Kalbe zarar verebilen sorunlar

Kalp hastalıkları hala dünyada en fazla ölüme neden olan sağlık sorunudur. Bilinen risk faktörlerinin dışında kimi ilgisiz görünen sorunlar da kalp hastalığına zemin hazırlayabilir.

Kalp hastalıkları hala dünyada en fazla ölüme neden olan sağlık sorunudur. Bilinen risk faktörlerinin dışında ilgisiz görünen ancak kalbe zarar verebilen sorunlar da mevcuttur.

Table Of Contents

Kalp hastalıklarına genel bakış

Türkiye’de de koroner kalp hastalığı, ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alır. Ülkemizde her yıl 400 bin civarında yeni koroner kalp hastası ortaya çıkar. Koroner kalp hastalığı sorunu yaşayan her 100 kişiden 20- 30’u herhangi bir belirti olmadan ani ölümle karşılaşır. Kalp krizi bu insanların %40-50’sinde önceden hiç bir belirti vermeden ortaya çıkar. Koroner kalp hastası olanların ancak %30’u başına bir iş gelmeden önce bunu öğrenebilir.

Koroner kalp hastalığının oluşumunda genetik altyapının yanısıra hareketsiz yaşam, kötü diyet, sigara kullanımı, kolesterol ve/veya tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı (diyabet) gibi faktörlerin önemi çok büyüktür. Ancak, bunun yanında, kimi tümüyle ilgisiz görünen hastalıklar ve sağlık sorunları da kalp hastalığı riskini arttırabilmektedir.

Kalbe zarar verebilen sorunlar nelerdir?

Tiroid hastalıkları

Tiroid bezinin fazla çalışması (hipertiroidi) da, az çalışması (hipotiroidi) da kalp hastalığı açısından riski arttırır. Hipertiroidi durumunda ritm bozuklukları, atrial fibrilasyon, hipertansiyon, kalp yetersizliği ve mevcut koroner kalp hastalığı komplikasyonlarında artış görülür. Hipotiroidide ise kalp fonksiyonlarında azalma, kalp yetersizliği, kolesterol artışı, homosistein artışı, diyabet eğiliminde artma ve enflamasyon (CRP) artışı görülür.

Subklinik hipertiroidi (TSH düzeylerinin çok düşük olmasına karşılık T3 ve T4 seviyelerinin normal olması) veya subklinik hipotiridi (belirti olmaksızın TSH düzeylerinin yüksek bulunması) durumlarında da yükarıda sözü geçen riskler oluşur. O nedenle bu sorunlar saptandığında uygun şekilde takip ve tedavi edilmelidir.

Otoimmün romatizmal hastalıklar

Romatoid artrit ve sistemik lupus erythematosus gibi otoimmün romatizmal hastalıklar damar sertliği ve koroner kalp hastalığı riskini arttırırlar. Bu hastalıkların bir kısmı (sistemik lupus erythematosus gibi) doğrudan kalp kasını da etkileyerek kalp hastalığı yapabilir veya bir kısmında (SLE, otoimmün vaskulitler ve antifosfolipid sendromu gibi) ilaveten damar içi pıhtılaşma riski de arttığından buna bağlı olarak çeşitli damarlarda tıkanma riski de ortaya çıkabilir.

İltihabi barsak hastalıkları

Ülseratif kolit ve Crohn hastalığı gibi otoimmün iltihabi barsak hastalıkları neden oldukları çeşitli komplikasyonların yanısıra kalp damar hastalığı riskinde de artma nedeni olurlar. Yapılan çalışmalar, iltihabi barsak hastalıklarının iskemik kalp hastalığı riskini 4-5 kat, inme riskini ise 2- 2,5 kat arttırdığını göstermiştir.

Erektil disfonksiyon

Erektil disfonksiyon 40 yaş üzerindeki erkeklerde %30 üzerinde rastlanan ve yaşam kalitesini bozan bir bir sorundur. En önemli nedeni penise giden damarların daralması olan bu durum genellikle kalp hastalığının belirtilerinin görülmesinden birkaç yıl önce ortaya çıkar ve genellikle kalp damar hastalığının öncüsü kabul edilir.

Kalp damar hastalıklarının tedavisinde kullanılan beta blokerler ve kolesterol ilaçları gibi kimi ilaçlar sıklıkla erektil disfonksiyona neden olmakla suçlanırlar, ancak neden genellikle temelde olan damar yapısı bozukluğudur.

Erektil disfonksiyonun giderilmesi için kullanılan ilaçların kalp damar sistemi üzerine olan olumsuz etkileri ve diğer ilaçlarla etkileşimleri de gözardı edilmemelidir.

Kadınlara özgü sorunlar

Endometriyozis (Çikolata kisti)

Endometriyozis, rahmin içini döşeyen endometriyum tabakasının rahim dışında başka bir bölgede büyümesi sonucu gelişen ve sıklıkla ağrılı seyreden bir hastalıktır. Endometriyozise en sık olarak yumurtalıklar, fallop tüpleri ve pelvisi örten dokuda rastlanır. Yaklaşık her 15 kadından birini etkileyen bu sorun, en çok 30’lu ve 40’lı yaşlardaki kadınlarda görülür.

Endometriyozis
Endometriyozis

Endometriyozis bulunan kadınlarda kalp krizi, angina veya koroner girişim gerekliliği gibi durumlar %50- %90 arası bir risk yaratmaktadır. Endometriyozis genellikle kronik inflamasyon ve metabolik bozukluklarla da birlikte bulunur. Bu durumun nedenleri tam bilinememektedir, ancak endometriyozis bulunan kadınların diğer kalp damar hastalığı riskleri de araştırılarak gerekli tedbirlerin alınmasında yarar vardır.

Adet düzensizlikleri

Uzun süreli adet düzensizlikleri ile kalp hastalığı riski araştırıldığı zaman, bu düzensizliklerin koroner kalp hastalığı riskini %28 kadar arttırdığı saptanmıştır. Bu nedenle, uzun süreli adet düzensizliği bulunan kadınlarda bu duruma yol açan nedenlerin araştırılarak mükünse düzeltilmesi ve diğer kalp damar hastalığı risklerinin incelenmesi yararlı olur.

Erken veya geç menarş (ilk adet) yaşı

Sağlıklı bir kız için ilk adet (menarş) genellikle 12 yaş civarındadır. İlk adetini 10 yaş altında gören kızlarda gelecekteki kalp hastalığı riskinin dört kat arttığı saptanmıştır. İlk adetin 15 yaştan sonra olması durumunda ise gelecekteki kalp hastalığı riski 2,5 kat artmaktadır.

Preeklampsi

Gebelik sırasında preeklampsi (yüksek kan basıncı ve idrarda protein kaçağı) görülmesi, gebeliğin seyri ve bebeğin sağlığı açısından tehlikeli bir duruma işaret eder. Ancak, hepsi bu kadar değildir.

Gebeliği sırasında preeklampsi yaşayan kadınlarda sonradan hipertansiyon gelişmesi çok sıktır. Koroner kalp hastalığı riski de bu kadınlarda diğer kadınlara oranla iki kat artar.

Gebelik diyabeti

Gebeliği sırasında diyabet gelişmesi veya şeker yüklemesi pozitifliği tüm gebeliklerin % 20 kadarında görülür ve hem gebeliğin devamı, hem de anne ve bebeğin sağlığı açısından risk oluşturur.

Bu kadınlarda ileriki yıllarda diyabet gelişme riski % 50 civarındadır. Üstelik, bu kadınlarda, sonradan diyabet gelişimi olsun veya olmasın, koroner kalsifikasyon görülmesi sıklığının diğer kadınlara oranla iki kat fazla olduğu bildirilmiştir.

Erken menopoz

Erken menopoz kalp sağlığı açısından önemli bir tehlike durumundadır. Kalp hastalığı riskinin menopoza 40 yaşından önce giren kadınlarda (prematür menopoz) iki kat, 40- 45 yaşlar arasında menopoza girenlerde ise % 50 arttığı gösterilmiştir. Risk açısından doğal veya cerrahi menopoz arasında fark yoktur.

Kalbe zarar verebilen sorunlar için yapılabilecekler

Yukarıda sayılan kalbe zarar verebilecek durumlar optimal olarak tedavi edilmelidir. Ancak kalp damar hastalığının çok boyutlu olduğu unutulmamalıdır. Koroner kalp hastalığının oluşumunda genetik altyapının yanısıra hareketsiz yaşam, kötü diyet, sigara kullanımı, kolesterol ve/veya tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı (diyabet) gibi faktörlerin önemi çok büyüktür. Bu kişilerde diğer kalp damar hastalığı risklerinin de araştırılmasında ve gerekli tedbirlerin alınmasında yarar vardır.

KAN ŞEKERİNİ ETKİLEYEN MADDELER

Şeker hastası iseniz, şekerinizi etkileyen faktörleri de bilmek gerekir. Kan şekerini etkileyen maddeler de bunların arasındadır.

Şeker hastası iseniz, şekerinizi etkileyen faktörleri de bilmek gerekir. Kan şekerini etkileyen maddeler de bunların arasındadır.

