Demans

60 yaş üzerinde % 5-8 oranında görülen ve 85 yaş üzerindeki kişileri ciddi oranda etkileyen demans yaşlı sağlığı için önemli bir tehdittir.

60 yaş üzerinde % 5-8 oranında görülen ve 85 yaş üzerindeki kişileri ciddi oranda etkileyen demans (bunama) yaşlı sağlığı için önemli bir tehdittir.

Demans nedir?

Yaşlanmayla birlikte hafoza zayıflar. Bu durum “yaşa bağlı hafıza zayıflaması” olarak bilinir ve normal yaşlanma sürecinin bir parçası olarak kabul edilir.

Buna karşılık demans, yani bunama tümüyle farklı bir kavramdır. Her ne kadar en sık yaşlılarda görülse de, temel özelliği kognitif fonksiyonda yani işlevsel düşünce yeteneğinde kötüleşmedir.

Demans soklığı
Demans soklığı

Çoğu insanın düşündüğünün aksine, demans bir hastalık değil, bir sendrom yani belirtiler bütününi içeren bir şemsiye deyimdir. Bu kapsamda hafıza, düşünme, uyum gösterme, anlama, hesap yapabilme, öğrenme kapasitesi, dil, karar verme yeteneği ve günlük faaliyetleri sürdürebilme yer alır.

Demans tipleri

İnsanlar çoğu zaman Alzheimer hastalığı ve demans deyimleri aynı anlamda kullanılsa da, ikisi aynı şey değildir. Alzheimer hastalığı demans şemsiyesi altındaki pek çok klinik tablodan sadece bir tanesidir. Demans şemsiyesi altında 400 üzerinde tablo yer alır.

Demans şemsiyesi
Demans, pek çok kognitif bozukluk tipini içeren bir şemsiye deyimdir.

Aşağıdaki şekilde en sık rastlanan başlıca 10 demans tipi görülmektedir.

On farklı demans tipi
On farklı demans tipi

Alzheimer hastalığı

Beyin hücrelerinin ölümü ve beyinde amiloid ve tau proteinlerinini oluşturduğu plaklarla seyreden Alzheimer hastalığı tüm demans olgularının yaklaşık dörtte üçünü oluşturur. Bu hastalığın erken belirtileri depresyon, kısa dönem hafızanın kaybı, konfüzyon, duygudurum değişiklikleri ile konuşma ve yürüme güçlüğüdür.

Vaskuler demans

İkinci en sık rastlanan demans tipi olan vaskuler demansın nedeni, beyindeki yetersiz kan akımıdır. Genellikle inme sonrasında ve damar sertliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Belirtiler sebebe bağlı olarak yavaş yavaş veya aniden ortaya çıkabilir. Erken dönemlerde konfüzyon ve idrak bozukluğu ile başlayan belirtiler, daha sonra konsantrasyon bozukluğu ve iyi bildiği işleri yapma güçlüğü ile devam eder. Birlikte görme sorunları ve halusinasyonlar da bulunabilir.

Lewy cisimcikli demans

Lewy cisimcikleri, beyindeki sinir hücrelerinin içinde oluşarak hücrelerin işlev yapmasını ve sinyal iletişimini engelleyen protein birikimleridir. Bunun sonucunda hafıza kaybı, idrak bozukluğu ve görsel halusinasyonlar ortaya çıkar. Uyku düzeni de bozulabilir ve tüm gece uyanık kalıp gündüzleri uyumalar ortaya çıkabilir. Belirtilerin çoğu diğer demans tipleriyle aynıdır.

Parkinson hastalığı

Normalde beynin hareket fonksiyonu ile ilgili bölgeleri ile ilgili bir sorun olan Parkinson hastalığı ileri dönemlerinde demansa da neden olabilir. Önce karar verme sorunları ile başlayan demans belirtileri daha sonra depresyon, halusinasyonlar, konfüzyon, paranoya ve konuşma bozukluğu ile devam eder.

Frontotemporal Demans

Frontotemporal demans veya diğer adıyla Pick hastalığı beynin ön ve yan bölümlerini tutan bir sorundur. Bunun sonucunda öncelikle konuşma ve davranışlar bozulur. Başlangıç yaşı bu hastalıkta 45’e kadar düşebilir.

Creutzfeldt-Jakob hastalığı

Creutzfeldt-Jakob veya diğer adıyla deli dana hastalığı, demansın en nadir rastlanan tiplerinden biridir ve yaklaşık bir milyonda bir rastlanır. Hızlı seyirli bir tablo olan bu durum genellikle bir yıl içinde ölümle sonuçlanır. Bulguları genel demans belirtileriyle aynıdır, ayrıca kas sertlikleri ve seğirmeleri de bulunabilir.

Wernicke-Korsakoff Sendromu

Wernicke Korsakoff sendromu aslen bir demans tipi olmasa da, belirtilerinin benzer olması nedeniyle o grupta sayılan bir durumdur. Temel nedeni beynin alt kısımlarında oluşan B1 eksikliğine bağlı kanamadır. Bu durum en sık alkolizmde görülür, ancak beslenme bozukluğuna veya kronik enfeksiyonlara bağlı olarak da ortaya çıkabilir.

Normal basınçlı hidrosefali

Normal basınçlı hidrosefali, beynin ventriküllerinde aşırı sıvı artışı sonucunda beyin dokusunu baskı altına alarak demans belirtilerine yol açan bir durumdur. Buna yol açan nedenler kaza, kanama, enfeksiyon, beyin tümörleri veya geçirilmiş beyin ameliyatları olabilir. Başlıca belirtileri denge bozuklukları, unutkanlık, duygudurum değişimleri, depresyon, düşmeler ile idrar ve dışkı kaçırma şeklindedir. Bu durum erken dönemde farkedilirse cerrahi müdahale ile kalıcı hasar bırakmadan düzeltilebilir.

Huntington hastalığı

Huntington hastalığı belirtileri genç erişkinlerde başlayan genetik bir durumdur. Beyin hücrelerinin ölümü sonucunda hareket bozuklukları ve demans belirtileri ortaya çıkar.

Karma demans

Karma demans, bir kişide birden fazla demans tipinin birlikte olmasıdır. En sık rastlanan tipi Alzheimer hastalığı ile vaskuler demans birlikteliğidir. Karma demansı olan kişilerin yarıya yakınında bu birlikteliğin farkına varılamaz.

Demans belirtileri

Demans her kişide farklı özellik gösterir. Bu farklar beynin tutulan bölgesine ve hastanın kişilik yapısına bağlı olarak ortaya çıkar.

Her ne kadar en iyi bilinen belirti hafıza sorunları olsa da, başka belirtiler de gözden uzak tutulmamalıdır. Erken belirtilerin başlıcaları aşağıdaki şekilde gösterilmektedir.

Demansta 10 erken belirti
Demansta 10 erken belirti

Hafıza kaybı

Normal unutkanlıkla demanstaki hafıza kaybı arasındaki fark, demansta yakın dönem hafızanın kaybolmasıdır. Eskiden olan olaylar çok iyi hatırlanırken, birkaç dakika veya birkaç saat önce olan olaylar unutulur, bunun sonucunda aynı soru tekrar tekrar sorulur. Bu nedenle, bu kişilerin günlük hayatlarını idame ettirecek faaliyetleri sürdürmeleri güçleşir. Örneğin, bu kişiler öğle yemeği yiyip yemediklerini veya torunlarının adlarını unuturlar.

Bilindik işleri yapma güçlüğü

Diş fırçalama veya sofrayı hazırlama gibi günlük basit işleri yaparken fazla düşünmeyiz. Ancak, demansı olan kişiler bu gibi basit işleri yaparken bile güçlük çeker ve işleri doğru sırayla yapmayı beceremezler. Örneğin, daha yıkanmamış bir gömleği ütüler veya tabağı yemek masasına değil de yatak odasına götürürler.

Zaman ve mekan uyumsuzluğu

Ara sıra haftanın hangi günü olduğunun şaşırılması mümkündür. Ancak, demansı olan kişiler gündüzü ve geceyi karıştırabilirler veya çok iyi bildikleri yerlerde kaybolabilirler.

Karar algısının kaybı

Herkes hayatta zaman zaman kötü kararlar verir. Ancak demansta basit kararlar bile sorun olur. Örneğin demanslı kişi kendi evini ederinin yüzde birine satabilir veya yaz ortasında palto giyebilir.

Duygudurum, kişilik veya davranış değişiklikleri

Yaşamdaki çeşitli olaylar karşısında duygudurum değişiklikleri olması normaldir. Ancak, demans varlığında duygudurum değişiklikleri alışılmadık olur. Belli bir neden olmaksızın duygudurum değişimleri yaşanabilir ve tepkiler aşırı olabilir. İlgisiz bir konu büyük üzüntü veya kızgınlığa neden olabilirken, ciddi bir konu hiç tepkiye yol açmayabilir.

Görüntü ve derinlik algısında bozulma

Demansı olanlarda görüntülerle veya derinlik algısı ile ilgili bozulmalar olur. Örneğin, mesafe ve derinlik kararları hatalı olur veya renk yada kontrast algısı bozulabilir. Bu durum yaşlılıkta sık rastlanabilen katarakt benzeri problemlerden bağımsızdır ve demanslı yaşlılarda çok sık düşme nedeni olur.

Eşyaların yerini karıştırma

Herkes zaman zaman kullandığı eşyaları alışılmadık yerlere koyup sonra arayabilir. Buna karşılık, demansı olanlarda eşyaları olması gereken yerlere koyma ile ilgili uç sorunlar görülebilir. ütüyü buzdolabına, kol saatini şeker kavanozuna koyma gibi durumlar sıktır. 

İşten ve sosyal faaliyetlerden uzaklaşma

Demansı olan bir kişi genellikle çevresine olan ilgisini yitirir. Örneğin, uzun saatler boyunca televizyonun önünde oturabilir, alışılmadık ölçüde uzun süre uyuyabilir veya sevdiği faaliyetlere karşı tüm ilgisini yitirebilir.

Dil ve iletişim sorunları

Demans kişilerin konuşma sırasında kullanılması gereken kelime veya deyimleri bulamamasına veya onların yerine alışılmadık kelime veya deyimleri kullanmasına neden olabilir. Örneğin, “lamba” yerine “ışık veren alet” diyebilirler.

Planlama ve sorun çözme güçlüğü

Demans kişilerde basit işler için bile planlama ve takip güçlüğü yaratır. Örneğin alışveriş listeleri oluşturma veya aylık faturaları takip etme gibi işler sorun haline gelir.

