Yoyo fenomeni

Zayıflama diyeti uygulandıktan sonra kaybedilen ağırlığın aynını veya daha fazlasını kazanmaya yoyo fenomeni denir. Kilo verip geri alma şeklindeki bu döngüler yoyo isimli oyuncağın hareketlerine benzediği için bu ismi alır.

Zayıflama diyeti uygulandıktan sonra kaybedilen ağırlığın aynını veya daha fazlasını kazanmaya yoyo fenomeni denir. Kilo verip geri alma şeklindeki bu döngüler yoyo isimli oyuncağın hareketlerine benzediği için bu ismi alır.

Bir kişiye yoyo fenomeni denmesi için hayatı boyunca en az iki kez zayıflama gayretine girmiş olması ve her seferinde verdiği kilonun daha fazlasını tekrar almış olması gerekir. Bu kişiler başlangıçta diyet ve diğer yöntemleri çok iyi uygulayarak hızla kilo verir, ancak sonrasında eski alışkanlıklarına geri dönerek yeniden kilo alırlar. Bu duruma kadınlarda erkeklere oranla 3 kat daha sık rastlanır.

Yoyo fenomeninin oluşumu
Yoyo fenomeninin oluşumu

Yoyo fenomeni nedenleri

  • Yaşam tarzına uymadığı için sürdürülemeyen diyet ve yöntemleri kullanma
  • Psikolojik durum değişiklikleri
  • Açlığın tetiklediği yeme atakları
  • Sık aralıklarla ve düzensiz yapılan diyetler
  • Bilinçsiz kullanılan zayıflama ilaçları
  • Kişiye özgü olmayan “konfeksiyon” zayıflama yöntemleri
  • Kısa vadeli hedeflere, örneğin yaz tatili, düğün, parti vb. gibi sosyal olaylara yönelik zayıflama gayretleri
Alışkanlıklara uymayan yemek düzeni genellikle kalıcı olmaz.
Alışkanlıklara uymayan yemek düzeni genellikle kalıcı olmaz.

Yoyo fenomeninin yarattığı sorunlar

  • Kişinin kendi vücuduyla sağlıksız ilişki kurmasına neden olması: Vücut yapısı ile ilişkili takıntıların oluşması, ruh sağlığını büyük ölçüde etkiler. Kilo verildiği zaman oluşan kendi vücudundan mutlu olma hissi, yeniden kilo alınması sonucunda yerini karamsarlığa, başarısızlık hissine ve kişinin kendisine karşı öfke duyması hissine bırakır. Bunun sonucunda anksiyete veya depresyon tetiklenebilir.
  • Sonuçların tutarlı ve kalıcı olmaması: Uygulanan diyetlerin çoğu zaman kısıtlayıcı olması ve vücudun gerek duyduğu pek çok besini dışlaması nedeniyle sonuç genellikle sağlıksız olur.
  • Uygulayanı suçlayıcı olması: Uygulanan yöntemler sonucunda kilo verilmesi yöntemin başarısı olarak kabul edilirken, yeniden kilo alınması uygulayıcıyı kilo almanın sorumlusu olarak suçlar. Kısacası, yöntem iyi ama uygulayan kötü algısını yaratır.
  • Tartı rakamlarına karşı takıntı yaratması: Kilo vermenin diğer yararlarının tümü gözardı edilerek hedef sadece kilo verme miktarı olarak saptanır. Oysa, sağlıklı kişilerde bile dengeli beslenme ve orta dereceli aktivite ile 3- 5 kg arası kilo değişikliği son derece normaldir.
  • Farklı yemek yeme paternlerine uyum gösterme güçlüğü: Alışkanlıklara aykırı yemek yeme zorlaması genellikle sürdürülebilir değildir.
  • Metabolizmanın etkilenmesi: Hızlı diyet yapma sonucunda bazal metabolizma hızı düşer ve vücut daha fazla depolama gayreti içine girer. Bunun sonucunda vücut enerji tasarrufuna girer ve az kalori almaya rağmen kilo verme hızı yavaşlar.
  • Kas kaybı: Kısıtlayıcı diyetler, özellikle de yeterli egzersizle desteklenmedikleri zaman, yağ dokusu ile birlikte kas kaybına da yol açarlar. Sonradan kilo alma döneminde yağ dokusu yeniden artar, ancak kas dokusu için aynı şey sözkonusu değildir.
  • Enflamasyon artışı: Aşırı kalori kısıtlamasının yarattığı metabolik stres kortizol salınımına yol açarak vücutta enflamasyon artışına neden olur. Bu durum da romatizmal hastalıklardan kalp sorunlarına ve hatta kansere kadar pek çok olayı tetikleyebilir.
  • Karaciğer yağlanması: Birbirini izleyen kilo verme ve alma dönemleri karaciğer yağlanmasına yol açabilir.
  • Diyabet riskinde artış: Yoyo fenomeni sonucunda insülin direncinin tetiklenmesi diyabet riskini arttırır.
  • Kalp hastalığı riskinde artış: Yoyo fenomeni tarafından yaratılan metabolik stres ve tetiklenen enflamasyon artışı koroner kalp hastalığı riskini arttırır. Yapılan bir çalışmada, kı kilo verip alan menopoz sonrası kadınlarda ani ölüm riskinin 3,5 kat, ölümcül kalp krizi riskinin % 66 arttığı saptanmıştır.
  • Hipertansiyon oluşumunun kolaylaşması: Yoyo fenomeninin oluşturduğu insülin direnci ve metabolik stres hipertansiyon oluşumunu kolaylaştırır.
Yoyo fenomeni ve kalp hastalığı
Yoyo fenomeni ve kalp hastalığı

Sonuç

Obezite çok faktörlü bir sorundur ve kişiye özel yaklaşım gerektirir. Obeziteden kurtulmak için mucize bir yol yoktur. Kilo vermenin anahtarı sağlıklı, dengeli ve ölçülü beslenme, düzenli egzersiz, birlikte bulunan faktörlerin kontrolü ve sağlıklı yaşamın diğer koşullarının yaşam tarzına uyarlanmasıdır.

Kilo vermek için mucizelere güvenmektense, herkesin uzman gözetiminde kendi savaşını vermesi ve kendi başarı öyküsünü yazması gerekir. Kilo vermek bir muharebeyi kazanmaktır, kazanılan kiloyu geri almaksızın sağlıklı yaşam koşullarını uygulamak ise savaşı kazanmak demektir.

Hızlı kilo verme

Yazın gelmesi ile birlikte, çoğu kişi alınan kilolardan kurtulmak için hızlı kilo verme çabalarına girişti. Bu gayret ne kadar gerçekçi?

Yazın gelmesi ile birlikte, çoğu kişi alınan kilolardan kurtulmak için hızlı kilo verme çabalarına girişti. Bu gayret ne kadar gerçekçi?

Reklamlara ve medyadaki haber ve programlara bakılırsa hızlı kilo vermek çok kolay. Mucize diyetler ve kilo vermeyi sağladığı iddia edilen çeşitli yöntem ve maddeler her an göz önüne getiriliyor.

Bu durum ciddi bir pazar da oluşturuyor.

Hızlı kilo verme sektörü

  • ABD’de zayıflama gayreti içinde olan insan sayısı 75 milyon kişi.
  • 2015 yılında zayıflama amacıyla harcanan para miktarı 60 milyar dolar, yani kişi başı 800 dolar. Üstelik bu rakam her yıl % 6 artış gösteriyor.
  • Zayıflama gayretindeki bir kişi yılda ortalama 4 kez kilo verme çabasına giriyor. Bu rakam, bu çabaların en az üç tanesinin hiç bir işe yaramadığı anlamına geliyor.
  • Hızlı kilo vermeyi sağladığı iddia edilen desteklerin piyasa payı yılda 3 milyon dolar.
  • Harcanan paranın büyük kısmı “diyet” olduğu iddia edilen ürünlere (örn. diyet kola) gidiyor.
  • Kilo verme gayreti içinde olanların % 80’i bu işi kendi başlarına yapmaya uğraşıyor. Profesyonel yardım alanların oranı sadece % 20.

