Hipoglisemi

Kan şekerinin fazla düşmesi anlamına gelen hipoglisemi genellikle diyabetlilere ait bir sorun olsa da, diyabetli olmayanlarda da görülebilir.

Kan şekerinin fazla düşmesi anlamına gelen hipoglisemi genellikle diyabetlilere ait bir sorun olsa da, diyabetli olmayanlarda da görülebilir.

Hipoglisemi nedir?

Kan şekerinin 70 mg/dl altına düşmesi hipoglisemi olarak tanımlanır. Aslında rakam çok önemli olmamakla birlikte, belirtilerin olması daha önemlidir ve belirtilerle kan şekerinin her zaman uyumlu olması gerekmez.

Hipoglisemi belirtileri

Hipoglisemi belirtileri şekerin düşmesi sonucu ortaya çıkan stres tepkisi belirtileri (katekolaminlerin artışına bağlı belirtiler) ve glikozla beslenen beyin hücrelerinin beslenememesine bağlı belirtiler (nöroglikopenik) olarak ikiye ayrılır.

Aşağıdaki tabloda stres tepkisi belirtileri siyah renkte, nöroglikopenik belirtiler mavi renkte gösterilmiştir.

Hafif- orta derecede– Gerginlik ve/veya titreme
– Terleme
– Solgunluk
– Açlık hissi
– Çarpıntı ve/veya ritm bozukluğu
– Baş ağrısı
– Görme bulanıklığı
– Uyuklama veya aşırı yorgunluk
– Sersemlik ve dengesizlik
– Zihin bulanıklığı ve/veya oryantasyon bozukluğu
– Koordinasyon bozukluğu
– Gerginlik ve sinirlilik
– Tartışmaya ve dövüşmeye yatkınlık
– Davranış veya kişilik değişimi
– Ko
nsantrasyon bozukluğu
– Gevşeklik
Ağır– Yiyememek ve içememek
– Konvulsiyonlar ve nöbetler
– Şuur kaybı
Uykuda– Ağlayarak uyanma veya korkulu rüya görme
– Pijamaları ve çarşafları ıslatacak ölçüde terleme
– Uyandıktan sonra aşırı yorgunluk, gerginlik veya zihin bulanıklığı
Sık rastlanan hipoglisemi belirtileri
Sık rastlanan hipoglisemi belirtileri

Hipoglisemi nedenleri

Diyabetlilerde

  • Gereğinden fazla insülin yapmak veya insülin salgılatan ilaç (sülfonilüreler ve glinidler) kullanmak
  • İnsülini veya ilaçları düzensiz kullanmak
  • Kısa etkili insülin veya insülin salgılatan ilaç (sülfonilüreler ve glinidler) kullandıktan sonra
    • öğün atlamak
    • yeterli karbonhidrat almamak
  • Olağandan fazla fiziksel aktivite yapmak
  • Fazla alkol (özellikle yemek yemeden alkol içmek)
  • Metabolizmayı hızlandıran akut hastalıklar
  • Ani ısı değişiklikleri, özellikle sıcağa maruz kalmak
  • Mide boşalmasının gecikmesi (gastritler veya mide asidini azaltan ilaçlar)
  • Hipoglisemiyi tetikleyebilen ilaçlar
    • Beta blokerler (özellikle yüksek doz atenolol ve propranolol)
    • Cibenzolin ve kinidin (ritm bozukluğu için kullanılırlar)
    • Kinin (sıtma ilacı)
    • Enfeksiyonlara karşı kullanılan kimi ilaçlar (gatifloksasin, pentamadin, co-trimoksazol)
    • İndometasin
    • İnsülin veya insülin salgılatan ilaçlarla (sülfonilüreler ve glinidler) birlikte kullanıldığı zaman diğer diyabet ilaçları (metformin, SGLT2 inhibitörleri, tiazolidinedionlar)

Diyabetli olmayan kişilerde hipoglisemi

Hipoglisemiye yatkın kişiler

  • obezler
  • ailesinde diyabet bulunanlar
  • insülin direnci veya prediyabet bulunanlar
  • başka sağlık problemleri olanlar
  • Mide ameliyatı (mide küçültücü cerrahi veya obezite cerrahisi) geçirenler

Diyabetli olmayan kişilerde hipoglisemi nedenleri

Reaktif hipoglisemi

Reaktif hipoglisemi genellikle yemekten sonraki yarım saat ile iki saat arasında ortaya çıkar. Bu durumun nedeni yemekle yükselen kan şekerine karşı aşırı insülin salgılanmasıdır. Özellikle şekerli veya rafine karbonhidratlı gıdalardan sonra daha sık görülür. Reaktif hipoglisemi insülin direnci veya prediyabet belirtisi olarak kabul edilir.

Mide boşalmasının hızlandığı midede asit fazlalığı veya mide küçültücü cerrahi yada obezite cerrahisi geçirenlerde de benzer durum ortaya çıkar. Bu duruma dumping sendromu adı verilir.

Reaktif olmayan hipoglisemi

Reaktif olmayan hipogliseminin yemeklerle ilişkili olması şart değildir ve genellikle altta yatan bir etken mevcuttur.

  • Yanlışlıkla veya kasdi olarak (intihar veya zarar verme maksadıyla) insülin yapılması veya insülin salgılatan ilaç (sülfonilüreler ve glinidler) kullanılması
  • Gebelik
  • Fazla alkol kullanımı
  • Kalp, karaciğer ve böbrek yetersizlikleri
  • Anoreksiya ve bulimia gibi kimi yeme bozuklukları
  • İnsülin salgılayan pankreas tümörleri (insülinoma) ve diğer endokrin pankreas salgı bozuklukları
  • Hipofiz veya böbreküstü bezi yetersizliği gibi kimi hormon eksiklikleri
  • Hipoglisemiyi tetikleyen ilaçlar
    • Beta blokerler (özellikle yüksek doz atenolol ve propranolol)
    • Cibenzolin ve kinidin (ritm bozukluğu için kullanılırlar)
    • Kinin (sıtma ilacı)
    • Enfeksiyonlara karşı kullanılan kimi ilaçlar (gatifloksasin, pentamadin, co-trimoksazol)
    • İndometasin

Şeker düzeyi normal bulunan hipoglisemi

Beyin hücreleri glikozla beslenir. Bu nedenle, hipoglisemide beyin hücreleri beslenemediği için buna bağlı belirtiler ortaya çıkar. Bu duruma nöroglikopeni adı verilir.

Genellikle diyabet tedavisinde kan şekeri hızlı düşürüldüğü zaman (genellikle hızlı insülin tedavisi) kandaki şeker normal (bazen de normalden yüksek) olmasına rağmen, merkez sinir sisteminde glikoz miktarı hızla azalır ve kandaki glikoz kan- beyin bariyerini yeterince hızlı aşamadığı için hipoglisemiye bağlı sonuçlar ortaya çıkabilir.

Ancak bu durum sadece diyabete bağlı değildir. Diyabetik olmayanlarda da bu durum bazen fazla alkol etkisiyle, mideyi küçülterek yada gastrik bypass şeklinde yapılan mide ameliyatları sonrasında veya beyne glikoz taşıyan kimi mekanizmalardaki defektler sonucunda da görülebilir.

Bu tabloda kan şekeri normal ve hatta bazen yüksek bulunmasına rağmen nöroglikopenik hipoglisemi belirtileri saptanır.

Belirti vermeyen hipoglisemi

Özellikle ileri diyabetlilerde ortaya çıkan sinir hasarı sonucunda hipoglisemi hiç belirti vermeyebilir veya bir takım duygudurum değişiklikleri şeklinde kendisini gösterebilir. Bu hastalarda düzenli kan şekeri takibiyle şeker dalgalanmalarını izlemek çok yararlı olur.

Somogyi etkisi

Kimi zaman hipoglisemi sonucunda vücudun tepkisi ile depolardan kana verilen şeker miktarı artar. Bu nedenle, hipoglisemi sırasında şeker düşük bulunmasına rağmen takip eden saatlerde ölçülen şeker yüksek bulunur. Bu duruma Somogyi etkisi denir. Somogyi etkisi bir rebound (geri tepme) fenomenidir ve nedeni genellikle diyabet takip ve tedavisindeki aksamalardır (insülin ve/veya ilaç düzeninde bozukluk ya da diyet ve egzersiz düzenindeki değişiklikler gibi). Bu durum doktorla işbirliği içinde çözülmelidir. Yüksek bulunan kan şekeri nedeniyle insülin veya ilaç dozunu arttırmak genellikle bu tabloyu daha da ağırlaştırır.