Table Of Contents

Eğer şeker hastalığınız (diyabet) varsa muhtemelen yediklerinize dikkat etmemenin, diyabet ilaçlarınızı düzenli kullanmamanın veya yeterli egzersiz yapmamanın kan şekerini yükselttiğini biliyorsunuzdur. Başka sorunlarınız için kullandığınız kimi ilaçların ve benzeri maddelerin de kan şekerini etkilleyebileceğini bilmekte yarar var. Bu maddeler reçeteli ilaçlar olabileceği gibi, reçetesiz de alınabilen kimi ilaçlar veya başka maddeler olabilir.

Kan şekerini etkileyen maddeler

Şekeri yükselten reçeteli ilaçlar

  • Antibiyotikler: Dapson ve rifampisin gibi antibiyotikler
  • Kortikosteroidler (kortizon türevleri): İltihapli romatizmalar, iltihabi barsak hastalıkları ve allerjiler gibi durumlar bu ilaçların kullanım alanları arasındadır. Ancak, yüzeyel kullanılan kortikosteroidli kremler ve benzerleri ile solunum yoluyla alınan kortikosteroidli ilaçlar (inhaler ilaçlar) sorun yaratmaz.
  • Psikolojik sorunlarda kullanılan ilaçlar: Klozapin, olanzapin, risperidon, klozapin, aripiprazol, ziprasidon, ketiapin ve lityum.
  • Epilepsi ilaçları: Özellikle difenilhidantoin (fenitoin) kullananlar dikkat etmelidir.
  • Östrojenler: Doğum kontrol ilaçları veya menapoz sonrası hormon tedavisi
  • Kalp ve hipertansiyon ilaçları: Bu ilaçlardan amiodaron, kalsiyum kanal blokerleri, klonidin, beta blokerler ve idrar sökücüler
  • Kolesterol ilaçları: Statin grubu kolesterol düşürücü ilaçlar da kan şekerini yükseltebilir.
  • Adrenalin: Ağır alerji ataklarında kullanılır .
  • Astım ilaçları: Astım veya KOAH hastası yutularak veya enjeksiyon şeklinde aşağıdaki ilaçları kullanıyor olabilir. Bu kişiler şeker konusunda dikkatli olmalıdır. Bu ilaöların inhaler formlarında ise sorun yoktur.
    • salbutamol
    • metaproterenol
    • salmeterol
    • formoterol
    • terbutaline
    • teofilin
  • Isoretinoin: Akne tedavisi için kullanılıyor ise şekere dikkat gerekir.
  • Tacrolimus: Organ nakilleri sonrasında tacrolimus kullananlar kan şekerini izlemelidir.
  • HIV, hepatit C ve benzer virüs enfeksiyonlarında kullanılan proteaz inhibitörü ilaçlar

Şekeri düşüren reçeteli ilaçlar

  • Kimi antienfeksiyöz ajanlar: Sülfonamid grubu antibakteryeller
  • Aspirin: Yüksek doz aspirin ve benzerleri
  • Ağrı kesiciler: Parasetamol
  • Kalp ve tansiyon ilaçları: ACE inhibitörleri, beta blokerler, disopromid, kinidin
  • Kinin
Alkollü içkiler kan şekerini etkiler
Alkollü içkiler kan şekerini etkiler

Diğer kan şekerini etkileyen maddeler

  • Alkol: Alkollü içecekler kan şekeri üzerine iki yönlü etki yaparlar. Alkol alındıktan sonra kan şekerini yükseltir, ancak birkaç saat geçmesini takiben kan şekerinin ciddi oranda düşmesine (hgipoglisemi) yol açar. Kan şekeri düşüşü sonucunda vücudun kan şekerini yükseltici mekanizmaları devreye girerek şekerin yeniden yükselmesine neden olur. Bu nedenle alkol kullanımı kan şekerinin düzeninin bozulmasında önemli bir etkendir.
  • Kafein: Kahve, çay, kolalı içecekler, buzlu çay, enerji içecekleri veya çikolata kafein içerir. Bir fincan kahve 150 mg civarında kafein içerir, ancak enerji içeceklerinde bu miktar çok daha yüksektir. Kafein günde 400 mg üzerinde kan şekerini etkiler.
  • Nikotin: Sigara, başka tip tütün ürünleri (pipo, puro, nargile), tütün çiğneme veya sigarayı bırakma amaçlı kullanılan nikotin bant ve sakızları kan şekerini yükseltir.
  • Psödoefedrin: Soğukalgınlığında kullanılan reçetesiz ilaçlar genellikle psödoefedrin içerir.
  • Öksürük şurupları ve diğer şuruplar: Şurupların içeriğinde şeker bulunup bulunmadığını kontrol edin.
  • Şeker, bal, pekmez veya benzerlerini içeren geleneksel tedaviler
  • Niasin

Sonuç

Yukarıda sayılan ilaç ve maddeler kan şekerinizi yükseltme olasılığı taşısa bile, bu durum bu ilaç ve maddelerin kullanılmasına engel değildir. Bu konuda doktorunuzla mutlaka görüşün.

Diyabetiniz varsa veya kan şekeriniz yükselme eğilimi gösteriyor ise, yeni bir ilaca başlarken veya tedaviniz değiştiğinde doktorunuza bu durumu hatırlatmakta yarar vardır. Bu durum reçetesiz bir madde kullanmak istediğinizde de geçerlidir.

Doktorunuz diyabet veya başka amaçlar için kullandığınız herşeyi bilmelidir ki, ilaçlarınızın doz ve süre ayarlamalarında sorun olmasın. Bu tip ilaç ve maddeleri kullananlar kan şekerini daha sıkı takip etmelidir.

Her durumda kan şekerinizi kontrol altında tutmak için yapmanız gerekenleri ihmal etmeyin. Diyetinize uyun, düzenli egzersiz yapın ve diyabet ilaçlarınızı önerildiği şekilde kullanın.

EVDE KAN BASINCI ÖLÇÜMÜ

Ev tipi tansiyon aletleri çok yaygınlaştı. Peki evde kan basıncı ölçümü yapmak için gerekenleri biliyor musunuz?

Ev tipi tansiyon aletleri çok yaygınlaştı. Peki evde kan basıncı ölçümü yapmak için gerekenleri biliyor musunuz?

Table Of Contents

Klinik kan basıncının sorunları

Hipertansiyon tanısı ve tedavisi ile ilgili kararların standard koşullar altında ölçülmüş doğru kan basıncı sonuçlarına göre verilmesi zorunludur. Bu konuda geçerli tüm tanı ve tedavi kriterleri hekim tarafından ölçülen klinik kan basıncı değerlerine dayalıdır ve büyük ölçüde kan basıncı ve kardiyovaskuler olaylar arasındaki ilişkileri araştıran büyük çalışmaların sonuçlarına göre düzenlenmiştir.

Buna karşılık, klinikte tansiyon ölçümü ile ilgili çeşitli problemler vardır. Takipte hekimin tarafgirliği problem yaratabilmekte ve çeşitli hekimlerin ölçtüğü kan basınçları arasında önemli farklar bulunabilmektedir. Beyaz gömlek etkisi ile çok sık karşılaşılmakta ve bu durumda da hastanın hekim ofisi dışındaki kan basınçlarını bilmek ciddi sorun yaratabilmektedir. Kan basıncının değişken yapısı ve tansiyonu yükselten nedenler de bu sorunlara katkıda bulunur.

Kan basıncının bu değişken yapısı ve bu değişken yapıyı etkileyen faktörlerin çeşitliliği kan basıncı ölçümlerindeki hassasiyeti belirgin şekilde etkilemektedir. Bu nedenle, hipertansiyonun tanı ve takibinde ölçüm sayısı kadar, ölçümlerin yapıldığı koşullar da büyük önem taşır. Ölçümleri yaygınlaştırmanın başlıca iki pratik yolu da ambulatuar kan basıncı monitorizasyonu ve evde kan basıncı ölçümleridir.

Evde kan basıncı ölçümü

Kullanılacak Cihazlar

Gerek civalı, gerekse aneroid tansiyon aletleri evde ölçüm için uygun değildir.

Evde kan basıncı ölçmek için otomatik cihazlar geliştirilmiştir. Bu cihazlarla ilgili pazar inanılmaz bir hızla büyümekte ve piyasada çok çeşitli marka ve modelde otomatik tansiyon aleti bulunmaktadır. Güvenilirliği onaylı bir cihazın kullanılması tercih edilmelidir.