Ülkemizde ise rakamlar şu şekilde (TÜİK 2016):

  • Nüfusun % 20’si yani 15.8 milyon kişi obez, % 34’ü yani 26.7 milyon kişi ise fazla kilolu
  • Kadınların % 23.9’u, erkeklerin ise % 15.2’si obez.
  • 2016 yılında obezite cerrahisi için yapılan harcama tahminen 400 milyon TL.
  • Tekstil sektöründe büyük beden için piyasa büyüklüğü yaklaşık 4 milyar dolar.

Hızlı kilo verme yöntemleri

Pek çok yöntem piyasada hızlı kilo verdirme iddiasıyla yer bulma çabasında. Bu yöntemleri belli bir şekilde sınıflandırmak bile güç olabiliyor.

Bu yöntemlerin başlıcalarını şu şekilde sıralamak mümkün:

Açlık diyetleri

Uzun süreli açlık ile kilo verdirmeyi amaçlayan diyetlerdir. Bu diyetler aynı zamanda kimi “detoks” yöntemleriyle de birleştirilerek vücudu toksinlerden temizlediklerini iddia ederler. Detoks amacıyla zaman zaman müshiller ve/veya lavmanlar da bu diyetlere eklenir.

Zayıflama ilaçları ve kilo verdirici gıda destekleri

Sayısız “doğal” gıda desteği ve doğal ilaç olma iddiası olan ürünü piyasada bulmak mümkün. İlaç niteliğinde olmayan bu ürünler gıda desteği oldukları iddiasıyla Tarım Bakanlığından ruhsat alırlar ve şikayet olmadığı sürece herhangi bir denetime tabi değildirler. Bu ürünler genellikle metabolizmayı arttırdıkları, yağ yaktıkları veya gıda emilimini azalttıkları iddiasıyla satılırlar. Bu ürünlerin bir kısmının, içinde çeşitli sağlık sakıncaları nedeniyle yasaklanmış olan zayıflama ilaçları olduğu saptanarak piyasadan toplatıldığı haberleriyle sık sık karşılaşılabilmektedir.

Çok düşük kalorili diyetler

Çok düşük kalorili diyetler genellikle en sık kullanılan yöntemler arasındadır. Buna karşılık, bu diyetler hakkında bildiklerimiz uygulayan insanların anlattıklarından daha öteye geçmez.

Kremler, cihazlar, mucize uygulamalar ve benzerleri

Bunların, diyet ve egzersize ihtiyaç bırakmadıklarını iddia etmeleri dışında bir özellikleri yoktur.

Hızlı kilo vermenin sakıncaları

Sağlıklı olmak, zayıf görünmekten çok daha önemlidir
Sağlıklı olmak, zayıf görünmekten çok daha önemlidir
  • Safra taşları: Hızlı kilo veren insanların %12- 25 kadarında görülür.
  • Sıvı kaybı: Bol sıvı almayı gerektirir.
  • Beslenme bozuklukları: Genellikle yeterli protein, enerji ve mikrobesleyici almamanın sonucudur.
  • Elektrolit dengesizliği: Yaşamı tehdit edici boyutta olabilir. İdrar sökücüler, lavmanlar ve müshiller en önemli nedenlerdir.
  • Yo-yo fenomeni
  • Başağrıları
  • Duyarlılık artışı ve anksiyete
  • Yorgunluk: Sıvı ve enerji eksikliğinden kaynaklanır.
  • Sersemlik ve başdönmesi: : Sıvı ve enerji eksikliğinden kaynaklanır.
  • Kabızlık: Yeterli lif ve sıvı almamanın sonucudur.
  • Karaciğer yağlanması
  • Kas kaybı
  • Adet düzensizlikleri
  • Saç dökülmesi

Hızlı kilo verme hakkında son söz

Obezite çok faktörlü bir sorundur ve kişiye özel yaklaşım gerektirir. Obeziteden kurtulmak için mucize bir yol yoktur. Kilo vermenin anahtarı sağlıklı, dengeli ve ölçülü beslenme, düzenli egzersiz, birlikte bulunan faktörlerin kontrolü ve sağlıklı yaşamın diğer koşullarının yaşam tarzına uyarlanmasıdır.

Obezite cerrahisi veya başka bir sağlıkla ilgili amaca yönelik değilse, kısa sürede çok kilo vermeye uğraşmanın bir gereği yoktur. Bu gibi durumlarda hızlı kilo vermek için doktor gözetiminde çok düşük kalorili diyetler uygulanabilir. Ancak, istenen hedefe ulaştıktan sonra yukarıda belirtilen sağlıklı yaşam koşullarının uygulanması erişilen kiloyu korumak için zorunludur.

Kilo vermek için mucizelere güvenmektense, herkesin uzman gözetiminde kendi savaşını vermesi ve kendi başarı öyküsünü yazması gerekir. Kilo vermek bir muharebeyi kazanmaktır, kazanılan kiloyu geri almaksızın sağlıklı yaşam koşullarını uygulamak ise savaşı kazanmak demektir.

Akdeniz diyeti

Uzun bir süreden beri akdeniz diyeti, sağlıklı beslenme trendlerinde en öne çıkan diyet tipi. Bu diyetin pekçok yararından sözedilir.

Uzun bir süreden beri akdeniz diyeti, sağlıklı beslenme trendlerinde en öne çıkan diyet tipi. Bu diyetin pekçok yararından sözedilir.

Akdeniz diyeti nedir?

Akdeniz diyeti Güney Fransa, İtalya, İspanya ve Yunanistan gibi kuzey Akdeniz kıyısındaki ülke ve bölgelerde geleneksel olarak uygulanan yemek yeme biçimine verilen isimdir. Araştırmalar, bu bölgelerdeki insanlarda Kuzey Avrupa veya Amerika’da yaşayan insanlara oranla daha az kronik hastalık olduğunu göstermiştir.

Klasik diyetlerden farklı olarak, Akdeniz diyetinde kalori veya makrobesleyici hesabı yapılmaz. Sağlıklı yağlar, sebze ve meyveler, baklagiller, kuruyemişler ve tam tahıllar bu diyetin temelini oluşturur. Rafine şeker, şekerli besinler ve işlenmiş gıdalar kısıtlanır. Dolayısıyla, bu diyet bitkisel temelli gıdaları ön plana alır. Et, tavuk, yumurta, süt ürünleri ve deniz ürünleri gibi gıdalar da ılımlı şekilde kullanılır. Kırmızı şarap gibi kimi alkol tipleri de az miktarda tüketilebilir, ancak tüketimi günde 1-2 bardak ile sınırlamak gerekir. Bunun dışında, düzenli egzersiz de bu yaşam tarzının bir parçasıdır. Bu diyetin bir başka elemanı ise, ailenin sofrada birlikte yemesi ve bunun oluşturduğu psikososyal yararlardır.

Yararları

Kilo verme

İçeriğinden ötürü, Akdeniz diyetinin kilo vermeyi kolaylaştırması beklenir. Bu diyet 1 yıldadüşük karbonhidratlı diyet kadar (ortalama 10 kg) kilo vermeyi sağlamaktadır. Benzer şekilde, bu diyeti uygulayanların 5 yıl içinde yeniden kilo alma riski düşük bulunmuştur.

Kalp damar sağlığı

Akdeniz diyeti ile 3 ay içinde kolesterol ve kan basıncı düzeylerinde belirgin düzelme sağlandığı gösterilmiştir. Akdeniz diyetinin insülin direnci ve metabolik sendrom olasılığını bir yıl içinde %14 azalttığı saptanmıştır. Diyabetlilerde bu diyetin uygulanmasıyla kalp hastalığı ve inme risklerinde belirgin azalma gözlenmiştir.

Diyabetten korunma

Akdeniz diyetinin diyabetten koruduğuna dair bulgular mevcuttur. Örneğin bir çalışmada, Akdeniz diyeti uygulayanlarda uygulamayanlara oranla 4 yıl içinde % 52 daha az diyabet ortaya çıktığı görülmüştür. Diyabetlilerde de bu diyet ile kan şekerinin ve hemoglobin A1c düzeylerinin daha iyi kontrol edilebildiği gösterilmiştir. Bu diyet ile insülin direnci de azalmaktadır.