Demansın evreleri

Demans gidişini evrelendirmek için çeşitli yollar vardır, ancak en sık kullanılan evreleme yöntemi başkalarına bağımlılık derecesi ölçütlü olandır.

Demans evreleri
Demans evreleri

Hafif kognitif bozukluk

Yaşlı kişilerin çoğunda görülebilen hafif kognitif bozukluk unutkanlık, isim bulma güçlüğü ve kısa dönem hafıza problemleri ile seyreder. Bu kişilerin bir kısmı demansın daha ileri evrelerine doğru ilerler, ancak çoğu bu aşamada kalır. Bu kişiler genellikle herhangi bir yardıma gerek duymadan yaşamlarını sürdürebilir.

Hafif demans

Hafif demans aşamasında isim ve kelime bulma güçlüğü, eşyaların yerini karıştırma, kafa karışıklığı ile planlama ve sorun çözme güçlüğü basit hafıza sorunlarına eklenir. Sıklıkla duygudurum dalgalanmaları ve sosyal uyumsuzluklar da görülür. Buna karşılık, bu kişiler hala genellikle başkalarına bağımlı olmadan yaşamlarını sürdürebilir ve sadece zaman zaman desteğe ihtiyaç duyarlar.

Orta derecede demans

Orta derecede demansta hafıza kaybının, konfüzyonun ve karar algısının ilerlemesinin yanısıra bu kişilerde alınganlık, şüphecilik ve uyku bozuklukları ortaya çıkar. Belirtilerin genellikle öğleden sonra ve gece artış gösterdiği gözlenir. Bu kişiler günlük yaşamlarında sıklıkla yardıma gerek duyarlar.

Ağır demans

Daha ileri dönemde aşırı hafıza kaybı, hareketliliğin sınırlanması, yutma ve mesane ve barsak kontolü gibi işlevlerin güçleşmesi sözkonusu olur. Bu kişiler gece gündüz desteğe ihtiyaç duyarlar.

Demanstan korunma

Demanstan korunmanın belli bir yöntemi yoktur. Ancak temel sağlıklı yaşam koşullarının demansın hem oluşumunu önlediği, hem de ilerlemesini yavaşlattığı bilinen bir gerçektir.

Demanstan korunma
Demanstan korunma

Düzenli egzersiz

Düzenli aerobik egzersiz hem demans oluşma riskini azaltır , hem de demansın ilerlemesini geciktirir. Aerobik egzersize denge ve esneklik egzersizlerinin de eklenmesiyle yaşlılarda çeviklik artar ve düşme riski azalır.

Sağlıklı diyet

Şekerden, rafine karbonhidratlardan ve doymuş yağlardan fakir, diğer taraftan omega 3 ve vitamin ve minerallerden zengin bir diyet uygulanması sağlıklı bir metabolizma, antienflamatuar ve antioksidan etkiler ve sonuçta demans riskinin azalması anlamına gelir. Genellikle bu iş için en uygun diyet Akdeniz diyetidir.

Stres yönetimi

Uzun süreli stres ve anksiyetenin demans riskini arttırdığı bilinmektedir. Bu nedenle, anksiyete ve stres ile mücadele yollarını uygulamak demanstan korunmada çok önemli rol oynar.

Uyku süre ve kalitesi

Yetersiz uyku süre ve kalitesi beyinde demans oluşumunu hızlandırır. Bu nedenle, uykusuzlukla mücadele demanstan korunmak için çok önemlidir.

Demans tedavisi

Genellikle geri döndürülemez ve tümüyle iyileştirilemez bir durum olan demansta yapılan tedavilerin amacı belirtileri hafifletmek ve gidişi yavaşlatmaktır.

İlaçlar

Demansta ilaç kullanımının amacı gidişi yavaşlatmak, belirtileri hafifletmek ve birlikte bulunan depresyon ve gerginlik gibi durumları kontrol etmektir. İlaç tedavisi sırasında başka nedenlerle kullanılan ilaçlarla ve bitkisel desteklerle etkileşimlere özellikle dikkat etmek gerekir.

Zihni çalıştıran aktiviteler

Tıpkı vücut gibi, beyin de kondisyonda kalmak için çalışmaya ihtiyaç duyar. Bu nedenle bulmacalar, kitap okuma, bilgisayar ve masa oyunları oldukça yararlı olur. Bu tip faaliyetlerin kognitif fonksiyonun kötüleşmesini yavaşlatıcı etkisi olduğu gösterilmiştir.

Psikoterapi

Çeşitli psikoterapi yöntemleri demanslı kişinin hafızasını canlandırmada yardımcı olabilir. Ayrıca eski hatıraların canlandırılması, sevilen müzikler ve eğlenceli filmler yaşam kalitesinin artışını sağlar.

Yaşam tarzı değişiklikleri

Korunma bölümünde de belirtildiği gibi sağlıklı beslenme düzeni, fiziksel aktivite ve yeterli ve kaliteli uyku hem davranışsal belirtileri azaltır, hem de olayın ilerlemesini yavaşlatır.

Demans olan kişinin bakımı

Demanslı kişinin bakımı bakan kişi açısından da pekçok zorluk içerir. Her şeyden önce, demansın kesin tedavisi olmayan ilerleyici bir hadise olduğunun akılda tutulması gerekir. Bu nedenle, hastayla ilgilenen kişinin de neredeyse hasta kadar desteğe ihtiyacı vardır. Bu konuda profesyonel yardım almak her durumda yararlı olacaktır. Genel olarak yapılması gerekenler konusunda Alzheimer Derneği’nin web sayfası bilgi vermektedir.

Karaciğer yağlanması

Karaciğer yağlanması deyimi giderek daha sık duyulur oldu. Gerçekten de, yağlı karaciğer hastalığı dünyanın birçok yerinde giderek yaygınlaşmakta ve dünyadaki insanların yaklaşık% 25’ini etkilemektedir.

Karaciğer yağlanması deyimi giderek daha sık duyulur oldu. Gerçekten de, yağlı karaciğer hastalığı dünyanın birçok yerinde giderek yaygınlaşmakta ve dünyadaki insanların yaklaşık% 25’ini etkilemektedir.

Zamanında tedbir alınmazsa, bu bozukluk karaciğer yetersizliği ve karaciğer kanserine kadar ilerleme potansiyeli taşır. Bu bozukluk obezite, tip 2 diyabet ve insülin direnci ile karakterize diğer bozukluklarla da bağlantılıdır.

Karaciğer yağlanması nedir?

Karaciğer yağlanması, karaciğer hücrelerinde olması gerekenden fazla yağ birikmesi anlamını taşır. Bu hücrelerde normalde de az miktarda yağ olmasına karşılık, yağ miktarı % 5’den fazlaysa karaciğer yağlanması olarak adlandırılır. 

Karaciğer yağlanması
Karaciğer yağlanması

Alkolsüz karaciğer yağlanması nedenleri

Karaciğer yağlanmasının en iyi bilinen nedeni alkoldür. Fazla alkol tüketimi karaciğer yağlanmasının önemli bir nedenidir. Buna karşılık, karaciğer yağlanması olan kişilerin çoğunda alkol tüketimi ya hiç yoktur, veya çok azdır. Altyapısında alkol tüketimi bulunmayan karaciğer yağlanmasına “alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı (non-alcoholic fatty liver disease– NAFLD) adı verilmektedir.

Kronik hepatit B ve hepatit C infeksiyonlarında da sıklıkla karaciğer yağlanması bulunur. Ancak, burada nedensellik ilişkisinden ziyade, birlikte bulunma durumu vardır ve ikisi birlikte karaciğerde siroz ve karaciğer kanserine gidişi hızlandırır.

Diğer başlıca karaciğer yağlanması nedenleri aşağıdadır.

Karaciğer yağlanması nedenleri
Başlıca karaciğer yağlanması nedenleri

Karaciğer yağlanması süreci

Alkolsüz yağlı karaciğer (NAFL), kronik karaciğer hastalığının ilk aşamasıdır. Ne yazık ki, sıklıkla teşhis edilmez. Zamanla NAFL, alkolsüz steatohepatit veya NASH olarak bilinen daha ciddi bir soruna doğru gelişebilir. NASH, karaciğer hücrelerine zarar veren daha fazla yağ birikimi ve enflamasyon demektir. Yağlanan karaciğer hücreleri hasar görüp öldükleri için zaman içinde fibröz doku ve skar (nedbe) oluşumu gündeme gelir. Bu olaylar dizisinin son aşaması karaciğer sirozudur. Karaciğer sirozu ile birlikte primer karaciğer kanseri (hepatoma) riski de çok büyük ölçüde artar.

Karaciğer yağlanmasından siroza gidiş
Karaciğer yağlanmasından siroza gidiş

Tüm NAFLD hastalarının dörtte biri ikinci evreye, onların da yine yaklaşık dörtte biri fibroz aşamasına gelir.

Karaciğer yağlanması belirti ve bulguları

İnsanların % 25’ini etkileyen bir durum olan yağlı karaciğer çoğu zaman son derece sessiz gider ve herhangi bir belirti vermez. Ortaya çıkan belirtiler ve bulgular genellikle karaciğer yetersizliği ile veya yağlanmaya neden olan faktörlerle ilgilidir. Bu belirtiler ve bulgular şu şekilde sayılabilir:

  • Yorgunluk ve halsizlik
  • Sağ veya orta karın bölgesinde hafif ağrı veya dolgunluk
  • AST ve ALT dahil yüksek karaciğer enzimleri
  • Yüksek insülin düzeyleri
  • Yüksek trigliserit düzeyleri

Yağlı karaciğerin karaciğer yetersizliğine doğru ilerlemesi ile aşağıdaki bulgular görülebilir:

  • İştah kaybı
  • Bulantı ve kusma
  • Karın ağrıları ve şişkinlik
  • Gözlerin ve cildin sararması
  • Karında su toplanması ve bacaklarda ödem
  • Aşırı yorgunluk ve konfüzyon

Yağlı karaciğer için erken ve geri dönüşümlü aşamada tanı koyabilen taramalar büyük önem taşır.