Evde kan basıncı ölçümünün tekniği

Evde kan basıncı ölçülmesi için uyulması gerekli koşullar ofiste kan basıncı ölçülmesi sırasında uygulanması gereken koşullardan farklı değildir. Bu koşullar şu şekilde sıralanabilir:

  • Hasta oturmuş, sırtını yaslamış ve kolları kalb hizasında bir desteğe yaslanmış halde iken ölçüm yapılmalıdır. Ölçümden yarım saat öncesine kadar sigara veya kafeinli içecekler içilmemeli, yemek yenilmemelidir.
  • Hasta ölçümden önce en az 5 dakika dinlenmelidir.
  • Hastanın kol çevresinin en az % 80’ini saracak bir manşon kullanılmalı, manşonun üzerindeki arter işaretinin arter üzerine gelmesine dikkat edilmelidir. Çoğu manşonun üzerinde hangi kol çaplarında kullanılabileceği yazılıdır. Bunun yazılı olmaması halinde aşağıdaki tabloda belirtilen ölçüler kullanılabilir.
  • Hasta ileri obez ise, kolun konik bir hal alması nedeniyle ölçüm sırasında manşonun aşağı kayması ile sık karşılaşılır. Bu durumda, dirsek hizasında kola manşonun kaymasını önleyecek bir parmak kadar kalınlığında bir bez veya sünger gevşek şekilde sarılmalıdır. Bu şekilde, manşonun bu desteğe dayanarak kayması engellenir.
  • Tercihan onaylı ve ölçüm hafızası olan bir elektronik cihaz kullanılmalıdır, bilekten ya da parmaktan ölçüm yapan cihazlar tercih edilmemelidir. Eğer cıvalı veya aneroid bir cihaz kullanılıyorsa, hastanın kendisi kan basıncını ölçmemeli, kann basıncını ölçmeyi bilen bir başkası tarafından ölçüm yapılmalıdır.
  • Hem sistolik, hem de diastolik kan basıncı kaydedilmelidir.
  • İki dakika arayla yapılacak iki veya daha fazla sayıdaki ölçümün ortalaması alınmalıdır. Eğer ölçümler arasındaki fark 5 mmHg üzerindeyse, fark ortadan kalkana kadar ilave ölçümler yapılmalıdır.

Günlük pratikte ne kadar ölçüm yapılması gerektiği konusunda tam bir fikir birliği olmamakla birlikte, sabahtan ve akşam üzeri yapılacak iki ölçüm genelde yeterlidir.

Azami kol çevresiManşon boyutu
Küçük çocuklar< 17 cm4 x 13 cm
Büyük çocuklar17- 26 cm8 x 18 cm
Adolesan ve erişkinler26- 42 cm13 x 35 cm
Şişmanlar> 42 cmUygun manşon + manşon desteği
Kan basıncı ölçümü sırasında kol çevresine uygun manşon seçimi

Evde kan basıncı ölçümü özellikleri

Klinikte ve evde ölçülen ve ambulatuar takiple saptanan kan basınçları karşılaştırıldığında, evdeki ölçümlerin klinik ölçümlerinden daha düşük olduğu ve ambulatuar kan basıncı ile saptanan ortalama gündüz kan basıncıyla benzer olduğu görülmüştür. Klinikte ölçülen kan basıncıyla evde ölçülen kan basıncı arasındaki fark, klinikteki kan basıncının düzey, arttıkça artış gösterir.

Yapılan bir meta analizde incelenen 17 kesitsel çalışmanın sonucu olarak klinikte 140/90 olarak ölçülen kan basıncının karşılığının ev ölçümlerinde 135/85 mmHg olduğu hesaplanmıştır. Dolayısıyla, gerek sistolik ve gerekse diastolik kan basıncı için ofis ölçümlerinden 5 mmHg daha düşük değerler sözkonusudur.

Evde kan basıncı ölçümü doğru yapılırsa çok yararlıdır
Evde kan basıncı ölçümü doğru yapılırsa çok yararlıdır

Günlük pratikte ev ölçümleri beyaz gömlek hipertansiyonunun tesbit ve takibinde, ve genellikle kötü uyumun neden olduğu dirençli hipertansiyonda son derece kullanışlıdır. Ayrıca, bu yöntem kognitif fonksiyon bozukluğu olmadığı takdirde yaşlılarda da gençlerdeki kadar güvenilirdir. Sınırda veya hafif hipertansiyonlu gebeler ile sıkı kan basıncı kontroluna ihtiyaç duyan diabetlilerde de bu yöntemin kullanımı büyük yarar sağlar.

Evde kan basıncını takip etmenin hastanın tedaviye uyumunu arttırır ve bu durum kan basıncı kontroluna da yansır. Hipertansiyonda tedavi etkilerinin kontrolu için de son derece kullanışlı olan bu yöntem hipertansiyonun uygun kontrolunu sağladığı için tedavi maliyetlerini de düşürür.

Evde kan basıncı ölçümü sakıncaları

Klinikteki kan basıncıyla evde ölçülen kan basıncı arasındaki fark gençlerde, antihipertansif tedavi görmeyenlerde, nabız basıncı yüksek olanlarda ve sigara içmeyenlerde daha fazladır, ayrıca kan basıncı arttıkça aradaki fark da artmaktadır. Ancak, atrial fibrillasyon özellikle elektronik (fuzzy logic) cihazlarla yapılan ölçümlerdeki en önemli hata kaynağı durumundadır.

Evde kan basıncı ölçümü ile elde edilen güvenilir neticeler, bu sonucun doktora bildirilmesi aşamasında bu ölçüde güvenilir değildir. Hastaların yarıya yakını ölçümlerin bir kısmını doktora bildirmemekte, bir kısmı da ölçülmemiş değerler bildirmektedir. Bu ilginç fenomenin nedenleri arasında kontrolsüz hipertansiyon ve düşük eğitim seviyesi gelmektedir. Bu durumu önlemenin en gerçekçi yolu, ölçülen değerleri tarih ve saatiyle hafızasında tutan veya yine tarih ve saat belirterek yazılı şekilde veren cihazlar kullanmak olacaktır.

Evde kan basıncı ölçümü hipertansiyon tanısında ise kullanışlı değildir ve hipertansiyon tanısı yine klinik ölçümlerine dayanmak durumundadır.

Evde kan basıncı ve komplikasyonlar

Yapılan çalışmalar, hipertansiyonlu hastada risk belirlemesi açısından ambulatuar kan basıncı ile tesbit edilen gündüz ortalama kan basıncının en güçlü parametrelerden biri olduğunu göstermektedir. Evde ölçülen kan basınçlarının da, ambulatuar kan basıncı gündüz ortalamaları ile benzer sonuç vermesinden ötürü, benzer değerde bir prognostik gösterge olması beklenmelidir. Nitekim, bunu doğrulayan bulgular da mevcuttur. Dolayısıyla, ev ölçümü sonuçlarının da prognoz belirleme açısından ambulatuar kan basıncı sonuçları ile benzer değerde olduğu kabul edilebilir. Klinik kan basıncı, ambulatuar kan basıncı ve evde kan basıncı ölçümlerinin pratik uygulamadaki farkları Tablo 3‘de gösterilmiştir.

 Klinikte Ölçülen Kan BasıncıAmbulatuar Kan BasıncıEvde Ölçülen Kan Basıncı
Ölçüm sayısıAzÇokÇok
Ölçüm çelişkisiVarYokVar/yok
Beyaz gömlek etkisiVarTesbit edilebilirYok
Hedef Organ Hasarını YansıtmaZayıfİyiİyi
Prognozu belirlemeZayıfİyiİyi
Kompliansı arttırma??Mümkün
Klinikte ölçülen, ambulatuar ve evde ölçülen kan basınçlarının karşılaştırılması

Sonuç

Hipertansiyonun toplumdaki yaygınlığı göz önüne alındığında tanı ve tedavide çeşitli problemlerle karşılaşılacağı muhakkaktır. Bunların üstesinden gelmenin en kolay yollarından birisi olarak hastanın evde kendi kan basıncını takip etmesi görülmektedir. Oldukça kolay ve ucuz olan bu yöntem, uygun cihazlar ve hasta eğitimi ile son derece yararlı sonuçlar verebilmektedir. Bu nedenle, evde kan basıncı takibinin yaygınlaştırılmasında yarar vardır.

KAN BASINCI DEĞİŞKENLİĞİ

Kan basıncının yapısı itibariyle değişken bir tabiatı vardır. Kan basıncı değişkenliği adı verilen bu durum hasta hakkındaki kararları etkileyebilir.

Kan basıncının yapısı itibariyle değişken bir tabiatı vardır. Kan basıncı değişkenliği adı verilen bu durum hasta hakkındaki kararları etkileyebilir.

Kan basıncı değişkenliği boyutları

Kişinin kan basıncı zaman içinde çeşitli faktörler etkisiyle değişkenlik gösterir. Bu değişkenlik solunum ritmine ya da egzersiz durumuna göre kısa süreli veya kan basıncının sirkadiyen değişiminde olduğu gibi tüm güne yayılmış da olabilir. Mevsimlere ya da kişinin fizik kondisyonunda yıl içinde görülecek değişikliklere göre de kan basıncı yıl içinde de değişkenlik gösterebilir.

Kan basıncı değişkenliği tipleri
Kan basıncı değişkenliği tipleri

Gün içinde kan basıncı değişkenliği

  • 24 saatte 50- 60 mmHg değişkenlik olabilir.
  • Genellikle 15- 20 mmHg değişkenlik söz konusudur ve 24 saatlik ortalamanın + %10’u civarında değişkenlik gözlenir.
  • Kan basıncında sabah uyanmayla birlikte belirgin bir yükselme saptanır. Sonradan günlük ortalamalar seviyesine düşen kan basıncı genellikle akşam üzeri daha düşük oranlı ikinci bir pik yaratır ve uykuyla birlikte en düşük seviyeye iner.
  • Sistolik kan basıncının değişkenliği diastolik kan basıncının değişkenliğinden miktar olarak daha fazladır, ancak değişkenlik % olarak ifade edilince bu fark ortadan kalkar.
  • Kan basıncı değişkenliği 24 saatlik kan basıncı değişikliklerinin standard sapması olarak ifade edilir.
  • Kan basıncı değişikliği yaşın ilerlemesi ve kan basıncının yükselmesi ile artar. Bu yükselme sadece gece gündüz farkına başlı değildir, daha çok kısa dönemli dalgalanmaların arttığı gözlenir.