Akdeniz diyeti ve enflamasyon

Bu diyetin uygulanması ile enflamasyon belirteçlerinde belirgin düşme olduğu gösterilmiştir. kısacası, bu diyet antienflamatuar etki gösterir. İçerdiği gıdaların antienflamatuar etkileri bu durum üzerinde etkilidir.

Akdeniz diyetinin olumsuz yönleri

Tüm bu olumlu etkilere karşılık, akdeniz diyeti açısından iki olumsuz nokta vardır.

Bunlardan birincisi diyetin alkol içermesidir. Her ne kadar ılımlı alkol alımının sağlığa yararlı olduğu ileri sürülse de, bu durumun istisnaları da az değildir.

İkinci önemli nokta da, işlenmiş ve rafine besinlerin kesilmesi gereğinin ve önerilen besin maddelerinin maliyetlerinin bu diyetin uygulanmasını güçleştirmesi olasılığıdır.

Akdeniz diyeti için gıda seçimi

Aşağıdaki şekilde akdeniz diyetinin ana hatları görülmektedir:

Ana hatlarıyla akdeniz diyeti

Tercih edilecek gıdalar

  • Sebzeler: Ispanak, roka, karnabahar,brokoli, soğan, kabak, kuşkonmaz, pazı, karalahana, patates
  • Meyveler: Elma, narenciye türleri, çilek, kivi, kavun, orman meyveleri, armut, şeftali, kayısı
  • Baklagiller: Nohut, mercimek, fasulye türleri, bezelye, bakla
  • Tam tahıllar: Kinoa, bulgur, kuskus, darı, yulaf, esmer pirinç, karabuğday, tam tahıllı makarna
  • Kuruyemişler: Ceviz, badem, antepfıstığı, ketentohumu, fındık, ayçekirdeği, kabak çekirdeği, çiya (tümü çiğ olarak tüketilmelidir)
  • Kümes hayvanları: Tavuk, hindi, ördek, kaz, yumurta
  • Deniz ürünleri: Balıklar, midye, istridye, karides, ahtapot, kalamar
  • Süt urunleri: Süt, yoğurt, peynir
  • Sağlıklı yağlar: Zeytinyağı, zeytin, avokado, avokado yağı
  • Baharatlar ve kokulu otlar: Kekik türleri, fesleğen, reyhan, biberiye, karabiber, kırmızı biber, zerdeçal, sarımsak, maydanoz, dereotu, kişniş
  • İçecekler: Su, çay, kahve, kırmızı şarap (günde 1-2 bardak)

Kırmızı et tüketimi yasak değildir, ancak diyetin ana elemanı olmaması gerekir.

Kaçınmak gereken gıdalar

  • Şarküteri ürünleri ve işlenmiş etler: Pastırma, sucuk, salam, sosis, jambon ve diğer tütsülenmiş veya işlem görmüş etler
  • Rafine tahıllar: Beyaz un, beyaz ekmek, beyaz undan yapılan makarna, lavaş, pide, beyaz pirinç, pastane ürünleri, paketli hazır gıdalar
  • Şekerli içecekler: Gazoz, kola, meyve suları, enerji içecekleri, spor içecekleri
  • Rafine yağlar: Kanola yağı, ayçiçeği yağı, soya yağı, mısırözü yağı, aspir yağı, rafine zeytinyağı vs.
  • Atıştırmalıklar: Fast food, cipsler, hazır patlamış mısır, şekerli atıştırmalıklar
  • Şekerli yiyecekler: Şeker, dondurma, şekerlemeler, tatlı kurabiyeler (unsuz olanlar dahil)

Sağlıklı yaşlanma

Yaşam süresinin uzamasıyla beraber sağlıklı yaşlanma daha önemli hale geldi. Yaşlanmaya bakışın yeniden değerlendirilmesi gerekli.

Tıp biliminde yaşanan gelişmeler ve yaşam koşullarının düzelmesi sonucu yaşam süreleri giderek artıyor. Bu durum, sağlıklı bir yaşlılık için yapılması gerekenlerin önemini arttırıyor. Bu konuda yapılacaklar, yaşamın süresi kadar kalitesine de katkıda bulunabilir, ancak bunun için yaş ilerlerken yaşama bakışın da değerlendirilmesi gerekli.

Sağlıklı yaşlanma kriterleri

Sağlıklı yaşlanma kriterleri aşağıdaki şekilde gösterilmiştir.

Sağlıklı yaşlanma kriterleri
Sağlıklı yaşlanma kriterleri

Sağlıklı yaşlanma için yapılması gerekenler

Yaşlanma sürecini yavaşlatmak, yaşlanmayla gelen sorunlardan kaçınmak ve sağlıklı bir yaşlılık için yapılması gerekenler aşağıdadır.

Sağlıklı beslenme

Yaşlanmayla birlikte kişilerin diyet gereksinimleri değişir. Kalori gereksinimi azalır, ancak diğer besleyiciler için aynı şey söz konusu değildir. Bunun için yaşlanırken sağlıklı bir beslenme planı yapmak gerekir. Bu duruma yeterli su tüketimi de dahildir. Buna karşılık, yenmesi gerekmeyen yiyeceklerden ve zararlı içeceklerden kaçınmakta yarar vardır.

Fiziksel aktivite

Düzenli fiziksel aktivite yaşlanırken sağlıklı bir vücut yapısını sürdürmek ve kronik sağlık problemlerinden kaçınmak için çok yararlıdır. Egzersiz düşmeleri de önlemeye yardımcı olur. Daha önceden aktif olmayanların yavaş başlayarak kademeli olarak arttırması önerilir. Egzersiz hedefleri, miktarı, süresi ve ağırlığı yaşa ve sağlık durumuna göre değişiklik gösterebilir. Bu konuda doktorun önerisini almak en uygun yaklaşımdır.

Sağlıklı vücut ağırlığı

Sağlıklı vücut ağırlığını korumak ve gerek fazla kilolu, gerekse fazla zayıf olmaktan kaçınmakta yarar vardır. Düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme hem vücut ağırlığını korumak, hem de kronik problemlerden kaçınmak için son derece önemlidir.

Yeterli ve kaliteli uyku

Yaşın ilerlemesiyle birlikte uykusuzluk daha sık görülmeye başlar. Yaşlılıkta uykusuzluk yaşam kalitesini önemli ölçüde bozar. Yeterli sürede ve kalitede uyku, uyku bozukluklarının yol açtığı sorunları önlemede çok yararlıdır.

Zihni aktif tutmak

Yeni birşeyler öğrenmek, okumak veya oyun oynamak gibi aktiviteler zihni aktif tutarak hafızaya katkıda bulunur.

Psikolojik sağlığı korumak

Psikolojik sağlığı korumak için stresi yönetmeyi ve stresle mücadeleyi öğrenmek çok önemlidir. Bunun için düzenli meditasyon veya diğer gevşeme teknikleri uygulamaları yararlı olur. Anksiyete ve depresyon belirtilerini bilmek ve gereğinde yardım istemekten kaçınmamak gerekir.

Yine, ilerleyen yaşla birlikte insanın sevdiklerini kaybetme ve kötü haber alma olasılıkları da artar. Bu nedenle keder ile mücadele etmeyi bilmekte yarar vardır.

Sosyal aktiviteler

Emeklilikle ve çocukların büyümesiyle insanların genellikle aktivitesi ve hedefleri azalır. Bir hobisi olan, sosyal hayatla iç içe olan ve hayatı aktif geçiren insanlar genellikle daha mutlu olur ve kimi sağlık problemleri ile daha az karşılaşırlar.

Sağlık kontrolleri

Abartmadan sağlığı ile ilgilenmek ve düzenli sağlık kontrollerini yaptırmak önemlidir. Kan basıncını, kan şekerini ve kolesterol düzeylerini bilmek, erkekler için prostat, kadınlar için meme kontrolleri ve jinekolojik muayeneler ve diğer kontrollerin tercihan yılda bir yapılması ve akciğer ve barsak kanseri için düzenli taramalar uygun olacaktır.

Ayrıca, mevcut sorunlar için düzenli takip yapılmalı ve ilaçlar düzenli ve uygun şekilde kullanılarak sonuçları izlenmeli ve ilaçların takibi konusunda doktorla işbirliği yapılmalıdır.