Hipoglisemi tedavisi

Korunma

  • Özellikle insülin veya insülin salgılatan ilaç (sülfonilüreler ve glinidler) kullanan diyabetlilerde düzenli kan şekeri takibi
  • Diyabetlilerde stabil bir fiziksel aktivite düzeyi gereğinde fiziksel aktivitenin kontrollü ve kademeli olarak arttırılması
  • Günlük öğünlerin zaman ve miktar açısından stabil olması
  • Özellikle diyabetlilerde ve insülin direnci olanlarda ara öğünler
  • Şekerli yiyecek ve içeceklerle nişastadan zengin (beyaz un ve beyaz pirinç) yiyeceklerden kaçınmak ve tam tahıllar ve baklagiller gibi kompleks karbonhidratları tercih etmek
  • Doktorun ve diyet uzmanının önerilerine göre hareket etmek
  • Hipoglisemi hakkında hastayı ve yakın çevresini bilgilendirmek

Hafif- orta derecede hipoglisemi tedavisi

Yukarıdaki hipoglisemi belirtilerinden bir veya birkaçı gözlenirse, mümkünse kan şekeri ölçülmeli ve eğer kan şekeri 70 mg/dl veya altındaysa 15 gram karbonhidrat alınmalıdır. Kan şekeri ölçülemiyorsa, yine de hipoglisemi kabul etmek doğru olur. Bunun için aşağıdakilerden birisini uygulamak gerekir.

  • Eğer varsa dört glikoz tableti veya dört adet kesme şeker
  • Yarım fincan şekerli içecek (meyve suyu veya gazoz)
  • Bir çorba kaşığı şeker, bal veya pekmez
  • İki çorba kaşığı kuru üzüm

Bunların yapılmasından sonra 15 dakika bekleyerek mümkünse kan şekeri yeniden ölçülmeli ve normale döndüğü veya hipoglisemi belirtilerinin geçtiği görülmelidir. Eğer düzelme olmamışsa, 15 gram daha karbonhidrat alınarak yine 15 dakika sonra kontrol yapılmalı ve bu durum kan şekeri ve/veya belirtiler normale dönene kadar sürdürülmelidir. Bu uygulamaya 15/15 kuralı denir.

Hipogliseminin düzeltilmesinden sonra, eğer planlı yemek öğününe bir saatten daha fazla zaman varsa, galeta, kraker gibi bir atıştırmalık veya bir meyveyle bir ara öğün planlanmalıdır.

Eğer hipoglisemiye neden olan etken bilinmiyorsa ve hipoglisemi atakları birkaç kez tekrar ederse doktorla görüşülüp bunun nedeni araştırılmalıdır.

Ağır hipoglisemide tedavi

Ağır hipoglisemi tedavisi daima hastanede yapılmalıdır. Hastane dışında ve doktor gözetimi olmaksızın ağır hipoglisemiye müdahale etmek doğru değildir.

Gece hipoglisemisinde tedavi

Diyabetlilerde gece hipoglisemi genellikle insülin veya insülin salgılatıcı ilaç planlamasının uygunsuz olması sonucunda ortaya çıkar. Bu durumda doktorla görüşülerek ilaç tedavisi gözden geçirilmelidir. Gece hipoglisemisi belirtileri varsa ve sabah ölçülen kan şekeri yüksek çıkıyorsa, mutlaka Somogyi etkisi düşünülmelidir.

HOMA testi

İnsülin direnci tanısı için HOMA testi kullanımı artıyor. Bu testin niteliği ve sınırları doğru şeklide değerlendirmek için çok önemlidir.

İnsülin direnci tanısı için HOMA testi kullanımı giderek artıyor. Bu testin niteliği ve sınırları testi doğru şekilde değerlendirmek için çok önemlidir.

HOMA testi nedir?

HOMA veya daha doğru bir deyişle HOMA-IR (Homeostatic Model Assessment of Insulin Resistance) testi, kan şekerini kontrol etmek için pankreasın ne kadar insülin üretmesinin gerektiğini öngörmeye yarayan bir testtir.

Kan şekerini normal tutmak için gereken plazma insülin düzeyi ne kadar yüksekse, insülin direncinin o kadar yüksek olduğu anlaşılır. Bu fikre dayanılarak bu test 1980’lerde geliştirilmiş indirekt bir ölçümdür. Açlık kan şekeri ve açlık insülin düzeyi kullanılarak yapılan bir hesaplamaya dayanır. Başka kimi ölçüm yöntemleri de bulunmakla birlikte, HOMA testi halen klinik araştırma alanında en sık kullanılan yöntemdir.

İnsülin direncini doğrudan ölçüm yöntemler (hiperinsülinemik öglisemik insülin klemp) de bulunmakla birlikte, bunların pratiğe uygulanması çok zordur.

HOMA testi için normal sınırlar

HOMA testi değeri ne kadar yüksekse, insülin direncinin o kadar fazla olduğu söylenebilir. Bu test sonuçlarına göre HOMA değeri 1 civarında ise insülin hassasiyetinin optimal olduğu söylenebilir. 1.9 üzerinde HOMA değeri erken insülin direnci, 2,5 üzeri ise anlamlı insülin direnci demektir.

HOMA testi sonuçlarının değerlendirilmesi
HOMA testi sonuçlarının değerlendirilmesi

HOMA testinin uygulanması ve güvenilirliği

  • Testten önce testin yapılacağı kişinin en az 3 gün boyunca normal diyetini sürdürmesi istenir.
  • Test öncesinde hiç bir fiziksel aktivite kısıtlaması yapılmaz.
  • Test öncesinde en az 8 saatlik açlık gereklidir.
  • Testten önce ilaç dahil hiç bir şey alınmamalıdır.
  • Test sadece ayaktan hastalara uygulanır, hastanede yatan hastaya yapılmaz.
  • Test özel durumlar dışında diyabetli hastaya uygulanmaz.

Bu testin öncelikle insülin direncinin saptanması ve derecelendirilmesi için kullanılır. Temelde klinik araştırmalar için kullanılan bir testtir, güvenilir olmasına rağmen takip ölçümlerinde tutarlılığını izlemek güç olabilir.

Yüksek HOMA testi

HOMA değeri ne kadar yüksekse, insülin direnci o kadar fazla demektir. Bu durum, kan şekerini normal tutmak için pankreasın ne kadar fazla insülin salgıladığının göstergesidir. Bunun yanısıra uzamış açlıkta, egzersize bağlı kas hasarında, hipotiroidi ve hipertiroidide, gebelikte, çevre kirliliğine maruz kalanlarda, pankreas salgı bozukluklarında, kortizon ve büyüme hormonu fazlalıklarında ve yaşlanmanın sonucu olarak HOMA testi sonucu yüksek bulunabilir.

Ayrıca aşağıda sayılan nadir hastalıklarda da insülin direncine rastlanır.

  • Down sendromu
  • Turner sendromu
  • Klinefelter sendromu
  • Talassemi
  • Hemokromatoz
  • Lipodistrofi
  • Progeri
  • Huntington hastalığı
  • Myotonik distrofi
  • Friedrich ataksisi
  • Laurence-Moon-Biedel sendromu
  • Tip I ve Tip III glikojen depo hastalığı
  • Mitokondri hastalıkları

HOMA testi yüksekliği insülin direnci anlamına geldiği için, yüksek HOMA testi için yapılacaklar insülin direnci için yapılacaklar ile aynıdır.

Hemoglobin A1c

Hemoglobin A1c, diyabet tanısı ve takibi için çok yaygın olarak kullanılan ve hastanın geleceği için değerli bilgiler veren bir kan testidir.

Hemoglobin A1c, diyabet tanısı ve takibi için çok yaygın olarak kullanılan ve değerli bilgiler veren bir kan testidir.

Hemoglobin A1c Nedir?