Bu genel değişimler yanında, kişisel yapı ve davranış farklarına bağlı olarak kan basıncında değişkenlikler olmasına da son derece sık rastlanır. Bu durum da, kan basıncının ölçüldüğü koşullara bağlı olarak hipertansiyon tanısında ve tedavi planlamasında hatalara yol açabilmektedir. Hatta, kan basıncının normal değişkenlik patterninin bozulması uç organ hasarı düzeyiyle de yakın ilişki göstermektedir.

Kan basıncı değişkenliği mekanizması

Kan basıncı değişkenliğinin oluşumunda pek çok faktör yer alır. Bu faktörler aşağıdaki şekilde ana hatlarıyla belirtilmiştir.

Kan basıncı değişkenliği mekanizması
Kan basıncı değişkenliği mekanizması

Beyaz gömlek etkisi

Klinik koşullarda gözlenen en tipik değişkenlik, beyaz gömlek etkisidir. Beyaz gömlek etkisi, kan basıncının hekim viziti sırasında yükselmesi olarak tanımlanabilir ve hipertansiyonlularda normal kan basıncına sahip olanlardan daha belirgindir. Hemşirelerin ölçtüğü kan basıncında beyaz gömlek etkisi daha az belirgindir. Bu etkinin şiddeti hekimin cinsiyeti ve akademik pozisyonu ile de yakından ilgilidir.

Beyaz gömlek etkisi önemli bir kan basıncı değişkenliği tipidir.
Beyaz gömlek etkisi önemli bir kan basıncı değişkenliği tipidir.

Hastanın artan mental stresine karşı kan basıncının cevabı olarak tanımlanabilecek olan beyaz gömlek etkisi, hipertansiyonlularda görüldüğünde “beyaz gömlek hipertansiyonu” veya “izole klinik hipertansiyon” isimlerini alır. Beyaz gömlek etkisi hipertansiyonun tanı ve tedavisini yakından etkileyen bir tablodur ve yeni tanı konmuş hipertansiyonlulardaki sıklığı % 20 ile % 60 arasında değişebilmektedir.

Çevresel etkiler

Ortamın ısısı, gürültü düzeyi, ağrı ve daha pekçok neden kan basıncını etkiler. En sık etkileyen faktörlerin başında emosyonel nedenler gelir. Panik atak, kaygı, korku ve diğer stres faktörleri kan basıncı değişkenliğini arttıran faktörlerdir.

Yeme içme de değişkenliği arttırır. Genellikle alkol, içilirken hafif kan basıncı düşmesi yapsa da, bir süre sonra kan basıncını arttırıcı etki yapar. Kahve kısa süreli olarak kan basıncı yükselmesine yol açar, sigara ise kan basıncını daha uzun süre arttırır. İkisinin birlikte olması kan basıncının hızlı yükselip uzun süre yüksek kalmasına neden olur.

Kan basıncı üzerine kahve ve sigara etkisi
Kan basıncı üzerine kahve ve sigara etkisi

Sonuç

Kan basıncının değişken yapısı ve bu değişken yapıyı etkileyen faktörlerin çeşitliliği kan basıncı ölçümlerindeki hassasiyeti belirgin şekilde etkilemektedir. Bu nedenle, hipertansiyonun tanı ve takibinde ölçüm sayısı kadar, ölçümlerin yapıldığı koşullar da büyük önem taşır. Ölçümleri yaygınlaştırmanın başlıca iki pratik yolu da ambulatuar kan basıncı monitorizasyonu ve evde kan basıncı ölçümleridir.

Hipertansiyon nedir?

Tansiyon yüksekliği yani hipertansiyon çağımızın en önemli sorunlarından biri. Bu soruna yaklaşım önce hipertansiyon nedir sorusunun yanıtıyla başlar.

Tansiyon yüksekliği yani hipertansiyon çağımızın en önemli sorunlarından biri. Bu soruna yaklaşım önce hipertansiyon nedir sorusunun yanıtıyla başlar.

Table Of Contents

Hipertansiyonda sorunun boyutu

  • Hipertansiyon kalp, beyin, böbrek, damarlar ve diğer organlarda sorun yaratma kapasitesine sahip ciddi bir tıbbi tablodur.
  • Dünyada 1.13 milyar insanda hipertansiyon olduğu ve bunların üçte ikisinin düşük ve orta gelirli ülkelerde olduğu tahmin edilmektedir.
  • Her 4 erkekten ve her 5 kadından birinde hipertansiyon mevcuttur.
  • Her 5 hipertansiyonludan ancak bir tanesinin tansiyonu kontrol altındadır.
  • Hipertansiyon dünyada yaşam süresini kısaltan en önemli nedenlerden biridir.
  • Her yıl 7 milyona yakın kişi hipertansiyonla ilişkili sorunlar sonucunda yaşamını yitirmektedir.

Hipertansiyon nedir?

Hipertansiyon, kan basıncının yani tansiyonun normal sınırlar üzerinde seyretmesidir. Dinamik bir fizyolojik değişken olan kan basıncı, çeşitli koşullar altında zaman zaman kısa sürelerle normal seviyelerin üzerine çıkabilir. Ancak kan basıncı yükselmesinin kalıcı hale gelmesi durumuna hipertansiyon denir.

Normal ve anormal kan basınçları nelerdir?

Normal ve anormal kan basınçları ayrımı için önerilen sınırlar aşağıdadır:

KategoriSistolik Kan Basıncı (mmHg)Diyastolik Kan Basıncı (mmHg)
Normal <120 ve <80 <120ve<80
Artmış 120–139 ve/veya 80-89 120- 139ve/veya80-89
Hipertansiyon ≥140 ve/veya ≥90 ≥140ve/veya≥90
Evre 1 Hipertansiyon ≥140–159 ve/veya≥90-99
Evre 2 Hipertansiyon ≥160 ve/veya≥100
Kan basıncı değerlerinin sınıflandırılması

Ancak, bu kan basınçlarının standart koşullarda ölçülmüş ve zaman içinde tutarlılık gösterir nitelikte olması gerekir.

Hipertansiyon sadece kan basıncının yüksek olması değildir
Hipertansiyon sadece kan basıncının yüksek olması değildir

Hipertansiyon sadece kan basıncı yüksekliği değildir. Kan basıncı yüksekliğinin de içinde olduğu ve kalp damar hastalıkları riskinin artışı ile seyreden hemodinamik, hücresel ve metabolik süreçler topluluğunun oluşturduğu bir klinik durumdur. Şeker metabolizması sorunları (diyabet, insülin direnci, metabolik sendrom) ve kan yağları yüksekliği sıklıkla hipertansiyon ile birlikte bulunur.

Kan basıncı yüksekliği hipertansiyonun sadece bir bulgusudur, üstelik erken bulgusu da değildir. Kan basıncının yükselmesine neden olan faktörler, hipertansiyonun yol açtığı koroner kalp hastalığı, kalp yetersizliği, inme, böbrek hastalığı gibi sorunların oluşumuna da zemin hazırlar. Bu nedenle, hipertansiyon tanısı kan basıncı ile konsa bile, hipertansiyon asla sadece kan basıncından ibaret bir durum değildir.

Sonuç olarak hipertansiyonun tanımı, “Kimi genetik ve çevresel predispozan faktörlerin etkisi ile gelişen ve kardiyovaskuler ve metabolik komplikasyonlara yol açan kalıcı kan basıncı yükselmesi” şeklinde yapılabilir.

DOĞRU EGZERSİZ HEDEFLERİ

Egzersiz yapmak konusunda çok heveslisiniz ve daha aktif olmak istiyorsunuz. Buna karşılık yanlış egzersiz sorun yaratabilir. Bu nedenle doğru egzersiz kuralları çok önemli.

Egzersiz yapmak konusunda çok heveslisiniz ve daha aktif olmak istiyorsunuz. Buna karşılık yanlış egzersiz sorun yaratabilir. Bu nedenle doğru egzersiz hedefleri çok önemli.

Table Of Contents

Egzersiz nedir?

Vücudumuz hareketli olmak üzerine programlanmıştır. Yaptığınız her hareketli iş bir şekilde yararlıdır. Bu durum her yaş için gereklidir. Özellikle değişen aktivite tiplerini uygulandığında vücutta farklı kas grupları çalışır ve tüm vücudun aktif olması sağlanır.

Yürüme, koşma, merdiven çıkma, ev işleri, tamirat, bahçede çalışma vb. tüm yaptıklarınız fiziksel egzersizdir. Ancak, bu egzersizler günümüzün konfor ortamında genellikle yeterli olmaz ve ilave egzersiz gereği doğar.

Fiziksel aktivite sağlıklı kalmayı sağladığı gibi kiloyu korumaya, kas- kemik sağlığını korumaya, metabolizmayı düzenlemeye ve bağışıklık sistemini güçlü tutmaya yardımcı olur. Ayrıca kas-iskelet sistemi hastalıkları, tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları,  bazı kanser türleri  gibi birçok durumda ilave yararlar sağlar. Sonuçta düzenli egzersiz yaşam kalitesini arttırmanın en önemli yollarından biridir.

Fiziksel aktivite hemen hemen her koşulda uygulanabilir ve her yaş grubu ve her koşul altında egzersiz mümkündür. Fiziksel aktiviteyi sınırlayan koşullarda egzersiz hedefleri doktorla ve/veya fizyoterapistle planlanmalıdır.

