Enflamasyon

Enflamasyon vücudun savunma sisteminin ve iyileşme sürecinin önemli bir parçasıdır. Buna karşılık, enflamasyon kimi zaman sorun yaratabilir.

Enflamasyon vücudun savunma sisteminin ve iyileşme sürecinin önemli bir parçasıdır. Buna karşılık, enflamasyon kimi zaman sorun yaratabilir.

İçindekiler

Vücut için bir tehdit olduğu zaman vücut bu tehdide karşı savunma mekanizmasını harekete geçirir ve tehdidi yoketmek için bir dizi biyolojik yanıt oluşturur. Bu biyolojik yanıta enflamasyon adı verilir.

Vücuda karşı tehdit bir yaralanma, yabancı madde veya mikroorganizma (bakteri, virüs, mantar vb.) olabilir. Ancak, zaman zaman vücut kendi dokularına karşı da reaksiyon gösterebilir. Bu sonuncu durum sonucunda otoimmün hastalıklar ortaya çıkar. Bu tip enflamasyon çoğu kronik hastalığın altında yatan nedeni oluşturur.

Enflamasyon tipleri ve belirtileri

Enflamasyonun akut ve kronik olmak üzere iki ana tipi vardır.

Akut enflamasyon

Bir yaralanma veya hastalık sonucunda akut ve kısa süreli enflamasyon meydana gelir. Akut enflamasyonun beş ana belirtisi mevcuttur.

  • Ağrı: sürekli olabilir veya etkilenen alana dokunulduğunda hissedilebilir.
  • Sıcaklık artışı: Bölgedeki kan akımının artışı sonucudur.
  • Kızarıklık: Bölgedeki kılcal damarlardaki kan akımı artışı sonucudur.
  • Şişme: İltihabi reaksiyon sonucu bölgedeki sıvı artışı sonucudur.
  • Fonksiyon kaybı: Bölgede meydana gelen şişme ve ödem sonucunda ortaya çıkar.

Bu belirtiler her zaman mevcut olmayabilir. Kimi zaman enflamasyon sessizdir ve belirti vermez. Kendini iyi hissetmeme, yorgunluk ve ateş de bulunabilir.

Akut enflamasyon belirtileri genellikle birkaç günde geçer. Subakut enflamasyon 2- 6 hafta kadar sürebilir.

Enflamasyonun 5 ana belirtisi
Enflamasyonun 5 ana belirtisi

Kronik enflamasyon

Kimi durumlarda enflamasyon düşük düzeyde aylarca, hatta yıllarca sürebilir. Bu duruma kronik enflamasyon adı verilir. Bu süreç sırasında zaman zaman akut alevlenmeler de görülebilir. Bu durumun altyapısındaki nedenler şu şekilde sayılabilir.

  • Akut enfeksiyona yol açan ajanın tümüyle yokedilememesi: Kronik tüberküloz, kist hidatik ve benzeri protozoonlar, mantar infeksiyonları, HIV virüsü, hepatit B ve C virüsleri ve benzerleri bu gruba girer.
  • Enzimlerle parçalanamayan veya savunma hücreleri tarafından yokedilemeyen belli bir irritan veya yabancı materyele düşük dozda uzun süreli maruz kalma: Bu durumun en tipik örneği asbestoz ve silikozdur.
  • Bağışıklık sisteminin vücudun belli bir organ ve dokusuna karşı hassaslaşıp o dokuya saldırarak tepki vermesi: Otoimmün hastalıklar adını verdiğimiz bu durumun tipik örnekleri arasında romatoid artrit ve sistemik lupus eritematozus gibi durumlar sayılabilir.
  • Akut enflamasyonun tekrarlayan epizodları: Tüberküloz ve romatoid artrit gibi kronik enflamatuar durumlarda zaman zaman akut alevlenmeler görülebilir.
  • Oksidatif stres yaratan ve hücrenin enerji metabolizmasını etkileyen enflamatuar ve biyokimyasal uyarıcılar oksijen serbest molekülleri, AGE’ler, ürik asit kristalleri, okside lipoproteinler, homosistein ve benzeri gibi maddelerin artışına yol açar.
Kronik enflamasyon
Kronik enflamasyon ciddi sorunlara yol açabilir

Kronik enflamasyon düşündüren belirtiler

Tutulan dokuya özgü belirtiler yanısıra, aşağıdaki belirtilerin bulunması da kronik enflamasyon düşündürmelidir:

Kronik enflamasyonun sonuçları

Kronik enflamasyon aylar, yıllar, hatta onyıllar boyu sürebilir ve etkilediği organ ve dokuya göre çeşitli hastalıklara yol açabilir. Bu hastalıklardan başlıcaları şunlardır:

  • Tip I (juvenil) diyabet
  • Kalp ve damar hastalıkları
    • Damar sertliğine bağlı hastalıklar (koroner kalp hastalığı ve inme)
    • Kalp yetersizliği (dilate kardiyomyopati, myokardit)
  • Artritler ve diğer eklem hastalıkları (romatoid artrit, seronegatif artropatiler)
  • Kronik glomerulonefritler
  • Allerjiler
  • Kronik obstruktif akciğer hastalıkları ve astım
  • Sedef hastalığı (psoriasis)
  • İltihapli barsak hastalıkları (Crohn hastalığı ve ülseratif kolit)
  • Sinir sistemi hastalıkları (Multipl skleroz, Alzheimer hastalığı, myasthenia gravis)
  • Tiroid hastalıkları (Basedow Graves hastalığı ve Hashimoto hastalığı)
  • Böbreküstü bezi hastalıkları (Addison hastalığı)
  • Çoklu sistem hastalıkları (Sistemik lupus erythematosus, Sjögren sendromu, polimyozit)
  • Kanser

Kronik enflamasyonun risk faktörleri

Kronik enflamasyonun gelişme riskinde aşağıdaki faktörlerden bir veya birkaçı bulunabilir.

  • İleri yaş
  • Obezite
  • Sağlıksız yağlardan, şekerden, şarküteriden, işlenmiş gıdalardan ve rafine karbonhidratlardan zengin diyet
  • Alkol
  • Sigara
  • Düşük seks hormonları
  • Stres
  • Uyku miktarı ve kalitesinde yetersizlik

Enflamasyonda korunma ve tedavi

Enflamasyonda korunma ve tedavi nedene, tutuluma ve şiddete göre değişir. Tedavinin amaçları şu şekilde sayılabilir:

  • Hastalık prosesini ortadan kaldırmak, hastalığı kontrol etmek ve ilerlemesini yavaşlatmak veya durdurmak
  • Ağrı ve enflamasyonu arttıran davranışlardan kaçınmak
  • Ağrıyı kontrol etmek
  • Tutulan organ ve dokudaki fonksiyon kaybıyla mücadele etmek

Akut enflamasyon

Akut enflamasyon tedavisi nedenin ortadan kaldırılması, tutulumun yeri ve şiddeti ile ilgilidir. Neden bakterilerin neden olduğu bir enfeksiyonsa, uygun antibiyotik tedavisi yapılır. Şiddetli akut allerjik reaksiyonlarda hızlı antiallerjik tedavi hayati riskleri önler. Buna karşılık, örneğin basit travmalarda lokal soğuk uygulaması ve basit ağrı kesiciler genellikle yeterli olur.

Kronik enflamasyon

Kronik enfiamasyonun gerek önlenmesi ve gerekse tedavisinde yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşır. Bu yaşam tarzı değişiklikleri aşağıdaki şekilde sayılabilir:

Yaşam tarzı dışındaki tedavi yöntemleri hastalığın cinsine ve şiddetine göre değişmekle birlikte, temel hedefler ağrı ve fonksiyon kaybı ile mücadeledir. Bu konuda hangi ilaçların ve tedavi yöntemlerinin kullanılacağına izleyen doktor karar verecektir.

Sonsöz

Enflamasyon, özellikle de kronik enflamasyon ciddi bir tablodur. Bu gibü durumlarda yaşam tarzını düzeltmenin yanısıra, mutlaka doktor önerilerine göre tedavinin düzenlenmesi gereklidir.

Enflamasyon ve yiyecekler

Enflamasyon vücudun savunma ve tamir mekanizmasıdır, ancak kronikleşirse zarar verir. Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisi de bu kapsamdadır.

Enflamasyon vücudun savunma ve tamir mekanizmasıdır, ancak kronikleşirse zarar verir. Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisi de bu kapsamdadır.

Table Of Contents

Enflamasyon, vücudun dıştan gelen saldırılara karşı vücudun savunma ve tamir mekanizmasıdır. Ancak, enflamasyonu uyaran etkenler devam ettiği sürece enflamasyon devam eder ve kronikleşir. Kronik enflamasyon ise diyabet, kalp hastalıkları ve obezite başta olmak üzere pekçok sorunla ilgili riski arttırır.

Dışarıdan gelen enflamasyonu tetikleyici faktörler enflamasyon cevabını şiddetlendirebilir. Bu faktörler arasında kronikleşmiş enfeksiyonlar, otoimmün bozukluklar veya hava kirliliği yada endüstriyel kimyasallar bulunabilir. Ayrıca, sigara, alkol, obezite ve kronik stres de enflamasyonu arttırabilen faktörler arasındadır.

İlginç bir şekilde, enflamasyon ve yiyecekler arasında da ilişki vardır. Bir kısım yiyecekler enflamasyonu arttırıcı etki gösterirken, bir kısmı da aksine enflamasyonu azaltırlar.

Enflamasyonu arttıran yiyecekler

Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisinde her durumda fazla yağlı, fazla şekerli yiyeceklerden ve işlenmiş gıdalardan uzak durulması önerilmektedir. Başlıca enflamasyon azaltıcı yiyecek grupları aşağıdadır.