Kötü alışkanlıklar

Sigaranın yol açtığı tehlikeler (kanserler, akciğer hastalıkları ve kalpm damar hastalıkları) dolayısıyla olabildiğince kısa sürede bırakılması gerekir. Sigaranın yarattığı risklerin yaş ilerledikçe daha da belirginleştiği düşünülürse, bu konuda çabuk olmakta fayda vardır.

Alkol tüketiminin de ilerleyen yaşla birlikte hem içme sıklığı, hem de içilen miktar olarak azaltılması faydalı olur.

Düşmelerden korunma

Yaşın ilerlemesiyle birlikte çeşitli nedenlerle düşme sıklığı ve düşmeden kaynaklanan problemler (travma ve kırıklar) artar. Bu nedenle düşmelerin azaltılması ve engellenmesi konusunda gerekli tedbirler alınmalıdır.

Sonuç

Yukarıda yazılanları uygulamak, yaş ilerledikçe sağlığı korumanın ana yapıtaşlarını oluşturur. Şimdiye kadar bunları uygulamadıysanız bile, başlamak için hiç bir zaman geç değildir. Unutmayın, sağlıklı olmakla hasta olmamak birbirinden çok farklı kavramlardır.

Egzersizin az bilinen yararları

Egzersizin kilo vermek, kiloyu korumak ve formda kalmak gibi yararlarını hepimiz biliyoruz. Oysa ki, egzersizin bunlar dışında az bilinen yararları da var.

Egzersizin kilo vermek, kiloyu korumak ve formda kalmak gibi yararlarını hepimiz biliyoruz. Oysa ki, egzersizin bunlar dışında az bilinen yararları da var.

Egzersiz ve ruh sağlığı

Endorfin artışı

Egzersiz vücutta endorfinlerin artmasını sağlar. Endorfinler, ağrıyı azaltan, mutluluk ve tatmin hissini arttıran ve hayata pozitif bakmanızı sağlayan hormonlardır. Endorfinler ayrıca doğal bir ağrı kesici görevi görür ve uzun süreli ağrıları hafifletmeye yardımcı olabilir. Bu durum, kasların güçlenmesini de sağlayarak kronik ağrıları rahatlattığı gibi, düşme ve yaralanma riskini de azaltabilir.

Depresyon

Yapılan çalışmalar, düzenli egzersizin hafif ve orta derecede depresyon tedavisinde antidepresanlara yakın ölçüde etkili olduğunu göstermiştir. Buna göre, 15 dakika koşmak veya bir saat yürümek major depresyon riskini % 26 azaltmaktadır. Bu durum, depresyon nükslerinin önlenmesi açısından da geçerlidir.

Düzenli egzersiz beyin hücrelerinin metabolizmasını düzenleyerek; enflamasyonu azaltarak; serotonin, GABA, endokannabinoid ve endorfin düzeylerini arttırarak depresyonla mücadeleye yardımcı olur.

Anksiyete

Egzersiz her tip anksiyete (kaygı, korku, panik, postravmatik stres, takıntı vb) için doğal ve etkili bir tedavi alternatifidir. Aynı şey akut anksiyete atakları için de geçerlidir. Egzersizle gerginlik ve stres azalır, fiziksel ve zihinsel enerji artar ve endorfin artışı mutluluk hissini yükseltir. Bu durum da aşağıdaki nedenlerle olur.

  • Anksiyeteyi yaratan nedenler dışına çıkarak odaklanma değişimini kolaylaştırır.
  • Anksiyetenin hem tetikleyicisi, hem de sonucu olan kas gerginliğini azaltır.
  • Beyin hücrelerinin metabolizmasını düzenler ve sonuçta enflamasyonu azaltır.
  • Beyinde serotonin, GABA, endokannabinoid ve endorfin düzeylerini arttırır.
  • Beynin ön kısımlarını uyararak, sinir sisteminin daha alt merkezlerince yönetilen steres tepkileri üzerindeki üst beyin kontrolünü arttırır ve duygusal dalgalanmaları azaltır.

Stres

Bir stres uyaranı ile karşılaşıldığı zaman, dövüş ya da kaç tepkisinin bir sonucu olarak yüz, boyun ve omuzlar başta olmak üzere kaslar gerilir. Bu gerginliğin sonucunda baş, boyun, çene ve sırt ağrıları, kas krampları ve göğüste sıkışma hissi ortaya çıkabilir. Yine aynı nedenle uykusuzluk, sindirim sistemi bozuklukları ve idrara sık çıkma gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Bu sorunlar stresi daha da uyararak olayı beyinle vücut arasında bir kısır döngü haline çevirir.

Bu durumun en etkin çözümlerinden biri düzenli egzersizdir. Düzenli egzersiz sayesinde

  • Stres nedenleri dışına odaklanma kolaylaşır.
  • Stres tepkisinin hem tetikleyicisi, hem de sonucu olan kas gerginliği azalır.
  • Beyinde serotonin, GABA, endokannabinoid ve endorfin düzeyleri artar.
  • Beynin ön kısımları uyarılarak, sinir sisteminin daha alt merkezlerince yönetilen steres tepkileri üzerindeki üst beyin kontrolü artar ve duygusal dalgalanmalar azalır.

Egzersiz ve dikkat

Egzersizin az bilinen yararları arasında dikkat dağınıklığının azaltılması ve odaklanmanın kolaylaşması bulunur. Egzersiz, yukarıda sayılan nedenlerle odaklanmayı kolaylaştırıp performansı arttırarak dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite konusunda ciddi yarar sağlar.

Egzersiz ve hafıza

Egzersiz beyin metabolizmasını iyileştirerek ve odaklanmayı düzelterek hafıza üzerine olumlu etki yapar. Özellikle yaşlı bireylerde bu durum Alzheimer dahil demans (bunama) tablolarının önlenmesi açısından büyük yarar sağlar.

Egzersiz ve hafıza
Egzersiz hafızayı çok olumlu etkiler

Egzersiz ve enerji

Sahip olduğunuz enerji miktarı diyetin enerji içeriğinden daha çok, vücudun ürettiği mitokondri sayısının doğrudan bir sonucudur. Mitokondriler, hücre içinde enerji kaynaklarından enerji üretimi yapan organellerdir. Ne kadar aktif olursanız, aerobik olarak ne kadar çok egzersiz yaparsanız, vücut ihtiyaçlarınızı karşılamak için o kadar fazla mitokondri üretir. Bu durum da, enerj kullanımının artmasıyla vücuttaki enerji üretiminin de artacağı anlamına gelir.

Nitekim, egzersiz sonrasında çok yorgun hissetseniz bile, aradan birkaç saat geçtikten sonra çok daha enerjik olduğunuzu farkedersiniz. Bunun nedeni, vücudun ihtiyaç duyduğu ekstra mitokondriyi üretmesinin biraz zaman almasıdır.

Diğer taraftan, egzersiz kalp hızını ve pompaladığı kan miktarını arttırarak kaslara daha fazla oksijen ve besin maddesi gitmesini sağlar. Bu da daha yüksek enerji seviyeleri anlamına gelir.

Kaliteli uyku egzersizin az bilinen yararları arasında

Uyku kalitesinin artması da egzersizin az bilinen yararları arasındadır. Egzersiz, stres ve anksiyete seviyelerini azaltarak, daha rahat ve huzurlu hissedilmesini sağlar. Bu durum stabilize hissetmeyi sağlayarak uyku için mükemmel bir altyapı hazırlar. Egzersiz yapmak vücut ısısını da arttıracağı için gün boyunca daha diri hissetmeye yardımcı olur. Egzersizden bir süre sonra vücut iç sıcaklığı düşerek daha rahat bir uykuya geçişe zemin hazırlar. Açık havada yapılan egzersiz D vitamini düzeylerini de yükselterek uyku- uyanıklık döngüsünün düzelmesine destek olur. Bu nedenlerle, düzenli egzersiz, uykusuzluk sorununun çözümüne önemli katkılarda bulunur.

Buna karşılık, uyku saatine yakın zamanlarda yapılacak egzersiz sonucunda yükselen endorfinler ve vücut iç ısısı uykuya geçişi zorlaştırır. Bu nedenle, uyku zamanından önceki birkaç saat içinde egzersizden kaçınmakta yarar vardır.

