlk kan alımından sonra hastaya sıvı glikoz çözeltisi verilir ve saate bakılır.
    • Glikoz çözeltisi 100 ml suya 25 gram olacak şekilde hazırlanır.
    • İçine limon suyu veya aroma katıcı başka bir madde katılmaz.
    • Normal glikoz tolerans testi için test yapılacak kişiye 75 gr glikoz verilir.
    • Gebelere ise doktorun önerisine göre 75 gr veya 100 gr glikoz verilebilir.
  • Glikozun verilmesinden sonraki 120. dakikada ikinci kan alınır.
    • Doktorun talimatına göre kimi durumlarda 30., 60. ve 180. dakikalarda da kan alınması gerekebilir. Bu gibi durumlarda test yapılan kişiye sabit bir damar yolu takmak daha uygun olur.
    • Gebelik diyabeti için yapılan oral glikoz tolerans testinde ise 75 gr glikoz ile açlıkta ve 1. ve 2. saatlerde, 100 gr glikozla ise 1., 2. ve 3. saatlerde kan alınır.
  • Test sırasında alınan kanlarda genellikle sadece kan glikozu (kan şekeri), bazen de kan şekeriye birlikte insülin bakılır. Kimi ayrıntılı tetkiklerde alınan kanlarda kortizon, büyüme hormonu veya başka gerekli analizler de yapılması gerekebilir.
  • Test sırasında kişinin oturur durumda olması, fazla hareket etmemesi gerekir.
  • Test sırasında sadece su içilebilir, başka bir şey yenilip içilmesine izin verilmez.
  • Test sırasında sigara içilmesine izin verilmez.

Oral glikoz tolerans testinin riskleri

Oral glikoz tolerans testinin hayatı tehdit edici hiç bir riski yoktur. Teste bağlı olarak görülebilecek kimi sorunlar şunlardır:

  • Bulantı
  • Midede sıkıntı
  • İshal
  • Kabız
  • Şişkinlik
  • Başağrısı

Bu sorunların tamamı hafiftir ve en fazla birkaç gün içinde tümüyle geçer.

Testin yorumlanması

Testin sonucunda aşağıdaki yorumlar yapılabilir:

  • Glikozdan 2 saat sonra ölçülen kan şekeri 200 mg/dl üzerindeyse diyabet
  • Glikozdan 2 saat sonra ölçülen kan şekeri 140- 199 mg dl arasındaysa bozulmuş glikoz toleransı

Gebelik diyabeti tanısı

Gebelik diyabeti tanısı için aşağıdaki koşullardan iki tanesinin bulunması yeterlidir.

Kan şeker düzeyiAçlık60. dakika120. dakika180. dakika
75 gr glikoz ile>92 mg/dl>180 mg/dl>153 mg/dl
100 gr glikoz ile>92 mg/dl>180 mg/dl>153 mg/dl>140 mg/dl
Gebelik diyabeti tanısı için kriterler


İnsülin direnci

Son zamanlarda çok sözü geçen bir kavram olan insülin direnci eğer ciddiye alınmazsa pek çok tıbbi soruna da kaynaklık edebiliyor.

Son zamanlarda çok sözü geçen bir kavram olan insülin direnci eğer ciddiye alınmazsa pek çok tıbbi soruna da kaynaklık edebiliyor.

İnsülin direnci kavramını muhtemelen duymuşsunuzdur, ancak ne olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. Eğer iştahınızı kontrol edemiyorsanız, elinizden geleni yapmanıza rağmen kilo almaya devam ediyorsanız, prediyabet (şeker hastalığı tehdidi) veya diyabet (şeker hastalığı) tanısı almışsanız insülin direnci bulunması çok muhtemeldir.

İnsülin

İnsülin, pankreasta üretilen bir hormondur. Bu hormon kan şekerinin düzenlenmesinde görevli hormonlardan biridir ve kandaki glikozun hücrelere girmesini sağlar. Yemek yedikten veya su dışı birşeyleri içtikten sonra kanda yükselen şekeri normale getirmek için pankreastan insülin salgılanır.

İnsülin direnci

İnsülin direnci, vücuttaki hücrelerde bulunan insülin reseptörlerinin insüline direnç kazanarak hücrenin içine glikoz girmesini önlemesi anlamını taşır. Bu durum ön planda kas, yağ ve karaciğer hücreleri için geçerlidir, ancak diğer hücreleri de etkiler.