Şekerler

Adı ne olursa olsun, şeker şekerdir. Günde 30 gramdan az tüketilmesi gerektiği halde, ortalama günlük diyette bunun yaklaşık üç misli şeker bulunur. İlave şekerlerin çoğunun kaynağı hazır gıdalardır. Meyveler ve süt ürünleri gibi doğal şeker kaynakları genellikle şeker ile birlikte lif ve protein içerdikleri için kan şekerinde pik halinde yükselmeye yol açmazlar. Ancak, hazır gıdalarda diğer tat arttırıcılarla birlikte bulunan şeker cinsleri kan şekerinde ani yükselmeye ve buna bağlı insülin salgısına yol açar.

Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisinde şekerlerin önemi büyüktür. Araştırmalar, diyetteki ilave şekerin kronik enflamasyonu tetiklediğini göstermektedir. Bunun temel nedeni, kan şekerinin yükselmesinin tetiklediği insülin artışının şekerleri yağ dokusunda depolaması ve sonuçta enflamasyona yol açmasıdır.

Şeker hazır gıdaların pek çoğunun içinde bulunur. Bu listede şekerleme ve çikolata çeşitleri, kekler, gofretler, pastalar, tatlılar ve benzerleri olduğu gibi, hiç tahmin etmeyeceğiniz şekilde ekmekler, krakerler, salata sosları gibi yiyecekler de bulunur. Hazır içeceklerin büyük çoğunluğu da yüksek miktarda şeker içerir. Dolayısıyla, hazır gıdalarda etiket üzerindeki şeker miktarını incelemekte ve bir öğünde alınacak şeker miktarını 4 gramın altında tutmakta yarar vardır.

Hazır içecekler fazla miktarda şeker içerir
Hazır içecekler fazla miktarda şeker içerir

Yapay trans yağlar

Yapay trans yağlar margarin üretiminde sıvı yağların hidrojenizasyonu sırasında oluşur. Margarin üretiminde yağların hidrojenizasyonu yağın dokusunu, dayanıklılığını ve raf ömrünü değiştirir. Etlerde ve süt ürünlerinde de bir miktar doğal (ruminant) trans yağ bulunmakla birlikte, bunların yapay trans yağlar kadar zararlı olmadıkları belirtilmiştir.

Yapay trans yağlar her miktarda zararlıdır, bu nedenle günde 1 gramdan az tüketilmeleri önerilir.

Katı margarinler en sık rastlanan trans yağ örneğidir. Ancak, içeriğini kontrol edemediğiniz hazır gıdalar, restoran yemekleri ve pastane ürünleri en sık tüketilme şeklidir.

Yapay trans yağlar önemli bir enflamasyon tetikleyicisidir. O nedenle tüketim sırasında çok dikkatli olmak gerekir.

Omega-6 yağ asitleri

Yüksek oranda omega-6 yağ asitlerini içeren bitkisel sıvı yağlar günlük diyette çok sık kullanılırlar. Buna karşılık, bu sıvı yağların içerdikleri yüksek oranda omega-6 yağ asitleri nedeniyle iltihabi reaksiyonları uyardığı belirtilmektedir. Bu konuda omega-6/omega-3 oranının önemli olduğu, bu nedenle diyette omega-3 miktarının arttırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Ancak, bu konudaki veriler yeterli değildir ve en bol bulunan omega-6 yağ asidi olan linoleik asidin enflamasyonu uyarmadığı belirtilmektedir. Yine de, eldeki veriler ışığında omega-6 yağ asitlerinin kullanımının sınırlanması ve omega-3 alımının arttırılması yararlı olacaktır.

Rafine karbonhidratlar

Karbonhidratlar en başta gelen enerji kaynağı olmaları dolayısıyla diyette vazgeçilmez durumundadırlar. Ancak, şeker, beyaz un ve beyaz pirinç gibi rafine karbonhidratlar enflamasyonu kolaylaştırabilmektedirler.

Rafine karbonhidratlar lif içermezler. Oysa ki lifler tokluk sağlar, kan şekerini dengeler ve barsaktaki yararlı bakterileri besler. Yeterli lif içermeyen karbonhidratlar ise tam tersine barsaktaki enflamasyon yapan bakterilerin çoğalmasına neden olur. Rafine karbonhidratların yüksek glisemik indeksi de kan şekerini hızlı yükselterek enflamatuar olayları tetikler.

Rafine karbonhidratlar başlıca aşağıdaki gıdalarda bulunur.

  • Her tür şeker ve şeker içeren gıda
  • Her tür tatlı
  • Beyaz ekmek ve her tür beyaz un içeren gıda
  • Bisküvi ve krakerler
  • Kek, pasta, poğaça ve benzeri pastane ürünleri
  • Beyaz pirinç

Rafine karbonhidratlar yerine tam tahillar ve baklagiller kullanılabilir.

Kırmızı et ve şarküteri ürünleri

Kırmızı et ve şarküteri ürünleri tüketimi kalp damar hastalıkları, diyabet ve kanser riskini belirgin şekilde arttırır. Bunun temel nedeni, kırmızı ette ve şarküteri ürünlerinde yüksek miktarda bulunan doymuş yağların enflamasyonu kolaylaştırmasıdır.

Kırmızı etin pişirilmesi ve şarküteri ürünlerinin hazırlanması sırasında içlerinde bol miktarda AGE’ler (ileri glikasyon son ürünleri) oluşur. AGE’ler de önemli enflamasyon uyarıcılarıdır.

Tüm bu nedenlerle kırmızı et ve şarküteri ürünleri tüketimini azaltmakta yarar vardır. Bunun için aşağıdaki önlemler alınabilir.

  • Haftada iki günü et yemeden geçirmek
  • Sadece tek öğün et yemek, sebze yemeklerini etsiz pişirmek
  • Sofrada et yemeği yerine etli sebze tüketmeyi tercih etmek (örn. kıymalı fasulye veya biber dolması gibi)
  • Şarküteri ürünlerini çok az tüketmek
  • Eti yağsız tüketmek
Şarküteri ürünleri buzdolabı tehlikelerinin başında gelir
Şarküteri ürünleri kaçınılması gereken gıdaların başında gelir

Alkol tüketimi

Özellikle yüksek miktarda alkol tüketimi enflamasyonu arttırır. Bunun en önemli nedeni alkolün barsaktaki zararlı bakterilerin çoğalmasına yol açması ve bunların salgıladığı toksinlerin vücutta yarattığı reaksiyondur. Bu nedenle, alkol alımını sıklık ve miktar açısından kısıtlamakta büyük yarar vardır.

Enflamasyonu azaltan yiyecekler

Enflamasyonu azaltan yiyecekler, enflamasyon olasılığını azaltırlar. Bu yiyecekler genel olarak sağlıklı addedilir. Enflamatuar hastalıklarda yemek alışkanlıklarının değişmesi hastalığın gidişini değiştirebilmektedir. Bu durum ilaçların ve diğer tedavilerin yerini doldurmaz, ancak alevlenmelerin ve kullanılan ilaç miktarlarının azalmasını sağlayabilir.

Enflamasyonu azaltan gıdalar arasında sebze ve meyveler, tam tahıllar, baklagiller ve kuruyemişler gibi bitkisel protein kaynakları, yağlı balıklar, yararlı yağlar, kokulu bitkiler ile baharatlar bulunur.

Sebzeler ve meyveler

Ispanak ve pazı gibi K itamininden zengin yeşil yapraklı sebzeler, brokoli ve lahana enflamazyonu azaltır. Kiraz, ahududu ve böğürtlen gibi kırmızı renkli küçük meyveler de benzer şekilde etki gösterir.

Tam tahıllar

Esmer pirinç, yulaf ezmesi, tam buğday gibi tam tahıllar lif yönünden zengindir ve bitkisel lifler enflamasyonun azalmasına katkıda bulunur.

Baklagiller

Baklagiller iyi lif kaynakları olmalarının yanısıra antioksidanlar ve başka antienflamatuar maddeler açısından da zengindirler.

Kuruyemişler

Kuruyemişlerin çoğu enflamasyonu azaltıcı özelliği olan yararlı yağ asitlerini içerir. Ancak günde bir avuçtan fazla tüketilmeleri durumunda kilo almaya yol açabilirler.

Atıştırmalık olarak kuruyemiş tüketebilirsiniz, ama miktarı abartmayın
Atıştırmalık olarak kuruyemiş tüketebilirsiniz, ama miktarı abartmayın

Yağlı balıklar

Somon, ton balığı, uskumru ve sardalya gibi yağlı balıklar içerdikleri omega-3 nedeniyle enflamasyonu azaltmaya yardımcı olur. Bu balıkların haftada en az iki kez ve kızartılmadan tüketilmeleri gerekmektedir.

Yararlı yağlar

Bu konuda omega-3 takviyeleri, zeytinyağı ve avokado yağı en önemlileridir. Bu yağlar da kızarma derecesine kadar ısıtılmadan tüketilmelidirler.

Kokulu bitkiler ve baharatlar

Bu grupta en önemlileri sarımsak ve zerdeçaldır.

Son söz

Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisi önemlidir. İnsanı yediklerinin biçimlendirdiği düşünülünce, yenilmesi sakıncalı gıdalara üzülmek yerine yararlı gıdaların çeşitlendirilmesine odaklanmak daha önemlidir. Enflamasyonu azaltmak için tabağı gökküşağı gibi rengarenk doldurmak en iyisidir.

Kalbe zarar verebilen sorunlar

Kalp hastalıkları hala dünyada en fazla ölüme neden olan sağlık sorunudur. Bilinen risk faktörlerinin dışında kimi ilgisiz görünen sorunlar da kalp hastalığına zemin hazırlayabilir.

Kalp hastalıkları hala dünyada en fazla ölüme neden olan sağlık sorunudur. Bilinen risk faktörlerinin dışında ilgisiz görünen ancak kalbe zarar verebilen sorunlar da mevcuttur.