Gerek aktivite gerektiren işleri yapmak, gerekse ilave egzersizler için iyi bir planlama yapmak gerekir. Planlı egzersiz hem aktivite yapmayı daha eğlenceli hale getirir, hem de daha fazla yararlanmayı sağlar. Bu şekilde hedeflerin ve gelişmenin izlenmesi mümkün olur.

Doğru egzersiz hedefleri nasıl planlanır?

Doğru egzersiz yapmak aslında basittir. Planlamanın sadece beş kuralı vardır ve bu kuralların İngilizce karşılıklarının baş harflerinden oluşan S.M.A.R.T. kısaltması ile bilinir. Bu kurallar aşağıda sıralanmıştır.

  • Özgün (specific) olmalı
  • Ölçülebilir (measurable) olmalı
  • kabullenilmiş (accepted) olmalı
  • Gerçekçi (realistic) olmalı
  • Zamanı belirlenmiş (time-bound) olmalı
Doğru egzersiz hedefleri için 5 kural
Doğru egzersiz hedefleri için 5 kural

S.M.A.R.T. protokolü ile doğru egzersiz hedefleri

Özgün olmak

Yapacılacak aktivite belirli olmalı. Örneğin bir sonraki hafta yapılacak aktivitenin ne olduğunun belirlenmesi, aktif olma niyetinden daha doğru bir yaklaşımdır. Örneğin, “bu hafta egzersiz yapacağım” demek yerine “bu hafta her gün yürüyeceğim” demek daha belirleyicidir.

Ölçülebilir olmak

Egzersizin ölçülebilirliği kişinin kendisini değerlendirmesini sağlar, ayrıca motivasyonu ve devamlılığı arttırır. Örneğin yürüyüş yapacaksanız, yürüdüğünüz mesafeyi veya adım sayısını cep telefonu yardımı ile öğrenebilirsiniz.

Kabullenilmiş olmak

Egzersiz yapmayı içinize sindirmiş olmanız gereklidir. Buradaki kabulleniş, egzersiz fikrini, türünü, süresini ve miktarını topluca içermelidir. Bu konuda emin değilseniz, yakınlarınızın veya doktorunuzun bu konudaki fikrini almak iyi bir yaklaşımdır.

Gerçekçi olmak

Egzersiz planlarken her anlamda gerçekçi olmak gerekir. Hedefler biraz zorlayıcı olabilir, ancak zorlayıcılık da gerçekçi olmalıdır. Gereğinden kolay hedefler gerçekçi olmaz, hedefleri zor saptadığınız zaman ise başarısızlık heves kırıcı olur. Özellikle tıbbi bir sorununuz varsa fazla zorlayıcı hedefler heves kırıcı olmaktan öte, tehlikeli de olabilir. Bu nedenle gerçekçi hedefler belirlenmelidir. Bu konuda gerekirse doktorunuzdan da destek isteyebilirsiniz.

Nefes darlığı önemli bir kalp yetersizliği bulgusudur.
Doğru hedefler seçilmezse sonuç çok zorlayıcı olabilir

Zamanı belirlenmiş olmak

Hedeflerin zamanı ve aşamaları belirlenmiş olmalıdır. Örneğin, “bu hafta her gün 5000 adım yürüyeceğim, sonra bu mesafeyi haftada 500 adım arttıracağım” diyebilirsiniz. Bu şekilde kademeli hedef artışı egzersizin daha verimli yapılmasını sağlayacak ve performans gelişmesini gerçekçi hale getirecektir.

Egzersiz tipleri nelerdir?

Sağlıklı bireylerde egzersiz önerileri nelerdir?

Avrupa Kardiyoloji Derneği 2020 Spor Kardiyolojisi ve Egzersiz kılavuzu sağlıklı bireylerde egzersiz ve spor için aşağıdaki önerilerde bulunmaktadır:

  • Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta ya da en az 75 dakika yoğun aerobik egzersiz veya bunlara eşdeğer uygun kombinasyonlar önerilmektedir.
  • Orta yoğunluktaki aerobik egzersizi giderek arttırarak haftada 300 dakikaya, ya da yoğun aerobik egzersizi haftada 150 dakikaya çıkarmak veya bunlara eşdeğer kombinasyonlar uygulamak ilave fayda sağlamak maksadı ile tavsiye edilmektedir.
  • Bireylerin yapılan egzersiz programına uyumun düzenli olarak değerlendirilmesi, teşvik edilmesi ve eğer gerekiyorsa egzersiz volümünün zaman içinde artırılması için destek olunması önerilmektedir.
  • Egzersizleri haftanın 4-5 gününe, mümkünse her gününe, yayacak şekilde bir planlamanın yapılması tavsiye edilmektedir.

Aynı kılavuzda 35 yaş üzerindeki sağlıklı kişilerde kardiyovasküler değerlendirme ve düzenli egzersiz için şu önerilerde bulunulmaktadır:

  • Düşük-orta kardiyovasküler hastalık riski olan bireylerde, eğlence maksadı ile yapılan (recreational) tüm spor aktivitelerine, ileri kardiyovasküler incelemeye gerek olmadan müsaade edilmesi düşünülmelidir.
  • Yarışma tarzındaki aktivitelerine katılacak sporcularda ise, aile hikayesi, semptomların değerlendirilmesi, fizik muayene ve on iki derivasyon istirahat EKG’sini içeren kardiyak taramanın yapılması düşünülmelidir.
  • Yoğun egzersiz programına başlamayı ya da yarışmalı sporlara katılmayı planlayan sedanter kişilerin ve yüksek-çok yüksek kardiyovasküler riski olanların, prognoz değerlendirilmesi maksadı ile maksimal egzersiz testini de içeren klinik değerlendirilmeye tabi tutulması düşünülmelidir.
  • Bilinen koroner arter hastalığı olmayan, ancak kardiyovasküler hastalık riski çok yüksek olup (Systematic Coronary Risk Evaluation-SCORE >%10, yüklü aile hikayesi ya da ailevi hiperkolestrolemi) yoğun veya çok yoğun egzersizlere başlama arzusu olanlarda, riskleri değerlendirmek amacı ile bir fonksiyonel görüntüleme testi, koroner BT anjiyo, ya da karotis veya femoral arter ultrasonografisi düşünülebilir.

Yaşlı bireylerde egzersiz önerileri nelerdir?

  • ≥ 65 yaşında olup, mobilitelerini sınırlayan sağlık sorunu bulunmayan fit kişilerde, haftada en az 150 dakika olacak şekilde orta yoğunlukta aerobik egzersiz tavsiye edilmektedir.
  • Düşme riski olan yaşlı bireylerde, denge ve koordinasyonu arttırmaya yönelik güçlendirici egzersizlerin haftada en az iki gün yapılması önerilmektedir.
  • Yüksek yoğunlukta aktivitelere katılma arzusunda olup sedanter hayat süren 65 yaş ve üzerindeki kişilerde, maksimal egzersiz testini de içeren tam bir klinik değerlendirmenin yapılması düşünülmelidir.
  • Düşük ya da orta kardiyovasküler riski olan asemptomatik yaşlı atletlerin (master atlet), yoğun ve çok yoğun aktiviteleri (yarışma sporları dahil) sürdürmeleri belki düşünülebilir.

Obezite, hipertansiyon ve diyabet durumlarında egzersiz önerileri nelerdir?

Avrupa Kardiyoloji Derneği 2020 Spor Kardiyolojisi ve Egzersiz kılavuzu obezite, hipertansiyon ve diabet durumlarında egzersiz ve spor için aşağıdaki önerilerde bulunmaktadır:

  • Obezitede egzersiz
    • Kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için obez bireylerde (BMI>_30 kg/m2 ya da bel çevresi >80 cm olan kadınlar, >94 cm olan erkekler) haftada ≥ 3 kez direnç egzersizi ve ilave olarak orta ya da güçlü aerobik egzersiz (haftada 5-7 gün, en az 30 dakika) önerilmektedir.
  • Hipertansiyonda egzersiz
    • Tansiyonun iyi kontrol edildiği hipertansif olgularda, kan basıncını düşürmek ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için, haftada ≥ 3 kez “resistance training” ve ilave olarak orta ya da güçlü aerobik egzersiz (haftada 5-7 gün, en az 30 dakika) tavsiye edilmektedir.
    • Hipertansiyonun iyi kontrol edildiği ancak yüksek risk ve/veya hedef organ hasarı olan yetişkinlerde, yüksek yoğunlukta rezistans egzersiz tavsiye edilmemektedir.
    • Hipertansiyonun kontrol altında olmadığı bireylerde (sistolik kan basıncı >160 mmHg), kan basıncı kontrol altına alınıncaya kadar yüksek yoğunlukta rezistans egzersiz önerilmemektedir.
  • Diyabette egzersiz
    • Diabetes mellituslu olgularda insülin duyarlılığını arttırmak ve daha iyi kardiyovasküler risk profili elde etmek için, haftada ≥ 3 kez “resistance training” ve ilave olarak orta ya da güçlü aerobik egzersiz (haftada 5-7 gün, en az 30 dakika) önerilmektedir.