Kemik ve eklem sağlığı

Kemik sağlığını korumak da egzersizin az bilinen yararları arasındadır. Egzersiz sonucunda kasların güçlenmesi kemikler üzerine binen yükü azaltır. Ayrıca kemiklerdeki kan dolaşımının iyileşmesi ve kemikteki mineral kaybının önlenmesi açısından egzersiz son derece olumlu etki yapar.

Kötü alışkanlıkladan vazgeçme

Egzersiz sigara, alkol ve diğer zararlı alışkanlıklardan vazgeçmek ve bunları bırakanların toparlanmasını sağlamak için çok önemli bir araçtır.

Sonuç

Egzersizin yararları sadece burada sayılanlardan ibaret değildir. Düzenli egzersiz gerek metabolik etkileri, gerekse diğer yararları ile uzun ve sağlıklı bir yaşam için en önemli araçlardan biridir. Bu nedenle, düzenli egzersizin hayatın doğal bir parçasını oluşturması çok yararlı olur.

Doğru egzersiz hedefleri

Egzersiz yapmak konusunda çok heveslisiniz ve daha aktif olmak istiyorsunuz. Buna karşılık yanlış egzersiz sorun yaratabilir. Bu nedenle doğru egzersiz kuralları çok önemli.

Egzersiz yapmak konusunda çok heveslisiniz ve daha aktif olmak istiyorsunuz. Buna karşılık yanlış egzersiz sorun yaratabilir. Bu nedenle doğru egzersiz hedefleri çok önemli.

Egzersiz nedir?

Vücudumuz hareketli olmak üzerine programlanmıştır. Yaptığınız her hareketli iş bir şekilde yararlıdır. Bu durum her yaş için gereklidir. Özellikle değişen aktivite tiplerini uygulandığında vücutta farklı kas grupları çalışır ve tüm vücudun aktif olması sağlanır.

Yürüme, koşma, merdiven çıkma, ev işleri, tamirat, bahçede çalışma vb. tüm yaptıklarınız fiziksel egzersizdir. Ancak, bu egzersizler günümüzün konfor ortamında genellikle yeterli olmaz ve ilave egzersiz gereği doğar.

Fiziksel aktivite sağlıklı kalmayı sağladığı gibi kiloyu korumaya, kas- kemik sağlığını korumaya, metabolizmayı düzenlemeye ve bağışıklık sistemini güçlü tutmaya yardımcı olur. Ayrıca kas-iskelet sistemi hastalıkları, tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları,  bazı kanser türleri  gibi birçok durumda ilave yararlar sağlar. Sonuçta düzenli egzersiz yaşam kalitesini arttırmanın en önemli yollarından biridir.

Fiziksel aktivite hemen hemen her koşulda uygulanabilir ve her yaş grubu ve her koşul altında egzersiz mümkündür. Fiziksel aktiviteyi sınırlayan koşullarda egzersiz hedefleri doktorla ve/veya fizyoterapistle planlanmalıdır.

Gerek aktivite gerektiren işleri yapmak, gerekse ilave egzersizler için iyi bir planlama yapmak gerekir. Planlı egzersiz hem aktivite yapmayı daha eğlenceli hale getirir, hem de daha fazla yararlanmayı sağlar. Bu şekilde hedeflerin ve gelişmenin izlenmesi mümkün olur.

Doğru egzersiz hedefleri nasıl planlanır?

Doğru egzersiz yapmak aslında basittir. Planlamanın sadece beş kuralı vardır ve bu kuralların İngilizce karşılıklarının baş harflerinden oluşan S.M.A.R.T. kısaltması ile bilinir. Bu kurallar aşağıda sıralanmıştır.

  • Özgün (specific) olmalı
  • Ölçülebilir (measurable) olmalı
  • Erişilebilir (achievable) olmalı
  • Gerçekçi (realistic) olmalı
  • Zamanı belirlenmiş (time-bound) olmalı
Doğru egzersiz hedefleri için 5 kural

S.M.A.R.T. protokolü ile doğru egzersiz hedefleri

Özgün olmak

Yapacılacak aktivite belirli olmalı. Örneğin bir sonraki hafta yapılacak aktivitenin ne olduğunun belirlenmesi, aktif olma niyetinden daha doğru bir yaklaşımdır. Örneğin, “bu hafta egzersiz yapacağım” demek yerine “bu hafta her gün yürüyeceğim” demek daha belirleyicidir.

Ölçülebilir olmak

Egzersizin ölçülebilirliği kişinin kendisini değerlendirmesini sağlar, ayrıca motivasyonu ve devamlılığı arttırır. Örneğin yürüyüş yapacaksanız, yürüdüğünüz mesafeyi veya adım sayısını cep telefonu yardımı ile öğrenebilirsiniz.

Erişilebilir olmak

Egzersiz yapmayı içinize sindirmiş olmanız gereklidir. Buradaki kabulleniş, egzersiz fikrini, türünü, süresini ve miktarını topluca içermelidir. Bu konuda emin değilseniz, yakınlarınızın veya doktorunuzun bu konudaki fikrini almak iyi bir yaklaşımdır.

Gerçekçi olmak

Egzersiz planlarken her anlamda gerçekçi olmak gerekir. Hedefler biraz zorlayıcı olabilir, ancak zorlayıcılık da gerçekçi olmalıdır. Gereğinden kolay hedefler gerçekçi olmaz, hedefleri zor saptadığınız zaman ise başarısızlık heves kırıcı olur. Özellikle tıbbi bir sorununuz varsa fazla zorlayıcı hedefler heves kırıcı olmaktan öte, tehlikeli de olabilir. Bu nedenle gerçekçi hedefler belirlenmelidir. Bu konuda gerekirse doktorunuzdan da destek isteyebilirsiniz.

Doğru hedefler seçilmezse sonuç çok zorlayıcı olabilir
Doğru hedefler seçilmezse sonuç çok zorlayıcı olabilir

Zamanı belirlenmiş olmak

Hedeflerin zamanı ve aşamaları belirlenmiş olmalıdır. Örneğin, “bu hafta her gün 5000 adım yürüyeceğim, sonra bu mesafeyi haftada 500 adım arttıracağım” diyebilirsiniz. Bu şekilde kademeli hedef artışı egzersizin daha verimli yapılmasını sağlayacak ve performans gelişmesini gerçekçi hale getirecektir.

Egzersiz tipleri nelerdir?

  • Egzersiz tipleri
    • Dayanıklılık (koşu, bisiklet, kürek çekme, yürüyüş, yüzme)
    • Güç veya direnç egzersizi
    • Hız ve hız dayanıklılığı
    • Esneklik (otur ve uzan, sırt germe testi, yan mobilite testi)
    • Koordinasyon ve denge
  • Antrenman tipleri
    • Metabolik: aerobik veya anaerobik
    • Kas çalışması:
      • İzotonik veya izometrik
      • Dinamik (eksentrik, konsentrik) veya statik
      • Sürekli veya interval
      • Büyük veya küçük kas grupları
Sporların çeşitli özelliklerine göre sınıflandırılması
Çeşitli egzersiz özelliklerine göre spor tipleri

Sağlıklı bireylerde doğru egzersiz hedefleri

Avrupa Kardiyoloji Derneği 2020 Spor Kardiyolojisi ve Egzersiz kılavuzu sağlıklı bireylerde egzersiz ve spor için aşağıdaki önerilerde bulunmaktadır:

  • Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta ya da en az 75 dakika yoğun aerobik egzersiz veya bunlara eşdeğer uygun kombinasyonlar önerilmektedir.
  • Orta yoğunluktaki aerobik egzersizi giderek arttırarak haftada 300 dakikaya, ya da yoğun aerobik egzersizi haftada 150 dakikaya çıkarmak veya bunlara eşdeğer kombinasyonlar uygulamak ilave fayda sağlamak maksadı ile tavsiye edilmektedir.
  • Bireylerin yapılan egzersiz programına uyumun düzenli olarak değerlendirilmesi, teşvik edilmesi ve eğer gerekiyorsa egzersiz volümünün zaman içinde artırılması için destek olunması önerilmektedir.
  • Egzersizleri haftanın 4-5 gününe, mümkünse her gününe, yayacak şekilde bir planlamanın yapılması tavsiye edilmektedir.