Hemoglobin kanda oksijen taşıyan ana proteindir. Kandaki glikozun bir kısmı hemoglobine kalıcı olarak bağlanır ve bu bağlanma miktarı kandaki glikoz düzeyi arttıkça ona paralel olarak artar. Glikocüzun glikolizasyonu denen bu olayın sonucunda ortaya çıkan maddeye glikohemoglobin veya hemoglobin A1c (HbA1c) denir.

Hemoglobinin ömrü, alyuvarların ömrü kadar, yani yaklaşık üç ay civarındadır. Glikohemoglobin oluşumu kalıcıdır, dolayısıyla üç ay, yani hemoglobinin ömrü boyunca kanda kalır. Dolayısıyla, hemoglobin A1c kan şekerinin son üç aydaki ortalama seyrini yansıtır.

Hemoglobin A1c Nasıl Ölçülür?

Hemoglobin A1c, damardan alınan bir tüp kan ile yapılır. Ölçüm için aç veya tok olmanın önemi yoktur.

Hemoglobin A1c ölçümünün nedenleri

Hemoglobin A1c ölçümünün iki gerekçesi vardır. Bunlardan birincisi diyabet tanısının konulması, diğeri zaten diyabetli olan kişide kan şekeri kontrolünün izlenmesidir.

Sonuçların değerlendirilmesi

Hemoglobin A1c düzeyi aşağıdaki şekilde değerlendirilebilir:

  • 3.5- 5.7 arasındaki değerler normal kabul edilir.
  • 5.7- 6.4 arasındaki değerler prediyabet yönünde değerlendirilir.
  • 6.5 ve üzerindeki değerler ise diyabet tanısı koydurur.

Kan şekeri ile HbA1c arasındaki ilişki nasıldır?

Hemoglobin A1c ortalama kan şekeri düzeyini yansıtır. Ortalama kan şekeri düzeyi dendiği zaman, açlık, tokluk, gece ve gndüz dahil olmak üzere kan şekerinin 24 saatlik ortalaması anlaşılır.

HbA1c ile ortalama kan şekeri arasındaki ilişki aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

HbA1c düzeyi (%)Ortalama kan şekeri düzeyi (mg/dl)
597
5.5111
6126
6.5140
7154
7.5169
8183
8.5197
9212
9.5226
10240
10.5255
11269
11.5283
12298

 Hemoglobin A1c değerlerinin yükselme nedenleri

HbA1c sonucunun yüksek çıkması temelde diyabet sonucudur. Ancak, bazı diyabet dışı nedenler de kan şekerini yükselterek HbA1c değerlerini etkileyebilir. HbA1c düzeyini yükselten nedenler aşağıda sayılmıştır:

Yüksek hemoglobin A1c düzeylerinin sonuçları

Diyabet komplikasyonları

Diyabet seyrinde gerek büyük damar komplikasyonları, gerekse küçük damar hasarlamnasına bağlı uç organ sorunları HbA1c düzeyleri ile yakından ilişkil şekilde artış gösterir. Bu durum daha prediyabet aşamasında başlar ve hemoglobin A1c düzeylerinin artmasıyla genellikle geometrik olarak artar.

Hemoglobin A1c düzeyleri ve uç organ hasarları
Hemoglobin A1c düzeyleri ve uç organ hasarları arasındaki ilişki

Kognitif bozukluklar

HbA1c düzeylerindeki yükselme ile hafıza ve diğer kognitif fonksiyonlardaki azalma birbiri ile ilişkili bulunmuştur. Dolayısıyla, daha yüksek HbA1c düzeyleri, daha fazla bunama riski anlamına gelir.

Damar sertliği (ateroskleroz)

Diyabetin derecesi, yani HbA1c düzeylerinin seyri ile kronik enflamasyon ve ateroskleroz arasındaki ilişki iyi bilinmektedir. Bu nedenle, daha kötü diyabet kontrolü daha fazla ateroskleroza bağlı sorun anlamına gelir.

Kalp hastalıkları

Yüksek seyreden HbA1c düzeyleri hem koroner kalp hastalığına bağlı sorunlar, hem de kalp yetersizliğinin oluşumu ve seyri açısından olumsuz etki eder. Bu durum gerek diyabetikler, gerekse diyabetik olmayanlar için benzerdir.

Karaciğer yağlanması

HbA1c düzeyleri arttıkça gerek diyabetiklerde, gerekse nondiyabetiklerde karaciğer yağlanmasının gerek sıklığı, gerekse şiddeti artar.

Kronik yorgunluk

Diyabetli hastaların dörtte üçü kronik yorgunluktan yakınmaktadır. HbA1c düzeyleri ile kronik yorgunluk arasında zayıf da olsa bir bağlantı saptanmıştır.

Anksiyete ve depresyon

Diyabetlilerde yüksek HbA1c düzeyleri ile anksiyete ve depresyon sıklığı ve şiddeti arasında yakın bir ilişki saptanmıştır. Bu durum hem anksiyete veya depresyon sonucunda diyabet kontrolünün bozulması sonucunda, hem de kötü diyabet kontrolünün mood bozukluklarını tetiklemesi sonucunda olabilir. Muhtemelen bu ilişki iki yönlü olarak doğrudur.

Diyabetlilerde kemik erimesi (osteoporoz)

Diyabetlilerde yüksek HbA1c düzeyleriyle kendisini gösteren kötü diyabet kontrolü, kemik mineral yoğunluğunun azalması ve kırıklarla seyredebilen osteoporoz oluşumunu arttırmaktadır. Bu durum kadınlarda daha belirgindir.

Duyma kaybı

Yüksek HbA1c düzeyleri işitme kaybı ile paralellik göstermektedir.

Adet bozuklukları

Özellikle tip 1 diyabetli genç kızlarda kötü diyabet kontrolu ve yüksek HbA1c düzeyleri çeşitli menstruasyon bozukluklarına yol açabilmektedir.

Kanser

Çalışmalar, yüksek HbA1c düzeylerinin kanser sıklığını arttırdığını ve kanserlerin seyrini kötüleştirdiğini göstermektedir. Bu durum öncelikle kolon, pankreas, akciğer kanserleriyle jinekolojik kanserler açısından önem taşımaktadır.

Düşük Hemoglobin A1c düzeyleri

Gerek diyabetlilerde, gerekse diyabeti olmayanlarda % 5 altındaki HbA1c düzeyleri ölüm riskini arttırabilmekte, bu durum HbA1c düzeyi % 4 altında olduğunda daha belirgin hale gelmektedir. Bu durumun nedenleri arasında beslenme bozuklukları, anemi, yüksek alkol tüketimi, enflamasyon, karaciger hastalıkları ve böbrek yetersizliği olabileceği belirtilmektedir.

Oral glikoz tolerans testi

Oral glikoz tolerans testi, üzerinde çok spekülasyon yapılmasına karşılık, doğru uygulandığında tanıya çok yardımcı olan ve hemen hemen hiç risk içermeyen bir laboratuar testidir.

Oral glikoz tolerans testi, üzerinde çok spekülasyon yapılmasına karşılık, doğru uygulandığında tanıya çok yardımcı olan ve hemen hemen hiç risk içermeyen bir laboratuar testidir.

Oral glikoz tolerans testi nedir?

Oral glukoz tolerans testi olarak adlandırılan laboratuar incelemesi, glikozun vücuttaki kullanılma ve kandan temizlenme yeteneğini gösteren bir testtir. Bu test yardımı ile diyabet (şeker hastalığı), prediyabet (gizli şeker) ve gebelik diyabeti (gestasyonel diyabet) tanıları konulabilir.

Oral glikoz tolerans testi kimlere yapılır?