Doğru egzersiz hedefleri hakkında son söz

Düzenli egzersizin yararlarını tartışmanın gereği yoktur. Esas olan, herkesin kendi koşulları içinde, kendi hedeflerini belirleyerek sürdürülebilir bir şekilde düzenli egzersiz yapmasını sağlamaktır. Bunun yolu da doğru egzersiz hedefleri hakkında S.M.A.R.T. protokolunu uygulamaktır.

TANSİYONU YÜKSELTEN NEDENLER

“Tansiyonum yükseldi” sözünü çok sık duyuyorsunuz, belki sizinki de zaman zaman yükseliyor. Tansiyon hastası olsanız da olmasanız da, tansiyonu yükselten nedenler sizin de tansiyonunuzu yükseltebilir.

“Tansiyonum yükseldi” sözünü çok sık duyuyorsunuz, belki sizinki de zaman zaman yükseliyor. Tansiyon hastası olsanız da olmasanız da, tansiyonu yükselten nedenler sizin de tansiyonunuzu yükseltebilir.

Hipertansiyon nedir?

Hipertansiyon, kan basıncının yani tansiyonun normal sınırlar üzerinde seyretmesidir. Dinamik bir fizyolojik değişken olan kan basıncı, çeşitli koşullar altında zaman zaman kısa sürelerle normal seviyelerin üzerine çıkabilir. Ancak kan basıncı yükselmesinin kalıcı hale gelmesi durumuna hipertansiyon denir.

Hipertansiyon sadece kan basıncı yüksekliği değildir. Kan basıncı yüksekliğinin de içinde olduğu ve kalp damar hastalıkları riskinin artışı ile seyreden hemodinamik, hücresel ve metabolik süreçler topluluğunun oluşturduğu bir klinik durumdur. Şeker metabolizması sorunları (diyabet, insülin direnci, metabolik sendrom) ve kan yağları yüksekliği sıklıkla hipertansiyon ile birlikte bulunur.

Kan basıncı yüksekliği hipertansiyonun sadece bir bulgusudur, üstelik erken bulgusu da değildir. Kan basıncının yükselmesine neden olan faktörler, hipertansiyonun yol açtığı koroner kalp hastalığı, kalp yetersizliği, inme, böbrek hastalığı gibi sorunların oluşumuna da zemin hazırlar. Bu nedenle, hipertansiyon tanısı kan basıncı ile konsa bile, hipertansiyon asla sadece yüksek kan basıncından ibaret bir durum değildir.

Başlıca tansiyonu yükselten nedenler

Kimi faktörler kişinin tansiyonunun yükselmesine neden olabilir. Bu nedenler olayın başlangıcından itibaren bulunabilir veya olarak kısa veya uzun süreli çevresel etken olarak yer alabilir. Özellikle değiştirmenin kişinin kendi elinde olduğu faktörler bu konuda büyük önem taşır.

  • Yaş
  • Ailevi yatkınlık
    • Genetik nedenler
    • Tüm aileyi etkileyen çevresel nedenler (yaşam koşulları, beslenme alışkanlıkları vb.)
  • Düşük kilolu doğmuş olmak
  • Çevre ve çalışma koşulları (aşırı gürültü, vardiyalı çalışma, çevre kirliliği vb.)
  • Diyabet
  • Obezite
  • Sigara
  • Alkol
  • Uyku bozuklukları (uykusuzluk, uyku apnesi, kalitesiz uyku)
  • Stres ve diğer psikolojik sorunlar
  • Kimi ilaçlar (ağrı kesiciler, grip ilaçları, kortizon vb.)
  • Yaşam tarzına bağlı sorunlar
    • Aşırı tuz tüketimi
    • Doymuş yağdan ve hayvansal gıdadan zengin diyet
    • Hareketsiz yaşam tarzı

Yüksek tuz tüketimi

Günlük tuz tüketiminin fazla olması hipertansiyona neden olan önemli etkenlerden biridir. Günlük 6 gramlık tuz artışı sistolik kan basıncında 9 mmHg yükselmeye neden olur.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen günlük tuz tüketimi azami 5 gramdır (bir çay kaşığı). Buna karşılık Türkiyede yapılan SALTURK çalışmasına göre bir kişi günlük ortalama 18 gram tuz tüketmektedir.

Şişmanlık

Tansiyonu yükselten nedenlerden biri olan şişmanlık (obezite) giderek büyüyen bir toplumsal sorun durumundadır. 2016 verilerine göre tüm dünya erişkin nüfusunun %13_ü obezite sınırı sayılan 30 kg/m2 vücut kütle indeksinin üzerinde, yani obezdir. Bu rakam 1975 yılına göre 3 kat artış anlamına gelmektedir.

Kilo artışı beraberinde kan basıncı yükselmesini de getirir. Vücut ağırlığında ortalama 10 kg fazlalık sistolik kan basıncında ortalama 1.7 mmHg, 25 kg fazlalık ise ortalama 5.2 mmHg artışa neden olmaktadır. Diğer taraftan vücut ağırlığında % 10 azalma da ortalama 4 mmHg kan basıncı azalması sağlayabilmektedir.

Diyet içeriği

Tuz kısıtlaması ve kilo verme dışında diyet kompozisyonu da önemlidir. Şeker ve diğer glisemik indeksi yüksek gıdalar tansiyonu yükseltir. Gıdalardaki glisemik indeksin 10 ünite azaltılmasıyla ortalama 1.2 mmHg civarında kan basıncı azalması sağlanabildiği gösterilmiştir.

Besinlerdeki potasyum içeriğinin arttırılması ve DASH diyeti temellerine oturan bir gıda rejimi (sebzeler, meyveler, yağsız süt ürünlerinden zengin ve kolesterol ve doymuş ve total yağlardan fakir bir gıda rejimi) de kan basıncını azaltır. Hipertansiyonlu kişilerde günde 4- 5 porsiyon (300 gr) sebze ve meyve tüketilmesi, balık tüketiminin arttırılması, doymuş yağ ve kolesterol tüketiminin azaltılması önerilir. Ayrıca liften zengin ve kalsiyum ve magnezyum içeriği yüksek beslenme düzeni de kan basıncını olumlu etkiler.

Uyku bozuklukları

Uyku apnesi, kronik uykusuzluk veya uyku kalitesinin düşük olması tansiyonu yükseten nedenler arasındadır. Kaliteli uyku süresinin gecede 5 saatin altında olması hipertansiyon gelişmesi olasılığını yaklaşık % 50 arttırır. Uyku apnesinde apnenin şiddetinin artması ve apne sırasında kandaki oksijen seviyelerinin anlamlı şekilde düşmesi hipertansiyon riskinin 2- 3 kat artmasına yol açar. Uykusuzluk veya uyku apnesinin uygun şekilde tedavi edilmesiyle de hipertansiyon her zaman ortadan kalkmasa bile tedaviyi azaltmak genellikle mümkün olur.

Uyku apnesi hipertansiyon nedenidir
Uyku apnesi hipertansiyon nedenidir

Stres tansiyonu yükselten nedenler arasındadır

Anlık stres ve kaygı, kan basıncını yükseltebilir, bu durum genellikle sorun yaratmaz. Ancak kronik stres ve kaygı kan basıncı kontrolünü ve tedavisini zorlaştırır. Bu nedenle stres ve anksiyete ile mücadelede gerektiğinde psikolojik yardım almak hipertansiyon tedavisinin başarısında önemli rol oynayabilir.

Anksiyete bozukluğu dışında depresyon, panik bozukluk, bipolar ataklar ve diğer psikolojik sorunlar da kan basıncını yükseltebilir. Bu durumlarda da mutlaka profesyonel psikolojik yardım almak gerekir.

Alkol

Alkol kan basıncını yükselten bir faktördür. Bir seferde üç duble veya üzerinde alınan alkol kan basıncını anlamlı şekilde yükseltici etkiye sahiptir. Alkol miktarının veya tüketim sıklığının artışı bu kan basıncı yükselmelerini kalıcı hale getirebilir. Buna karşılık, alkolün kesilmesi sistolik kan basıncını 2-4 mmHg aşağıya çeker.

Alkol tansiyonu yükselten nedenler arasındadır
Alkol tansiyonu yükselten nedenler arasındadır

İlaçlar da tansiyonu yükselten nedenler arasında yer alabilir.

Bazı ağrı kesiciler, hormon ilaçları, uzun dönem kullanılan kortizon tipi ilaçlar, soğuk algınlığı ilaçları ve diğer pek çok ilaç tansiyonu yükseltebilir. Bu durumda bu ilaçların kullanılma zorunluluğu ve tedavinin düzenlenmesi ilgili doktorla görüşerek yapılmalıdır.

Bu faktörlere dikkat etmek, hipertansiyon tedavisinin önemli bir parçasıdır. Bu şekilde hem gereksiz ilaç kullanımının önüne geçilmiş olur, hem de yaşam kalitesinde belirgin bir artış ve komplikasyonlardan korunma sağlanır.

COVID-19 GEÇİRDİKTEN SONRA

Covid-19 geçirdikten sonra testiniz negatifleşti ve iyileştiğiniz söylendi. Ancak sizin hala şikayetleriniz var. Peki bunlara yaklaşım nasıl olmalı?

Covid-19 geçirdikten sonra testiniz negatifleşti ve iyileştiğiniz söylendi. Ancak sizin hala şikayetleriniz var. Peki bunlara yaklaşım nasıl olmalı?