Table Of Contents

Kalp hastalıklarına genel bakış

Türkiye’de de koroner kalp hastalığı, ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alır. Ülkemizde her yıl 400 bin civarında yeni koroner kalp hastası ortaya çıkar. Koroner kalp hastalığı sorunu yaşayan her 100 kişiden 20- 30’u herhangi bir belirti olmadan ani ölümle karşılaşır. Kalp krizi bu insanların %40-50’sinde önceden hiç bir belirti vermeden ortaya çıkar. Koroner kalp hastası olanların ancak %30’u başına bir iş gelmeden önce bunu öğrenebilir.

Koroner kalp hastalığının oluşumunda genetik altyapının yanısıra hareketsiz yaşam, kötü diyet, sigara kullanımı, kolesterol ve/veya tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı (diyabet) gibi faktörlerin önemi çok büyüktür. Ancak, bunun yanında, kimi tümüyle ilgisiz görünen hastalıklar ve sağlık sorunları da kalp hastalığı riskini arttırabilmektedir.

Kalbe zarar verebilen sorunlar nelerdir?

Tiroid hastalıkları

Tiroid bezinin fazla çalışması (hipertiroidi) da, az çalışması (hipotiroidi) da kalp hastalığı açısından riski arttırır. Hipertiroidi durumunda ritm bozuklukları, atrial fibrilasyon, hipertansiyon, kalp yetersizliği ve mevcut koroner kalp hastalığı komplikasyonlarında artış görülür. Hipotiroidide ise kalp fonksiyonlarında azalma, kalp yetersizliği, kolesterol artışı, homosistein artışı, diyabet eğiliminde artma ve enflamasyon (CRP) artışı görülür.

Subklinik hipertiroidi (TSH düzeylerinin çok düşük olmasına karşılık T3 ve T4 seviyelerinin normal olması) veya subklinik hipotiridi (belirti olmaksızın TSH düzeylerinin yüksek bulunması) durumlarında da yükarıda sözü geçen riskler oluşur. O nedenle bu sorunlar saptandığında uygun şekilde takip ve tedavi edilmelidir.

Otoimmün romatizmal hastalıklar

Romatoid artrit ve sistemik lupus erythematosus gibi otoimmün romatizmal hastalıklar damar sertliği ve koroner kalp hastalığı riskini arttırırlar. Bu hastalıkların bir kısmı (sistemik lupus erythematosus gibi) doğrudan kalp kasını da etkileyerek kalp hastalığı yapabilir veya bir kısmında (SLE, otoimmün vaskulitler ve antifosfolipid sendromu gibi) ilaveten damar içi pıhtılaşma riski de arttığından buna bağlı olarak çeşitli damarlarda tıkanma riski de ortaya çıkabilir.

İltihabi barsak hastalıkları

Ülseratif kolit ve Crohn hastalığı gibi otoimmün iltihabi barsak hastalıkları neden oldukları çeşitli komplikasyonların yanısıra kalp damar hastalığı riskinde de artma nedeni olurlar. Yapılan çalışmalar, iltihabi barsak hastalıklarının iskemik kalp hastalığı riskini 4-5 kat, inme riskini ise 2- 2,5 kat arttırdığını göstermiştir.

Erektil disfonksiyon

Erektil disfonksiyon 40 yaş üzerindeki erkeklerde %30 üzerinde rastlanan ve yaşam kalitesini bozan bir bir sorundur. En önemli nedeni penise giden damarların daralması olan bu durum genellikle kalp hastalığının belirtilerinin görülmesinden birkaç yıl önce ortaya çıkar ve genellikle kalp damar hastalığının öncüsü kabul edilir.

Kalp damar hastalıklarının tedavisinde kullanılan beta blokerler ve kolesterol ilaçları gibi kimi ilaçlar sıklıkla erektil disfonksiyona neden olmakla suçlanırlar, ancak neden genellikle temelde olan damar yapısı bozukluğudur.

Erektil disfonksiyonun giderilmesi için kullanılan ilaçların kalp damar sistemi üzerine olan olumsuz etkileri ve diğer ilaçlarla etkileşimleri de gözardı edilmemelidir.

Kadınlara özgü sorunlar

Endometriyozis (Çikolata kisti)

Endometriyozis, rahmin içini döşeyen endometriyum tabakasının rahim dışında başka bir bölgede büyümesi sonucu gelişen ve sıklıkla ağrılı seyreden bir hastalıktır. Endometriyozise en sık olarak yumurtalıklar, fallop tüpleri ve pelvisi örten dokuda rastlanır. Yaklaşık her 15 kadından birini etkileyen bu sorun, en çok 30’lu ve 40’lı yaşlardaki kadınlarda görülür.

Endometriyozis
Endometriyozis

Endometriyozis bulunan kadınlarda kalp krizi, angina veya koroner girişim gerekliliği gibi durumlar %50- %90 arası bir risk yaratmaktadır. Endometriyozis genellikle kronik inflamasyon ve metabolik bozukluklarla da birlikte bulunur. Bu durumun nedenleri tam bilinememektedir, ancak endometriyozis bulunan kadınların diğer kalp damar hastalığı riskleri de araştırılarak gerekli tedbirlerin alınmasında yarar vardır.

Adet düzensizlikleri

Uzun süreli adet düzensizlikleri ile kalp hastalığı riski araştırıldığı zaman, bu düzensizliklerin koroner kalp hastalığı riskini %28 kadar arttırdığı saptanmıştır. Bu nedenle, uzun süreli adet düzensizliği bulunan kadınlarda bu duruma yol açan nedenlerin araştırılarak mükünse düzeltilmesi ve diğer kalp damar hastalığı risklerinin incelenmesi yararlı olur.

Erken veya geç menarş (ilk adet) yaşı

Sağlıklı bir kız için ilk adet (menarş) genellikle 12 yaş civarındadır. İlk adetini 10 yaş altında gören kızlarda gelecekteki kalp hastalığı riskinin dört kat arttığı saptanmıştır. İlk adetin 15 yaştan sonra olması durumunda ise gelecekteki kalp hastalığı riski 2,5 kat artmaktadır.

Preeklampsi

Gebelik sırasında preeklampsi (yüksek kan basıncı ve idrarda protein kaçağı) görülmesi, gebeliğin seyri ve bebeğin sağlığı açısından tehlikeli bir duruma işaret eder. Ancak, hepsi bu kadar değildir.

Gebeliği sırasında preeklampsi yaşayan kadınlarda sonradan hipertansiyon gelişmesi çok sıktır. Koroner kalp hastalığı riski de bu kadınlarda diğer kadınlara oranla iki kat artar.

Gebelik diyabeti

Gebeliği sırasında diyabet gelişmesi veya şeker yüklemesi pozitifliği tüm gebeliklerin % 20 kadarında görülür ve hem gebeliğin devamı, hem de anne ve bebeğin sağlığı açısından risk oluşturur.

Bu kadınlarda ileriki yıllarda diyabet gelişme riski % 50 civarındadır. Üstelik, bu kadınlarda, sonradan diyabet gelişimi olsun veya olmasın, koroner kalsifikasyon görülmesi sıklığının diğer kadınlara oranla iki kat fazla olduğu bildirilmiştir.

Erken menopoz

Erken menopoz kalp sağlığı açısından önemli bir tehlike durumundadır. Kalp hastalığı riskinin menopoza 40 yaşından önce giren kadınlarda (prematür menopoz) iki kat, 40- 45 yaşlar arasında menopoza girenlerde ise % 50 arttığı gösterilmiştir. Risk açısından doğal veya cerrahi menopoz arasında fark yoktur.

Kalbe zarar verebilen sorunlar için yapılabilecekler

Yukarıda sayılan kalbe zarar verebilecek durumlar optimal olarak tedavi edilmelidir. Ancak kalp damar hastalığının çok boyutlu olduğu unutulmamalıdır. Koroner kalp hastalığının oluşumunda genetik altyapının yanısıra hareketsiz yaşam, kötü diyet, sigara kullanımı, kolesterol ve/veya tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı (diyabet) gibi faktörlerin önemi çok büyüktür. Bu kişilerde diğer kalp damar hastalığı risklerinin de araştırılmasında ve gerekli tedbirlerin alınmasında yarar vardır.

Sessiz katil hipertansiyon

Sessiz katil hipertansiyon her an size de zarar verebilir. Hipertansiyon ihmal edilmemesi gereken bir sağlık sorunudur.

Sessiz katil hipertansiyon her an size de zarar verebilir. Hipertansiyon ihmal edilmemesi gereken bir sağlık sorunudur.

Table Of Contents

Bu satırları okuyan her 10 okuyucudan biri hipertansiyon hastası, her 5 okuyucudan biri de tansiyon hastası olmaya aday. Tansiyon hastalarının yarısı rahatsız olduğunun farkında değil. Bu ürkütücü tablo yapılan çeşitli çalışmalar sonucunda ortaya çıkarıldı.

Toplum sağlığını bu denli tehdit eden sessiz katil hipertansiyon genç, çocuk, yaşlı demeden her yaş grubunu etkiler. Ortaya çıkarken herhangi bir sinyal vermeden tüm vücudu etkisi altına alması ise hastalığa ilişkin bir başka korkutucu gerçektir. Tedavi edilmediğinde ise kalp krizi, inme, körlük, böbrek rahatsızlıkları gibi sorunlara yol açabilir.

Hipertansiyon nedir?

Hipertansiyon, kan basıncının yani tansiyonun normal sınırlar üzerinde seyretmesidir. Dinamik bir fizyolojik değişken olan kan basıncı, çeşitli koşullar altında zaman zaman kısa sürelerle normal seviyelerin üzerine çıkabilir. Ancak kan basıncı yükselmesinin kalıcı hale gelmesi durumuna hipertansiyon denir.

Normal ve anormal kan basınçları nelerdir?