Hücrelerin insüline olan cevabının azalması başlıca birkaç sonuç yaratır:

  • Hücreye yeterli glikoz giremediği için hücre kendisine gereken enerjiyi yeterince üretemez ve bunun sonucunda hücrenin kimi fonksiyonlarında aksamalar olabilir.
  • Glikoz hücreye giremediği için kanda yüksek kalır.
  • Kandaki glikozun yüksek kalması insülin salgılanmasını daha fazla uyarır.
  • Artan insülin salgınlanması sonucunda karaciğer dokusuna gereğinden fazla giren glikoz yağa çevrilir ve karaciğer yağlanmasına yol açar.
  • Aynı şekilde, artan insülin salgınlanması sonucunda yağ dokusuna gereğinden fazla giren glikoz yağa çevrilir ve kilo almaya ve şişmanlamaya yol açar.
  • Sonuçta insülin direnci sendromu şişmanlık, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve tip 2 diyabetten oluşan bir grup problemin nedeni olur. Bu duruma metabolik sendrom da denir.
İnsülin direnci gelişimi ve sonuçları
İnsülin direnci gelişimi ve sonuçları

İnsülin direncinin belirtileri

İnsülin direnciniz olduğunu hissetmezsiniz. Ancak, insülin direncinin nedenlerini ve sonuçlarını oluşturan bir takım belirtiler dikkat çekicidir. Bunlar şu şekilde sayılabilir:

  • Bel çevresinin erkekte 95 cm, kadında 80 cm üzerinde olması
  • 130/80 mmHg üzerinde seyreden kan basıncı (tansiyon)
  • 100 mg/dl üzerinde seyreden açlık kan şekeri
  • 150 mg/dl üzerinde seyreden açlık trigliseridleri
  • Erkeklerde 40 mg/dl, kadınlarda 50 mg/dl altında seyreden HDL kolesterol
  • Deri belirtileri
    • Saplı benler
    • Derinin belli bölgelerinde esmerleşme (acanthosis nigricans)
    • Erkek tipi (alından) saç dökülmesi
Saplı benler
Saplı benler
Acanthosis nigricans
Acanthosis nigricans
Erkek tipi saç dökülmesi
Erkek tipi saç dökülmesi

İnsülin direnci nedenleri ve risk faktörleri

İnsülin direncinin tanısı

İnsülin direncinin tanısı aşağıdaki yöntemlerin birleşimi ile doktor tarafından yapılır.

  • Yaşam tarzı, yeme ve egzersiz alışkanlıkları, sigara ve alkol alışkanlığı sorgusu, yukarıda belirtilen diğer sorunlara ilişkin sorgulama ve aile geçmişi sorgulaması
  • Fizik muayene: Vücut ağırlığı, bel çevresi ve kan basıncı ölçümünü de içeren ayrıntılı fizik muayene
  • Kan testleri
  • Görüntüleme
    • Karaciğer yağlanması ve polikistik over sendromu araştırması için tüm batın ultrasonografisi
    • Gerekebilecek diğer görüntüleme yöntemleri

İnsülin direncinden tip 2 diyabete geçiş

İnsülin direnci nedeniyle pankreas fazla insülin salgılar. Bu durum, aşırı insülin salgılama uyarısı ve tip 2 diyabete ailevi yatkınlık gibi nedenlerin etkisiyle bir zaman sonra pankreasın yetersiz kalması sonucunu getirir. Bunun sonucunda kan şekeri yükselmeye başlar.

İnsülin etkisinin azalması sonucu kan şekerinin yükselmeye başlaması genellikle iki şekilde olur:

  • Bazal, yani açlıkta olan insülin salgısı yetersiz kalır ve açlık kan şekeri 100-125 mg/dl arasında kalır, ancak glikoz tolerans testi sonrasındaki 2. saatte şeker düzeyi 140 mg/dl altındadır. Bu duruma bozulmuş açlık glikozu adı verilir.
  • Bazal, yani açlıkta olan insulin salgısı normaldir ve bunun sonucunda açık kan şekeri normal bulunur, ancak glikoz tolerans testinin 2. saatinde ölçülen kan şekeri 140- 199 mg/dl arasındadır. Bu duruma bozulmuş glikoz toleransı adı verilir.

İnsülin direncinden diyabete giden yolda bir kişide bu durumlara ayrı ayrı rastlanabildiği gibi, aynı kişide ikisi birden de bulunabilir. Bu durum sözkonusu kişinin gerek genetik özellikleri, gerekse yaşam tarzı yapısına göre değişir.

Aşağıdaki durumlar söz konusu olduğunda ise o kişinin artık diyabetik olduğuna karar verilir.

İnsülin direnci sonuçları

İnsülin direnci aşağıda sayılan durumların ortaya çıkma riskini belirgin şekilde arttıran bir durumdur.