Karaciğer yağlanmasında korunma ve tedavi

Karaciğer yağlanması için kullanılabilecek özel bir ilaç yoktur. Yaşam tarzını ve birlikte bulunan diğer faktörleri düzeltmek olayın gidişini yavaşlatmak, durdurmak ve hatta geriletmek için çok önemlidir. Bu faktörler şunlardır:

  • Alkolden uzak kalmak
  • Kilo vermek
  • Diyabet ve kan yağları yüksekliğini uygun şekilde kontrol etmek

Yağlı karaciğer için en uygun beslenme şeklinin Akdeniz Diyeti olduğu yönünde yaygın bir kanı vardır. Aynı şeklide, bu amaçla DASH diyeti veya Flexitarian diyet de kullanılabilir. Unutulmaması gereken nokta, bu diyetlerin dönemsel olarak uygulanması değil, bir yaşam tarzı haline gelmesi gerektiğidir.

Düzenli egzersiz de yaşam tarzı değişikliğinin bir parçası olmalıdır. Yapılan çalışmalarda düzenli egzersizin karaciğerin yağ içeriğini azalttığı gösterilmiştir.

Yaşam tarzının dışında, kimi durumlar için ilaç kullanılması gerekebilir. Bu duruma, karaciğer yağlanmasının dönemi ve birlikte bulunan diğer faktörler ışığında doktor karar verecektir.

Son söz

Yağlı karaciğer, yaşam tarzının bir sonucu olarak pek çok soruna yol açabilecek bir klinik durumdur. Bu konuda yaşam tarzı başta olmak üzere gerekli önlemleri almak ve olayı yakından izlemek büyük önem taşımaktadır.

Geçirgen barsak sendromu

Geçirgen barsak sendromu, barsak duvarını ilgilendiren bir sindirim sistemi sorunudur. Bu durumda, barsak duvarındaki defektler nedeniyle bakteriler ve toksinler kana karışır.

Geçirgen barsak sendromu, barsak duvarını ilgilendiren bir sindirim sistemi sorunudur. Bu durumda, barsak duvarındaki defektler nedeniyle bakteriler ve toksinler kana karışır.

Genel olarak, geçirgen barsak sendromu iyi tanımlanmış bir hastalık olmaktan ziyade bir belirtiler topluluğudur. Ancak, bu durumun bir dizi tıbbi tabloya da katkıda bulunması olasılığı mevcuttur. Geçirgen barsak sendromunu gerçek bir hastalık olarak almaktansa, altyapısını araştırarak nedenlerine yönelmek daha doğrudur.

Geçirgen barsak sendromu nedir?

Gastrointestinal yol

Ağızdan başlayarak anüse kadar giden tüp şeklindeki oluşumun adı gastrointestinal yoldur. Burada yer alan organlar sırasıyla yemek borusu, mide, ince barsaklar ve kalın barsaklardır.

Mide ve ince barsaklar yediklerimiz ve içtiklerimiz içindeki besinleri moleküllerine kadar parçalayarak vücut tarafından emilebilir ve kullanılabilir hale getirirler. Barsaklar ayrıca vücudu zararlı mikroorganizmalardan ve toksinlerden koruyan bir bariyer görevi de görür.

Geçirgen barsak sendromu tanımı

Barsak duvarındaki geçiş noktaları oldukça seçici bir şekilde sindirilen gıda maddelerinin kana geçmesini sağlarken, zararlı mikroorganizma ve toksinlerin barsakta kalmasını sağlar. Geçirgen barsak sendromu ile kastedilen, bu geçiş noktalarının seçiciliğinin kaybolması ve zararlı maddelerin kan dolaşımına karışma imkanı bulmasıdır.

Barsak mikrobiyatası

Barsakta, mikrobiyata adı verilen bir dizi bakteri yaşar. Bu bakteriler sindirime yardımcı olur, barsak duvarını korur ve normal bağışıklık sistemini destekler.

Barsak mikrobiyatasında meydana gelen dengesizlik vücudun bağışıklık yanıtında değişikliklere yol açabilir. Bu durum barsaklarda enflamasyonu tetikler ve barsaktaki geçirgenliği arttırır. Bu durum geçirgen barsak sendromunun temelidir.

Barsak geçirgenliğini düzenleyen zonulin isimli protein karaciğer ve barsak hücreleri tarafından sentezlenir. Zonulin sentezini arttıran iki ana faktör barsaktaki mikrobiyata ve gluten içeriğidir. Çölyak hastalarındaki zonulin artışının gluten tarafından tetiklendiği iyi bilinen bir konudur, ancak çölyak dışı gluten hassasiyeti olan kişilerde zonulin artışıyla gluten arasında net bir ilişki kurulamamıştır.

Geçirgen barsak sendromu ve diğer sağlık sorunları

Geçirgen barsak sendromu çeşitli sağlık sorunlarının oluşumu ile birlikte bulunabilir. Bunlar arasında aşağıdaki sorunlar bulunur. Ancak geçirgen barsak sendromunun bu sorunların nedeni mi, yoksa sonucu mu olduğu konusu tartışmalıdır.

  • İrritabl barsak sendromu
  • Crohn hastalığı
  • Çölyak hastalığı
  • Kronik karaciğer hastalığı
  • Diyabet
  • Gıda allerjileri ve hassasiyetleri
  • Polikistik over sendromu

Yapılan kimi çalışmalarda geçirgen barsak sendromunun iltihabi barsak hastalıkları ve tip I diyabet oluşumuna katkıda bulunduğu gösterilmiştir.

Barsak beyin aksı

Barsaklarla beyin arasında temelde bağışıklık sistemi üzerinden yürüyen bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu ilişki sonucunda mikrobiyatanın olumlu veya olumsuz etkisiyle çeşitli nörolojik veya psikiyatrik tablolar arasında ilişki saptanmıştır. İlişki saptanan klinik tablolar şunlardır:

  • Nörolojik tablolar
    • Otoimmün hastalıklar
      • Multipl skleroz
    • Nörodejeneratif hastalıklar
      • Parkinson hastalığı
      • Alzheimer hastalığı
    • Omurilik hasarı (spinal cord injury)
  • Nöropsikiyatrik tablolar
    • Major depresif bozukluk
    • Anksiyete bozukluğu
  • Otizm

Çeşitli mikrobiyata bakterilerinin etkilediği bağışıklık sistemi hücreleri ve bu durumun merkez sinir sistemine olan etkisi aşağıdaki şekilde gösterilmiştir.

Mikrobiyata ve beyin arasında bağışıklık sistemi üzerinden bağlantı

Belirtiler

Geçirgen barsak sendromunun belirtileri başka pek çok tablo ile ortaktır. Bu nedenle tanıda sorun yaşanabilir. Bu semptomlar şunlardır:

  • Kronik ishal, kabızlık veya şişkinlik
  • Besleyici eksiklikleri
  • Yorgunluk
  • Başağrısı
  • Konfüzyon
  • Konsantrasyon bozukluğu
  • Beyin sisi
  • Akne, kızarıklık be egzama gibi deri problemleri
  • Eklem ağrısı
  • Yaygın enflamasyon

Geçirgen barsak sendromunun nedenleri ve risk faktörleri

Geçirgen barsak sendromuna yol açan nedenler net olarak bilinmemektedir. Ancak bu konuda barsak mikrobiyatasını etkileyerek barsak geçirgenliğini arttıran çeşitli faktörler mevcuttur. Bunların önemlileri aşağıda sıralanmıştır.

  • Kötü beslenme
  • Alkol tüketimi
  • Enfeksiyonlar
  • Otoimmün hastalıklar
  • Diyabet
  • Stress

Tedavi

Geçirgen barsak sendromu için standart bir tedavi yoktur. Ancak belli bazı diyet ve yaşam tarzı değişiklikleri geçirgen barsak belirtilerini rahatlatabilir. Bunlar şu şekilde sıralanabilir.

  • Probiyotik içeren gıdaları daha fazla tüketerek iyi barsak bakterilerini güçlendirmek
  • Prebiyotik liflerden zengin sebzeler, baklagiller ve tam tahıllar gibi besinleri daha fazla tüketmek
  • Et, süt ürünleri ve yumurta tüketimini azaltmak
  • Şekerden ve tatlandırıcılardan kaçınmak

Ayrıca, barsak sağlığını korumak için aşağıdaki koşullar da çok önem taşır:

HOMA testi

İnsülin direnci tanısı için HOMA testi kullanımı artıyor. Bu testin niteliği ve sınırları doğru şeklide değerlendirmek için çok önemlidir.

İnsülin direnci tanısı için HOMA testi kullanımı giderek artıyor. Bu testin niteliği ve sınırları testi doğru şekilde değerlendirmek için çok önemlidir.

HOMA testi nedir?

HOMA veya daha doğru bir deyişle HOMA-IR (Homeostatic Model Assessment of Insulin Resistance) testi, kan şekerini kontrol etmek için pankreasın ne kadar insülin üretmesinin gerektiğini öngörmeye yarayan bir testtir.

Kan şekerini normal tutmak için gereken plazma insülin düzeyi ne kadar yüksekse, insülin direncinin o kadar yüksek olduğu anlaşılır. Bu fikre dayanılarak bu test 1980’lerde geliştirilmiş indirekt bir ölçümdür. Açlık kan şekeri ve açlık insülin düzeyi kullanılarak yapılan bir hesaplamaya dayanır. Başka kimi ölçüm yöntemleri de bulunmakla birlikte, HOMA testi halen klinik araştırma alanında en sık kullanılan yöntemdir.

İnsülin direncini doğrudan ölçüm yöntemler (hiperinsülinemik öglisemik insülin klemp) de bulunmakla birlikte, bunların pratiğe uygulanması çok zordur.

HOMA testi için normal sınırlar

HOMA testi değeri ne kadar yüksekse, insülin direncinin o kadar fazla olduğu söylenebilir. Bu test sonuçlarına göre HOMA değeri 1 civarında ise insülin hassasiyetinin optimal olduğu söylenebilir. 1.9 üzerinde HOMA değeri erken insülin direnci, 2,5 üzeri ise anlamlı insülin direnci demektir.

HOMA testi sonuçlarının değerlendirilmesi
HOMA testi sonuçlarının değerlendirilmesi

HOMA testinin uygulanması ve güvenilirliği

  • Testten önce testin yapılacağı kişinin en az 3 gün boyunca normal diyetini sürdürmesi istenir.
  • Test öncesinde hiç bir fiziksel aktivite kısıtlaması yapılmaz.
  • Test öncesinde en az 8 saatlik açlık gereklidir.
  • Testten önce ilaç dahil hiç bir şey alınmamalıdır.
  • Test sadece ayaktan hastalara uygulanır, hastanede yatan hastaya yapılmaz.
  • Test özel durumlar dışında diyabetli hastaya uygulanmaz.