Normal ve anormal kan basınçları ayrımı için önerilen sınırlar aşağıdadır:

KATEGORİSİSTOLİK KAN BASINCI (MMHG)DİYASTOLİK KAN BASINCI (MMHG)
Normal <120 ve <80<120ve<80
Artmış 120–139 ve/veya 80-89120- 139ve/veya80-89
Hipertansiyon ≥140 ve/veya ≥90≥140ve/veya≥90
Evre 1 Hipertansiyon≥140–159ve/veya≥90-99
Evre 2 Hipertansiyon≥160ve/veya≥100

Ancak, bu kan basınçlarının standart koşullarda ölçülmüş ve zaman içinde tutarlılık gösterir nitelikte olması gerekir. Bu koşullar altında büyük (Sistolik kan basıncı) tansiyonu 140 mm civa, küçük (diastolik kan basıncı) tansiyonun 90 mm civa üzerinde olan kişiler hipertansiyonlu olarak nitelendirilir.

Hipertansiyon belirtileri nelerdir?

Aslında bu hastalık çok sinsi seyreder. Birçok hasta, yüksek tansiyon hastası olduğunu bilmeden yaşamını sürdürür. Örneğin tansiyon hastalarının yarısı yüksek tansiyon hastası olduğunu bilmez.

Normal olarak kan basıncının yükselmesi hiç bir belirti vermez. Bu nedenle adı “sessiz katil hipertansiyon” olarak konulmuştur.

Buna karşılık aşağıdaki belirtilere sık rastlanır.

  • Sabahları ensede hissedilen ağrı
  • Nefes darlığı
  • Çarpıntı
  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
  • Sık idrara çıkma
  • Bacaklara sık sık kramp girmesi
  • Ayakların şişmesi
  • Kulaklarda uğultu
  • Çınlama
  • Görmede bozukluk
  • Göğüste baskı hissi
  • Vücudun yarısında uyuşma hissi ve güç kaybı

Bu belirtiler son derece sık rastlanan ve hipertansiyona özgü olmayan belirtilerdir ve kimi zaman kan basıncı yüksekliğinin nedeni, kimi zaman da hipertansiyonun sonucu olarak ortaya çıkabilir, hatta çoğu zaman hipertansiyonla hiç ilgisi olmayan sorunlar nedeniyle bulunurlar. O nedenle hipertansiyon tanısı için en önemli kriter doğru koşullarda ölçülmüş kan basıncının uzun vadeli olarak yüksek bulunmasıdır.

Sessiz katil hipertansiyon sıklığı

Bu hastalık ülkemizde her 10 erişkinden birinde görülür. 40 yaşın üzerindeki kişileri göz önüne alırsak görülme oranı % 40 üzerine çıkar. Kentsel farklılıklara göre de bu hastalıkla karşılaşma oranı değişir. Örneğin yoğun sanayi yaşantısının olduğu bölgelerde yüksek tansiyon sıklığı biraz daha fazladır.

Aslında durum gelişmiş ülkelerde de farklı değildir. Yüksek tansiyon bu ülkelerde yüzde 20 oranında görülür.

Hipertansiyonlu hastaların ancak yüzde 50’si hasta olduğunun farkındadır, hipertansiyonu olduğunu bilenlerin ancak yarısı bu nedenle ilaç kullanır ve ilaç kullananların da ancak yarısında tedavi etkili olur. Bu durum hipertansiyonda yarılar kuralı olarak bilinir.

Hipertansiyon nasıl oluşur?

Esansiyel (primer) hipertansiyon

Tüm hipertansiyon hastalarının yüzde 95 kadarında hipertansiyonun kökeni belli değildir. Ancak, yine de hipertansiyonun altyapısında bulunan risk faktörleri bellidir.

İlk grup risk faktörü kalıtım, yaş, cinsiyet, şeker hastalığı gibi değiştiremeyen faktörlerden oluşur. İkinci grupta ise şişmanlık, sigara, tuzlu yiyecekler, stres, hareketsizlik, fazla alkol alma gibi değiştirilebilen faktörler bulunur. Bu faktörlerin de etkisiyle, hipertansiyon zamanla ortaya çıkar.

Sekonder hipertansiyon

Hastaların % 5 kadar bir kısmında ise, hipertansiyon nedeni olan bir sorun bulunur. Bu hastalar da tıpkı esansiyel hipertansiyon hastaları gibi, kan basıncı çok yüksek düzeylere çıksa bile genellikle pek belirti vermezler. Ancak, feokromositoma gibi kimi durumlarda zaman zaman tansiyonun ani yükselmesi ile gelen sıcak basması, kozarma, çarpıntı gibi belirtiler olur.

Sekonder hipertansiyon belirtileri

Tansiyonu yüksek olan bir kişide aşağıdaki belirtilerin bulunması durumunda sekonder hipertansiyon yönünden araştırma yapmak gerekir.

  • İlaç tedavisine rağmen düşmeyen kan basıncı (dirençli hipertansiyon)
  • Çok yüksek kan basıncı (sistolik 180 mmHg veya diastolik 120 mmHg üzerinde)
  • Daha önceden tansiyonu düşüren ilaçların artık ilaç tedavisine cevap vermez olması
  • 30 yaşından önce veya 55 yaş yaşından sonra ani başlangıçlı hipertansiyon
  • Hipertansiyon için aile hikayesinin bulunmaması
  • Obezitenin bulunmaması

Sekonder hipertansiyon nedenleri

Çeşitli nedenler sekonder hipertansiyon nedeni olabilir. Bunlar aşağıda sıralanmıştır.

Uyku apnesi hipertansiyon nedenidir
Uyku apnesi hipertansiyon nedenidir
  • Uyku apnesi
  • Böbrek yetersizliği
  • Böbrek damarlarında darlık
  • Aort koarktasyonu
  • Cushing sendromu
  • Primer aldosteronizm
  • Feokromositoma
  • Hiperparatiroidi
  • Tiroid fonksiyon bozuklukları
  • Obezite
  • Gebelik
  • İlaçlar
  • Diğer nedenler

Sekonder hipertansiyondan şüpheleniliyorsa, doktor bunlarla ilgili ayrıntılı inceleme yapıp durumu açıklığa kavuşturacaktır.

Hipertansiyonun yarattığı riskler

Hipertansiyon zaman içinde ciddi sorunlara zemin hazırlama riski taşır. Bu riskler aşağıda belirtilmiştir.

Hipertansiyon ve yaşlanma

Yaş ilerledikçe hipertansiyon görülme sıklığı artar. Kadınlarda menopoz zamanına kadar genellikle erkeklerden daha az görülür, ancak menopoz sonrasında kadın/erkek oranı eşitlenir ve 70 yaş üzerinde oran neredeyse % 70’lere ulaşır. Ancak, hipertansiyonun bir yaşlı hastalığı olmayıp, çocuklarda bile görülebildiğini unutmamak gerekir.

GUT HASTALIĞI

Gut hastalığı, ürik asit yükselmesi sonucu ortaya çıkan ve eklemlerde şişme ve ağrı ile ortaya çıkan ciddi bir sağlık sorunudur.

Gut hastalığı, ürik asit yükselmesi sonucu ortaya çıkan ve eklemlerde şişme ve ağrı ile ortaya çıkan ciddi bir sağlık sorunudur.

Table Of Contents

Gut hastalığı; kanda artan ürik asidin eklemler başta olmak üzere çeşitli dokularda kristalleşerek çökmesi ve iltihabi reaksiyona yol açması sonucu oluşan bir hastalıktır. Bu hastalığın çok et yemekle ilgili olduğu düşünüldüğünden gut için halk arasında “zengin hastalığı” veya “kral hastalığı” isimleri de kullanılır. Üstelik Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ve İngiliz kralı 8. Henry gibi hükümdarların ölüm nedeninin gut olduğu tahmin edildiği için bu isimlendirme pek de haksız değildir. Ancak, kanda ürik asit artışının tek nedeni beslenme değildir.

Gut hastalığının belirtileri

Gut hastalığı akut gut atağı, sessiz ara dönem ve kronik tofüslü gut olarak üç evre içerir.

Akut gut atağı

Akut gut atağı genellikle tek eklemde ani başlayan ağrı, şişlik, kızarıklık ve hareket kısıtlılığı ile kendini gösterir. Ağrı genellikle sabaha karşı başlar. Bazen de eklemde travma veya ayakkabı vurması atağı başlatabilir. İlk atak genellikle ayak başparmağında başlar. Ancak bazen ayakbileği, diz, dirsek veya diğer eklemler de tutulabilir.

Akut gut atağı tedavi edilmediği zaman 1- 2 haftada kendiliğinden geçer ama bu durum tedavisiz kalmaya tahammül edilemeyecek kadar ağrılıdır.

Gut hastalığı akut dönemde çok ağrılıdır.
Gut hastalığı akut dönemde çok ağrılıdır.

Sessiz ara dönem

Akut dönem geçtikten sonra herhangi bir belirti kalmaz. Ancak, kanda ürik asit yüksekliği devam ettiği için doku yoğunluğu belli bir düzeyin üzerine çıktığı zaman yeni bir atak ortaya çıkar. Atağın nedeni bazen gıda, ama genellikle tetikleyici bir başka nedendir. Bu nedenler aşağıda sıralanmıştır.

  • Stres
  • Enfeksiyonlar
  • Ani hastalık
  • Hastaneye yatma
  • Cerrahi müdahale
  • Aşırı ısı değişiklikleri

Kronik tofüslü gut

Ürik asit yüksekliği tedavi edilmediği sürece akut ataklar giderek sıklaşır, tutulan eklemler artar ve atak süreleri uzar. Bunun dışında, eklem çevresinde, yumuşak dokuda ve kimi organlarda da ürik asit birikimleri olur. Eklemlerde dışarıdan da görülebilecek şekilde oluşan ürik asit birikimlerine tofüs adı verilir.