  • Tip 2 diyabet (şeker hastalığı)
  • Hipoglisemi
  • Kalp krizi
  • Hipertansiyon
  • İnme
  • Böbrek yetersizliği
  • Göz problemleri (göz kuruluğu, katarakt, glokom, sarı nokta hastalığı vb.)
  • Kanser
  • Alzheimer ve diğer bunama tabloları

İnsülin direnci için korunma ve tedavi

  • Egzersiz: Ortalama günde 30 dakika yürüyüş veya eşdeğeri bir aktivite
  • Sağlıklı bir vücut ağırlığı: Mevcut kilonun % 10 kadarını vermek bile büyük yarar sağlar.
  • Sağlıklı diyet: Sebze, tam tahıllar, baklagiller, kuruyemişler, balık ve yağsız etten oluşan bir diyet. Akdeniz tipi beslenme veya DASH diyeti bu konuda çok yardımcı olur.
  • Gerektiğinde ilaç: Doktorun gerekli görmesi durumunda metformin veya başka ilaçlar da tedavi için kullanılabilir.

TATLANDIRICILAR

Şeker kullanmanın zararları öğrenildikçe, tatlandırıcılar günlük yaşamda ve gıda sanayiinin ürünlerinde daha fazla kullanılmaya başladı.

Şeker kullanmanın zararları öğrenildikçe, tatlandırıcılar günlük yaşamda ve gıda sanayiinin ürünlerinde daha fazla kullanılmaya başladı.

Tatlandırıcı nedir?

Tatlandırıcılar, yiyeceklere ve içeceklere tatlılık katan yapay (laboratuarda üretilmiş) veya doğal (bitkisel) ürünlerdir. Tatlandırıcılar şekerden yüzlerce kat daha tatlıdır, ayrıca kalorileri yoktur veya çok azdır. Gazlı içecekler, hazır soslar, unlu hazır gıdalar, hazır diyet ürünleri, şekerlemeler ve sakızlar sıklıkla tatlandırıcı içerir.

Tatlandırıcılarda güvenilirlik

Bugün kullanılan tatlandırıcıların tümü sağlık otoritelerinin onayından geçmiştir. Buna göre aşağıdaki konularda tatlandırıcılar zararsızdır.

  • Kanser veya benzer bir başka soruna yol açmazlar.
  • Üreme sistemine zarar vermezler.
  • Allerjik reaksiyon yapmazlar.
  • Vücutta depolanmazlar.

Tatlandırıcılar barsak mikrobiyatasını etkiler, sonuçta mide barsak problemleri oluşturabilir. Bu maddeler kan şekerini ekilemezler ama insülin direncini arttırabilirler. Tatlandırıcılar ayrıca kilo almayı kolaylaştırabilir ve hipertansiyon ve kalp hastalığı riskini arttırabilirler.

Tatlandırıcı çeşitleri

Hepsi aynı amaçla kullanılmakla birlikte yapay ve doğal kaynaklı pek çok tatlandırıcı çeşidi mevcuttur.

Tatlandırıcılar çok çeşitlidir
Tatlandırıcılar çok çeşitlidir

Aspartam ve asesulfam

Aspartam ve asesulfam aspartik asit ve fenilalanin adını taşıyan amino asitlerden yapılan tatlandırıcıkardır. Az miktarda kalorisi olmakla birlikte, şekerden 200 kez daha tatlı olduğu için günlük kullanımda bu kalorinin önemi yoktur. Bu tatlandırıcılar sıklıkla gazlı içeceklerde, diyet dondurmalarda, sakızlarda ve ilaçlarda kullanılır. Aspartam ve asesulfam ısıtıldığı zaman bozulup tatlı özelliğini kaybettiği için pişirilmeye uygun değildir. Fenilketonürili hastalar bu tatlandırıcılarla sorun yaşayabilir.

Sakarin

Laboratuarda üretilen bu tatlandırıcı 1879 yılından beri kullanımdadır. Sakarin kalorisizdir. Sakarin ağızda acı bir tat bırakabilir. Genellikle hazır kek ve pastalarda, konserve meyvelerde, sakızlarda ve kimi içeceklerde kullanılır. Gebeler sakarin kullanmaktan kaçınmalıdır, çünkü plasentadan bebeğe geçebilir.

Sukraloz

Bu molekül laboratuarda sukroz, yani şeker molekülünün değiştirilmesiyle oluşturulmuş bir yapay tatlandırıcıdır ve şekerden 600 kat daha tatlıdır. Sukraloz molekülü emilmez ve vücuda girmez, bu nedenle pratik olarak kalorisizdir. Bu tatlandırıcı gazlı içeceklerde, hazır meyve sularında, soslarda, şuruplarda, şekerlemelerde ve diyet tatlılarda kullanılır, ayrıca pişirilmeye de uygundur.

Stevia

Bu tatlandırıcı Stevia rebaudiana isimli bitkinin yaprak ekstresidir. Çeşitli hazır gıdalarda kullanıldığı gibi, pişirilmeye de uygundur.