Bu testin öncelikle insülin direncinin saptanması ve derecelendirilmesi için kullanılır. Temelde klinik araştırmalar için kullanılan bir testtir, güvenilir olmasına rağmen takip ölçümlerinde tutarlılığını izlemek güç olabilir.

Yüksek HOMA testi

HOMA değeri ne kadar yüksekse, insülin direnci o kadar fazla demektir. Bu durum, kan şekerini normal tutmak için pankreasın ne kadar fazla insülin salgıladığının göstergesidir. Bunun yanısıra uzamış açlıkta, egzersize bağlı kas hasarında, hipotiroidi ve hipertiroidide, gebelikte, çevre kirliliğine maruz kalanlarda, pankreas salgı bozukluklarında, kortizon ve büyüme hormonu fazlalıklarında ve yaşlanmanın sonucu olarak HOMA testi sonucu yüksek bulunabilir.

Ayrıca aşağıda sayılan nadir hastalıklarda da insülin direncine rastlanır.

  • Down sendromu
  • Turner sendromu
  • Klinefelter sendromu
  • Talassemi
  • Hemokromatoz
  • Lipodistrofi
  • Progeri
  • Huntington hastalığı
  • Myotonik distrofi
  • Friedrich ataksisi
  • Laurence-Moon-Biedel sendromu
  • Tip I ve Tip III glikojen depo hastalığı
  • Mitokondri hastalıkları

HOMA testi yüksekliği insülin direnci anlamına geldiği için, yüksek HOMA testi için yapılacaklar insülin direnci için yapılacaklar ile aynıdır.

İnsülin direnci

Son zamanlarda çok sözü geçen bir kavram olan insülin direnci eğer ciddiye alınmazsa pek çok tıbbi soruna da kaynaklık edebiliyor.

Son zamanlarda çok sözü geçen bir kavram olan insülin direnci eğer ciddiye alınmazsa pek çok tıbbi soruna da kaynaklık edebiliyor.

İnsülin direnci kavramını muhtemelen duymuşsunuzdur, ancak ne olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. Eğer iştahınızı kontrol edemiyorsanız, elinizden geleni yapmanıza rağmen kilo almaya devam ediyorsanız, prediyabet (şeker hastalığı tehdidi) veya diyabet (şeker hastalığı) tanısı almışsanız insülin direnci bulunması çok muhtemeldir.

İnsülin

İnsülin, pankreasta üretilen bir hormondur. Bu hormon kan şekerinin düzenlenmesinde görevli hormonlardan biridir ve kandaki glikozun hücrelere girmesini sağlar. Yemek yedikten veya su dışı birşeyleri içtikten sonra kanda yükselen şekeri normale getirmek için pankreastan insülin salgılanır.

İnsülin direnci

İnsülin direnci, vücuttaki hücrelerde bulunan insülin reseptörlerinin insüline direnç kazanarak hücrenin içine glikoz girmesini önlemesi anlamını taşır. Bu durum ön planda kas, yağ ve karaciğer hücreleri için geçerlidir, ancak diğer hücreleri de etkiler.

Hücrelerin insüline olan cevabının azalması başlıca birkaç sonuç yaratır:

  • Hücreye yeterli glikoz giremediği için hücre kendisine gereken enerjiyi yeterince üretemez ve bunun sonucunda hücrenin kimi fonksiyonlarında aksamalar olabilir.
  • Glikoz hücreye giremediği için kanda yüksek kalır.
  • Kandaki glikozun yüksek kalması insülin salgılanmasını daha fazla uyarır.
  • Artan insülin salgınlanması sonucunda karaciğer dokusuna gereğinden fazla giren glikoz yağa çevrilir ve karaciğer yağlanmasına yol açar.
  • Aynı şekilde, artan insülin salgınlanması sonucunda yağ dokusuna gereğinden fazla giren glikoz yağa çevrilir ve kilo almaya ve şişmanlamaya yol açar.
  • Sonuçta insülin direnci sendromu şişmanlık, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve tip 2 diyabetten oluşan bir grup problemin nedeni olur. Bu duruma metabolik sendrom da denir.
İnsülin direnci gelişimi ve sonuçları
İnsülin direnci gelişimi ve sonuçları

İnsülin direncinin belirtileri

İnsülin direnciniz olduğunu hissetmezsiniz. Ancak, insülin direncinin nedenlerini ve sonuçlarını oluşturan bir takım belirtiler dikkat çekicidir. Bunlar şu şekilde sayılabilir:

  • Bel çevresinin erkekte 95 cm, kadında 80 cm üzerinde olması
  • 130/80 mmHg üzerinde seyreden kan basıncı (tansiyon)
  • 100 mg/dl üzerinde seyreden açlık kan şekeri
  • 150 mg/dl üzerinde seyreden açlık trigliseridleri
  • Erkeklerde 40 mg/dl, kadınlarda 50 mg/dl altında seyreden HDL kolesterol
  • Deri belirtileri
    • Saplı benler
    • Derinin belli bölgelerinde esmerleşme (acanthosis nigricans)
    • Erkek tipi (alından) saç dökülmesi
Saplı benler
Saplı benler
Acanthosis nigricans
Acanthosis nigricans
Erkek tipi saç dökülmesi
Erkek tipi saç dökülmesi

İnsülin direnci nedenleri ve risk faktörleri

İnsülin direncinin tanısı

İnsülin direncinin tanısı aşağıdaki yöntemlerin birleşimi ile doktor tarafından yapılır.

  • Yaşam tarzı, yeme ve egzersiz alışkanlıkları, sigara ve alkol alışkanlığı sorgusu, yukarıda belirtilen diğer sorunlara ilişkin sorgulama ve aile geçmişi sorgulaması
  • Fizik muayene: Vücut ağırlığı, bel çevresi ve kan basıncı ölçümünü de içeren ayrıntılı fizik muayene
  • Kan testleri
  • Görüntüleme
    • Karaciğer yağlanması ve polikistik over sendromu araştırması için tüm batın ultrasonografisi
    • Gerekebilecek diğer görüntüleme yöntemleri

İnsülin direncinden tip 2 diyabete geçiş

İnsülin direnci nedeniyle pankreas fazla insülin salgılar. Bu durum, aşırı insülin salgılama uyarısı ve tip 2 diyabete ailevi yatkınlık gibi nedenlerin etkisiyle bir zaman sonra pankreasın yetersiz kalması sonucunu getirir. Bunun sonucunda kan şekeri yükselmeye başlar.

İnsülin etkisinin azalması sonucu kan şekerinin yükselmeye başlaması genellikle iki şekilde olur:

  • Bazal, yani açlıkta olan insülin salgısı yetersiz kalır ve açlık kan şekeri 100-125 mg/dl arasında kalır, ancak glikoz tolerans testi sonrasındaki 2. saatte şeker düzeyi 140 mg/dl altındadır. Bu duruma bozulmuş açlık glikozu adı verilir.
  • Bazal, yani açlıkta olan insulin salgısı normaldir ve bunun sonucunda açık kan şekeri normal bulunur, ancak glikoz tolerans testinin 2. saatinde ölçülen kan şekeri 140- 199 mg/dl arasındadır. Bu duruma bozulmuş glikoz toleransı adı verilir.

İnsülin direncinden diyabete giden yolda bir kişide bu durumlara ayrı ayrı rastlanabildiği gibi, aynı kişide ikisi birden de bulunabilir. Bu durum sözkonusu kişinin gerek genetik özellikleri, gerekse yaşam tarzı yapısına göre değişir.

Aşağıdaki durumlar söz konusu olduğunda ise o kişinin artık diyabetik olduğuna karar verilir.

İnsülin direnci sonuçları

İnsülin direnci aşağıda sayılan durumların ortaya çıkma riskini belirgin şekilde arttıran bir durumdur.

  • Tip 2 diyabet (şeker hastalığı)
  • Hipoglisemi
  • Kalp krizi
  • Hipertansiyon
  • İnme
  • Böbrek yetersizliği
  • Göz problemleri (göz kuruluğu, katarakt, glokom, sarı nokta hastalığı vb.)
  • Kanser
  • Alzheimer ve diğer bunama tabloları

İnsülin direnci için korunma ve tedavi

  • Egzersiz: Ortalama günde 30 dakika yürüyüş veya eşdeğeri bir aktivite
  • Sağlıklı bir vücut ağırlığı: Mevcut kilonun % 10 kadarını vermek bile büyük yarar sağlar.
  • Sağlıklı diyet: Sebze, tam tahıllar, baklagiller, kuruyemişler, balık ve yağsız etten oluşan bir diyet. Akdeniz tipi beslenme veya DASH diyeti bu konuda çok yardımcı olur.
  • Gerektiğinde ilaç: Doktorun gerekli görmesi durumunda metformin veya başka ilaçlar da tedavi için kullanılabilir.

Enflamasyon

Enflamasyon vücudun savunma sisteminin ve iyileşme sürecinin önemli bir parçasıdır. Buna karşılık, enflamasyon kimi zaman sorun yaratabilir.

Enflamasyon vücudun savunma sisteminin ve iyileşme sürecinin önemli bir parçasıdır. Buna karşılık, enflamasyon kimi zaman sorun yaratabilir.

Vücut için bir tehdit olduğu zaman vücut bu tehdide karşı savunma mekanizmasını harekete geçirir ve tehdidi yoketmek için bir dizi biyolojik yanıt oluşturur. Bu biyolojik yanıta enflamasyon adı verilir.

Vücuda karşı tehdit bir yaralanma, yabancı madde veya mikroorganizma (bakteri, virüs, mantar vb.) olabilir. Ancak, zaman zaman vücut kendi dokularına karşı da reaksiyon gösterebilir. Bu sonuncu durum sonucunda otoimmün hastalıklar ortaya çıkar. Bu tip enflamasyon çoğu kronik hastalığın altında yatan nedeni oluşturur.

Enflamasyon tipleri ve belirtileri

Enflamasyonun akut ve kronik olmak üzere iki ana tipi vardır.

Akut enflamasyon

Bir yaralanma veya hastalık sonucunda akut ve kısa süreli enflamasyon meydana gelir. Akut enflamasyonun beş ana belirtisi mevcuttur.

  • Ağrı: sürekli olabilir veya etkilenen alana dokunulduğunda hissedilebilir.
  • Sıcaklık artışı: Bölgedeki kan akımının artışı sonucudur.
  • Kızarıklık: Bölgedeki kılcal damarlardaki kan akımı artışı sonucudur.
  • Şişme: İltihabi reaksiyon sonucu bölgedeki sıvı artışı sonucudur.
  • Fonksiyon kaybı: Bölgede meydana gelen şişme ve ödem sonucunda ortaya çıkar.