Kronik gutta tofüsler
Kronik gutta tofüsler

Gutta diğer belirtiler

Kronik gut, sadece eklemlerde değil, başta böbrek olmak üzere diğer dokularda da ürik asit birikimlerine ve böbrek yetersizliği ve böbrek taşları başta olmak üzere çeşitli sorunlara yol açar. Birikimin böbreklerde olması, ürik asitin başlıca idrarla atılması nedeniyle böbrek dokusunda yoğunlaşmasıdır.

Gut hastalığı tanısı

Şiş ve kızarmış eklemle doktora başvuran hastada kanda ürik asit ve enflamasyon belirteçlerinin yüksekliği tanı açısından yol göstericidir. Kan ürik asit düzeyi erişkin erkeklerde 7,0 mg/dl, kadınlarda ise 6,0 mg/dl üzerinde ise yüksektir. Atak sırasında kan seviyeleri bazen ürik asit kristallerinin eklemde birikmesi sonucu düşük olabilir. Doktor kesin tanıyı eklem sıvısının inceleyerek veya radyolojik görüntüleme ile koyabilir.

Gut hastalığı tedavisi

İltihap giderici ve ağrı kesici ilaçlar ataklar sırasında çok yararlı olur. Ataklar arası tedavinin amacı ise vücuttaki ürik asit miktarını azaltmaktır. Her durumda gut hastalığı tedavisi her hasta için özgün olmalıdır.

Atak tedavisi

Doktorunuz atak tedavisi için kolşisin, iltihap giderici nonsteroid antienflamatuar ilaçlar veya kortizon türevi ilaçlar önerebilir. Bu ilaçların tamamı reçeteli ilaçlardır ve bilinçsiz kullanıldıklarında ciddi sorunlara yol açabilirler. Bu nedenle doktor önerisi dışında kullanmamak gerekir.

Bunlar dışında atak sırasında bol sıvı almak, etkilenen eklemi yukarıda tutarak istirahate almak ve ekleme buz kompresi gibi önlemler oldukça yararlı olur.

Gut atağı sırasında zerdeçal veya bromelain gibi kimi suplementler ödem ve ağrı için önerilse de, bu konuda yeterli ve güvenilir data yoktur.

Kronik gut hastalığı tedavisi

Kronik gut tedavisi ve guttan korunma prensipleri aynıdır. Öncelik yaşam tarzı değişikliklerindedir. Bu yaşam tarzı değişiklikleri aşağıda sıralanmıştır.

  • Bol sıvı almak (günde 2-3 litre)
  • Sakıncalı yiyeceklerden uzak durmak
  • Alkolü bırakmak
  • Şekerli içecek veya yiyeceklerden uzak durmak
  • Yüksek nişasta veya beyaz un içeren gıdalar tüketmemek
  • Sağlıklı bir vücut ağırlığına inmek
  • Tuz tüketimini azaltmak
  • Düzenli egzersiz ve hareketli bir yaşam tarzı (ağır egzersizler hariç)
  • Yeterli ve düzenli uyku
  • Stres yönetimi
  • Aşırı olmayan kahve tüketimi (günde 4 fincana kadar veya 2 espresso)
  • Günde 500-1000 mg C vitamini
  • Yararlı yiyecekleri tüketmek

Ürik asit yüksekliğinde tuz

  • Yemek yaparken daha az tuz kullanın. Pilav yaparken veya hamura tuz eklemekten kaçının, ayrıca masadan tuzluğu kaldırın.
  • Daha az tuz kullanıp yenebilir yemekler yapmak için domates, limon suyu, lor, kırmızı biber gibi yardımcıları kullanın.
  • Gizli tuz kaynaklarına dikkat edin.
  • İşlenmiş ve uzun ömürlü gıdaları aşırı tüketmeyin. Ör: Pastane ürünleri)

Dikkat: Tuz yerine başka ürünler kullanmak elektrolit dengesizliğine neden olabilir

Kronik gut tedavisinde ilaçlar

Kandaki ürik asit düzeylerini azaltan ilaçlar iki türlüdür. Bunların bir kısmı (örn. allopurinol) ürik asit üretimini engellerken, bir kısmı da (örn. probenesid) böbreklerden ürik asit atılımını arttırır. Hangi ilacın, hangi dozda ve ne süreyle kullanılacağına doktorunuz karar verecektir.

Sonuç

Her durumda gut ciddiye alınması gereken bir sağlık sorunudur ve uygun şekilde takip ve tedavi edilmelidir.

ÜRİK ASİT YÜKSEKLİĞİ

Ürik asit yüksekliği günlük hayatta giderek daha sık karşımıza cıkmaya başladı. Ürik asit yüksekliği nedir ve bu konuda yapılması gerekenler nelerdir?

Ürik asit yüksekliği günlük hayatta giderek daha sık karşımıza cıkmaya başladı. Ürik asit yüksekliği nedir ve bu konuda yapılması gerekenler nelerdir?

Table Of Contents

Ürik asit nedir?

Canlı hücrelerin parçalanması sonucunda hücre çekirdeğinde bulunan nükleoproteinlerin (DNA ve RNA’dan oluşan nükleik asitlerle proteinlerin oluşturduğu kompleks) yıkılması sonucunda pürin molekülü ortaya çıkar. Pürin karaciğerde ürik asit molekülüne dönüştürülerek böbreklerden atılır. Kısacası, ürik asit hücre yıkımının son ürünü, yani hücre yıkımının çöpüdür.

Yükselen ürik asitin sonuçları

Ürik asit yüksekliği olan hastaların dörtte üçünde bir şikayet olmaz, ancak dörtte birinde gut başta olmak üzere çeşitli sorunlar görülür. Bu sorunlar şu şekilde sayılabilir:

Ürik asit yüksekliği ile hipertansiyon, kalp damar hastalığı, kronik böbrek hastalığı ve insülin direnci sıklıkla birlikte görüldüğü halde aralarındaki ilişki tam anlaşılamamıştır. Yüksek ürik asit düzeylerinin damar iç yüzeyini (endotel) bozduğu yönünde bulgular mevcuttur.

Ürik asit yüksekliği nedenleri

Ürik asit yüksekliğinin en önemli kaynağı genellikle gıdalardır. Gıdalardaki ve kandaki pürin miktarıyla kan ürik asit düzeyleri birbirine paralellik gösterir. Ayrıca kimi gıdalar da ürik asit metabolizmasına etki ederek düzeylerini yükseltir.

Buna karşılık, ürik asit seviyesindeki artışın tek nedeni gıdalar değildir. Çeşitli hastalıklar ve diğer faktörler de ürik asit düzeylerini etkiler

Hastalıklar

Ağır enfeksiyonlar, kanser tedavisi, büyük travmalar ve ağır iltihabi hastalıklar ve benzeri büyük çaplı hücre ölümünün yaşandığı veya ürik asit atılmasının azaldığı durumlar vücuttan kaynaklanan ürik asit artışına yol açar. Bu durumların başlıcaları aşağıdadır:

Sakıncalı ilaçlar

  • Diüretikler (idrar sökücüler)
    • Klorotiazid
    • hidroklorotiazid
    • klortalidon
    • indapamid
    • spironolakton
  • Aspirin
  • ACE inhibitörleri
  • Angiotensin II reseptör blokerleri
  • Beta blokerler
  • Niasin
  • Levodopa
  • Siklosporin
  • Kemoterapi ilaçları

Ürik asiti arttıran diğer faktörler

  • Stres
  • Enfeksiyonlar
  • Ani hastalık
  • Hastaneye yatma
  • Cerrahi müdahale
  • Aşırı ısı değişiklikleri

Sakıncalı gıdalar

  • Alkollü içecekler: Tüm alkollü içecekler ürik asit düzeylerini üç temel mekanizmayı etkileyerek yükseltir. Bu mekanizmalar şunlardır:
    • Bira ve şarap gibi mayalı alkollü içkiler içindeki yüksek pürin miktarı,
    • Alkol etkisiyle artan nükleotid (vücudun dahili pürin kaynağı) yıkımı sonucu ürik asit artışı
    • Ürik asitin böbreklerden atılımının azalması
  • Tüm şekerler, özellikle fruktoz (mısır şurubu, meyve ve meyve suları, bal)
  • Beyaz un ve nişasta içeren gıdalar
  • Sakatatlar ve şarküteri ürünleri
  • Kırmızı etler ve etsuları
  • Tüm kanatlı hayvan etleri ve suları
  • Av etleri
  • Balık ve diğer deniz canlıları (midye, istridye, deniztarağı, ahtapot, kalamar, yengeç, istakoz vb.)
  • Karnabahar, kuşkonmaz ve ıspanak
  • Bezelye
  • Kuru bakliyatlar
  • Mantar
  • Mayalı gıdalar
Şarküteri ürünleri buzdolabı tehlikelerinin başında gelir
Şarküteri ürünleri ürik asit düzeylerini yükseltir.

Tuz

  • Yemek yaparken daha az tuz kullanın. Pilav yaparken veya hamura tuz eklemekten kaçının, ayrıca masadan tuzluğu kaldırın.
  • Daha az tuz kullanıp yenebilir yemekler yapmak için domates, limon suyu, lor, kırmızı biber gibi yardımcıları kullanın.
  • Gizli tuz kaynaklarına dikkat edin.
  • İşlenmiş ve uzun ömürlü gıdaları aşırı tüketmeyin. Ör: Pastane ürünleri)

Tercih edilecek gıdalar

  • Taze vişne, çilek, yaban mersini ve diğer kırmızı-mor dutsu meyveler
  • Muz
  • Kereviz
  • Domates
  • Ispanak, karnabahar ce kuşkonmaz dışındaki sebzeler
  • Bromelain açısından zengin yiyecekler (ananas)
  • C vitamini açısından zengin yiyecekler (kırmızı lahana, kırmızı dolmalık biber, mandalina, portakal, patates)
  • Az yağlı süt ürünleri
  • Kompleks karbonhidratlar (tam buğday ekmeği)
  • Mısır
  • Yumurta beyazı
  • Çiğ kuruyemişler
  • Beyaz pirinç
  • Çikolata, kakao
  • Kahve, çay

KAN ŞEKERİNİ ETKİLEYEN MADDELER

Şeker hastası iseniz, şekerinizi etkileyen faktörleri de bilmek gerekir. Kan şekerini etkileyen maddeler de bunların arasındadır.