Table Of Contents

Covid-19 iyileşme süreci

Ağır bir hastalık geçirmiş ve hastanede yatmış olmak ciddi bir stres sebebidir. Kimi insanlar hastalığı kolay atlatır ve fazla desteğe gerek duymaz. Kimi insanlarda ise hastalık sonrasında ciddi fiziksel ve/veya psikolojik desteğe gerek duyulur. Bazen tümüyle düzelmek aylar alabilir. Bu duruma Long Covid de denmektedir.

Herkeste bu süreç farklıdır. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamak doğru değildir.

Covid-19 sonrası yorgunluk
Covid-19 sonrası yorgunluk günlük hayatı etkileyebilir.

Covid-19 geçirdikten sonra ortaya çıkan sorunlar

Fiziksel sorunlar

  • Virüs sonrası yorgunluk sendromu
  • Kas güçsüzlüğü ve eklemlerde tutukluk
  • Nefes darlığı
  • Fiziksel kapasitede azalma
  • Balgam
  • İştahsızlık ve kilo kaybı
  • Koku ve tat duyularında kayıp
  • Yutma güçlüğü
  • Sindirim sistemi sorunları

Bilişsel ve duygusal sorunlar

  • Uyku sorunları
  • Duygusal algılamalarınızda değişiklik, anksiyete veya depresyon
  • Hafıza ve konsantrasyon sorunları
  • Kabuslar ve kötü anılar
  • Travma sonrası stres bozukluğu
  • Konfüzyon veya delirium

Covid-19 geçirdikten sonra fiziksel sorunlara yaklaşım

Virüs sonrası yorgunluk

Virüs enfeksiyonları sonrasında uzamış yorgunluk şikayetleri olabilmektedir. Bu şikayetler bazen bir yıla kadar uzayabilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü bu durumu “virüs sonrası yorgunluk sendromu (ICD-10: C93.3)” olarak isimlendirmiş ve sinir sistemi hastalıkları arasında sınıflandırmıştır. Covid-19 geçirdikten sonra da insanların yaklaşık yarısı yorgunluk hissetmeye devam etmekte ve bu şikayetleri hastalıktan 10 hafta sonra bile sürmektedir.

Bu tablonun özel bir tedavisi yoktur. Ancak, bu konuda yapılması gerekenler kronik yorgunlukla mücadele için yapılması gerekenlerle aynıdır.

Covid-19 geçirdikten sonra kas güçsüzlüğü

Covid-19 geçirdikten sonra en belirgin sorunlardan biri kas güçsüzlüğü ve bunun getirdiği eklem tutukluğudur.

Nedenleri

  • Virüsün kaslarda yaptığı tutulum ve tahribat sonucu kaslardaki iltihaplanma (miyozit)
  • Virüsün yaptığı sinir sistemi tutulumu sonucunda beyin- kas ilişkisinde ortaya çıkan sorunlar: Kaslara gelen iletinin virüsün yaptığı sinir sistemi tutulumu sonucunda myasthenia gravis benzeri kas sorunları.
  • Virüsün yarattığı protein yıkımı ve iştahsızlık ve beslenme sorunları sonucunda enerji eksikliğinin yol açtığı kas erimesi: Yatakta geçirilen her gün, vücuttaki kas kitlesinin % 1-15 kadar azalması anlamına gelir. Enfeksiyon, miyozit ve beslenme bozuklukları bu durumu ağırlaştırır.

Kas zayıflığının en önemli belirtisi üst kaslardaki güçsüzlüktür (proksimal kas zaafı). Bu durum en kolay çömeldikten sonra bir yere tutunmadan yeniden ayağa kalkmayı başaramamak şeklinde gözlenir.

Kas zayıflığı ile mücadele

Bu durumla mücadelenin üç ana prensibi vardır.

Bunlar yeterli olmazsa, doktor kontrolu altında yürütülecek fizyoterapi programı gerekebilir.

Nefes darlığı

Hastalık geçtikten sonra nefes darlığı bir süre daha devam edebilir. Bu durum normal iyileşme sürecinin bir parçasıdır. Nefes darlığının ana nedenleri şunlardır:

  • Akciğerlerdeki enfeksiyon sonrası uzamış iyileşme süreci ve sekeller
  • Enfeksiyon nedeniyle solunum kaslarında güçsüzlük
  • Biriken balgamın dışarı atılamaması

Nefes darlığı şiddeti bazen giyinmek, tuvalete gitmek veya basit ev işlerini yapmak gibi aktiviteleri engelleyecek ölçüde şiddetli olabilir. Nefes darlığı anksiyete ve panik nedeni olabilir, bunlar da nefes darlığını arttırır.

Nefes darlığı hissettiğiniz zaman

  • Yaptığınız işi bırakın ve konuşmayı kesin
  • Nefes darlığının düzelmesi için kendinize zaman tanıyın
  • Kendinizi rahatlatmak için başka konulara odaklanın

Nefes darlığı ve solunum rehabilitasyonu için yapabilecekleriniz için Türk Toraks Derneği’nin “Solunumsal Rehabilitasyon” kılavuzundan yararlanabilirsiniz. Ayrıca düzenli solunum egzersizleri ve doğru nefes teknikleri de oldukça yararlı olur.

Koku ve tat kaybı

Covid-19 sırasında koku ve tat kaybı hastaların % 80’inden fazlasını etkileyebilmektedir. Bu durum, virüsün burun mukozası ile koku ve tat sinirlerini tutması sonucu olur. Virüs sadece burun mukozasını etkilemişse, hastalığın iyileşmesiyle bu durum genellikle düzelir. Buna karşılık, koku ve tat sinirlerinin etkilenmesi durumunda bu hislerin düzelmesi oldukça uzun (bazen aylar) sürebilir. bu his genellikle virüs sonrası yorgunluk ve kas güçsüzlüğü ile paralellik gösterir.

Koku ve tat kaybının düzelmesi için yapılabilecekler şunlardır:

  • Burnu düzenli temizleyerek açık tutmak
  • Koku rehabilitasyonu: Gün içinde zaman zaman kahve, parfüm veya baharat kokuları gibi farklı kokuları değişimli olarak kısa süreli koklamak
  • Tat rehabilitasyonu: Yediklerinizde zıt lezzetlere ve farklı baharatlara yer vermek
  • Bunlar yeterli olmazsa bir kulak burun boğaz uzmanıyla görüşmek

Mide barsak sorunları

COVID-19 geçirdikten sonra mide ve barsaklarınızda yanma, şişkinlik, gaz, ishal veya kabızlık gibi sorunlar ortaya çıkabilir veya devam edebilir. Bu durum enfeksiyonun kendi etkisine bağlı olabileceği gibi kullanılan ilaçlar (özellikle aspirin ve antibiyotikler) veya uzun süreli hareketsizlik sonucu olabilir.

Bu durumların düzelmesi için:

  • Az ve sık yemek yiyin ve mideyi tahriş edecek asitli veya acı yiyeceklerden, süt ürünlerinden, alkolden ve gazlı içeceklerden uzak durun.
  • Yediklerinizin lif içeriğinin ve besleyici değerinin yüksek olmasına dikkat edin.
  • Gerekirse bir gastroenteroloji uzmanıyla görüşün.

Covid-19 geçirdikten sonra bilişsel ve duygusal sorunlar

Covid-19, hastalık stresi nedeniyle anksiyete bozukluğu, panik ve depresyonu tetikleyebilir. Bu yakınmalar hafifse basit kişisel önlemlerle atlatılması mümkündür. Ancak anksiyete, panik ve depresyonun şiddetli olduğu durumlarda psikiatrist ve psikolog yardımı gereklidir.

Konfüzyon ve hafıza bozuklukları genellikle anksiyete ve depresyon kökenli olsa da, bazen virüsün sinir sistemini tutması sonucu da olabilir. Bu duruma bazen delirium, konvulsiyonlar, miyasteni benzeri kas sorunları veya tremor eklenebilir. Bu durumda mutlaka bir nöroloji uzmanının durumu değerlendirmesi gerekir.

Covid-19 geçirdikten sonra kardiyolojik kontrol

Covid-19 kalp damar sisteminde çeşitli sorunlara yol açabilen bir hastalıktır ve bu sorunların etkileri uzun vadeli sonuçlara yol açabilir. Dolayısıyla, hastalık geçtikten sonra kalp damar sistemini gözden geçirmekte yarar olabilir.

Covid-19 geçiren hastaların % 12- 15 kadarında kardiyak Troponin I seviyeleri yüksek çıkmakta, ağır hastalarda bu oran % 30’dan fazla bulunmaktadır. Yapılan kardiyak MR incelemelerinde kalp tutulumu %78, sessiz miyokardit % 60 olarak saptanmıştır. Kısacası, sorun sanıldığından daha büyüktür.

Enfeksiyon sonrasında kalp damar hastalığı açısından kontrol için belli hasta gruplarında yaklaşım farklıdır.