Bu belirtiler her zaman mevcut olmayabilir. Kimi zaman enflamasyon sessizdir ve belirti vermez. Kendini iyi hissetmeme, yorgunluk ve ateş de bulunabilir.

Akut enflamasyon belirtileri genellikle birkaç günde geçer. Subakut enflamasyon 2- 6 hafta kadar sürebilir.

Enflamasyonun 5 ana belirtisi
Enflamasyonun 5 ana belirtisi

Kronik enflamasyon

Kimi durumlarda enflamasyon düşük düzeyde aylarca, hatta yıllarca sürebilir. Bu duruma kronik enflamasyon adı verilir. Bu süreç sırasında zaman zaman akut alevlenmeler de görülebilir. Bu durumun altyapısındaki nedenler şu şekilde sayılabilir.

  • Akut enfeksiyona yol açan ajanın tümüyle yokedilememesi: Kronik tüberküloz, kist hidatik ve benzeri protozoonlar, mantar infeksiyonları, HIV virüsü, hepatit B ve C virüsleri ve benzerleri bu gruba girer.
  • Enzimlerle parçalanamayan veya savunma hücreleri tarafından yokedilemeyen belli bir irritan veya yabancı materyele düşük dozda uzun süreli maruz kalma: Bu durumun en tipik örneği asbestoz ve silikozdur.
  • Bağışıklık sisteminin vücudun belli bir organ ve dokusuna karşı hassaslaşıp o dokuya saldırarak tepki vermesi: Otoimmün hastalıklar adını verdiğimiz bu durumun tipik örnekleri arasında romatoid artrit ve sistemik lupus eritematozus gibi durumlar sayılabilir.
  • Akut enflamasyonun tekrarlayan epizodları: Tüberküloz ve romatoid artrit gibi kronik enflamatuar durumlarda zaman zaman akut alevlenmeler görülebilir.
  • Oksidatif stres yaratan ve hücrenin enerji metabolizmasını etkileyen enflamatuar ve biyokimyasal uyarıcılar oksijen serbest molekülleri, AGE’ler, ürik asit kristalleri, okside lipoproteinler, homosistein ve benzeri gibi maddelerin artışına yol açar.
Kronik enflamasyon
Kronik enflamasyon ciddi sorunlara yol açabilir

Kronik enflamasyon düşündüren belirtiler

Tutulan dokuya özgü belirtiler yanısıra, aşağıdaki belirtilerin bulunması da kronik enflamasyon düşündürmelidir:

Kronik enflamasyonun sonuçları

Kronik enflamasyon aylar, yıllar, hatta onyıllar boyu sürebilir ve etkilediği organ ve dokuya göre çeşitli hastalıklara yol açabilir. Bu hastalıklardan başlıcaları şunlardır:

  • Tip I (juvenil) diyabet
  • Kalp ve damar hastalıkları
    • Damar sertliğine bağlı hastalıklar (koroner kalp hastalığı ve inme)
    • Kalp yetersizliği (dilate kardiyomyopati, myokardit)
  • Artritler ve diğer eklem hastalıkları (romatoid artrit, seronegatif artropatiler)
  • Kronik glomerulonefritler
  • Allerjiler
  • Kronik obstruktif akciğer hastalıkları ve astım
  • Sedef hastalığı (psoriasis)
  • İltihapli barsak hastalıkları (Crohn hastalığı ve ülseratif kolit)
  • Sinir sistemi hastalıkları (Multipl skleroz, Alzheimer hastalığı, myasthenia gravis)
  • Tiroid hastalıkları (Basedow Graves hastalığı ve Hashimoto hastalığı)
  • Böbreküstü bezi hastalıkları (Addison hastalığı)
  • Çoklu sistem hastalıkları (Sistemik lupus erythematosus, Sjögren sendromu, polimyozit)
  • Kanser

Kronik enflamasyonun risk faktörleri

Kronik enflamasyonun gelişme riskinde aşağıdaki faktörlerden bir veya birkaçı bulunabilir.

  • İleri yaş
  • Obezite
  • Sağlıksız yağlardan, şekerden, şarküteriden, işlenmiş gıdalardan ve rafine karbonhidratlardan zengin diyet
  • Alkol
  • Sigara
  • Düşük seks hormonları
  • Stres
  • Uyku miktarı ve kalitesinde yetersizlik

Enflamasyonda korunma ve tedavi

Enflamasyonda korunma ve tedavi nedene, tutuluma ve şiddete göre değişir. Tedavinin amaçları şu şekilde sayılabilir:

  • Hastalık prosesini ortadan kaldırmak, hastalığı kontrol etmek ve ilerlemesini yavaşlatmak veya durdurmak
  • Ağrı ve enflamasyonu arttıran davranışlardan kaçınmak
  • Ağrıyı kontrol etmek
  • Tutulan organ ve dokudaki fonksiyon kaybıyla mücadele etmek

Akut enflamasyon

Akut enflamasyon tedavisi nedenin ortadan kaldırılması, tutulumun yeri ve şiddeti ile ilgilidir. Neden bakterilerin neden olduğu bir enfeksiyonsa, uygun antibiyotik tedavisi yapılır. Şiddetli akut allerjik reaksiyonlarda hızlı antiallerjik tedavi hayati riskleri önler. Buna karşılık, örneğin basit travmalarda lokal soğuk uygulaması ve basit ağrı kesiciler genellikle yeterli olur.

Kronik enflamasyon

Kronik enfiamasyonun gerek önlenmesi ve gerekse tedavisinde yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşır. Bu yaşam tarzı değişiklikleri aşağıdaki şekilde sayılabilir:

Yaşam tarzı dışındaki tedavi yöntemleri hastalığın cinsine ve şiddetine göre değişmekle birlikte, temel hedefler ağrı ve fonksiyon kaybı ile mücadeledir. Bu konuda hangi ilaçların ve tedavi yöntemlerinin kullanılacağına izleyen doktor karar verecektir.

Sonsöz

Enflamasyon, özellikle de kronik enflamasyon ciddi bir tablodur. Bu gibü durumlarda yaşam tarzını düzeltmenin yanısıra, mutlaka doktor önerilerine göre tedavinin düzenlenmesi gereklidir.

Enflamasyon ve yiyecekler

Enflamasyon vücudun savunma ve tamir mekanizmasıdır, ancak kronikleşirse zarar verir. Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisi de bu kapsamdadır.

Enflamasyon vücudun savunma ve tamir mekanizmasıdır, ancak kronikleşirse zarar verir. Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisi de bu kapsamdadır.

Enflamasyon, vücudun dıştan gelen saldırılara karşı vücudun savunma ve tamir mekanizmasıdır. Ancak, enflamasyonu uyaran etkenler devam ettiği sürece enflamasyon devam eder ve kronikleşir. Kronik enflamasyon ise diyabet, kalp hastalıkları ve obezite başta olmak üzere pekçok sorunla ilgili riski arttırır.

Dışarıdan gelen enflamasyonu tetikleyici faktörler enflamasyon cevabını şiddetlendirebilir. Bu faktörler arasında kronikleşmiş enfeksiyonlar, otoimmün bozukluklar veya hava kirliliği yada endüstriyel kimyasallar bulunabilir. Ayrıca, sigara, alkol, obezite ve kronik stres de enflamasyonu arttırabilen faktörler arasındadır.

İlginç bir şekilde, enflamasyon ve yiyecekler arasında da ilişki vardır. Bir kısım yiyecekler enflamasyonu arttırıcı etki gösterirken, bir kısmı da aksine enflamasyonu azaltırlar.

Enflamasyonu arttıran yiyecekler

Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisinde her durumda fazla yağlı, fazla şekerli yiyeceklerden ve işlenmiş gıdalardan uzak durulması önerilmektedir. Başlıca enflamasyon azaltıcı yiyecek grupları aşağıdadır.

Şekerler

Adı ne olursa olsun, şeker şekerdir. Günde 30 gramdan az tüketilmesi gerektiği halde, ortalama günlük diyette bunun yaklaşık üç misli şeker bulunur. İlave şekerlerin çoğunun kaynağı hazır gıdalardır. Meyveler ve süt ürünleri gibi doğal şeker kaynakları genellikle şeker ile birlikte lif ve protein içerdikleri için kan şekerinde pik halinde yükselmeye yol açmazlar. Ancak, hazır gıdalarda diğer tat arttırıcılarla birlikte bulunan şeker cinsleri kan şekerinde ani yükselmeye ve buna bağlı insülin salgısına yol açar.

Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisinde şekerlerin önemi büyüktür. Araştırmalar, diyetteki ilave şekerin kronik enflamasyonu tetiklediğini göstermektedir. Bunun temel nedeni, kan şekerinin yükselmesinin tetiklediği insülin artışının şekerleri yağ dokusunda depolaması ve sonuçta enflamasyona yol açmasıdır.

Şeker hazır gıdaların pek çoğunun içinde bulunur. Bu listede şekerleme ve çikolata çeşitleri, kekler, gofretler, pastalar, tatlılar ve benzerleri olduğu gibi, hiç tahmin etmeyeceğiniz şekilde ekmekler, krakerler, salata sosları gibi yiyecekler de bulunur. Hazır içeceklerin büyük çoğunluğu da yüksek miktarda şeker içerir. Dolayısıyla, hazır gıdalarda etiket üzerindeki şeker miktarını incelemekte ve bir öğünde alınacak şeker miktarını 4 gramın altında tutmakta yarar vardır.

Hazır içecekler fazla miktarda şeker içerir
Hazır içecekler fazla miktarda şeker içerir

Yapay trans yağlar

Yapay trans yağlar margarin üretiminde sıvı yağların hidrojenizasyonu sırasında oluşur. Margarin üretiminde yağların hidrojenizasyonu yağın dokusunu, dayanıklılığını ve raf ömrünü değiştirir. Etlerde ve süt ürünlerinde de bir miktar doğal (ruminant) trans yağ bulunmakla birlikte, bunların yapay trans yağlar kadar zararlı olmadıkları belirtilmiştir.

Yapay trans yağlar her miktarda zararlıdır, bu nedenle günde 1 gramdan az tüketilmeleri önerilir.

Katı margarinler en sık rastlanan trans yağ örneğidir. Ancak, içeriğini kontrol edemediğiniz hazır gıdalar, restoran yemekleri ve pastane ürünleri en sık tüketilme şeklidir.