Aynı kılavuzda 35 yaş üzerindeki sağlıklı kişilerde kardiyovasküler değerlendirme ve düzenli egzersiz için şu önerilerde bulunulmaktadır:

  • Düşük-orta kardiyovasküler hastalık riski olan bireylerde, eğlence maksadı ile yapılan (recreational) tüm spor aktivitelerine, ileri kardiyovasküler incelemeye gerek olmadan müsaade edilmesi düşünülmelidir.
  • Yarışma tarzındaki aktivitelerine katılacak sporcularda ise, aile hikayesi, semptomların değerlendirilmesi, fizik muayene ve on iki derivasyon istirahat EKG’sini içeren kardiyak taramanın yapılması düşünülmelidir.
  • Yoğun egzersiz programına başlamayı ya da yarışmalı sporlara katılmayı planlayan sedanter kişilerin ve yüksek-çok yüksek kardiyovasküler riski olanların, prognoz değerlendirilmesi maksadı ile maksimal egzersiz testini de içeren klinik değerlendirilmeye tabi tutulması düşünülmelidir.
  • Bilinen koroner arter hastalığı olmayan, ancak kardiyovasküler hastalık riski çok yüksek olup (Systematic Coronary Risk Evaluation-SCORE >%10, yüklü aile hikayesi ya da ailevi hiperkolestrolemi) yoğun veya çok yoğun egzersizlere başlama arzusu olanlarda, riskleri değerlendirmek amacı ile bir fonksiyonel görüntüleme testi, koroner BT anjiyo, ya da karotis veya femoral arter ultrasonografisi düşünülebilir.

Yaşlı bireylerde egzersiz önerileri

  • ≥ 65 yaşında olup, mobilitelerini sınırlayan sağlık sorunu bulunmayan fit kişilerde, haftada en az 150 dakika olacak şekilde orta yoğunlukta aerobik egzersiz tavsiye edilmektedir.
  • Düşme riski olan yaşlı bireylerde, denge ve koordinasyonu arttırmaya yönelik güçlendirici egzersizlerin haftada en az iki gün yapılması önerilmektedir.
  • Yüksek yoğunlukta aktivitelere katılma arzusunda olup sedanter hayat süren 65 yaş ve üzerindeki kişilerde, maksimal egzersiz testini de içeren tam bir klinik değerlendirmenin yapılması düşünülmelidir.
  • Düşük ya da orta kardiyovasküler riski olan asemptomatik yaşlı atletlerin (master atlet), yoğun ve çok yoğun aktiviteleri (yarışma sporları dahil) sürdürmeleri belki düşünülebilir.

Obezite, hipertansiyon ve diyabet durumlarında egzersiz önerileri

Avrupa Kardiyoloji Derneği 2020 Spor Kardiyolojisi ve Egzersiz kılavuzu obezite, hipertansiyon ve diabet durumlarında egzersiz ve spor için aşağıdaki önerilerde bulunmaktadır:

  • Obezitede egzersiz
    • Kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için obez bireylerde (BMI>_30 kg/m2 ya da bel çevresi >80 cm olan kadınlar, >94 cm olan erkekler) haftada ≥ 3 kez direnç egzersizi ve ilave olarak orta ya da güçlü aerobik egzersiz (haftada 5-7 gün, en az 30 dakika) önerilmektedir.
  • Hipertansiyonda egzersiz
    • Tansiyonun iyi kontrol edildiği hipertansif olgularda, kan basıncını düşürmek ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için, haftada ≥ 3 kez “resistance training” ve ilave olarak orta ya da güçlü aerobik egzersiz (haftada 5-7 gün, en az 30 dakika) tavsiye edilmektedir.
    • Hipertansiyonun iyi kontrol edildiği ancak yüksek risk ve/veya hedef organ hasarı olan yetişkinlerde, yüksek yoğunlukta rezistans egzersiz tavsiye edilmemektedir.
    • Hipertansiyonun kontrol altında olmadığı bireylerde (sistolik kan basıncı >160 mmHg), kan basıncı kontrol altına alınıncaya kadar yüksek yoğunlukta rezistans egzersiz önerilmemektedir.
  • Diyabette egzersiz
    • Diabetes mellituslu olgularda insülin duyarlılığını arttırmak ve daha iyi kardiyovasküler risk profili elde etmek için, haftada ≥ 3 kez “resistance training” ve ilave olarak orta ya da güçlü aerobik egzersiz (haftada 5-7 gün, en az 30 dakika) önerilmektedir.

Doğru egzersiz hedefleri hakkında son söz

Düzenli egzersizin yararlarını tartışmanın gereği yoktur. Esas olan, herkesin kendi koşulları içinde, kendi hedeflerini belirleyerek sürdürülebilir bir şekilde düzenli egzersiz yapmasını sağlamaktır. Bunun yolu da doğru egzersiz hedefleri hakkında S.M.A.R.T. protokolunu uygulamaktır.

Vücut direncinin değerlendirilmesi

Kişinin kendisini koruması için vücut direncinin değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. COVID-19 salgını dolayısıyla bunun önemi daha iyi anlaşıldı.

Kişinin kendisini koruması için vücut direncinin değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. COVID-19 salgını dolayısıyla bunun önemi daha iyi anlaşıldı.

Hepimiz çeşitli tedbirler alıyoruz. Sosyal mesafeye dikkat ediyoruz, maske kullanıyoruz, evden çalışıyoruz, alışverişi olabildiğince online yapmaya gayret ediyoruz, eğitimi internet üzerinden yapıyoruz ve daha başka çeşitli tedbirler alıyoruz. Bazen çok sağlıklı sandığımız birisinin çok ciddi hastalandığını veya zayıf bünyeli sandığımız bir başkasının ise hastalığı çok hafif geçirip atlattığını duyuyoruz. Kendi vücut direncimizi güçlü tutmamız gerektiğini de biliyoruz, ama ne kadar güçlü dirence sahip olduğumuzu bilmiyoruz.

Vücut direncini korumanın en önemli yolu sağlığımızı korumak için elden geleni yapmak. Üstelik toplumda diyabet, hipertansiyon, astım ve benzeri kronik hastalıkların bu kadar yaygın olduğu durumda genel sağlığı korumak çok da kolay olmayabilir.

Bu gibi durumlarda insanlar genellikle sağlıklarını korumak ve dirençlerini arttırmak için arayışa girerler. Vitaminler, gıda takviyeleri, bitkisel destekler ve benzerleri bu aşamada çoğu zaman bir umut olarak görülür. Bu yolların kullanılması genellikle insanlara kendileri için birşeyler yaptıkları hissini verir ve rahatlamalarını sağlar. Bu şekilde davranarak insanlar vücut dirençlerini güçlendirdirdiklerini düşünürler. Ama vücut direnci öyle kolay güçlenen birşey midir? Veya gerçekten vücut direncini güçlendirmeye ihtiyaç var mı? Özellikle de belli bir yaşın üzerindeyseniz ve/veya bir kronik hastalığınız varsa.

Vücut direnci nedir?

Vücudun direnç sistemi proteinler, hücreler, kemik iliği ve organlardan oluşan karmaşık bir yapıdır ve ana görevi vücudu dışarıdan gelen bakteri ve virüs gibi saldırganlardan korumaktır. Eğer vücut direnciniz gereği gibi çalışmıyorsa zaten infeksiyon riski altındasınız demektir. Bu durumla kemoterapi veya radyoterapi sonrası, organ nakilleri, kortizon tedavisi, beslenme eksikliği gibi tablolarla karşılaşılmaktadır.

Dolayısıyla, vücut direncini harekete geçirmek iyi bir fikir gibi görünse de, pek gerçekçi değildir. Vücut direncinin olması gerekenden daha tepkisel olması, normalde tepki göstermemesi gereken durumlara da tepki vermesiyle sonuçlanabilir. Otoimmün hastalıkları ve allerjik reaksiyonlar zaten bu gibi durumların sonucudur. Kısacası, vücut direncinin gereğinden fazla harekete geçirilmesi iyi birşey değildir.