Şeker alkollerinden yapılan tatlandırıcılar

Şeker alkolleri hem şeker, hem de gıda alokü özelliklerini birlikte taşırlar. Bu tatlandırıcıların isimleri -tol ekiyle biter (erythritol, maltitol, sorbitol, xylitol gibi). Şeker alkolleri şekerlemelerde, sakızlarda, hazır dondurmalarda, pudinglerde ve diş macunlarında sıklıkla bulunur.

Sonuç

Tatlandırıcılar genel olarak zararsız olmakla birlikte, uzun vadeli etkileri açısından dikkatli olunmalıdır. En iyisi, şekeri ve şeker tadı veren ürünleri mümkün olduğu kadar kullanmamaktır.

KAN ŞEKERİNİ ETKİLEYEN MADDELER

Şeker hastası iseniz, şekerinizi etkileyen faktörleri de bilmek gerekir. Kan şekerini etkileyen maddeler de bunların arasındadır.

Şeker hastası iseniz, şekerinizi etkileyen faktörleri de bilmek gerekir. Kan şekerini etkileyen maddeler de bunların arasındadır.

Eğer şeker hastalığınız (diyabet) varsa muhtemelen yediklerinize dikkat etmemenin, diyabet ilaçlarınızı düzenli kullanmamanın veya yeterli egzersiz yapmamanın kan şekerini yükselttiğini biliyorsunuzdur. Başka sorunlarınız için kullandığınız kimi ilaçların ve benzeri maddelerin de kan şekerini etkilleyebileceğini bilmekte yarar var. Bu maddeler reçeteli ilaçlar olabileceği gibi, reçetesiz de alınabilen kimi ilaçlar veya başka maddeler olabilir.

Kan şekerini etkileyen maddeler

Şekeri yükselten reçeteli ilaçlar

  • Antibiyotikler: Dapson ve rifampisin gibi antibiyotikler
  • Kortikosteroidler (kortizon türevleri): İltihapli romatizmalar, iltihabi barsak hastalıkları ve allerjiler gibi durumlar bu ilaçların kullanım alanları arasındadır. Ancak, yüzeyel kullanılan kortikosteroidli kremler ve benzerleri ile solunum yoluyla alınan kortikosteroidli ilaçlar (inhaler ilaçlar) sorun yaratmaz.
  • Psikolojik sorunlarda kullanılan ilaçlar: Klozapin, olanzapin, risperidon, klozapin, aripiprazol, ziprasidon, ketiapin ve lityum.
  • Epilepsi ilaçları: Özellikle difenilhidantoin (fenitoin) kullananlar dikkat etmelidir.
  • Östrojenler: Doğum kontrol ilaçları veya menapoz sonrası hormon tedavisi
  • Kalp ve hipertansiyon ilaçları: Bu ilaçlardan amiodaron, kalsiyum kanal blokerleri, klonidin, beta blokerler ve idrar sökücüler
  • Kolesterol ilaçları: Statin grubu kolesterol düşürücü ilaçlar da kan şekerini yükseltebilir.
  • Adrenalin: Ağır alerji ataklarında kullanılır .
  • Astım ilaçları: Astım veya KOAH hastası yutularak veya enjeksiyon şeklinde aşağıdaki ilaçları kullanıyor olabilir. Bu kişiler şeker konusunda dikkatli olmalıdır. Bu ilaöların inhaler formlarında ise sorun yoktur.
    • salbutamol
    • metaproterenol
    • salmeterol
    • formoterol
    • terbutaline
    • teofilin
  • Isoretinoin: Akne tedavisi için kullanılıyor ise şekere dikkat gerekir.
  • Tacrolimus: Organ nakilleri sonrasında tacrolimus kullananlar kan şekerini izlemelidir.
  • HIV, hepatit C ve benzer virüs enfeksiyonlarında kullanılan proteaz inhibitörü ilaçlar

Şekeri düşüren reçeteli ilaçlar

  • Kimi antienfeksiyöz ajanlar: Sülfonamid grubu antibakteryeller
  • Aspirin: Yüksek doz aspirin ve benzerleri
  • Ağrı kesiciler: Parasetamol
  • Kalp ve tansiyon ilaçları: ACE inhibitörleri, beta blokerler, disopromid, kinidin
  • Kinin
Alkollü içkiler kan şekerini etkiler
Alkollü içkiler kan şekerini etkiler