  • Taramalar sırasında açlık kan glikozu 110-126 mg/dl arasında bulunan kişiler
  • Diyabet şüphesi bulunan gebeler
  • Şişmanlığa eşlik eden diyabet, prediyabet ve insülin direncinin gösterilmesi
  • Genç yaşta açıklanamayan nöropati, retinopati, ateroskleroz (damar sertliği), koroner damar hastalığı veya periferik damar hastalığı olanlar
  • Travma, cerrahi girişim, miyokard infarktüsü gibi durumlar sırasında şekeri yükselen veya idrarında şeker çıkan kişilerde akut durum geçtikten sonra glikoz metabolizmasının değerlendirilmesi

Test ile ilgili olarak dikkat edilmesi gerekenler

Testten önce

  • Testten önce testin yapılacağı kişinin en az 3 gün boyunca normal diyetini sürdürmesi istenir.
  • Test öncesinde hiç bir fiziksel aktivite kısıtlaması yapılmaz.
  • Test öncesinde en az 8 saatlik açlık gereklidir.
  • Testten önce ilaç dahil hiç bir şey alınmamalıdır.
  • Test sadece ayaktan hastalara uygulanır, hastanede yatan hastaya yapılmaz.
  • Gebelik sırasında oral glikoz tolerans testi gebeliğin 24.- 28. haftaları arasında yapılmalıdır.
    • Gebelikte oral glikoz tolerans testi yapılmadan bir gün önce gebeye günün herhangi bir zamanında 50 g oral glikoz çözeltisi verilir. Glikoz verilmesinden 1 saat sonra kan şekeri 140 mg/dl veya daha fazla ise, ertesi gün için oral glikoz tolerans testi planlanır.

Test sırasında

  • Test sabah 07:00- 09:00 arası yapılır. Saat 10:00’dan sonra test yapılması durumunda hatalı sonuç olasılığı gündeme gelir.
  • İlk kan alımından sonra hastaya sıvı glikoz çözeltisi verilir ve saate bakılır.
    • Glikoz çözeltisi 100 ml suya 25 gram olacak şekilde hazırlanır.
    • İçine limon suyu veya aroma katıcı başka bir madde katılmaz.
    • Normal glikoz tolerans testi için test yapılacak kişiye 75 gr glikoz verilir.
    • Gebelere ise doktorun önerisine göre 75 gr veya 100 gr glikoz verilebilir.
  • Glikozun verilmesinden sonraki 120. dakikada ikinci kan alınır.
    • Doktorun talimatına göre kimi durumlarda 30., 60. ve 180. dakikalarda da kan alınması gerekebilir. Bu gibi durumlarda test yapılan kişiye sabit bir damar yolu takmak daha uygun olur.
    • Gebelik diyabeti için yapılan oral glikoz tolerans testinde ise 75 gr glikoz ile açlıkta ve 1. ve 2. saatlerde, 100 gr glikozla ise 1., 2. ve 3. saatlerde kan alınır.
  • Test sırasında alınan kanlarda genellikle sadece kan glikozu (kan şekeri), bazen de kan şekeriye birlikte insülin bakılır. Kimi ayrıntılı tetkiklerde alınan kanlarda kortizon, büyüme hormonu veya başka gerekli analizler de yapılması gerekebilir.
  • Test sırasında kişinin oturur durumda olması, fazla hareket etmemesi gerekir.
  • Test sırasında sadece su içilebilir, başka bir şey yenilip içilmesine izin verilmez.
  • Test sırasında sigara içilmesine izin verilmez.

Oral glikoz tolerans testinin riskleri

Oral glikoz tolerans testinin hayatı tehdit edici hiç bir riski yoktur. Teste bağlı olarak görülebilecek kimi sorunlar şunlardır:

  • Bulantı
  • Midede sıkıntı
  • İshal
  • Kabız
  • Şişkinlik
  • Başağrısı

Bu sorunların tamamı hafiftir ve en fazla birkaç gün içinde tümüyle geçer.

Testin yorumlanması

Testin sonucunda aşağıdaki yorumlar yapılabilir:

  • Glikozdan 2 saat sonra ölçülen kan şekeri 200 mg/dl üzerindeyse diyabet
  • Glikozdan 2 saat sonra ölçülen kan şekeri 140- 199 mg dl arasındaysa bozulmuş glikoz toleransı

Gebelik diyabeti tanısı

Gebelik diyabeti tanısı için aşağıdaki koşullardan iki tanesinin bulunması yeterlidir.

Kan şeker düzeyiAçlık60. dakika120. dakika180. dakika
75 gr glikoz ile>92 mg/dl>180 mg/dl>153 mg/dl
100 gr glikoz ile>92 mg/dl>180 mg/dl>153 mg/dl>140 mg/dl
Gebelik diyabeti tanısı için kriterler


İnsülin direnci

Son zamanlarda çok sözü geçen bir kavram olan insülin direnci eğer ciddiye alınmazsa pek çok tıbbi soruna da kaynaklık edebiliyor.

Son zamanlarda çok sözü geçen bir kavram olan insülin direnci eğer ciddiye alınmazsa pek çok tıbbi soruna da kaynaklık edebiliyor.

İnsülin direnci kavramını muhtemelen duymuşsunuzdur, ancak ne olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. Eğer iştahınızı kontrol edemiyorsanız, elinizden geleni yapmanıza rağmen kilo almaya devam ediyorsanız, prediyabet (şeker hastalığı tehdidi) veya diyabet (şeker hastalığı) tanısı almışsanız insülin direnci bulunması çok muhtemeldir.

İnsülin

İnsülin, pankreasta üretilen bir hormondur. Bu hormon kan şekerinin düzenlenmesinde görevli hormonlardan biridir ve kandaki glikozun hücrelere girmesini sağlar. Yemek yedikten veya su dışı birşeyleri içtikten sonra kanda yükselen şekeri normale getirmek için pankreastan insülin salgılanır.

İnsülin direnci

İnsülin direnci, vücuttaki hücrelerde bulunan insülin reseptörlerinin insüline direnç kazanarak hücrenin içine glikoz girmesini önlemesi anlamını taşır. Bu durum ön planda kas, yağ ve karaciğer hücreleri için geçerlidir, ancak diğer hücreleri de etkiler.

Hücrelerin insüline olan cevabının azalması başlıca birkaç sonuç yaratır:

  • Hücreye yeterli glikoz giremediği için hücre kendisine gereken enerjiyi yeterince üretemez ve bunun sonucunda hücrenin kimi fonksiyonlarında aksamalar olabilir.
  • Glikoz hücreye giremediği için kanda yüksek kalır.
  • Kandaki glikozun yüksek kalması insülin salgılanmasını daha fazla uyarır.
  • Artan insülin salgınlanması sonucunda karaciğer dokusuna gereğinden fazla giren glikoz yağa çevrilir ve karaciğer yağlanmasına yol açar.
  • Aynı şekilde, artan insülin salgınlanması sonucunda yağ dokusuna gereğinden fazla giren glikoz yağa çevrilir ve kilo almaya ve şişmanlamaya yol açar.
  • Sonuçta insülin direnci sendromu şişmanlık, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve tip 2 diyabetten oluşan bir grup problemin nedeni olur. Bu duruma metabolik sendrom da denir.
İnsülin direnci gelişimi ve sonuçları
İnsülin direnci gelişimi ve sonuçları

İnsülin direncinin belirtileri

İnsülin direnciniz olduğunu hissetmezsiniz. Ancak, insülin direncinin nedenlerini ve sonuçlarını oluşturan bir takım belirtiler dikkat çekicidir. Bunlar şu şekilde sayılabilir:

  • Bel çevresinin erkekte 95 cm, kadında 80 cm üzerinde olması
  • 130/80 mmHg üzerinde seyreden kan basıncı (tansiyon)
  • 100 mg/dl üzerinde seyreden açlık kan şekeri
  • 150 mg/dl üzerinde seyreden açlık trigliseridleri
  • Erkeklerde 40 mg/dl, kadınlarda 50 mg/dl altında seyreden HDL kolesterol
  • Deri belirtileri
    • Saplı benler
    • Derinin belli bölgelerinde esmerleşme (acanthosis nigricans)
    • Erkek tipi (alından) saç dökülmesi
Saplı benler
Saplı benler
Acanthosis nigricans
Acanthosis nigricans
Erkek tipi saç dökülmesi
Erkek tipi saç dökülmesi

İnsülin direnci nedenleri ve risk faktörleri

İnsülin direncinin tanısı

İnsülin direncinin tanısı aşağıdaki yöntemlerin birleşimi ile doktor tarafından yapılır.