Vücut direncinin değerlendirilmesi tedbir almak için önemlidir.
Vücut direncinin değerlendirilmesi tedbir almak için önemlidir.

Vücut direncinin değerlendirilmesi gerekli mi?

Bağışıklık sisteminin süper güçlere sahip olması gerekmez, sadece gerek duyulduğunda gereği kadar yanıt vermesi önemlidir. Vücut direnciniz güçlüyse farketmeyeceğiniz bir küçük sivilce, zayıf dirence sahipseniz koca bir çıbana dönüşebilir. Veya birinin ayakta atlattığı bir soğukalgınlığı, başka birini yorgan döşek yatırabilir veya hayatını tehdit edebilir. Bu nedenle, yeterli koruma önlemlerini alabilmek için vücut direncinin değerlendirilmesi önemlidir.

Vücut direncinin değerlendirilmesi nasıl yapılır?

Vücut direncinin değerlendirilmesi için bir dizi karmaşık test olmakla birlikte, bunlar hem belli merkezlerde yapılmak zorundadır, hem de pahalı ve zaman alıcı işlemlerdir. Özel durumlar dışında kişinin kendi vücut direncinin değerlendirilmesi için genellikle bu tip incelemelere ihtiyaç yoktur.

Kişinin kendi vücut direncinin değerlendirilmesi için Utrecht Üniversitesi tarafından geliştirilen kısa bir testin kullanılması oldukça faydalıdır. Siz de vücut direncinizi değerlendirmek için bu testi uygulayabilirsiniz. Puanınız ne kadar yüksekse, vücut direnciniz o kadar düşük anlamına gelir. Vücut direnciniz düşükse, güçlendirilmesi için neler yapılması gerektiği konusunda bizi arayabilirsiniz.

Kronik hastalık yönetimi

Dünyadaki en önemli ölüm ve maluliyet nedeni olan kronik hastalıklar tüm sağlık harcamalarının da %80’ine yol açmaktadır. Gelişen teknolojiyle birlikte kronik hastalık yönetiminin de optimizasyonu gereklidir.

Kronik hastalık yönetimi, dünyadaki en önemli ölüm ve maluliyet nedeni olan kronik hastalıkların tıbbi, idari ve finansal açıdan kontrolunu amaçlar.

Dünyadaki en önemli ölüm ve maluliyet nedeni olan kronik hastalıklar tüm sağlık harcamalarının da %80’inin nedenidir. 40 yaş üzeri nüfusun yaklaşık %50’sinde en az bir kronik hastalık mevcuttur. Her 10 ölümden 7 tanesi kronik hastalıkların sonucudur. Klasik tıbbi uygulamalar kronik hastalıkların önlenmesi, izlenmesi ve tedavisinde yetesiz kalmaktadır. Kronik hastalık yönetimi için uzun vadeli takip ve tedavi stratejilerinin geliştirilmesini zorunludur. Bu durumda halen kesitsel olan sağlık hizmetleri de longitudinal olarak reorganize olacaktır. Alışıldık düzende epizodik olan sağlık sigortası- sağlık kurumu- hasta ilişkisi kronik hastalık yönetimi sürecinde sürekli hale gelmektedir. Klasik hekim- hasta ilişkisi de değişerek yerini bakım takımı- hasta ilişkisine bırakmaktadır.

Kronik hastalık yönetimi ve sorunları

Kronik hastalık yönetimi sürecinin dokümentasyonu, tetkik ve tedavi organizasyonu, maliyet optimizasyonu ve veri paylaşımı gereklidir. Bu açıdan elektronik sağlık kayıtları büyük önem taşımaktadır. Bu durum maalesef beraberinde kişi mahremiyeti sorunları, bireyselleştirilmiş tedavi yaklaşımları ile ilgili problemler ve data yoğunluğunu da getirmektedir. Uzun süreli hale gelen hasta takibi, klasik düzende hastanın sadece sağlık kurumunda yapılan inceleme ve izlemelerini hastanın ev ve işyerine de yaygınlaştırmaktadır. Hasta ile ilgili veri akışının uzaktan yönetimi de zorunlu olmaktadır. Ancak, bu şekilde ortaya çıkan büyük veri yükünün uygun şekilde yönetilmesi gereklidir. Bu verilerin her hastaya özel olacak şekilde yorumlanması sorunu ortaya çıkmaktadır. Çok kaynaktan veri girişli elektronik sağlık dosyası, bugün bilgi işlem sistemlerinin pek çok aşamasında ortaya çıkan “Big Data” probleminin sağlık sektöründeki yansımasını oluşturmaktadır.

Data yoğunluğu

Halen, bir süpermarkette barkodlu sistemlerle izlenen stok takip sistemlerinin ürettiği dataların bile pek azının yöneticiler tarafından kullanılabilmektedir. Çok paylaşımlı bir eletronik sağlık dosyası sisteminin yönetimi çok daha güçtür. Bu duruma bir de sigorta sistemlerinin zorladığı “Readmission Penalty” ve benzeri sağlık kurumunu cezalandırıcı yöntemler eklenmektedir. Kaliteli sağlık hizmeti bu durumda çok büyük ölçüde data yönetim stratejileri ile ilişkilenmektedir. Sonuçta, sağlık sektöründe bireysel ve küçük ölçekli işletmelerin giderek ortadan kalkarak sektörde büyük kuruluşların kalacağı, küçüklerin de onların taşeronu olacağı bir düzen gelmektedir.

Kronik hastalık yönetiminde elektronik sağlık kayıtları ve teletıp

Elektronik sağlık kayıtları ve teletıp uygulamaları doktorun geleneksel rolünü de büyük ölçüde değiştirmektedir. Artık doktor hastanın tek muhatabı değil, bir takımın parçasıdır. Bu takım çalışması içinde hasta başına düşen hekim mesaisinin azaltılması ile sektörün en önemli maliyet kalemlerinden biri olan “Hasta başı hekim maliyeti” azaltılmaktadır. Hekim dokümentasyon ve bürokrasiden büyük ölçüde ayrılarak daha ziyade karar verici ve girişim yapıcı rolü üstlenmektedir. Gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere dünyanın her tarafında yaygın olan hekim açığı bu şekilde büyük ölçüde kapatılacak ve ihtiyaç duyulan hekim sayısı azalacaktır. Ancak bu durumda hekimden beklenen nitelik artacaktır.

Sağlık personeli yapısında değişim

Evde izlem sonucu elde edilen verileri sağlık takımındaki nitelikli personel, hatta çoğu zaman sadece sistem o bulguları izleyerek sadece limit dışı durumlarda ilgili personeli uyaracaktır. 5G ve kablosuz internet sistemleri ve bulut teknolojileri aracılığıyla da hekimler ve diğer sağlık personeli her durumda hastanın dosyası, görüntüleme sonuçları, izlem parametreleri ve hatta hastaya takılı vericinin gönderdiği çeşitli monitörizasyon bulgularını takip olanağını bulacaklardır. Bu durum hekimin ve diğer sağlık personelinin mesai ve performans kavramlarını da büyük ölçüde etkileyecektir. Şu sırada sağlık endüstrisi çalışanları Birleşik Amerika’da tüm çalışanların % 10’unu oluşturmaktadır. Elektronik hasta kaydının sistemleşmesinin önemli bir personel tasarrufu sağlaması beklenmektedir.

Kısacası, kronik hastalık yönetiminin ön plana çıkması ve beraberinde getirdiği elektronik sağlık dosyası ve teletıp uygulamaları sağlık sisteminde köklü değişiklikler anlamına gelmektedir. Genel anlamda sağlık ve bakımın daha iyi olacağı izlenimi alınmaktadır. Ancak diğer yandan bu konu klasik “Sosyal Devlet” anlayışının da sonu anlamına gelmektedir. Çeşitli kesimlerden yükselen itirazlara bakıldığında dünyada bunun hekim camiası, sağlık kuruluşları ve toplum tarafından nasıl kabul edileceği büyük bir merak konusudur.

İlgili konular
Eşdeğer ilaçlar etkili mi?
Genler ve sağlık

10 soruda koroner kalp hastalığı

Koroner kalp hastalığının önemi ya küçümsenir, ya da abartılır. Bu kargaşanın önüne geçmek için en çok merak edilen 10 sorunun cevaplarını hazırladık. Bu yazıda 10 soruda koroner kalp hastalığıı konusunda bir özet var.