Diğer kan şekerini etkileyen maddeler

  • Alkol: Alkollü içecekler kan şekeri üzerine iki yönlü etki yaparlar. Alkol alındıktan sonra kan şekerini yükseltir, ancak birkaç saat geçmesini takiben kan şekerinin ciddi oranda düşmesine (hgipoglisemi) yol açar. Kan şekeri düşüşü sonucunda vücudun kan şekerini yükseltici mekanizmaları devreye girerek şekerin yeniden yükselmesine neden olur. Bu nedenle alkol kullanımı kan şekerinin düzeninin bozulmasında önemli bir etkendir.
  • Kafein: Kahve, çay, kolalı içecekler, buzlu çay, enerji içecekleri veya çikolata kafein içerir. Bir fincan kahve 150 mg civarında kafein içerir, ancak enerji içeceklerinde bu miktar çok daha yüksektir. Kafein günde 400 mg üzerinde kan şekerini etkiler.
  • Nikotin: Sigara, başka tip tütün ürünleri (pipo, puro, nargile), tütün çiğneme veya sigarayı bırakma amaçlı kullanılan nikotin bant ve sakızları kan şekerini yükseltir.
  • Psödoefedrin: Soğukalgınlığında kullanılan reçetesiz ilaçlar genellikle psödoefedrin içerir.
  • Öksürük şurupları ve diğer şuruplar: Şurupların içeriğinde şeker bulunup bulunmadığını kontrol edin.
  • Şeker, bal, pekmez veya benzerlerini içeren geleneksel tedaviler
  • Niasin

Sonuç

Yukarıda sayılan ilaç ve maddeler kan şekerinizi yükseltme olasılığı taşısa bile, bu durum bu ilaç ve maddelerin kullanılmasına engel değildir. Bu konuda doktorunuzla mutlaka görüşün.

Diyabetiniz varsa veya kan şekeriniz yükselme eğilimi gösteriyor ise, yeni bir ilaca başlarken veya tedaviniz değiştiğinde doktorunuza bu durumu hatırlatmakta yarar vardır. Bu durum reçetesiz bir madde kullanmak istediğinizde de geçerlidir.

Doktorunuz diyabet veya başka amaçlar için kullandığınız herşeyi bilmelidir ki, ilaçlarınızın doz ve süre ayarlamalarında sorun olmasın. Bu tip ilaç ve maddeleri kullananlar kan şekerini daha sıkı takip etmelidir.

Her durumda kan şekerinizi kontrol altında tutmak için yapmanız gerekenleri ihmal etmeyin. Diyetinize uyun, düzenli egzersiz yapın ve diyabet ilaçlarınızı önerildiği şekilde kullanın.

ABUR CUBUR BESLENME NEDEN ZARARLI?

Abur cubur yiyeceklere yararsız ve gereksiz oldukları için bu isim veriliyor. Sadece gereksiz ve yararsız değiller, zararları da var.Abur cubur yiyeceklerin zararlı olmasının 10 nedeni şöyle sıralanıyor.

Abur cubur beslenme neden bu adı almış biliyor musunuz? Türk Dil Kurumu sözlüğü abur cubur karşılığı olarak şu karşılıkları yazıyor: “1. isim:  Yararı gözetilmeksizin rastgele yenilen şeyler- 2. sıfat İşe yaramayan, boş- 3. zarf Yararsız bir biçimde”. Bu durumda bu yiyeceklerin yararsız ve gereksiz olduğu anlaşılıyor. Sadece gereksiz ve yararsızlar mı acaba, yoksa zararları da var mı. Abur cubur yiyeceklerin zararlı olmasının 9 nedeni şöyle sıralanıyor.

Abur cubur beslenme sonucundaki zararlar

Kalp hastalığı riski

Abur cubur beslenme kalp hastalığı riskini arttırabilir. Abur cubur yiyecekler yüzünden kanda trigliserid ve kolesterol düzeyleriniz artar. Ayrıca bu yiyeceklerin içindeki fazla miktardaki kalori nedeniyle kilo alma ihtimaliniz artış gösterir, bu da kalp hastalığı için ilave bir risk yaratır.

Hipertansiyon

Abur cubur beslenme tansiyonunu yükseltebilir. Bu yiyeceklerin içinde bulunan fazla miktarda tuz nedeniyle tansiyonunuz yükselir. İçerdikleri aşırı yağ, şeker, rafine un ve kalori nedeniyle artan şişmanlık ve şeker hastalığı riski de tansiyonunuzu olumsuz etkiler.

Diyabet

Sağlıksız yiyecekler şeker hastalığına yol açabilir. Sağlıklı bir diyetle kan şekeriniz fazla dalgalanma göstermez. Ancak, abur cubur yiyeceklerin içinde fazla miktarda bulunan şeker ve rafine un nedeniyle, kan şekerinin düzeni bozulur, bu da bir süre sonra şeker hastalığına neden olabilir.

Kanser

Abur cubur beslenme kanser riskini arttırabilir. Bu yiyecekleri fazla tüketmenin başta mide, barsak, prostat, meme ve karaciğer kanserleri olmak üzere pek çok kanser türüne yakalanma olasılığını arttırdığını gösterir çok sayıda araştırma mevcuttur.

Karaciğer

Sağlıksız yiyecekler karaciğere zarar verebilir. Bu yiyeceklerin içindeki fazla miktardaki trans yağ ve şeker karaciğer yağlanması yaratarak siroza kadar giden sorunlara neden olabilir.