  • Yaşam tarzı, yeme ve egzersiz alışkanlıkları, sigara ve alkol alışkanlığı sorgusu, yukarıda belirtilen diğer sorunlara ilişkin sorgulama ve aile geçmişi sorgulaması
  • Fizik muayene: Vücut ağırlığı, bel çevresi ve kan basıncı ölçümünü de içeren ayrıntılı fizik muayene
  • Kan testleri
  • Görüntüleme
    • Karaciğer yağlanması ve polikistik over sendromu araştırması için tüm batın ultrasonografisi
    • Gerekebilecek diğer görüntüleme yöntemleri

İnsülin direncinden tip 2 diyabete geçiş

İnsülin direnci nedeniyle pankreas fazla insülin salgılar. Bu durum, aşırı insülin salgılama uyarısı ve tip 2 diyabete ailevi yatkınlık gibi nedenlerin etkisiyle bir zaman sonra pankreasın yetersiz kalması sonucunu getirir. Bunun sonucunda kan şekeri yükselmeye başlar.

İnsülin etkisinin azalması sonucu kan şekerinin yükselmeye başlaması genellikle iki şekilde olur:

  • Bazal, yani açlıkta olan insülin salgısı yetersiz kalır ve açlık kan şekeri 100-125 mg/dl arasında kalır, ancak glikoz tolerans testi sonrasındaki 2. saatte şeker düzeyi 140 mg/dl altındadır. Bu duruma bozulmuş açlık glikozu adı verilir.
  • Bazal, yani açlıkta olan insulin salgısı normaldir ve bunun sonucunda açık kan şekeri normal bulunur, ancak glikoz tolerans testinin 2. saatinde ölçülen kan şekeri 140- 199 mg/dl arasındadır. Bu duruma bozulmuş glikoz toleransı adı verilir.

İnsülin direncinden diyabete giden yolda bir kişide bu durumlara ayrı ayrı rastlanabildiği gibi, aynı kişide ikisi birden de bulunabilir. Bu durum sözkonusu kişinin gerek genetik özellikleri, gerekse yaşam tarzı yapısına göre değişir.

Aşağıdaki durumlar söz konusu olduğunda ise o kişinin artık diyabetik olduğuna karar verilir.

İnsülin direnci sonuçları

İnsülin direnci aşağıda sayılan durumların ortaya çıkma riskini belirgin şekilde arttıran bir durumdur.

  • Tip 2 diyabet (şeker hastalığı)
  • Hipoglisemi
  • Kalp krizi
  • Hipertansiyon
  • İnme
  • Böbrek yetersizliği
  • Göz problemleri (göz kuruluğu, katarakt, glokom, sarı nokta hastalığı vb.)
  • Kanser
  • Alzheimer ve diğer bunama tabloları

İnsülin direnci için korunma ve tedavi

  • Egzersiz: Ortalama günde 30 dakika yürüyüş veya eşdeğeri bir aktivite
  • Sağlıklı bir vücut ağırlığı: Mevcut kilonun % 10 kadarını vermek bile büyük yarar sağlar.
  • Sağlıklı diyet: Sebze, tam tahıllar, baklagiller, kuruyemişler, balık ve yağsız etten oluşan bir diyet. Akdeniz tipi beslenme veya DASH diyeti bu konuda çok yardımcı olur.
  • Gerektiğinde ilaç: Doktorun gerekli görmesi durumunda metformin veya başka ilaçlar da tedavi için kullanılabilir.

Tatlandırıcılar

Şeker kullanmanın zararları öğrenildikçe, tatlandırıcılar günlük yaşamda ve gıda sanayiinin ürünlerinde daha fazla kullanılmaya başladı.

Şeker kullanmanın zararları öğrenildikçe, tatlandırıcılar günlük yaşamda ve gıda sanayiinin ürünlerinde daha fazla kullanılmaya başladı.

Tatlandırıcı nedir?

Tatlandırıcılar, yiyeceklere ve içeceklere tatlılık katan yapay (laboratuarda üretilmiş) veya doğal (bitkisel) ürünlerdir. Tatlandırıcılar şekerden yüzlerce kat daha tatlıdır, ayrıca kalorileri yoktur veya çok azdır. Gazlı içecekler, hazır soslar, unlu hazır gıdalar, hazır diyet ürünleri, şekerlemeler ve sakızlar sıklıkla tatlandırıcı içerir.

Tatlandırıcılarda güvenilirlik

Bugün kullanılan tatlandırıcıların tümü sağlık otoritelerinin onayından geçmiştir. Buna göre aşağıdaki konularda tatlandırıcılar zararsızdır.

  • Kanser veya benzer bir başka soruna yol açmazlar.
  • Üreme sistemine zarar vermezler.
  • Allerjik reaksiyon yapmazlar.
  • Vücutta depolanmazlar.

Tatlandırıcılar barsak mikrobiyatasını etkiler, sonuçta mide barsak problemleri oluşturabilir. Bu maddeler kan şekerini ekilemezler ama insülin direncini arttırabilirler. Tatlandırıcılar ayrıca kilo almayı kolaylaştırabilir ve hipertansiyon ve kalp hastalığı riskini arttırabilirler.

Tatlandırıcı çeşitleri

Hepsi aynı amaçla kullanılmakla birlikte yapay ve doğal kaynaklı pek çok tatlandırıcı çeşidi mevcuttur.

Tatlandırıcılar çok çeşitlidir.
Tatlandırıcılar çok çeşitlidir

Aspartam ve asesulfam

Aspartam ve asesulfam aspartik asit ve fenilalanin adını taşıyan amino asitlerden yapılan tatlandırıcıkardır. Az miktarda kalorisi olmakla birlikte, şekerden 200 kez daha tatlı olduğu için günlük kullanımda bu kalorinin önemi yoktur. Bu tatlandırıcılar sıklıkla gazlı içeceklerde, diyet dondurmalarda, sakızlarda ve ilaçlarda kullanılır. Aspartam ve asesulfam ısıtıldığı zaman bozulup tatlı özelliğini kaybettiği için pişirilmeye uygun değildir. Fenilketonürili hastalar bu tatlandırıcılarla sorun yaşayabilir.

Sakarin

Laboratuarda üretilen bu tatlandırıcı 1879 yılından beri kullanımdadır. Sakarin kalorisizdir. Sakarin ağızda acı bir tat bırakabilir. Genellikle hazır kek ve pastalarda, konserve meyvelerde, sakızlarda ve kimi içeceklerde kullanılır. Gebeler sakarin kullanmaktan kaçınmalıdır, çünkü plasentadan bebeğe geçebilir.

Sukraloz

Bu molekül laboratuarda sukroz, yani şeker molekülünün değiştirilmesiyle oluşturulmuş bir yapay tatlandırıcıdır ve şekerden 600 kat daha tatlıdır. Sukraloz molekülü emilmez ve vücuda girmez, bu nedenle pratik olarak kalorisizdir. Bu tatlandırıcı gazlı içeceklerde, hazır meyve sularında, soslarda, şuruplarda, şekerlemelerde ve diyet tatlılarda kullanılır, ayrıca pişirilmeye de uygundur.

Stevia

Bu tatlandırıcı Stevia rebaudiana isimli bitkinin yaprak ekstresidir. Çeşitli hazır gıdalarda kullanıldığı gibi, pişirilmeye de uygundur.

Şeker alkollerinden yapılan tatlandırıcılar

Şeker alkolleri hem şeker, hem de gıda alokü özelliklerini birlikte taşırlar. Bu tatlandırıcıların isimleri -tol ekiyle biter (erythritol, maltitol, sorbitol, xylitol gibi). Şeker alkolleri şekerlemelerde, sakızlarda, hazır dondurmalarda, pudinglerde ve diş macunlarında sıklıkla bulunur.

Sonuç

Tatlandırıcılar genel olarak zararsız olmakla birlikte, uzun vadeli etkileri açısından dikkatli olunmalıdır. En iyisi, şekeri ve şeker tadı veren ürünleri mümkün olduğu kadar kullanmamaktır.

Kan şekerini etkileyen maddeler

Şeker hastası iseniz, şekerinizi etkileyen faktörleri de bilmek gerekir. Kan şekerini etkileyen maddeler de bunların arasındadır.

Şeker hastası iseniz, şekerinizi etkileyen faktörleri de bilmek gerekir. Kan şekerini etkileyen maddeler de bunların arasındadır.