Şeker hastası iseniz, şekerinizi etkileyen faktörleri de bilmek gerekir. Kan şekerini etkileyen maddeler de bunların arasındadır.

Table Of Contents

Eğer şeker hastalığınız (diyabet) varsa muhtemelen yediklerinize dikkat etmemenin, diyabet ilaçlarınızı düzenli kullanmamanın veya yeterli egzersiz yapmamanın kan şekerini yükselttiğini biliyorsunuzdur. Başka sorunlarınız için kullandığınız kimi ilaçların ve benzeri maddelerin de kan şekerini etkilleyebileceğini bilmekte yarar var. Bu maddeler reçeteli ilaçlar olabileceği gibi, reçetesiz de alınabilen kimi ilaçlar veya başka maddeler olabilir.

Kan şekerini etkileyen maddeler

Şekeri yükselten reçeteli ilaçlar

  • Antibiyotikler: Dapson ve rifampisin gibi antibiyotikler
  • Kortikosteroidler (kortizon türevleri): İltihapli romatizmalar, iltihabi barsak hastalıkları ve allerjiler gibi durumlar bu ilaçların kullanım alanları arasındadır. Ancak, yüzeyel kullanılan kortikosteroidli kremler ve benzerleri ile solunum yoluyla alınan kortikosteroidli ilaçlar (inhaler ilaçlar) sorun yaratmaz.
  • Psikolojik sorunlarda kullanılan ilaçlar: Klozapin, olanzapin, risperidon, klozapin, aripiprazol, ziprasidon, ketiapin ve lityum.
  • Epilepsi ilaçları: Özellikle difenilhidantoin (fenitoin) kullananlar dikkat etmelidir.
  • Östrojenler: Doğum kontrol ilaçları veya menapoz sonrası hormon tedavisi
  • Kalp ve hipertansiyon ilaçları: Bu ilaçlardan amiodaron, kalsiyum kanal blokerleri, klonidin, beta blokerler ve idrar sökücüler
  • Kolesterol ilaçları: Statin grubu kolesterol düşürücü ilaçlar da kan şekerini yükseltebilir.
  • Adrenalin: Ağır alerji ataklarında kullanılır .
  • Astım ilaçları: Astım veya KOAH hastası yutularak veya enjeksiyon şeklinde aşağıdaki ilaçları kullanıyor olabilir. Bu kişiler şeker konusunda dikkatli olmalıdır. Bu ilaöların inhaler formlarında ise sorun yoktur.
    • salbutamol
    • metaproterenol
    • salmeterol
    • formoterol
    • terbutaline
    • teofilin
  • Isoretinoin: Akne tedavisi için kullanılıyor ise şekere dikkat gerekir.
  • Tacrolimus: Organ nakilleri sonrasında tacrolimus kullananlar kan şekerini izlemelidir.
  • HIV, hepatit C ve benzer virüs enfeksiyonlarında kullanılan proteaz inhibitörü ilaçlar

Şekeri düşüren reçeteli ilaçlar

  • Kimi antienfeksiyöz ajanlar: Sülfonamid grubu antibakteryeller
  • Aspirin: Yüksek doz aspirin ve benzerleri
  • Ağrı kesiciler: Parasetamol
  • Kalp ve tansiyon ilaçları: ACE inhibitörleri, beta blokerler, disopromid, kinidin
  • Kinin
Alkollü içkiler kan şekerini etkiler
Alkollü içkiler kan şekerini etkiler

Diğer kan şekerini etkileyen maddeler

  • Alkol: Alkollü içecekler kan şekeri üzerine iki yönlü etki yaparlar. Alkol alındıktan sonra kan şekerini yükseltir, ancak birkaç saat geçmesini takiben kan şekerinin ciddi oranda düşmesine (hgipoglisemi) yol açar. Kan şekeri düşüşü sonucunda vücudun kan şekerini yükseltici mekanizmaları devreye girerek şekerin yeniden yükselmesine neden olur. Bu nedenle alkol kullanımı kan şekerinin düzeninin bozulmasında önemli bir etkendir.
  • Kafein: Kahve, çay, kolalı içecekler, buzlu çay, enerji içecekleri veya çikolata kafein içerir. Bir fincan kahve 150 mg civarında kafein içerir, ancak enerji içeceklerinde bu miktar çok daha yüksektir. Kafein günde 400 mg üzerinde kan şekerini etkiler.
  • Nikotin: Sigara, başka tip tütün ürünleri (pipo, puro, nargile), tütün çiğneme veya sigarayı bırakma amaçlı kullanılan nikotin bant ve sakızları kan şekerini yükseltir.
  • Psödoefedrin: Soğukalgınlığında kullanılan reçetesiz ilaçlar genellikle psödoefedrin içerir.
  • Öksürük şurupları ve diğer şuruplar: Şurupların içeriğinde şeker bulunup bulunmadığını kontrol edin.
  • Şeker, bal, pekmez veya benzerlerini içeren geleneksel tedaviler
  • Niasin

Sonuç

Yukarıda sayılan ilaç ve maddeler kan şekerinizi yükseltme olasılığı taşısa bile, bu durum bu ilaç ve maddelerin kullanılmasına engel değildir. Bu konuda doktorunuzla mutlaka görüşün.

Diyabetiniz varsa veya kan şekeriniz yükselme eğilimi gösteriyor ise, yeni bir ilaca başlarken veya tedaviniz değiştiğinde doktorunuza bu durumu hatırlatmakta yarar vardır. Bu durum reçetesiz bir madde kullanmak istediğinizde de geçerlidir.

Doktorunuz diyabet veya başka amaçlar için kullandığınız herşeyi bilmelidir ki, ilaçlarınızın doz ve süre ayarlamalarında sorun olmasın. Bu tip ilaç ve maddeleri kullananlar kan şekerini daha sıkı takip etmelidir.

Her durumda kan şekerinizi kontrol altında tutmak için yapmanız gerekenleri ihmal etmeyin. Diyetinize uyun, düzenli egzersiz yapın ve diyabet ilaçlarınızı önerildiği şekilde kullanın.

EVDE KAN BASINCI ÖLÇÜMÜ

Ev tipi tansiyon aletleri çok yaygınlaştı. Peki evde kan basıncı ölçümü yapmak için gerekenleri biliyor musunuz?

Ev tipi tansiyon aletleri çok yaygınlaştı. Peki evde kan basıncı ölçümü yapmak için gerekenleri biliyor musunuz?

Table Of Contents

Klinik kan basıncının sorunları

Hipertansiyon tanısı ve tedavisi ile ilgili kararların standard koşullar altında ölçülmüş doğru kan basıncı sonuçlarına göre verilmesi zorunludur. Bu konuda geçerli tüm tanı ve tedavi kriterleri hekim tarafından ölçülen klinik kan basıncı değerlerine dayalıdır ve büyük ölçüde kan basıncı ve kardiyovaskuler olaylar arasındaki ilişkileri araştıran büyük çalışmaların sonuçlarına göre düzenlenmiştir.

Buna karşılık, klinikte tansiyon ölçümü ile ilgili çeşitli problemler vardır. Takipte hekimin tarafgirliği problem yaratabilmekte ve çeşitli hekimlerin ölçtüğü kan basınçları arasında önemli farklar bulunabilmektedir. Beyaz gömlek etkisi ile çok sık karşılaşılmakta ve bu durumda da hastanın hekim ofisi dışındaki kan basınçlarını bilmek ciddi sorun yaratabilmektedir. Kan basıncının değişken yapısı ve tansiyonu yükselten nedenler de bu sorunlara katkıda bulunur.

Kan basıncının bu değişken yapısı ve bu değişken yapıyı etkileyen faktörlerin çeşitliliği kan basıncı ölçümlerindeki hassasiyeti belirgin şekilde etkilemektedir. Bu nedenle, hipertansiyonun tanı ve takibinde ölçüm sayısı kadar, ölçümlerin yapıldığı koşullar da büyük önem taşır. Ölçümleri yaygınlaştırmanın başlıca iki pratik yolu da ambulatuar kan basıncı monitorizasyonu ve evde kan basıncı ölçümleridir.

Evde kan basıncı ölçümü

Kullanılacak Cihazlar

Gerek civalı, gerekse aneroid tansiyon aletleri evde ölçüm için uygun değildir.

Evde kan basıncı ölçmek için otomatik cihazlar geliştirilmiştir. Bu cihazlarla ilgili pazar inanılmaz bir hızla büyümekte ve piyasada çok çeşitli marka ve modelde otomatik tansiyon aleti bulunmaktadır. Güvenilirliği onaylı bir cihazın kullanılması tercih edilmelidir.