Mide barsak sistemi

Abur cubur beslenme hazımsızlık nedeni olabilir. Çoğu abur cubur yiyecek kızartılmış ve fazla baharatlı olduğu için, özellikle reflüsü veya fonksiyonel barsak rahatsızlığı olanlarda şikayetleri arttırır. Ayrıca abur cubur yiyecekler lif açısından fakir olduklarından kabızlık nedeni de olabilirler.

Beyin fonksiyonları

Bu tip yiyecekler beyin fonksiyonlarınızı etkileyebilir. Yapılan çalışmalar bir hafta boyunca abur cubur gıdalarla beslenen sıçanlarda hafıza gerilemesi olduğunu göstermiş. Bunun nedeni olarak abur cubur gıdalarda bolca bulunan trans yağlar gösteriliyor.

Yorgunluk

Sağlıksız yiyecekler yorgunluğun temel sebebi olabilir. Her ne kadar abur cubur yiyecekler doymuş hissetmenizi sağlasalar da, güç sağlayan besleyicileri içermezler. Dolayısıyla, çoğunlukla abur cubur yiyen ve sağlıklı beslenmeyi sağlayamayan kişilerde bu durum kronik yorgunluk sebebi olabilir. Belki de kolunuzu bile kaldıramamanızın sebebi budur.

Depresyon

Abur cubur beslenme genç ergenlerde depresyon nedeni olabilir. Ergenlerde ortaya çıkan pek çok hormonal değişim onları duygusal ve davranışsal değişikliklere duyarlı hale getirir. Hormon dengesini sürdürebilmek için sağlıklı diyetin önemi büyüktür. Abur cubur yiyecekler gerekli besleyicilerden yoksun oldukları için, genç ergenlerde depresyon olasılığının yarıdan fazla artmasına neden olurlar.

Tüm bu nedenlerden ötürü abur cubur yiyeceklerden uzak durmak ve olabildiğince az tüketmek en iyisi. Sağlıklı bir yaşamın en baş şartlarından birisi sağlıklı beslenmek. Sağlıklı beslenmenin en kolay yolu ise, evde yemek pişirmek.

İlgili konular
Yenmesi hiç gerekmeyen besinler
Kalp hastaları ramazanda oruç tutabilir mi?
Gizli tuz kaynakları
Şeker
Ramazan, oruç ve kalbiniz
Buzdolabınızdaki tehlikeler

YENMESİ GEREKMEYEN BESİNLER

Günlük hayatta tüketip durduğumuz ama aslında boş kalori kaynağı olmak dışında hiç bir yararı olmayan pek çok besin maddesi var. Bu besin maddelerinin önemli bir kısmı zaten besin gibi de görülmediği için, özellikle kilo vermenin ya da diyabet, hipertansiyon gibi hastalıklar nedeniyle yapılan diyetlerin Önündeki de en önemli engellerden biri durumundadır.

Günlük hayatta tüketip durduğumuz ama aslında boş kalori kaynağı olmak dışında hiç bir yararı olmayan pek çok besin maddesi var. Bu yenmesi gerekmeyen besinler zaten çoğu zaman besin gibi de görülmediği için, özellikle kilo vermenin ya da diyabet, hipertansiyon gibi hastalıklar nedeniyle yapılan diyetlerin önündeki de en önemli engellerden biri durumunda.

İçecekler

  • Alkollü içecekler
  • Likörler, şuruplar ve meyve konsantreleri (alkollü ya da alkolsüz)
  • Şekerli toz içecekler
  • Şekerli gazlı veya gazsız alkolsüz içecekler (kola, gazoz, ice tea vb.)
  • Enerji içecekleri
  • Şeker ilavesizler dahil tüm hazır meyve suları (domates suyu hariç)

Yağlar ve Süt Ürünleri

Mandıra ürünleri
Mandıra ürünleri
  • Tereyağ, margarin ve diğer hayvansal yağlar
  • Krem şanti ve benzeri kremalar
  • Süt kreması, kondanse süt
  • Kaymak
  • Aromalı sütler ve milkshake’ler
  • Aromalı tatlı yoğurtlar
  • Sıcak çikolata ve çikolatalı süt

Şekerli ve unlular yenmesi gerekmeyen besinler arasındadır

Şekerli ve unlular yenmesi gerekmeyen besinler arasındadır
Şekerli ve unlular yenmesi gerekmeyen besinler arasındadır
  • Şeker (her ne amaçla kullanılıyor olursa olsun)
  • Glukoz şurubu
  • Reçel ve marmelatlar
  • Bal
  • Bisküviler
  • Kek, pasta ve kurabiyeler
  • Şeker içeren tüm kahvaltılık gevrekler
  • Açma, poğaça, börek ve benzeri tatlı içermeyen hamurlu gıdalar ve pastane ürünleri
  • Kiş ve tartlar
  • Yüksek yağ içeren krakerler
  • Gofretler ve benzeri şeker/çikolata içeren barlar
  • Donut
  • Puddingler
  • Şekerlemeler
  • % 70 üzeri kakaolu bitter çikolatalar hariç olmak üzere çikolata
  • Sürülebilir kakaolu kremalar
  • Şekerli meyve ezme ve pestilleri
  • Dondurma
  • Şurup içindeki meyve konserveleri