Eğer şeker hastalığınız (diyabet) varsa muhtemelen yediklerinize dikkat etmemenin, diyabet ilaçlarınızı düzenli kullanmamanın veya yeterli egzersiz yapmamanın kan şekerini yükselttiğini biliyorsunuzdur. Başka sorunlarınız için kullandığınız kimi ilaçların ve benzeri maddelerin de kan şekerini etkilleyebileceğini bilmekte yarar var. Bu maddeler reçeteli ilaçlar olabileceği gibi, reçetesiz de alınabilen kimi ilaçlar veya başka maddeler olabilir.

Kan şekerini etkileyen maddeler

Şekeri yükselten reçeteli ilaçlar

  • Antibiyotikler: Dapson ve rifampisin gibi antibiyotikler
  • Kortikosteroidler (kortizon türevleri): İltihapli romatizmalar, iltihabi barsak hastalıkları ve allerjiler gibi durumlar bu ilaçların kullanım alanları arasındadır. Ancak, yüzeyel kullanılan kortikosteroidli kremler ve benzerleri ile solunum yoluyla alınan kortikosteroidli ilaçlar (inhaler ilaçlar) sorun yaratmaz.
  • Psikolojik sorunlarda kullanılan ilaçlar: Klozapin, olanzapin, risperidon, klozapin, aripiprazol, ziprasidon, ketiapin ve lityum.
  • Epilepsi ilaçları: Özellikle difenilhidantoin (fenitoin) kullananlar dikkat etmelidir.
  • Östrojenler: Doğum kontrol ilaçları veya menapoz sonrası hormon tedavisi
  • Kalp ve hipertansiyon ilaçları: Bu ilaçlardan amiodaron, kalsiyum kanal blokerleri, klonidin, beta blokerler ve idrar sökücüler
  • Kolesterol ilaçları: Statin grubu kolesterol düşürücü ilaçlar da kan şekerini yükseltebilir.
  • Adrenalin: Ağır alerji ataklarında kullanılır .
  • Astım ilaçları: Astım veya KOAH hastası yutularak veya enjeksiyon şeklinde aşağıdaki ilaçları kullanıyor olabilir. Bu kişiler şeker konusunda dikkatli olmalıdır. Bu ilaöların inhaler formlarında ise sorun yoktur.
    • salbutamol
    • metaproterenol
    • salmeterol
    • formoterol
    • terbutaline
    • teofilin
  • Isoretinoin: Akne tedavisi için kullanılıyor ise şekere dikkat gerekir.
  • Tacrolimus: Organ nakilleri sonrasında tacrolimus kullananlar kan şekerini izlemelidir.
  • HIV, hepatit C ve benzer virüs enfeksiyonlarında kullanılan proteaz inhibitörü ilaçlar

Şekeri düşüren reçeteli ilaçlar

  • Kimi antienfeksiyöz ajanlar: Sülfonamid grubu antibakteryeller
  • Aspirin: Yüksek doz aspirin ve benzerleri
  • Ağrı kesiciler: Parasetamol
  • Kalp ve tansiyon ilaçları: ACE inhibitörleri, beta blokerler, disopromid, kinidin
  • Kinin
Alkollü içecekler
Alkollü içkiler kan şekerini etkiler

Diğer kan şekerini etkileyen maddeler

  • Alkol: Alkollü içecekler kan şekeri üzerine iki yönlü etki yaparlar. Alkol alındıktan sonra kan şekerini yükseltir, ancak birkaç saat geçmesini takiben kan şekerinin ciddi oranda düşmesine (hgipoglisemi) yol açar. Kan şekeri düşüşü sonucunda vücudun kan şekerini yükseltici mekanizmaları devreye girerek şekerin yeniden yükselmesine neden olur. Bu nedenle alkol kullanımı kan şekerinin düzeninin bozulmasında önemli bir etkendir.
  • Kafein: Kahve, çay, kolalı içecekler, buzlu çay, enerji içecekleri veya çikolata kafein içerir. Bir fincan kahve 150 mg civarında kafein içerir, ancak enerji içeceklerinde bu miktar çok daha yüksektir. Kafein günde 400 mg üzerinde kan şekerini etkiler.
  • Nikotin: Sigara, başka tip tütün ürünleri (pipo, puro, nargile), tütün çiğneme veya sigarayı bırakma amaçlı kullanılan nikotin bant ve sakızları kan şekerini yükseltir.
  • Psödoefedrin: Soğukalgınlığında kullanılan reçetesiz ilaçlar genellikle psödoefedrin içerir.
  • Öksürük şurupları ve diğer şuruplar: Şurupların içeriğinde şeker bulunup bulunmadığını kontrol edin.
  • Şeker, bal, pekmez veya benzerlerini içeren geleneksel tedaviler
  • Niasin

Sonuç

Yukarıda sayılan ilaç ve maddeler kan şekerinizi yükseltme olasılığı taşısa bile, bu durum bu ilaç ve maddelerin kullanılmasına engel değildir. Bu konuda doktorunuzla mutlaka görüşün.

Diyabetiniz varsa veya kan şekeriniz yükselme eğilimi gösteriyor ise, yeni bir ilaca başlarken veya tedaviniz değiştiğinde doktorunuza bu durumu hatırlatmakta yarar vardır. Bu durum reçetesiz bir madde kullanmak istediğinizde de geçerlidir.

Doktorunuz diyabet veya başka amaçlar için kullandığınız herşeyi bilmelidir ki, ilaçlarınızın doz ve süre ayarlamalarında sorun olmasın. Bu tip ilaç ve maddeleri kullananlar kan şekerini daha sıkı takip etmelidir.

Her durumda kan şekerinizi kontrol altında tutmak için yapmanız gerekenleri ihmal etmeyin. Diyetinize uyun, düzenli egzersiz yapın ve diyabet ilaçlarınızı önerildiği şekilde kullanın.

Gizli tuz kaynakları

Ülkemizde günlük kişi başı tuz tüketimi ortalama 18 gram civarındadır. Bunda sık kullandığımız gizli tuz kaynakları büyük önem taşır. Nitekim ülkemiz kalp hastalıkları ve inme açısından Avrupa ortalamasının epey üzerindedir. Yapılan çalışmalarda diyetteki tuz miktarını azaltmanın hipertansiyon, inme, kalp hastalıkları ve diğer sağlık sorunlarında belirgin düşüş sağladığı gösterilmiştir. Tuz (NaCl) alımının günde 5 gramdan fazla olmaması önerilmektedir.

Ülkemizde günlük kişi başı tuz tüketimi ortalama 18 gram civarındadır. Bunda sık kullandığımız gizli tuz kaynakları büyük önem taşır.

Ülkemiz kalp hastalıkları ve inme açısından Avrupa ortalamasının epey üzerindedir. Yapılan çalışmalarda diyetteki tuz miktarını azaltmanın hipertansiyon, inme, kalp hastalıkları ve diğer sağlık sorunlarında belirgin düşüş sağladığı gösterilmiştir. Tuz (NaCl) alımının günde 5 gramdan fazla olmaması önerilmektedir.

Fazla tuz almamızın temel nedeni, birçok gıdanın içinde bol miktarda tuz bulunması ve bizim bu tuzun farkında olmayışımız. Bu şekilde de ihtiyacımızın çok üzerinde tuz tüketiyoruz. Peki, farketmeden çok tuz almamıza yol açan gıdalar neler?

Ülkemizde yapılan SALTURK II araştırmasının sonuçlarına göre tuz tüketimine sofrada kullanılan tuzun etkisi % 11 kadar. Aldığımız tuzun %90’a yakınını tükettiğimiz gıdalar içinde farketmeden alırız.

Tükettiğimiz tuzun kaynakları
Tükettiğimiz tuzun kaynakları

Fazla Gizli Tuz İçeren Gıdalar

Tuz çok eski çağlardan beri tat arttırıcı olarak ve gıdaları korumak amacıyla kullanılan bir madde. Bu nedenle dünyanın hemen hemen her yerinde gıdaların kültürel alt yapısında tuz vardır. Günümüzde hazır satılan gıdalar da bunun dışında değildir. Çoğu zaman tuz alırken ne kadar tuz aldığımızı farketmeyiz bile.