Koroner kalp hastalığı ya küçümsenir, ya da abartılır. Bu kargaşanın önüne geçmek için en çok merak edilen 10 sorunun cevaplarını hazırladık. Bu yazıda 10 soruda koroner kalp hastalığı konusunda bir özet var.

1. Koroner kalp hastalığı ülkemizde hangi sıklıkta görülüyor?

Türkiye’de koroner kalp hastalığı, ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Ülkemizde her yıl 400 bin civarında yeni koroner kalp hastası ortaya çıkıyor. Korunmak için öncelikle hareketli bir yaşamın benimsenmesi, Akdeniz diyetiyle beslenilmesi, sigara içilmemesi, yüksek kolesterol, metabolik sendrom ve yüksek tansiyon gibi sorunların da mutlaka kontrol altına alınması gerekiyor.

Türkiye'de ölüm nedenlerinin dağılımı

2. Stres, kalp krizine yol açıyor mu?

Koroner kalp hastalığı hakkında en çok merak edilen konulardan biri, stresin kalp krizi üzerinde etkili olup olmadığı. Büyük bir afet, bir yakının ölümü veya ciddi mali kriz gibi akut gelişen stres, kalbin alt yapısında bir sorun yoksa kalp krizi üzerinde çok belirleyici bir rol oynamıyor.

Akut stres olarak tanımlanan bu tür bir stres, ancak zaten geçirilecek olan bir enfarktüsün tarihini öne alabiliyor. Buna karşılık, çağımızın önemli sorunları arasında olan olan kronik stres, depresyon ve anksiyete ise kalp krizine adeta davetiye çıkarıyor. Dolayısıyla kalp krizinden korunmak için stresi yönetmeyi öğrenmekte fayda var.

Stres ve kalp krizi
Stres ve kalp krizi ilişkisi

3. Neden ölümlerde koroner kalp hastalığı ilk sırada yer alıyor?

Bunun en önemli nedeni, günümüzde hareketsiz bir yaşamın ve sağlıksız beslenmenin benimsenmesi. Bunun yanı sıra, koroner kalp damar hastalığı sinsi ilerliyor. Öyle ki koroner arter hastalarının yaklaşık üçte biri, bu hastalığa yakalandıklarını bilmeden, ani gelişen kalp krizi sonucu yaşamlarını yitiriyor. Hastaların yaklaşık üçte birinde de ilk belirti enfarktüs şeklinde ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bu hastaların sadece yüzde 25’lik bir kesimi göğüs ağrısı gibi belirtilerle koroner arter hastası olduğunu anlıyor.

4- Koroner kalp hastalığı olduğu nasıl anlaşılır?

Bu sorunun pratik bir yanıtı yok. Sıkça başvurulan elektrokardiyografi, hastaların sadece yüzde 10’unda net olarak tanıyı koyabiliyor. Biyokimyasal incelemeler ise ancak riskin ne kadar yüksek olduğunu belirlemede işe yarıyor. Daha somut sonuç verebilen talyum testi, anjiyografiler, bilgisayarlı tomografiler, kalsiyum skorlaması ve diğer testlerin de önemli ölçüde yanılma payları var. Üstelik bu yöntemlerin maliyeti oldukça yüksek ve geleceğe yönelik bir öngörü vermiyor. Dolayısıyla bir kişinin enfarktüs geçirme riskinin ne olduğu veya yakın bir zamanda böyle bir tehlikenin gelişip gelişmeyeceği hala bir soru işareti olarak duruyor.

5. Ne zaman koroner anjiyografi yöntemine başvurmalı?

Koroner anjiyografi bir teşhis yöntemi değil, tedavi şeklini belirleme yöntemidir. Bu yönteme ancak koroner kalp hastalığına işaret eden güçlü delillerin varlığında, yapılacak olan müdahalenin tipini belirlemek amacıyla başvurulmalıdır.

Koroner anjiografi

“Acaba damarlarımda bir sorun var mı?” diye anjiyo yaptırmak sakıncalı, çünkü, ender olarak görülse de, bu teknik ciddi kanamalara veya ölüme yol açabiliyor. Bilgisayarlı tomografi kullanılarak yapılan koroner anjiografi daha risksiz, ancak önemli ölçüde radyasyon ve önemli miktarda radyoopak ilaç alınması dolayısıyla hala risk yaratabiliyor, üstelik oldukça pahalı.

6. Koroner kalp hastalığından şüphelenen bir kişi ne yapmalı?

Koroner kalp hastalığı tanısında risk hesaplamalarından büyük yarar sağlanıyor. Bu nedenle önce risk hesaplaması yapılıp, ortaya çıkan risk faktörlerine yönelik önleyici tedavilerin uygulanması gerekiyor. Yaşam tarzında yapılacak değişiklikler, alınması gereken en önemli tedbirleri oluşturuyor.

7. Nasıl tedavi ediliyor?

Koroner arter hastalığı; ilaç, stent ve bypass olmak üzere üç yöntemle tedavi edilebiliyor. Tıkanmış olan bölgenin yeri ve kaç damara müdahale edilmesi gerektiği gibi faktörler tedavinin şeklini belirliyor. Günümüzde gerek acil bypass, gerekse acil anjiyoplasti yöntemi akut enfarktüsün tedavisinde adeta çığır açtılar. Özellikle primer anjiyoplasti yöntemi ve kalp krizi sırasında tıkanmış damarın stentle açılması, çok ciddi yararlar sağlıyor. Hastalar artık çok az bir hasarla, tedavi sonrasında hiç enfarktüs geçirmemiş gibi sağlıklı yaşayabiliyor. Ancak bunun için hastanın mümkünse krizden sonra ilk bir iki saatte hastaneye ulaştırılması gerekiyor.

8. Stent mi, bypass mı?

Günümüzde koroner kalp hastalığı tedavisinde en sık iki yöntemden yararlanılıyor; stentler ve bypass operasyonu. Bypass ile stent arasındaki seçimi ise hastanın damar yapısı belirliyor. Tıkalı olan damar stentle açılabiliyorsa, önce bu yöntem tercih ediliyor. Sonuç alınamayacak olan durumlarda ise bypass yöntemine başvuruluyor.

Çelik kafes olarak da adlandırılan stentler, ilaç salgılayarak tedavi gören damarın tıkanma riskini yüzde 5’lere kadar indirebiliyor. Özellikle ilaç kaplı stent teknolojisi, bu hastalığın tedavisinde büyük yarar sağlıyor.

Koroner kalp hastalığı tedavisinde stent
Koroner kalp hastalığı tedavisinde stent

9. Ne zaman ilaç tedavisi?

Uzmanlar genellikle bypass uygulanamayan durumlarda ilaç tedavisine başvuruyor. Bunun nedeni ise hastaların kısa vadeli çözümleri tercih etmeleri. Ancak hasta göğüs ağrısından şikayet etmiyorsa ve kalp fonksiyonlarında herhangi bir sorun yoksa, bu durumda bypass veya stent yöntemlerine başvurmanın acelesi yok. Bu hastalara uygulanan ilaç tedavisiyle de oldukça başarılı sonuçlar elde edilebiliyor.

10. Tedaviden sonra nelere dikkat etmeli?

Koroner kalp hastalığı için uygulanan tedaviden sonra kişinin yaşam tarzını mutlaka düzene koyması gerekiyor. Alınacak olan basit önlemlerle sağlıklı bir yaşam sürmenin mümkün. Bunun için yapılması gereken ilk şey, hareketli bir yaşamı benimsemek olmalı. Örneğin, asansör yerine merdivenleri tercih etmek, kısa mesafelerde aracı kullanmayıp, yürümek. Uzmanlara göre, sağlıklı bir yaşam için her gün on bin adım yürümek gerekiyor. Sigara mutlaka bırakılmalı, bol bol sebze meyve tüketilmeli, aşırı yağlı besinlerden de kaçınılmalı. Bunların yanı sıra diyabet, metabolik sendrom, yüksek kolesterol veya tansiyondan yakınanlar, bu risk faktörlerini mutlaka kontrol altına almayı da ihmal etmemeli.