Diğer Yenmesi Gerekmeyen Besinler

  • Salam, sosis, sucuk ve diğer şarküteri etleri
  • Kızartmalar (patates dahil)
  • Mısır, patates ve diğer sebze cipsleri
  • Yağda kavrulmuş çerezler (yağlı patlamış mısır dahil)
  • Mayonez

Aslında bu liste daha da uzatılabilir ve tabii ki burada sayılan yenmesi hiç gerekmeyen besinler tümüyle hayatımızdan çıkabilecek gibi değil. Ama bu besinlerle ilgili dikkatli olmakta ve alternatifler geliştirmekte yarar var. Mesela atıştırmalık olarak marul yaprağı, salatalık, havuç, karnabahar, cherry domates gibi sebzeler (dip sos olmaksızın) veya yağsız patlamış mısır, patates kızartması yerine haşlanmış minik patatesler, pastane ürünleri yerine tam buğday veya kepek ekmeği ile yapılmış kanape ve sandviçler kullanılabilir.

İlgili konular
Kalp hastaları ramazanda oruç tutabilir mi?
Gizli tuz kaynakları
Şeker
Ramazan, oruç ve kalbiniz
Buzdolabınızdaki tehlikeler
Kalp yetersizliği ve egzersiz
Kalp yetersizliği ve diyet
Should You Completely Avoid Junk Food?
Junk-Food Facts

Gizli tuz kaynakları

Ülkemizde günlük kişi başı tuz tüketimi ortalama 18 gram civarındadır. Bunda sık kullandığımız gizli tuz kaynakları büyük önem taşır. Nitekim ülkemiz kalp hastalıkları ve inme açısından Avrupa ortalamasının epey üzerindedir. Yapılan çalışmalarda diyetteki tuz miktarını azaltmanın hipertansiyon, inme, kalp hastalıkları ve diğer sağlık sorunlarında belirgin düşüş sağladığı gösterilmiştir. Tuz (NaCl) alımının günde 5 gramdan fazla olmaması önerilmektedir.

Ülkemizde günlük kişi başı tuz tüketimi ortalama 18 gram civarındadır. Bunda sık kullandığımız gizli tuz kaynakları büyük önem taşır.

Ülkemiz kalp hastalıkları ve inme açısından Avrupa ortalamasının epey üzerindedir. Yapılan çalışmalarda diyetteki tuz miktarını azaltmanın hipertansiyon, inme, kalp hastalıkları ve diğer sağlık sorunlarında belirgin düşüş sağladığı gösterilmiştir. Tuz (NaCl) alımının günde 5 gramdan fazla olmaması önerilmektedir.

Fazla tuz almamızın temel nedeni, birçok gıdanın içinde bol miktarda tuz bulunması ve bizim bu tuzun farkında olmayışımız. Bu şekilde de ihtiyacımızın çok üzerinde tuz tüketiyoruz. Peki, farketmeden çok tuz almamıza yol açan gıdalar neler?

Ülkemizde yapılan SALTURK II araştırmasının sonuçlarına göre tuz tüketimine sofrada kullanılan tuzun etkisi % 11 kadar. Aldığımız tuzun %90’a yakınını tükettiğimiz gıdalar içinde farketmeden alırız.

Tükettiğimiz tuzun kaynakları
Tükettiğimiz tuzun kaynakları

Fazla Gizli Tuz İçeren Gıdalar

Tuz çok eski çağlardan beri tat arttırıcı olarak ve gıdaları korumak amacıyla kullanılan bir madde. Bu nedenle dünyanın hemen hemen her yerinde gıdaların kültürel alt yapısında tuz vardır. Günümüzde hazır satılan gıdalar da bunun dışında değildir. Çoğu zaman tuz alırken ne kadar tuz aldığımızı farketmeyiz bile.

Peki nedir bu gizli tuz kaynakları? Aslında bunları hemen hemen hepimiz sıklıkla tüketiyoruz, o nedenle bunları bilmek büyük önem taşıyor. Bu gıdaların başlıcalarını aşağıda görebilirsiniz.

Başlıca 10 gizli tuz kaynağı
Başlıca 10 gizli tuz kaynağı

Ekmekte gizli tuz çok fazla

Sofraların vazgeçilmezi ekmek maalesef çok tuzlu. Ekmekteki tuz oranının azaltılmasına yönelik bütün çabalara karşılık, tuz oranı hala ekmeğin cinsi ve imalatçısında göre % 1- 2 arasında değişiyor.