Peki nedir bu gizli tuz kaynakları? Aslında bunları hemen hemen hepimiz sıklıkla tüketiyoruz, o nedenle bunları bilmek büyük önem taşıyor. Bu gıdaların başlıcalarını aşağıda görebilirsiniz.

Başlıca 10 gizli tuz kaynağı
Başlıca 10 gizli tuz kaynağı

Ekmekte gizli tuz çok fazla

Sofraların vazgeçilmezi ekmek maalesef çok tuzlu. Ekmekteki tuz oranının azaltılmasına yönelik bütün çabalara karşılık, tuz oranı hala ekmeğin cinsi ve imalatçısında göre % 1- 2 arasında değişiyor.

Ekmekte gizli tuz çok fazla
Ekmekte gizli tuz çok fazla

Günde 200 gram ekmek yiyen birisi bu şekilde günde 2- 4 gram tuzu sadece ekmekten alıyor. Ortalama Türk insanının aldığı günlük tuzun üçte biri sadece ekmek kaynaklı.

Peynir

Peynir pek çok kişinin severek tükettiği en önemli gizli tuz kaynakları arasında. Ancak peynir çok tuzlu. Aşağıda çeşitli peynirlerin 100 gramında olan tuz oranlarını görüyorsunuz. Bilgiler Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının tebliğinden:

Peynir çeşitleriNem oranıTuz oranı
Olgunlaştırılmış beyaz peynir606,5
Taze beyaz peynir65 6,5
Kaşar peyniri (olgunlaştırılmış)40  4
Taze kaşar peyniri453
Tulum peyniri60  4,5
Eritme peyniri455
Çeşitli peynir çeşitlerinde tuz oranları
Peynirlerde gizli tuz oranı yüksek
Peynirlerde gizli tuz oranı yüksek

Zeytin

Zeytin Türk kahvaltısının vazgeçilmezlerinden. Buna karşılık, zeytindeki tuz oranı % 10’u bulabiliyor.. Tanesi 15 gram civarında olan 5 adet zeytin yediğinizde günlük tuz ihtiyacınız olan 5 gramdan fazlasını almış oluyorsunuz. Bu nedenle tuzsuz zeytin tercih etmekte fayda var.

Zeytinler
Zeytinler çok tuzlu

Şarküteri ürünlerinde gizli tuz

Sucuk, salam, sosis, pastırma ve kavurma gibi şarküteri ürünleri ciddi miktarda tuz içeriyor. Sucuk, sosis ve pastırmada genellikle % 5 civarında tuz bulunuyor.

Şarküteri

Turşu

Çoğu kişi turşuyu çok sever. Buna karşılık turşunun tuz içeriği oldukça yüksek. Örneğin 100 gram salatalık turşusu genellikle 2,5 gram, yani günlük ihtiyacınızın yarısı kadar tuz içeriyor.

Turşu ciddi bir tuz kaynağı
Turşu ciddi bir tuz kaynağı

Ayranda gizli tuz

Piyasada satılan hazır ayranlar genellikle %0.6 tuz içerir. Bu, bir su bardağı ayranda 1.2 gram tuz olduğu anlamına gelir ki, tek başına bir bardak ayran bile günlük tuz iihtiyacınızın neredeyse dörtte birini karşılar. Üstüne üstlük, çoğu kişi ayranın içine ilaveten tuz ekler.

Çözüm: Ayranınızı evde yoğurttan kendiniz yapın ve içine tuz katmayın.

Ayran besin öğeleri
Ayran besin öğeleri

Kuruyemiş

Her gün 50 gramı geçmeyecek şekilde çiğ kuruyemişleri tüketmek yararlıdır, ancak ülkemizde kuruyemiş genellikle tuzlu kavrulmuş olarak sevilir. Bunun sonucunda da gereğinden fazla tuz alınmasının yanısıre, kuruyemişin faydaları da ortadan kalkar.

Kuruyemişte tuza dikkat
Kuruyemişte tuza dikkat

Bisküvi ve Krakerler

Bisküvi ve krakerler çoğu kişinin dolabında veya işyerindeki çekmecesinde çay yanında atıştırmak üzere bulunuyor. Ama, pek az kişi tatlı bisküvilerin 100 gramında yaklaşık 600 mg, tuzlu bisküvi ve krakerlerin 100 gramında ise yaklaşık 750 mg tuz olduğundan haberdar.

Cips

Hazır satılan patates ve mısır cipsleri çok tüketilen atıştırmalıklar arasında bulunuyor. Özellikle toplu halde maç veya film seyrederken heyecandan genellikle tüketim de abartılabiliyor. Buna karşılık patates cipsinin 100 gramında 1.4 gram tuz var. Yani, normal boy (80 gram) bir paket cips yediğinizde 1 gramdan fazla tuz almış oluyorsunuz.

Cipsler de tuz kaynağı
Cipsler de tuz kaynağı

Gazoz ve Kola içinde gizli tuz

Kola ve gazoz cinsleri sıklıkla tüketilen içeceklerden. Ancak şekersizlerini içip içeriğindeki şekerden korunabilseniz bile içindeki tuz kalıyor. Bir bardak kola veya gazozun içinde 200- 300 mg civarında sodyum, yani 500- 600 mg civarında tuz eşdeğeri bulunur ki, bu da günlük tuz limitinizin onda biri.

Şeker tipleri ve sağlık

Şeker hayatımızın fazlasıyla içinde ama bir taraftan da pek çok sağlık sorununun sebebi. Kimi şeker türleri daha mı az zararlı yoksa hepsi benzer mi?

Şeker deyimi, C6H12O6 formülüne sahip olan ve tüm karbonhidratların temelini oluşturan organik molekülleri tanımlar. Halen kullanılan şeker tipleri ve sağlık ilişkisi nasıl?

Temel Şeker Tipleri

Monosakkaridler

Üç tip temel şeker (monosakkarid) bulunur.

  • Glikoz (üzüm şekeri)
  • Fruktoz (meyve şekeri)
  • Galaktoz (laktoz yapıtaşlarından biri)
Monosakkaridler

Disakkaridler

Disakkaridler iki şeker molekülünün birleşmesiyle oluşmuş şekerlerdir.

  • Sukroz (sofra şekeri): –1 molekül glikoz + 1 molekül fruktoz
  • Laktoz (süt şekeri): –1 molekül glikoz + 1 molekül galaktoz
  • Maltoz (Arpa şekeri): –1 molekül glikoz + 1 molekül glukoz
Disakkaridler

Nişasta Bazlı Şeker

Nişasta bazlı şeker (NBŞ) (glikoz- früktoz, izoglikoz, glikoz- früktoz şurubu, mısır şurubu), mısır nişastasındaki glikozun ayrılarak bir kısmının glikoz izomeraz enzimi ile fruktoza dönüştürülmesi sonucu oluşturulan bir disakkariddir.

Glikoz izomeraz enzimi 1965 yılında Japon Endüstriyel Bilim ve Teknoloji Ajansı tarafından keşfedilmiş ve ilk kez Clinton Mısır İşleme Şirketi tarafından 1970 yılında piyasaya verilmiştir.

Nişasta bazlı şekerin % 24’ü sudur, kalanı glikoz ve fruktozdan oluşur, ayrıca %0- %5 oranında işlenmemiş glikoz oligomerleri (kısa zincirli nişasta) içerir. Başlıca 4 tipi vardır:

  • NBŞ 42 (kuru ağırlık olarak % 42 fruktoz): İçecekler, gıda endüstrisi, pastacılık)
  • NBŞ 55 (kuru ağırlık olarak % 55 fruktoz): alkolsüz tatlı içecekler
  • NBŞ 65 (kuru ağırlık olarak % 65 fruktoz): alkolsüz tatlı içecekler
  • NBŞ 90 (kuru ağırlık olarak % 90 fruktoz): Kimi özel alanlar, özellikle NBŞ 42 ile karıştırılarak NBŞ 55 üretimi

Bal

Bal

Bal, balarıları tarafından üretilen bir glukoz- fruktoz karışımıdır. İçeriğindeki glukoz miktarına bağlı olarak soğukta kristalleşir. Ayrıca, bitkilerden toplandığı için, içinde ilgili bitkilerden gelen çeşitli maddeler de bulunur ve balın kimi özellikleri (aroma, allerjenite, toksisite) bu bileşenlere göre farklılaşır.