Yapay trans yağlar önemli bir enflamasyon tetikleyicisidir. O nedenle tüketim sırasında çok dikkatli olmak gerekir.

Omega-6 yağ asitleri

Yüksek oranda omega-6 yağ asitlerini içeren bitkisel sıvı yağlar günlük diyette çok sık kullanılırlar. Buna karşılık, bu sıvı yağların içerdikleri yüksek oranda omega-6 yağ asitleri nedeniyle iltihabi reaksiyonları uyardığı belirtilmektedir. Bu konuda omega-6/omega-3 oranının önemli olduğu, bu nedenle diyette omega-3 miktarının arttırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Ancak, bu konudaki veriler yeterli değildir ve en bol bulunan omega-6 yağ asidi olan linoleik asidin enflamasyonu uyarmadığı belirtilmektedir. Yine de, eldeki veriler ışığında omega-6 yağ asitlerinin kullanımının sınırlanması ve omega-3 alımının arttırılması yararlı olacaktır.

Rafine karbonhidratlar

Karbonhidratlar en başta gelen enerji kaynağı olmaları dolayısıyla diyette vazgeçilmez durumundadırlar. Ancak, şeker, beyaz un ve beyaz pirinç gibi rafine karbonhidratlar enflamasyonu kolaylaştırabilmektedirler.

Rafine karbonhidratlar lif içermezler. Oysa ki lifler tokluk sağlar, kan şekerini dengeler ve barsaktaki yararlı bakterileri besler. Yeterli lif içermeyen karbonhidratlar ise tam tersine barsaktaki enflamasyon yapan bakterilerin çoğalmasına neden olur. Rafine karbonhidratların yüksek glisemik indeksi de kan şekerini hızlı yükselterek enflamatuar olayları tetikler.

Rafine karbonhidratlar başlıca aşağıdaki gıdalarda bulunur.

  • Her tür şeker ve şeker içeren gıda
  • Her tür tatlı
  • Beyaz ekmek ve her tür beyaz un içeren gıda
  • Bisküvi ve krakerler
  • Kek, pasta, poğaça ve benzeri pastane ürünleri
  • Beyaz pirinç

Rafine karbonhidratlar yerine tam tahillar ve baklagiller kullanılabilir.

Kırmızı et ve şarküteri ürünleri

Kırmızı et ve şarküteri ürünleri tüketimi kalp damar hastalıkları, diyabet ve kanser riskini belirgin şekilde arttırır. Bunun temel nedeni, kırmızı ette ve şarküteri ürünlerinde yüksek miktarda bulunan doymuş yağların enflamasyonu kolaylaştırmasıdır.

Kırmızı etin pişirilmesi ve şarküteri ürünlerinin hazırlanması sırasında içlerinde bol miktarda AGE’ler (ileri glikasyon son ürünleri) oluşur. AGE’ler de önemli enflamasyon uyarıcılarıdır.

Tüm bu nedenlerle kırmızı et ve şarküteri ürünleri tüketimini azaltmakta yarar vardır. Bunun için aşağıdaki önlemler alınabilir.

  • Haftada iki günü et yemeden geçirmek
  • Sadece tek öğün et yemek, sebze yemeklerini etsiz pişirmek
  • Sofrada et yemeği yerine etli sebze tüketmeyi tercih etmek (örn. kıymalı fasulye veya biber dolması gibi)
  • Şarküteri ürünlerini çok az tüketmek
  • Eti yağsız tüketmek
Şarküteri ürünleri buzdolabı tehlikelerinin başında gelir
Şarküteri ürünleri kaçınılması gereken gıdaların başında gelir

Alkol tüketimi

Özellikle yüksek miktarda alkol tüketimi enflamasyonu arttırır. Bunun en önemli nedeni alkolün barsaktaki zararlı bakterilerin çoğalmasına yol açması ve bunların salgıladığı toksinlerin vücutta yarattığı reaksiyondur. Bu nedenle, alkol alımını sıklık ve miktar açısından kısıtlamakta büyük yarar vardır.

Enflamasyonu azaltan yiyecekler

Enflamasyonu azaltan yiyecekler, enflamasyon olasılığını azaltırlar. Bu yiyecekler genel olarak sağlıklı addedilir. Enflamatuar hastalıklarda yemek alışkanlıklarının değişmesi hastalığın gidişini değiştirebilmektedir. Bu durum ilaçların ve diğer tedavilerin yerini doldurmaz, ancak alevlenmelerin ve kullanılan ilaç miktarlarının azalmasını sağlayabilir.

Enflamasyonu azaltan gıdalar arasında sebze ve meyveler, tam tahıllar, baklagiller ve kuruyemişler gibi bitkisel protein kaynakları, yağlı balıklar, yararlı yağlar, kokulu bitkiler ile baharatlar bulunur.

Sebzeler ve meyveler

Ispanak ve pazı gibi K itamininden zengin yeşil yapraklı sebzeler, brokoli ve lahana enflamazyonu azaltır. Kiraz, ahududu ve böğürtlen gibi kırmızı renkli küçük meyveler de benzer şekilde etki gösterir.

Tam tahıllar

Esmer pirinç, yulaf ezmesi, tam buğday gibi tam tahıllar lif yönünden zengindir ve bitkisel lifler enflamasyonun azalmasına katkıda bulunur.

Baklagiller

Baklagiller iyi lif kaynakları olmalarının yanısıra antioksidanlar ve başka antienflamatuar maddeler açısından da zengindirler.

Kuruyemişler

Kuruyemişlerin çoğu enflamasyonu azaltıcı özelliği olan yararlı yağ asitlerini içerir. Ancak günde bir avuçtan fazla tüketilmeleri durumunda kilo almaya yol açabilirler.

Atıştırmalık olarak kuruyemiş tüketebilirsiniz, ama miktarı abartmayın
Atıştırmalık olarak kuruyemiş tüketebilirsiniz, ama miktarı abartmayın

Yağlı balıklar

Somon, ton balığı, uskumru ve sardalya gibi yağlı balıklar içerdikleri omega-3 nedeniyle enflamasyonu azaltmaya yardımcı olur. Bu balıkların haftada en az iki kez ve kızartılmadan tüketilmeleri gerekmektedir.

Yararlı yağlar

Bu konuda omega-3 takviyeleri, zeytinyağı ve avokado yağı en önemlileridir. Bu yağlar da kızarma derecesine kadar ısıtılmadan tüketilmelidirler.

Kokulu bitkiler ve baharatlar

Bu grupta en önemlileri sarımsak ve zerdeçaldır.

Son söz

Enflamasyon ve yiyecekler ilişkisi önemlidir. İnsanı yediklerinin biçimlendirdiği düşünülünce, yenilmesi sakıncalı gıdalara üzülmek yerine yararlı gıdaların çeşitlendirilmesine odaklanmak daha önemlidir. Enflamasyonu azaltmak için tabağı gökküşağı gibi rengarenk doldurmak en iyisidir.

Kalbe zarar verebilen sorunlar

Kalp hastalıkları hala dünyada en fazla ölüme neden olan sağlık sorunudur. Bilinen risk faktörlerinin dışında kimi ilgisiz görünen sorunlar da kalp hastalığına zemin hazırlayabilir.

Kalp hastalıkları hala dünyada en fazla ölüme neden olan sağlık sorunudur. Bilinen risk faktörlerinin dışında ilgisiz görünen ancak kalbe zarar verebilen sorunlar da mevcuttur.

Kalp hastalıklarına genel bakış

Türkiye’de de koroner kalp hastalığı, ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alır. Ülkemizde her yıl 400 bin civarında yeni koroner kalp hastası ortaya çıkar. Koroner kalp hastalığı sorunu yaşayan her 100 kişiden 20- 30’u herhangi bir belirti olmadan ani ölümle karşılaşır. Kalp krizi bu insanların %40-50’sinde önceden hiç bir belirti vermeden ortaya çıkar. Koroner kalp hastası olanların ancak %30’u başına bir iş gelmeden önce bunu öğrenebilir.

Koroner kalp hastalığının oluşumunda genetik altyapının yanısıra hareketsiz yaşam, kötü diyet, sigara kullanımı, kolesterol ve/veya tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı (diyabet) gibi faktörlerin önemi çok büyüktür. Ancak, bunun yanında, kimi tümüyle ilgisiz görünen hastalıklar ve sağlık sorunları da kalp hastalığı riskini arttırabilmektedir.

Kalbe zarar verebilen sorunlar nelerdir?

Tiroid hastalıkları

Tiroid bezinin fazla çalışması (hipertiroidi) da, az çalışması (hipotiroidi) da kalp hastalığı açısından riski arttırır. Hipertiroidi durumunda ritm bozuklukları, atrial fibrilasyon, hipertansiyon, kalp yetersizliği ve mevcut koroner kalp hastalığı komplikasyonlarında artış görülür. Hipotiroidide ise kalp fonksiyonlarında azalma, kalp yetersizliği, kolesterol artışı, homosistein artışı, diyabet eğiliminde artma ve enflamasyon (CRP) artışı görülür.

Subklinik hipertiroidi (TSH düzeylerinin çok düşük olmasına karşılık T3 ve T4 seviyelerinin normal olması) veya subklinik hipotiridi (belirti olmaksızın TSH düzeylerinin yüksek bulunması) durumlarında da yükarıda sözü geçen riskler oluşur. O nedenle bu sorunlar saptandığında uygun şekilde takip ve tedavi edilmelidir.

Otoimmün romatizmal hastalıklar

Romatoid artrit ve sistemik lupus erythematosus gibi otoimmün romatizmal hastalıklar damar sertliği ve koroner kalp hastalığı riskini arttırırlar. Bu hastalıkların bir kısmı (sistemik lupus erythematosus gibi) doğrudan kalp kasını da etkileyerek kalp hastalığı yapabilir veya bir kısmında (SLE, otoimmün vaskulitler ve antifosfolipid sendromu gibi) ilaveten damar içi pıhtılaşma riski de arttığından buna bağlı olarak çeşitli damarlarda tıkanma riski de ortaya çıkabilir.

İltihabi barsak hastalıkları

Ülseratif kolit ve Crohn hastalığı gibi otoimmün iltihabi barsak hastalıkları neden oldukları çeşitli komplikasyonların yanısıra kalp damar hastalığı riskinde de artma nedeni olurlar. Yapılan çalışmalar, iltihabi barsak hastalıklarının iskemik kalp hastalığı riskini 4-5 kat, inme riskini ise 2- 2,5 kat arttırdığını göstermiştir.