Evde kan basıncı ölçümünün tekniği

Evde kan basıncı ölçülmesi için uyulması gerekli koşullar ofiste kan basıncı ölçülmesi sırasında uygulanması gereken koşullardan farklı değildir. Bu koşullar şu şekilde sıralanabilir:

  • Hasta oturmuş, sırtını yaslamış ve kolları kalb hizasında bir desteğe yaslanmış halde iken ölçüm yapılmalıdır. Ölçümden yarım saat öncesine kadar sigara veya kafeinli içecekler içilmemeli, yemek yenilmemelidir.
  • Hasta ölçümden önce en az 5 dakika dinlenmelidir.
  • Hastanın kol çevresinin en az % 80’ini saracak bir manşon kullanılmalı, manşonun üzerindeki arter işaretinin arter üzerine gelmesine dikkat edilmelidir. Çoğu manşonun üzerinde hangi kol çaplarında kullanılabileceği yazılıdır. Bunun yazılı olmaması halinde aşağıdaki tabloda belirtilen ölçüler kullanılabilir.
  • Hasta ileri obez ise, kolun konik bir hal alması nedeniyle ölçüm sırasında manşonun aşağı kayması ile sık karşılaşılır. Bu durumda, dirsek hizasında kola manşonun kaymasını önleyecek bir parmak kadar kalınlığında bir bez veya sünger gevşek şekilde sarılmalıdır. Bu şekilde, manşonun bu desteğe dayanarak kayması engellenir.
  • Tercihan onaylı ve ölçüm hafızası olan bir elektronik cihaz kullanılmalıdır, bilekten ya da parmaktan ölçüm yapan cihazlar tercih edilmemelidir. Eğer cıvalı veya aneroid bir cihaz kullanılıyorsa, hastanın kendisi kan basıncını ölçmemeli, kann basıncını ölçmeyi bilen bir başkası tarafından ölçüm yapılmalıdır.
  • Hem sistolik, hem de diastolik kan basıncı kaydedilmelidir.
  • İki dakika arayla yapılacak iki veya daha fazla sayıdaki ölçümün ortalaması alınmalıdır. Eğer ölçümler arasındaki fark 5 mmHg üzerindeyse, fark ortadan kalkana kadar ilave ölçümler yapılmalıdır.

Günlük pratikte ne kadar ölçüm yapılması gerektiği konusunda tam bir fikir birliği olmamakla birlikte, sabahtan ve akşam üzeri yapılacak iki ölçüm genelde yeterlidir.

Azami kol çevresiManşon boyutu
Küçük çocuklar< 17 cm4 x 13 cm
Büyük çocuklar17- 26 cm8 x 18 cm
Adolesan ve erişkinler26- 42 cm13 x 35 cm
Şişmanlar> 42 cmUygun manşon + manşon desteği
Kan basıncı ölçümü sırasında kol çevresine uygun manşon seçimi

Evde kan basıncı ölçümü özellikleri

Klinikte ve evde ölçülen ve ambulatuar takiple saptanan kan basınçları karşılaştırıldığında, evdeki ölçümlerin klinik ölçümlerinden daha düşük olduğu ve ambulatuar kan basıncı ile saptanan ortalama gündüz kan basıncıyla benzer olduğu görülmüştür. Klinikte ölçülen kan basıncıyla evde ölçülen kan basıncı arasındaki fark, klinikteki kan basıncının düzey, arttıkça artış gösterir.

Yapılan bir meta analizde incelenen 17 kesitsel çalışmanın sonucu olarak klinikte 140/90 olarak ölçülen kan basıncının karşılığının ev ölçümlerinde 135/85 mmHg olduğu hesaplanmıştır. Dolayısıyla, gerek sistolik ve gerekse diastolik kan basıncı için ofis ölçümlerinden 5 mmHg daha düşük değerler sözkonusudur.

Evde kan basıncı ölçümü doğru yapılırsa çok yararlıdır
Evde kan basıncı ölçümü doğru yapılırsa çok yararlıdır

Günlük pratikte ev ölçümleri beyaz gömlek hipertansiyonunun tesbit ve takibinde, ve genellikle kötü uyumun neden olduğu dirençli hipertansiyonda son derece kullanışlıdır. Ayrıca, bu yöntem kognitif fonksiyon bozukluğu olmadığı takdirde yaşlılarda da gençlerdeki kadar güvenilirdir. Sınırda veya hafif hipertansiyonlu gebeler ile sıkı kan basıncı kontroluna ihtiyaç duyan diabetlilerde de bu yöntemin kullanımı büyük yarar sağlar.

Evde kan basıncını takip etmenin hastanın tedaviye uyumunu arttırır ve bu durum kan basıncı kontroluna da yansır. Hipertansiyonda tedavi etkilerinin kontrolu için de son derece kullanışlı olan bu yöntem hipertansiyonun uygun kontrolunu sağladığı için tedavi maliyetlerini de düşürür.

Evde kan basıncı ölçümü sakıncaları

Klinikteki kan basıncıyla evde ölçülen kan basıncı arasındaki fark gençlerde, antihipertansif tedavi görmeyenlerde, nabız basıncı yüksek olanlarda ve sigara içmeyenlerde daha fazladır, ayrıca kan basıncı arttıkça aradaki fark da artmaktadır. Ancak, atrial fibrillasyon özellikle elektronik (fuzzy logic) cihazlarla yapılan ölçümlerdeki en önemli hata kaynağı durumundadır.

Evde kan basıncı ölçümü ile elde edilen güvenilir neticeler, bu sonucun doktora bildirilmesi aşamasında bu ölçüde güvenilir değildir. Hastaların yarıya yakını ölçümlerin bir kısmını doktora bildirmemekte, bir kısmı da ölçülmemiş değerler bildirmektedir. Bu ilginç fenomenin nedenleri arasında kontrolsüz hipertansiyon ve düşük eğitim seviyesi gelmektedir. Bu durumu önlemenin en gerçekçi yolu, ölçülen değerleri tarih ve saatiyle hafızasında tutan veya yine tarih ve saat belirterek yazılı şekilde veren cihazlar kullanmak olacaktır.

Evde kan basıncı ölçümü hipertansiyon tanısında ise kullanışlı değildir ve hipertansiyon tanısı yine klinik ölçümlerine dayanmak durumundadır.

Evde kan basıncı ve komplikasyonlar

Yapılan çalışmalar, hipertansiyonlu hastada risk belirlemesi açısından ambulatuar kan basıncı ile tesbit edilen gündüz ortalama kan basıncının en güçlü parametrelerden biri olduğunu göstermektedir. Evde ölçülen kan basınçlarının da, ambulatuar kan basıncı gündüz ortalamaları ile benzer sonuç vermesinden ötürü, benzer değerde bir prognostik gösterge olması beklenmelidir. Nitekim, bunu doğrulayan bulgular da mevcuttur. Dolayısıyla, ev ölçümü sonuçlarının da prognoz belirleme açısından ambulatuar kan basıncı sonuçları ile benzer değerde olduğu kabul edilebilir. Klinik kan basıncı, ambulatuar kan basıncı ve evde kan basıncı ölçümlerinin pratik uygulamadaki farkları Tablo 3‘de gösterilmiştir.

 Klinikte Ölçülen Kan BasıncıAmbulatuar Kan BasıncıEvde Ölçülen Kan Basıncı
Ölçüm sayısıAzÇokÇok
Ölçüm çelişkisiVarYokVar/yok
Beyaz gömlek etkisiVarTesbit edilebilirYok
Hedef Organ Hasarını YansıtmaZayıfİyiİyi
Prognozu belirlemeZayıfİyiİyi
Kompliansı arttırma??Mümkün
Klinikte ölçülen, ambulatuar ve evde ölçülen kan basınçlarının karşılaştırılması

Sonuç

Hipertansiyonun toplumdaki yaygınlığı göz önüne alındığında tanı ve tedavide çeşitli problemlerle karşılaşılacağı muhakkaktır. Bunların üstesinden gelmenin en kolay yollarından birisi olarak hastanın evde kendi kan basıncını takip etmesi görülmektedir. Oldukça kolay ve ucuz olan bu yöntem, uygun cihazlar ve hasta eğitimi ile son derece yararlı sonuçlar verebilmektedir. Bu nedenle, evde kan basıncı takibinin yaygınlaştırılmasında yarar vardır.

KAN BASINCI DEĞİŞKENLİĞİ

Kan basıncının yapısı itibariyle değişken bir tabiatı vardır. Kan basıncı değişkenliği adı verilen bu durum hasta hakkındaki kararları etkileyebilir.

Kan basıncının yapısı itibariyle değişken bir tabiatı vardır. Kan basıncı değişkenliği adı verilen bu durum hasta hakkındaki kararları etkileyebilir.

Kan basıncı değişkenliği boyutları

Kişinin kan basıncı zaman içinde çeşitli faktörler etkisiyle değişkenlik gösterir. Bu değişkenlik solunum ritmine ya da egzersiz durumuna göre kısa süreli veya kan basıncının sirkadiyen değişiminde olduğu gibi tüm güne yayılmış da olabilir. Mevsimlere ya da kişinin fizik kondisyonunda yıl içinde görülecek değişikliklere göre de kan basıncı yıl içinde de değişkenlik gösterebilir.

Kan basıncı değişkenliği tipleri
Kan basıncı değişkenliği tipleri

Gün içinde kan basıncı değişkenliği

  • 24 saatte 50- 60 mmHg değişkenlik olabilir.
  • Genellikle 15- 20 mmHg değişkenlik söz konusudur ve 24 saatlik ortalamanın + %10’u civarında değişkenlik gözlenir.
  • Kan basıncında sabah uyanmayla birlikte belirgin bir yükselme saptanır. Sonradan günlük ortalamalar seviyesine düşen kan basıncı genellikle akşam üzeri daha düşük oranlı ikinci bir pik yaratır ve uykuyla birlikte en düşük seviyeye iner.
  • Sistolik kan basıncının değişkenliği diastolik kan basıncının değişkenliğinden miktar olarak daha fazladır, ancak değişkenlik % olarak ifade edilince bu fark ortadan kalkar.
  • Kan basıncı değişkenliği 24 saatlik kan basıncı değişikliklerinin standard sapması olarak ifade edilir.
  • Kan basıncı değişikliği yaşın ilerlemesi ve kan basıncının yükselmesi ile artar. Bu yükselme sadece gece gündüz farkına başlı değildir, daha çok kısa dönemli dalgalanmaların arttığı gözlenir.