Nişasta Bazlı Şeker ve Diğer Şeker Tipleri Arasında Sağlık Açısından Fark Var Mı?

Yüksek sofra şekeri tüketimi akdeniz diyeti ile karşılaştırıldığında şişmanlık, diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve karaciğer yağlanması açısından belirgin fark var.

Yüksek nişasta bazlı şeker tüketimi akdeniz diyeti ile karşılaştırıldığında şişmanlık, diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve karaciğer yağlanması açısından belirgin fark var.

Yüksek nişasta bazlı şeker tüketimi ve yüksek sofra şekeri tüketimi karşılaştırıldığında şişmanlık, diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve karaciğer yağlanması açısından fark yok.

Şeker Tüketimini Neden Azaltamıyoruz?

Tatlılar
  • Erişim kolaylığı: Şeker bollaştıkça ve ucuzladıkça daha kolay ulaşılabilir oldu. Bunun sonucunda da şeker içeren gıdalar daha ulaşılabilir ve daha ucuz olmaya başladı. Pastanelerin ve tatlıcıların bollaşması hep bu karşılıklı arz ve talep ilişkisi sonucu.
  • Tatmin hissi: Şeker kan şekerini çok hızlı yükseltip beyindeki merkezleri uyararak mutluluk hissi verir. Bu nedenle stres, mutsuzluk ve korku gibi durumlarda şeker ve şeker içeren gıdalar daha çok tüketilir.
  • Kültürel ve toplumsal faktörler: “Tatlı yiyelim tatlı konuşalım”, “ağız tadı”, “bal gibi” ve benzeri pekçok deyim kültürümüzde tatlıya verilen önemin yansıması. Bunun sonucunda da, sosyal ve kültürel öğeler hep tatlı tüketimini teşvik eder nitelikte.
  • İşlenmiş gıdalar: Biskivi, çikolata, kraker, brownie, hazır kek ve pekçok benzeri paketli ürün içinde yoğun miktarda şeker var. Hatta, tuzlu paketli gıdalara bile tadı zenginleştirmesi için şeker katılıyor. Özellikle şekersiz olanlar dışındaki gazoz, kola, meyve suyu, meyveli soda gibi şişelenmiş içecekler de yoğun şeker içeriyor.

Tüm şekerleri hayatınızdan olabildiğince çıkartın

Nişasta bazlı şeker yerine normal sofra şekeri kullanmanın sağlık açısından size kazandırdığı hiç bir şey yok. Bütün şekerler kötüdür, şekerden uzak durun.

Buzdolabı tehlikeleri

Buzdolabımızda sıklıkla bulunan ve hepimiz tarafından gereğinden de fazla tüketilen kimi yiyecekler belli sağlık risklerini de beraberlerinde getiriyor. Bu yiyecekleri yakından tanımak ve dikkatli olmak önemli.

Buzdolabımızda sıklıkla bulunan ve hepimiz tarafından gereğinden de fazla tüketilen kimi yiyecekler belli sağlık risklerini de beraberlerinde getiriyor. Bu yiyecekleri yakından tanımak ve buzdolabı tehlikeleri için dikkatli olmak önemli.

Şarküteri

Şarküteri ürünleri

Başta kahvaltıda olmak üzere herkesin severek yediği şarküteri ürünleri beraberinde ne yazık ki birtakım tehlikeleri de barındırıyor. Özellikle sucuk, salam ve sosis oldukça fazla miktarda yağ içeriyor. Sosis, sucuk ve salamın 100 gramıyla 300-500 kalori alınıyor.

Canınız bu tip ürün çektiğinde füme tavuk veya hindi göğsü yada jambonu ya da yağsız pastırma tüketmek en iyisi, çünkü bunlar hem daha yağsız, hem de kalori miktarları 100 gramda 75- 150 arasında. Mutlaka şarküteri tüketecekseniz az miktarda tavuk veya hindi göğsü/jambonu ya da yağsız pastırma tercih edin. Ama bunlarda bile önemli ölçüde tuz olduğunu unutmayın. Hele ki tavada kızdırdığınız tereyağına yarım kangal sucuğu doğrayıp sonra yağına ekmek banmaya hiç kalkışmayın.

Süt Ürünleri

Süt ürünleri

Tereyağı, peynir, kaymak kahvaltıların olmazsa olmazlarından kabul edilir ülkemizde. Ama tereyağının ve kaymağın % 70-80, iyi bir peynirin % 40 civarında yağ içerdiğini düşününce tadları biraz kaçıyor. Bu yağın önemli bir kısmının da doymuş yağ olduğunu ve kalp ve damar sağlığı açısından bu durumun olumsuzluk yarattığını unutmamak gerekli. Peynirin içindeki tuz da ilave bir sorun. Bu ürünlerden olabildiğince az tüketmekte ve peyniri alırken light ve az tuzlu olanları tercih etmekte yarar var.

Donmuş kızartmalık yiyecekler

Buzdolabı tehlikeleri içinden dondurulmuş patates

Donmuş kızartmalık yiyecekler, yani patates kızartması, tavuk nugget ve şnitzelleri, soğan halkaları vb. çabuk hazırlanan ve zevkle tüketilen atıştırmalıklar. Ancak bunların tamamı buzdolabınıza girmeden önce ön kızartmadan geçer ve ön kızartma da genellikle doymuş bitkisel yağlardan zengin kızartmalık margarinlerle yapılır. Bu gıdaları siz bir kere daha kızartır ve içerdikleri yağ miktarını daha çok arttırırsınız. Tavuk göğsünü dilimleyip yağsız tavada pişirirseniz veya patatesi kendiniz dilimleyip zeytinyağı ve baharatla harmanladıktan sonra fırına atarsanız yine kısa sürede, üstelik sağlıklı yiyecekler elde edersiniz.

Kekler, pastalar ve tatlılar

Tatlılar

Pastalar ve tatlılar oldukça çekici görünen gıdalar. Ancak içerdikleri un, şeker ve kremadaki yağ düşünüldüğü zaman tadları kaçıyor. Bir kutlama vb. yoksa pastadan uzak durun, o gibi durumlarda ise ince bir dilim alıp mümkünse kremasını sıyırın. Şerbetli tatlılardan tümüyle uzak durmak, süt tatlılarını ise istisnai tüketmek genellikle en iyisi.

Mayonez

Mayonez
Mayonez buzdolabı tehlikeleri içinde önemli bir tanesi

Mayonez yapısı itibariyle büyük ölçüde yağdan oluşan bir gıda. 100 gram mayonezde yaklaşık 400 kalori ve 35 grama yakın yağ mevcut. Mayonez yerine hardal veya salçalı sosları tercih etmek en iyisi. Patates kızartmasıyla mayonezi yanyana getirmeyi ise düşünmeyin bile.

Dondurma

Dondurma

Bir top dondurma 50 gram civarındadır ve iki topluk bir külah dondurmada 200 kalori bulunur. Endüstriyel hazır dondurmaların yarıya yakını yağdır ve bu yağ çoğunlukla doymuş yağdan zengin bitkisel margarinlerden oluşur. Dondurmanın önemli miktarda şeker de içerdiği unutulmamalıdır. Dondurmadan olabildiğince kaçınmak ve istisnai tüketmek en iyisi. Hazır dondurmaların daha ziyade donmuş buz şeklinde olanlarını tercih etmekte yarar var, ama o da nadiren.

Şekerli içecekler

Şekerli içecekler buzdolabı tehlikeleri arasında

Şekerli içecekler buzdolabı tehlikelerinin önde gelenlerinden. Ancak şekerli içeceklerin ciddi miktarda şeker içerdiklerini unutmamak lazım. 1 litre şekerli içecek aşağı yukarı 100 gram şeker içerir. Bu içeceğin gazoz, kola veya meyve suyu olmasına göre değişiklik gösterse de, bir bardak (200 ml) şekerli içecekte 20 gram şeker bulunur. Bir kesme şekerin ortalama 2,5 gram olduğunu düşünürseniz, bir bardak şekerli içecekte 8 adet kesme şeker var demektir. Son zamanlarda çok revaçta olan meyveli sodalar da şekerli içeceklerle aynı niteliktedir.


Stocking a healthy fridge