Erektil disfonksiyon

Erektil disfonksiyon 40 yaş üzerindeki erkeklerde %30 üzerinde rastlanan ve yaşam kalitesini bozan bir bir sorundur. En önemli nedeni penise giden damarların daralması olan bu durum genellikle kalp hastalığının belirtilerinin görülmesinden birkaç yıl önce ortaya çıkar ve genellikle kalp damar hastalığının öncüsü kabul edilir.

Kalp damar hastalıklarının tedavisinde kullanılan beta blokerler ve kolesterol ilaçları gibi kimi ilaçlar sıklıkla erektil disfonksiyona neden olmakla suçlanırlar, ancak neden genellikle temelde olan damar yapısı bozukluğudur.

Erektil disfonksiyonun giderilmesi için kullanılan ilaçların kalp damar sistemi üzerine olan olumsuz etkileri ve diğer ilaçlarla etkileşimleri de gözardı edilmemelidir.

Kadınlara özgü sorunlar

Endometriyozis (Çikolata kisti)

Endometriyozis, rahmin içini döşeyen endometriyum tabakasının rahim dışında başka bir bölgede büyümesi sonucu gelişen ve sıklıkla ağrılı seyreden bir hastalıktır. Endometriyozise en sık olarak yumurtalıklar, fallop tüpleri ve pelvisi örten dokuda rastlanır. Yaklaşık her 15 kadından birini etkileyen bu sorun, en çok 30’lu ve 40’lı yaşlardaki kadınlarda görülür.

Endometriyozis
Endometriyozis

Endometriyozis bulunan kadınlarda kalp krizi, angina veya koroner girişim gerekliliği gibi durumlar %50- %90 arası bir risk yaratmaktadır. Endometriyozis genellikle kronik inflamasyon ve metabolik bozukluklarla da birlikte bulunur. Bu durumun nedenleri tam bilinememektedir, ancak endometriyozis bulunan kadınların diğer kalp damar hastalığı riskleri de araştırılarak gerekli tedbirlerin alınmasında yarar vardır.

Adet düzensizlikleri

Uzun süreli adet düzensizlikleri ile kalp hastalığı riski araştırıldığı zaman, bu düzensizliklerin koroner kalp hastalığı riskini %28 kadar arttırdığı saptanmıştır. Bu nedenle, uzun süreli adet düzensizliği bulunan kadınlarda bu duruma yol açan nedenlerin araştırılarak mükünse düzeltilmesi ve diğer kalp damar hastalığı risklerinin incelenmesi yararlı olur.

Erken veya geç menarş (ilk adet) yaşı

Sağlıklı bir kız için ilk adet (menarş) genellikle 12 yaş civarındadır. İlk adetini 10 yaş altında gören kızlarda gelecekteki kalp hastalığı riskinin dört kat arttığı saptanmıştır. İlk adetin 15 yaştan sonra olması durumunda ise gelecekteki kalp hastalığı riski 2,5 kat artmaktadır.

Preeklampsi

Gebelik sırasında preeklampsi (yüksek kan basıncı ve idrarda protein kaçağı) görülmesi, gebeliğin seyri ve bebeğin sağlığı açısından tehlikeli bir duruma işaret eder. Ancak, hepsi bu kadar değildir.

Gebeliği sırasında preeklampsi yaşayan kadınlarda sonradan hipertansiyon gelişmesi çok sıktır. Koroner kalp hastalığı riski de bu kadınlarda diğer kadınlara oranla iki kat artar.

Gebelik diyabeti

Gebeliği sırasında diyabet gelişmesi veya şeker yüklemesi pozitifliği tüm gebeliklerin % 20 kadarında görülür ve hem gebeliğin devamı, hem de anne ve bebeğin sağlığı açısından risk oluşturur.

Bu kadınlarda ileriki yıllarda diyabet gelişme riski % 50 civarındadır. Üstelik, bu kadınlarda, sonradan diyabet gelişimi olsun veya olmasın, koroner kalsifikasyon görülmesi sıklığının diğer kadınlara oranla iki kat fazla olduğu bildirilmiştir.

Erken menopoz

Erken menopoz kalp sağlığı açısından önemli bir tehlike durumundadır. Kalp hastalığı riskinin menopoza 40 yaşından önce giren kadınlarda (prematür menopoz) iki kat, 40- 45 yaşlar arasında menopoza girenlerde ise % 50 arttığı gösterilmiştir. Risk açısından doğal veya cerrahi menopoz arasında fark yoktur.

Kalbe zarar verebilen sorunlar için yapılabilecekler

Yukarıda sayılan kalbe zarar verebilecek durumlar optimal olarak tedavi edilmelidir. Ancak kalp damar hastalığının çok boyutlu olduğu unutulmamalıdır. Koroner kalp hastalığının oluşumunda genetik altyapının yanısıra hareketsiz yaşam, kötü diyet, sigara kullanımı, kolesterol ve/veya tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı (diyabet) gibi faktörlerin önemi çok büyüktür. Bu kişilerde diğer kalp damar hastalığı risklerinin de araştırılmasında ve gerekli tedbirlerin alınmasında yarar vardır.

Sessiz katil hipertansiyon

Sessiz katil hipertansiyon her an size de zarar verebilir. Hipertansiyon ihmal edilmemesi gereken bir sağlık sorunudur.

Sessiz katil hipertansiyon her an size de zarar verebilir. Hipertansiyon ihmal edilmemesi gereken bir sağlık sorunudur.

Bu satırları okuyan her 10 okuyucudan biri hipertansiyon hastası, her 5 okuyucudan biri de tansiyon hastası olmaya aday. Tansiyon hastalarının yarısı rahatsız olduğunun farkında değil. Bu ürkütücü tablo yapılan çeşitli çalışmalar sonucunda ortaya çıkarıldı.

Toplum sağlığını bu denli tehdit eden sessiz katil hipertansiyon genç, çocuk, yaşlı demeden her yaş grubunu etkiler. Ortaya çıkarken herhangi bir sinyal vermeden tüm vücudu etkisi altına alması ise hastalığa ilişkin bir başka korkutucu gerçektir. Tedavi edilmediğinde ise kalp krizi, inme, körlük, böbrek rahatsızlıkları gibi sorunlara yol açabilir.

Hipertansiyon nedir?

Hipertansiyon, kan basıncının yani tansiyonun normal sınırlar üzerinde seyretmesidir. Dinamik bir fizyolojik değişken olan kan basıncı, çeşitli koşullar altında zaman zaman kısa sürelerle normal seviyelerin üzerine çıkabilir. Ancak kan basıncı yükselmesinin kalıcı hale gelmesi durumuna hipertansiyon denir.

Normal ve anormal kan basınçları nelerdir?

Normal ve anormal kan basınçları ayrımı için önerilen sınırlar aşağıdadır:

KATEGORİSİSTOLİK KAN BASINCI (MMHG)DİYASTOLİK KAN BASINCI (MMHG)
Normal <120 ve <80<120ve<80
Artmış 120–139 ve/veya 80-89120- 139ve/veya80-89
Hipertansiyon ≥140 ve/veya ≥90≥140ve/veya≥90
Evre 1 Hipertansiyon≥140–159ve/veya≥90-99
Evre 2 Hipertansiyon≥160ve/veya≥100

Ancak, bu kan basınçlarının standart koşullarda ölçülmüş ve zaman içinde tutarlılık gösterir nitelikte olması gerekir. Bu koşullar altında büyük (Sistolik kan basıncı) tansiyonu 140 mm civa, küçük (diastolik kan basıncı) tansiyonun 90 mm civa üzerinde olan kişiler hipertansiyonlu olarak nitelendirilir.

Hipertansiyon belirtileri nelerdir?

Aslında bu hastalık çok sinsi seyreder. Birçok hasta, yüksek tansiyon hastası olduğunu bilmeden yaşamını sürdürür. Örneğin tansiyon hastalarının yarısı yüksek tansiyon hastası olduğunu bilmez.

Normal olarak kan basıncının yükselmesi hiç bir belirti vermez. Bu nedenle adı “sessiz katil hipertansiyon” olarak konulmuştur.

Buna karşılık aşağıdaki belirtilere sık rastlanır.

  • Sabahları ensede hissedilen ağrı
  • Nefes darlığı
  • Çarpıntı
  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
  • Sık idrara çıkma
  • Bacaklara sık sık kramp girmesi
  • Ayakların şişmesi
  • Kulaklarda uğultu
  • Çınlama
  • Görmede bozukluk
  • Göğüste baskı hissi
  • Vücudun yarısında uyuşma hissi ve güç kaybı

Bu belirtiler son derece sık rastlanan ve hipertansiyona özgü olmayan belirtilerdir ve kimi zaman kan basıncı yüksekliğinin nedeni, kimi zaman da hipertansiyonun sonucu olarak ortaya çıkabilir, hatta çoğu zaman hipertansiyonla hiç ilgisi olmayan sorunlar nedeniyle bulunurlar. O nedenle hipertansiyon tanısı için en önemli kriter doğru koşullarda ölçülmüş kan basıncının uzun vadeli olarak yüksek bulunmasıdır.

Sessiz katil hipertansiyon sıklığı

Bu hastalık ülkemizde her 10 erişkinden birinde görülür. 40 yaşın üzerindeki kişileri göz önüne alırsak görülme oranı % 40 üzerine çıkar. Kentsel farklılıklara göre de bu hastalıkla karşılaşma oranı değişir. Örneğin yoğun sanayi yaşantısının olduğu bölgelerde yüksek tansiyon sıklığı biraz daha fazladır.

Aslında durum gelişmiş ülkelerde de farklı değildir. Yüksek tansiyon bu ülkelerde yüzde 20 oranında görülür.

Hipertansiyonlu hastaların ancak yüzde 50’si hasta olduğunun farkındadır, hipertansiyonu olduğunu bilenlerin ancak yarısı bu nedenle ilaç kullanır ve ilaç kullananların da ancak yarısında tedavi etkili olur. Bu durum hipertansiyonda yarılar kuralı olarak bilinir.

Hipertansiyon nasıl oluşur?

Esansiyel (primer) hipertansiyon

Tüm hipertansiyon hastalarının yüzde 95 kadarında hipertansiyonun kökeni belli değildir. Ancak, yine de hipertansiyonun altyapısında bulunan risk faktörleri bellidir.