Ekmekte gizli tuz çok fazla
Ekmekte gizli tuz çok fazla

Günde 200 gram ekmek yiyen birisi bu şekilde günde 2- 4 gram tuzu sadece ekmekten alıyor. Ortalama Türk insanının aldığı günlük tuzun üçte biri sadece ekmek kaynaklı.

Peynir

Peynir pek çok kişinin severek tükettiği en önemli gizli tuz kaynakları arasında. Ancak peynir çok tuzlu. Aşağıda çeşitli peynirlerin 100 gramında olan tuz oranlarını görüyorsunuz. Bilgiler Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının tebliğinden:

Peynir çeşitleriNem oranıTuz oranı
Olgunlaştırılmış beyaz peynir606,5
Taze beyaz peynir65 6,5
Kaşar peyniri (olgunlaştırılmış)40  4
Taze kaşar peyniri453
Tulum peyniri60  4,5
Eritme peyniri455
Çeşitli peynir çeşitlerinde tuz oranları
Peynirlerde gizli tuz oranı yüksek
Peynirlerde gizli tuz oranı yüksek

Zeytin

Zeytin Türk kahvaltısının vazgeçilmezlerinden. Buna karşılık, zeytindeki tuz oranı % 10’u bulabiliyor.. Tanesi 15 gram civarında olan 5 adet zeytin yediğinizde günlük tuz ihtiyacınız olan 5 gramdan fazlasını almış oluyorsunuz. Bu nedenle tuzsuz zeytin tercih etmekte fayda var.

Zeytinler
Zeytinler çok tuzlu

Şarküteri ürünlerinde gizli tuz

Sucuk, salam, sosis, pastırma ve kavurma gibi şarküteri ürünleri ciddi miktarda tuz içeriyor. Sucuk, sosis ve pastırmada genellikle % 5 civarında tuz bulunuyor.

Şarküteri

Turşu

Çoğu kişi turşuyu çok sever. Buna karşılık turşunun tuz içeriği oldukça yüksek. Örneğin 100 gram salatalık turşusu genellikle 2,5 gram, yani günlük ihtiyacınızın yarısı kadar tuz içeriyor.

Turşu ciddi bir tuz kaynağı
Turşu ciddi bir tuz kaynağı

Ayranda gizli tuz

Piyasada satılan hazır ayranlar genellikle %0.6 tuz içerir. Bu, bir su bardağı ayranda 1.2 gram tuz olduğu anlamına gelir ki, tek başına bir bardak ayran bile günlük tuz iihtiyacınızın neredeyse dörtte birini karşılar. Üstüne üstlük, çoğu kişi ayranın içine ilaveten tuz ekler.

Çözüm: Ayranınızı evde yoğurttan kendiniz yapın ve içine tuz katmayın.

Ayran besin öğeleri
Ayran besin öğeleri

Kuruyemiş

Her gün 50 gramı geçmeyecek şekilde çiğ kuruyemişleri tüketmek yararlıdır, ancak ülkemizde kuruyemiş genellikle tuzlu kavrulmuş olarak sevilir. Bunun sonucunda da gereğinden fazla tuz alınmasının yanısıre, kuruyemişin faydaları da ortadan kalkar.

Kuruyemişte tuza dikkat
Kuruyemişte tuza dikkat

Bisküvi ve Krakerler

Bisküvi ve krakerler çoğu kişinin dolabında veya işyerindeki çekmecesinde çay yanında atıştırmak üzere bulunuyor. Ama, pek az kişi tatlı bisküvilerin 100 gramında yaklaşık 600 mg, tuzlu bisküvi ve krakerlerin 100 gramında ise yaklaşık 750 mg tuz olduğundan haberdar.

Cips

Hazır satılan patates ve mısır cipsleri çok tüketilen atıştırmalıklar arasında bulunuyor. Özellikle toplu halde maç veya film seyrederken heyecandan genellikle tüketim de abartılabiliyor. Buna karşılık patates cipsinin 100 gramında 1.4 gram tuz var. Yani, normal boy (80 gram) bir paket cips yediğinizde 1 gramdan fazla tuz almış oluyorsunuz.

Cipsler de tuz kaynağı
Cipsler de tuz kaynağı

Gazoz ve Kola içinde gizli tuz

Kola ve gazoz cinsleri sıklıkla tüketilen içeceklerden. Ancak şekersizlerini içip içeriğindeki şekerden korunabilseniz bile içindeki tuz kalıyor. Bir bardak kola veya gazozun içinde 200- 300 mg civarında sodyum, yani 500- 600 mg civarında tuz eşdeğeri bulunur ki, bu da günlük tuz limitinizin onda biri.