Bu genel değişimler yanında, kişisel yapı ve davranış farklarına bağlı olarak kan basıncında değişkenlikler olmasına da son derece sık rastlanır. Bu durum da, kan basıncının ölçüldüğü koşullara bağlı olarak hipertansiyon tanısında ve tedavi planlamasında hatalara yol açabilmektedir. Hatta, kan basıncının normal değişkenlik patterninin bozulması uç organ hasarı düzeyiyle de yakın ilişki göstermektedir.

Kan basıncı değişkenliği mekanizması

Kan basıncı değişkenliğinin oluşumunda pek çok faktör yer alır. Bu faktörler aşağıdaki şekilde ana hatlarıyla belirtilmiştir.

Kan basıncı değişkenliği mekanizması
Kan basıncı değişkenliği mekanizması

Beyaz gömlek etkisi

Klinik koşullarda gözlenen en tipik değişkenlik, beyaz gömlek etkisidir. Beyaz gömlek etkisi, kan basıncının hekim viziti sırasında yükselmesi olarak tanımlanabilir ve hipertansiyonlularda normal kan basıncına sahip olanlardan daha belirgindir. Hemşirelerin ölçtüğü kan basıncında beyaz gömlek etkisi daha az belirgindir. Bu etkinin şiddeti hekimin cinsiyeti ve akademik pozisyonu ile de yakından ilgilidir.

Beyaz gömlek etkisi önemli bir kan basıncı değişkenliği tipidir.
Beyaz gömlek etkisi önemli bir kan basıncı değişkenliği tipidir.

Hastanın artan mental stresine karşı kan basıncının cevabı olarak tanımlanabilecek olan beyaz gömlek etkisi, hipertansiyonlularda görüldüğünde “beyaz gömlek hipertansiyonu” veya “izole klinik hipertansiyon” isimlerini alır. Beyaz gömlek etkisi hipertansiyonun tanı ve tedavisini yakından etkileyen bir tablodur ve yeni tanı konmuş hipertansiyonlulardaki sıklığı % 20 ile % 60 arasında değişebilmektedir.

Çevresel etkiler

Ortamın ısısı, gürültü düzeyi, ağrı ve daha pekçok neden kan basıncını etkiler. En sık etkileyen faktörlerin başında emosyonel nedenler gelir. Panik atak, kaygı, korku ve diğer stres faktörleri kan basıncı değişkenliğini arttıran faktörlerdir.

Yeme içme de değişkenliği arttırır. Genellikle alkol, içilirken hafif kan basıncı düşmesi yapsa da, bir süre sonra kan basıncını arttırıcı etki yapar. Kahve kısa süreli olarak kan basıncı yükselmesine yol açar, sigara ise kan basıncını daha uzun süre arttırır. İkisinin birlikte olması kan basıncının hızlı yükselip uzun süre yüksek kalmasına neden olur.

Kan basıncı üzerine kahve ve sigara etkisi
Kan basıncı üzerine kahve ve sigara etkisi

Sonuç

Kan basıncının değişken yapısı ve bu değişken yapıyı etkileyen faktörlerin çeşitliliği kan basıncı ölçümlerindeki hassasiyeti belirgin şekilde etkilemektedir. Bu nedenle, hipertansiyonun tanı ve takibinde ölçüm sayısı kadar, ölçümlerin yapıldığı koşullar da büyük önem taşır. Ölçümleri yaygınlaştırmanın başlıca iki pratik yolu da ambulatuar kan basıncı monitorizasyonu ve evde kan basıncı ölçümleridir.

İNME HAKKINDA BİLMENİZ GEREKENLER

Çevrenizde mutlaka inme geçirdiği için felçli kalan tanıdıklarınız vardır. Peki inme hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?

Çevrenizde mutlaka inme geçirdiği için felçli kalan tanıdıklarınız vardır. Peki inme hakkında bilmeniz gerekenler nelerdir?

Table Of Contents

İnme nedir?

İnme, kalp krizinin beyindeki karşılığıdır. Beynin belli bir bölgesine giden damarın tıkanması veya patlaması sonucunda o damarın beslediği beyin bölgesi ölür. Bunun sonucunda da, beyinde o bölgeyle ilişkili vücut faaliyetleri devre dışı kalır. Bu duruma inme (stroke) adı verilir.

Sorunun boyutu

İnme nasıl oluşur?

İnme beynin bir kısmına giden kanın kesilmesiyle ortaya çıkan beyin hasarına verilen isimdir. Oksijen alamayan beyin hücreleri birkaç dakika içinde ölmeye başlar. Bunun sonucunda da, beyin hasarı ortaya çıkar.

Belli bir beyin bölgesine giden kanın kesilmesinin iki ana nedeni vardır. Bunlardan ilki o bölgeye giden damarın tıkanması, ikincisi ise beyin damarlarından birinin yırtılarak beyin kanaması ortaya çıkmasıdır.

İnme tipleri
İnme tipleri

Tüm inmelerin %80’i, tıkayıcı inmelerdir. Tıkayıcı inmelerin nedenleri TOAST kriterlerine göre sınıflandırılır. Buna göre:

Beyne giden büyük atardamarlardan birinin tıkanmasıDamar sertliği%20
Beynin içindeki küçük uç damarlardan birinin tıkanmasıLaküner inme%25
Kalp veya diğer damarlardan gelen pıhtılarEmbolik inme%15
Sebebi bilinmeyen inmelerKriptojenik inme% 5-10
Diğer nedenlerEnfeksiyonlar, ilaç etkileri vb.%20-25
Tıkayıcı inme nedenleri

Bazı durumlarda inme belirtileri ortaya çıktıktan sonra 24 saat içinde düzelir. Bu duruma “geçici iskemik atak” adı verilir. Tüm belirtilerin düzelmesine rağmen, geçici iskemik atak inme eşdeğeridir ve bu kişiler inme geçirmiş gibi kabul edilerek takip ve tedavi planlaması yapılmalıdır.

Bazı kişilerde ise, inme hiçbir belirti vermez. “Sessiz inme” adı verilen bu durum ancak belli incelemelerle ortaya çıkar. Bu kişiler de yine inme geçirmiş gibi kabul edilerek takip ve tedavi planlaması yapılmalıdır.

İnme belirtileri

İnmede erken müdahalenin önemi çok büyüktür. Bu nedenle aşağıdaki durumlarda derhal ve tercihan 112 aranarak acil servis müracaatı yapılmalıdır.

  • Yüz ve/veya kol ve/veya bacakta ani ortaya çıkan tek taraflı (sağ veya sol) hareket veya his kaybı
  • Görmede, güçte, koordinasyonda, duyularda, konuşmada veya konuşulanları anlamada ani ortaya çıkan kayıp veya bozukluk.
  • Tek gözde ani görme kaybı
  • Ani denge kaybı, birlikte bulantı, kusma, ateş, hıçkırık veya yutma güçlüğü
  • Herhangi bir neden olmaksızın ani ve şiddetli başağrısı ve ardından bilinç kaybı
  • Kısa süreli bilinç kaybı
  • Sersemlik veya nedensiz düşme
İnme hakkında 5 ana belirtiye dikkat edilmeli
İnme hakkında 5 ana belirtiye dikkat edilmeli

İnme hakkında risk faktörleri

Kimi faktörler inme hakkında riski belirgin şekilde arttırır. Bu risk faktörlerini bilmek inme hakkında doğru davranmak açısından önemlidir.

Risk faktörlerini değiştirilebilir ve değiştirilemez olarak iki bölümde incelemek daha doğru olur.

İnme hakkında Değiştirilebilir risk faktörleri

  • Hipertansiyon
  • Atriyal fibrilasyon
  • Kontrolsuz diyabet
  • Yüksek kolesterol
  • Sigara kullanımı
  • Aşırı alkol alımı
  • Obezite
  • Kimi kalp kapak hastalıkları ve doğumsal kalp hastalıkları
    • Mitral kapak hastalığı
    • Enfektif endokardit
    • Sağ ve sol kalp arasında geçişe yol açan doğumsal kalp hastalıkları
  • Koroner arter hastalığı veya karotis hastalığı
    • Taze veya önceden geçirilmiş kalp krizi
    • Kronik koroner arter hastalığı
    • Karotis darlıkları
  • Kimi kan hastalıkları
    • Polisitemi
    • Esansiyel trombositoz
    • Orak hücreli anemi
  • Östrojen içeren ilaçlar ve doğum kontrol hapları (risk doz ve süreyle bağlantılıdır)
  • Uyuşturucu madde kullanımı
  • Uyku apnesi ve diğer kronik uyku bozuklukları

İnme hakkında değiştirilemez risk faktörleri

  • 65 ve üzeri yaş
  • Cinsiyet (Erkekler daha sık inme geçirir, ama kadınlarda inme daha tehlikelidir)
  • Etnisite (Siyah ırkta daha sık görülür)
  • Ailede inme öyküsü

Değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrolu inme riskini belirgin şekilde azaltır. Bu nedenle kişinin kendisini bu risk faktörleri konusunda değerlendirmesi ve gereğini yapması önemlidir.

İnmenin önlenmesi

Uygun tedbirlerle ve tedavilerle inme riski % 50 azaltılabilir. Bu amaçla yapılabilecekler şunlardır:

  • Tansiyonunuzun normal olmasını sağlayın
  • Tütünün her çeşidinden uzak durun
  • Kolesterol seviyelerinizin normal olmasını sağlayın
  • Diyabetinizi kontrol altında tutun
  • Sağlıklı bir vücut ağırlığına sahip olun
  • Sağlıklı bir uyku düzenine sahip olun, uyku apneniz varsa tedavi edin.
  • Atrial fibrilasyonunuz varsa, kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlarınızı uygun şekilde kullanın

İnme hakkında son söz

İnme ölüm veya maluliyet yaratabilen önemli bir sorundur. Tüm inmelerin yaklaşık yarısı uygun tedbirler ve tedaviyle önlenebilir. Bu nedenle, inme riskini hafife almamak gerekir.