İlk grup risk faktörü kalıtım, yaş, cinsiyet, şeker hastalığı gibi değiştiremeyen faktörlerden oluşur. İkinci grupta ise şişmanlık, sigara, tuzlu yiyecekler, stres, hareketsizlik, fazla alkol alma gibi değiştirilebilen faktörler bulunur. Bu faktörlerin de etkisiyle, hipertansiyon zamanla ortaya çıkar.

Sekonder hipertansiyon

Hastaların % 5 kadar bir kısmında ise, hipertansiyon nedeni olan bir sorun bulunur. Bu hastalar da tıpkı esansiyel hipertansiyon hastaları gibi, kan basıncı çok yüksek düzeylere çıksa bile genellikle pek belirti vermezler. Ancak, feokromositoma gibi kimi durumlarda zaman zaman tansiyonun ani yükselmesi ile gelen sıcak basması, kozarma, çarpıntı gibi belirtiler olur.

Sekonder hipertansiyon belirtileri

Tansiyonu yüksek olan bir kişide aşağıdaki belirtilerin bulunması durumunda sekonder hipertansiyon yönünden araştırma yapmak gerekir.

  • İlaç tedavisine rağmen düşmeyen kan basıncı (dirençli hipertansiyon)
  • Çok yüksek kan basıncı (sistolik 180 mmHg veya diastolik 120 mmHg üzerinde)
  • Daha önceden tansiyonu düşüren ilaçların artık ilaç tedavisine cevap vermez olması
  • 30 yaşından önce veya 55 yaş yaşından sonra ani başlangıçlı hipertansiyon
  • Hipertansiyon için aile hikayesinin bulunmaması
  • Obezitenin bulunmaması

Sekonder hipertansiyon nedenleri

Çeşitli nedenler sekonder hipertansiyon nedeni olabilir. Bunlar aşağıda sıralanmıştır.

Uyku apnesi hipertansiyon nedenidir
Uyku apnesi hipertansiyon nedenidir
  • Uyku apnesi
  • Böbrek yetersizliği
  • Böbrek damarlarında darlık
  • Aort koarktasyonu
  • Cushing sendromu
  • Primer aldosteronizm
  • Feokromositoma
  • Hiperparatiroidi
  • Tiroid fonksiyon bozuklukları
  • Obezite
  • Gebelik
  • İlaçlar
  • Diğer nedenler

Sekonder hipertansiyondan şüpheleniliyorsa, doktor bunlarla ilgili ayrıntılı inceleme yapıp durumu açıklığa kavuşturacaktır.

Hipertansiyonun yarattığı riskler

Hipertansiyon zaman içinde ciddi sorunlara zemin hazırlama riski taşır. Bu riskler aşağıda belirtilmiştir.

Hipertansiyon ve yaşlanma

Yaş ilerledikçe hipertansiyon görülme sıklığı artar. Kadınlarda menopoz zamanına kadar genellikle erkeklerden daha az görülür, ancak menopoz sonrasında kadın/erkek oranı eşitlenir ve 70 yaş üzerinde oran neredeyse % 70’lere ulaşır. Ancak, hipertansiyonun bir yaşlı hastalığı olmayıp, çocuklarda bile görülebildiğini unutmamak gerekir.

GUT HASTALIĞI

Gut hastalığı, ürik asit yükselmesi sonucu ortaya çıkan ve eklemlerde şişme ve ağrı ile ortaya çıkan ciddi bir sağlık sorunudur.

Gut hastalığı, ürik asit yükselmesi sonucu ortaya çıkan ve eklemlerde şişme ve ağrı ile ortaya çıkan ciddi bir sağlık sorunudur.

Gut hastalığı; kanda artan ürik asidin eklemler başta olmak üzere çeşitli dokularda kristalleşerek çökmesi ve iltihabi reaksiyona yol açması sonucu oluşan bir hastalıktır. Bu hastalığın çok et yemekle ilgili olduğu düşünüldüğünden gut için halk arasında “zengin hastalığı” veya “kral hastalığı” isimleri de kullanılır. Üstelik Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ve İngiliz kralı 8. Henry gibi hükümdarların ölüm nedeninin gut olduğu tahmin edildiği için bu isimlendirme pek de haksız değildir. Ancak, kanda ürik asit artışının tek nedeni beslenme değildir.

Gut hastalığının belirtileri

Gut hastalığı akut gut atağı, sessiz ara dönem ve kronik tofüslü gut olarak üç evre içerir.

Akut gut atağı

Akut gut atağı genellikle tek eklemde ani başlayan ağrı, şişlik, kızarıklık ve hareket kısıtlılığı ile kendini gösterir. Ağrı genellikle sabaha karşı başlar. Bazen de eklemde travma veya ayakkabı vurması atağı başlatabilir. İlk atak genellikle ayak başparmağında başlar. Ancak bazen ayakbileği, diz, dirsek veya diğer eklemler de tutulabilir.

Akut gut atağı tedavi edilmediği zaman 1- 2 haftada kendiliğinden geçer ama bu durum tedavisiz kalmaya tahammül edilemeyecek kadar ağrılıdır.

Gut hastalığı akut dönemde çok ağrılıdır.
Gut hastalığı akut dönemde çok ağrılıdır.

Sessiz ara dönem

Akut dönem geçtikten sonra herhangi bir belirti kalmaz. Ancak, kanda ürik asit yüksekliği devam ettiği için doku yoğunluğu belli bir düzeyin üzerine çıktığı zaman yeni bir atak ortaya çıkar. Atağın nedeni bazen gıda, ama genellikle tetikleyici bir başka nedendir. Bu nedenler aşağıda sıralanmıştır.

  • Stres
  • Enfeksiyonlar
  • Ani hastalık
  • Hastaneye yatma
  • Cerrahi müdahale
  • Aşırı ısı değişiklikleri

Kronik tofüslü gut

Ürik asit yüksekliği tedavi edilmediği sürece akut ataklar giderek sıklaşır, tutulan eklemler artar ve atak süreleri uzar. Bunun dışında, eklem çevresinde, yumuşak dokuda ve kimi organlarda da ürik asit birikimleri olur. Eklemlerde dışarıdan da görülebilecek şekilde oluşan ürik asit birikimlerine tofüs adı verilir.

Kronik gutta tofüsler
Kronik gutta tofüsler

Gutta diğer belirtiler

Kronik gut, sadece eklemlerde değil, başta böbrek olmak üzere diğer dokularda da ürik asit birikimlerine ve böbrek yetersizliği ve böbrek taşları başta olmak üzere çeşitli sorunlara yol açar. Birikimin böbreklerde olması, ürik asitin başlıca idrarla atılması nedeniyle böbrek dokusunda yoğunlaşmasıdır.

Gut hastalığı tanısı

Şiş ve kızarmış eklemle doktora başvuran hastada kanda ürik asit ve enflamasyon belirteçlerinin yüksekliği tanı açısından yol göstericidir. Kan ürik asit düzeyi erişkin erkeklerde 7,0 mg/dl, kadınlarda ise 6,0 mg/dl üzerinde ise yüksektir. Atak sırasında kan seviyeleri bazen ürik asit kristallerinin eklemde birikmesi sonucu düşük olabilir. Doktor kesin tanıyı eklem sıvısının inceleyerek veya radyolojik görüntüleme ile koyabilir.

Gut hastalığı tedavisi

İltihap giderici ve ağrı kesici ilaçlar ataklar sırasında çok yararlı olur. Ataklar arası tedavinin amacı ise vücuttaki ürik asit miktarını azaltmaktır. Her durumda gut hastalığı tedavisi her hasta için özgün olmalıdır.

Atak tedavisi

Doktorunuz atak tedavisi için kolşisin, iltihap giderici nonsteroid antienflamatuar ilaçlar veya kortizon türevi ilaçlar önerebilir. Bu ilaçların tamamı reçeteli ilaçlardır ve bilinçsiz kullanıldıklarında ciddi sorunlara yol açabilirler. Bu nedenle doktor önerisi dışında kullanmamak gerekir.

Bunlar dışında atak sırasında bol sıvı almak, etkilenen eklemi yukarıda tutarak istirahate almak ve ekleme buz kompresi gibi önlemler oldukça yararlı olur.

Gut atağı sırasında zerdeçal veya bromelain gibi kimi suplementler ödem ve ağrı için önerilse de, bu konuda yeterli ve güvenilir data yoktur.

Kronik gut hastalığı tedavisi

Kronik gut tedavisi ve guttan korunma prensipleri aynıdır. Öncelik yaşam tarzı değişikliklerindedir. Bu yaşam tarzı değişiklikleri aşağıda sıralanmıştır.

  • Bol sıvı almak (günde 2-3 litre)
  • Sakıncalı yiyeceklerden uzak durmak
  • Alkolü bırakmak
  • Şekerli içecek veya yiyeceklerden uzak durmak
  • Yüksek nişasta veya beyaz un içeren gıdalar tüketmemek
  • Sağlıklı bir vücut ağırlığına inmek
  • Tuz tüketimini azaltmak
  • Düzenli egzersiz ve hareketli bir yaşam tarzı (ağır egzersizler hariç)
  • Yeterli ve düzenli uyku
  • Stres yönetimi
  • Aşırı olmayan kahve tüketimi (günde 4 fincana kadar veya 2 espresso)
  • Günde 500-1000 mg C vitamini
  • Yararlı yiyecekleri tüketmek

Ürik asit yüksekliğinde tuz

  • Yemek yaparken daha az tuz kullanın. Pilav yaparken veya hamura tuz eklemekten kaçının, ayrıca masadan tuzluğu kaldırın.
  • Daha az tuz kullanıp yenebilir yemekler yapmak için domates, limon suyu, lor, kırmızı biber gibi yardımcıları kullanın.
  • Gizli tuz kaynaklarına dikkat edin.
  • İşlenmiş ve uzun ömürlü gıdaları aşırı tüketmeyin. Ör: Pastane ürünleri)

Dikkat: Tuz yerine başka ürünler kullanmak elektrolit dengesizliğine neden olabilir

Kronik gut tedavisinde ilaçlar

Kandaki ürik asit düzeylerini azaltan ilaçlar iki türlüdür. Bunların bir kısmı (örn. allopurinol) ürik asit üretimini engellerken, bir kısmı da (örn. probenesid) böbreklerden ürik asit atılımını arttırır. Hangi ilacın, hangi dozda ve ne süreyle kullanılacağına doktorunuz karar verecektir.

Sonuç

Her durumda gut ciddiye alınması gereken bir sağlık sorunudur ve uygun şekilde takip ve tedavi edilmelidir.