  • Bilinen bir kalp damar hastalığı, diyabet veya hipertansiyon mevcut olanlarda veya 55 yaş üzeri erkek veya 65 yaş üzeri kadınlarda hiç bir şikayet olmasa bile hastalık geçtikten bir ay kadar sonra kardiyolojik kontrol uygun olur. Bu kontrol klinik muayene, EKG, ekokardiyografi ve gerekirse efor testini içermelidir.
  • Profesyonel sporcular, rekabetli sporları yapanlar veya kas geliştirici (izometrik) sporları yapanlarda da enfeksiyon sonrasında kardiyolojik klinik muayene, EKG, ekokardiyografi ve gerekirse efor testi yapılmalıdır.
  • Bilinen bir kalp damar hastalığı olmayanlarda hastalık sonrasında yeni ortaya çıkan eforla göğüs ağrısı, eforla nefes darlığı veya çarpıntı şikayeti varsa, vakit geçirmeden bir kardiyologla görüşmekte yarar vardır.
  • Bilinen bir kalp damar hastalığı olmayan ve hastalığı atlattıktan sonra göğüs ağrısı, çarpıntı veya nefes darlığı şikayeti olmayanlar için kardiyolojik kontrol şart değildir.
  • Klinik açıdan anlamlı belirtileriniz varsa ve diğer tetkiklerde herhangi bir sorun bulunamamışsa, doktorunuz kardiyak MR incelemesi isteyebilir.

Kalp hastaları ve Covid-19 konusunda daha önce belirtilen önerilerin izlenmesi sürdürülmelidir.

Yeniden Covid-19 geçirilebilir mi?

Yeniden enfekte olmak, bulaşıcı hastalıkların büyük kısmında mümkündür. Grip gibi bazı hastalıklarda bu durum virüsün nitelik değiştirmesiyle ilişkilidir. Bir kısım hastalıklarda ise mikroorganizma vücutta sessiz kalabilir ve vücut direncinin düşmesiyle yeniden alevlenir (örn. tüberküloz, herpes, hepatit B, sıtma). Ancak, insanların büyük çoğunluğunda bir enfeksiyon geçirildikten sonra o etkene karşı uzun süreli bağışıklık sağlanır.

Covid-19 konusunda da durum farklı değildir. Milyonlarca kişiyi etkileyen bir hastalık için şimdiye kadar bildirilen yeniden hastalık geçiren kişi sayısı oldukça azdır. Üstelik yeniden hasta olanların önemli bir kısmı hastalığı daha hafif atlatmakta, ancak az sayıda hasta hastalığı daha ağır geçirmektedir. Bu durumun vücut direnci veya genetik faktörlerle ilişkisi olduğu düşünülmektedir.

Olasılık düşük olsa bile yeniden hasta olma ihtimali mevcuttur. Bu nedenle iyileşmiş olsanız bile mesafe- maske- hijyen üçlüsüne ve diğer korunma kurallarına uymaya devam etmek gerekir.

Düzeldikten sonra hala testim pozitif çıkıyor

Hastalığı atlattıktan ve test negatif çıktıktan bir süre sonra yaklaşık % 18 kadar hastada test yeniden pozitifleşebilir. Bu durum nadiren yeniden enfekte olmaya bağlıdır. Bu kişilerin çoğunda bu durum vücutta bulunan inaktif virüs parçacıklarının vücuttan atılmasına bağlıdır. Bu pozitiflik hastalıktan sonra 2 ay kadar sürebilir.

Eğer yeni bir belirti ortaya çıkmamışsa ve yapılan antikor testlerinde IgM negatife dönüp IgG antikorları pozitif olarak devam ediyorsa genellikle korkacak bir durum olmadığını işaret eder.

Sonuç

Covid-19 geçirdikten sonra görülen sorunların kolay bir tedavisi yoktur. Bu sorunların bir yıla kadar uzayabilmesi mümkündür. Bu durum ancak sizin kendi çabalarınızla düzelebilir. Bunun için mücadeleyi bırakmayın.

KRONİK YORGUNLUKLA MÜCADELE

Kronik yorgunlukla mücadele uzun ve sabır gerektiren bir uğraştır. Özel bir tedavisi olmayan kronik yorgunlukla mücadele için bazı ipuçları var.

Kronik yorgunlukla mücadele uzun ve sabır gerektiren bir uğraştır. Özel bir tedavisi olmayan kronik yorgunlukla mücadele için bazı ipuçları var.

Kronik yorgunluk nedir?

Kişinin bir iş yaparken fiziksel veya psikolojik anlamda yeterli gücü bulamadığı durumlara yorgunluk denir. Yeterli uykuya karşılık sabahtan itibaren güçsüz hissetmek de bu tanımın içindedir. Yorgunluğun 6 aydan fazla zamandan beri devam ediyor olması kronik yorgunluk sendromu adını alır.

Kronik yorgunlukla mücadele nasıl yapılır?

Bu tablonun özel bir tedavisi yoktur. Ancak, belirtilerin azalması ve günlük hayata dönüşün kolaylaşması için yapabilecekleriniz vardır. Bunlar şu şekilde sayılabilir:

Kronik yorgunlukla mücadele için psikolojik destek

Kronik yorgunlukla mücadelede kişinin psikolojisi önemli bir yer tutar. Anksiyete bozukluğu ve depresyon kronik yorgunluğun hem nedenleri, hem de sonuçları arasında yer alır. Bunlarla mücadele için kendi yapabileceğiniz şeyler olduğu gibi, ilaç veya terapi desteği almanız gerekiyorsa da bundan kaçınmayın.

Günlük hayatta kronik yorgunluk

Enerjinizi koruyun

Gün içinde enerji gereksiniminiz dalgalanmalar gösterir. Egzersiz yapmak uygun şekilde ve abartmamak şartıyla iyidir.

  • Yaparken rahat olduğunuz egzersizleri yapın. Zorlandığınızı hissederseniz durun ve başka aktiviteye geçin.
  • Yemek sonrasında egzersize başlamak için en az bir saat bekleyin.
  • Kısa yürüyüşlerle veya basit işlerle (örn. basit yemekler yapmak) başlayın.
  • Egzersizi her gün bir miktar arttırın, ama sizi sorlayan seviyede durun.
  • Egzersizi bölümlere ayırın ve her bölüm arasında dinlenin.
  • Sık kullandığınız eşyalar yakınınızda olsun.

Kronik yorgunlukla mücadele için yavaşlayın

  • İşlerinizi gün içine yayın. Sabahtan her işi bitirip öğleden sonra boş kalmayın.
  • Kendinizi başkalarıyla veya olduğunu düşündüğünüz kapasitenizle karşılaştırmayın.
  • İşlerinizi yavaş ama düzenli bir tempoda yapın.

Yürüyüş kronik yorgunlukla mücadele için yararlıdır

Başlangıçta yürüyüş yapmak zor gelebilir veya kısa sürede nefes darlığı hissedebilirsiniz.

  • Kısa ve gerçekçi hedeflerle başlayın. Mesela başlangıçta yatak odasına veya banyoya gidip gelin. Daha sonra yapabildiğinizi gördükçe süre ve mesafeyi yavaş yavaş arttırın.
  • Dışarı çıkmaya başladığınız zaman, önce kapasitenizi kontrol edin. Bu amaçla 6 dakika yürüyüş testini kullanabilirsiniz. Yürüyüş sonrasında geri dönmek için de enerjiye ihtiyacınız olacağını unutmayın.
  • Yürüme güçlüğü olan bir rahatsızlığınız varsa, ne gibi alternatif egzersizler yapabileceğiniz konusunda doktorunuz aracılığıyla bir fizyoterapistle görüşün.

Yataktan kalkmak

Yatakta uzun süre kaldıysanız, yataktan kalkmak çok kolay olmayabilir. Aniden kalkarsanız, başdönmesi ve halsizlik hissedebilir, hatta düşebilirsiniz.

  • Yavaş olun.
  • Önce yatağın içinde 1 dakika kadar oturun.
  • Sonra yatağın kenarından ayaklarınızı sarkıtarak bir dakika kadar daha oturun.
  • Sonra yavaş ve tutunarak ayağa kalkın.
Yataktan kalkmak kronik yorgunlukla mücadele sırasında çok kolay olmayabilir
Yataktan kalkmak kronik yorgunlukla mücadele sırasında çok kolay olmayabilir

Banyo ve tuvalet

  • Banyo yapmak enerjinizi tüketeceğinden öncesinde biraz dinlenin.
  • Ayakta yıkanmayın. Küvet için küvet kenarlarına oturan, duş için ise tercihan duvara çakılmış bir banyo oturağı kullanın. Sabit olmayan oturaklar devrilme tehlikesi yaratır. İlaveten banyoda bir tutunma demiri olması çok yararlı olur. Banyo oturağı ve tutunma demiri çeşitlerini yapı marketlerde bulabilirsiniz.
  • Duş veya küvet tabanında kaydırmayan bir paspas bulunsun.
  • Mutlaka klozet kullanın. Alaturka tuvaletler oturup kalkmayı çok zorlaştırır.
  • Tuvalet kenarında bir tutunma demiri olması yararlı olur. Lavabonun kenarına veya başka bir eşyaya tutunmak güvenli olmayabilir.
  • Kabızlıktan kaçınmak için posalı gıdalar yiyin ve bol su için. Kabız olursanız, barsaklarınızı boşaltmak çok fazla enerji tüketmenize neden olabilir.
  • Tuvalette işiniz bitince hemen klozetten kalkmayın, öncesinde 1-2 dakika dinlenin.
Duvara sabitlenen katlanabilir banyo taburesi
Duvara sabitlenen katlanabilir banyo taburesi

Giyinmek

  • Giyinmeye başlamadan önce tüm giyeceklerinizin el altında bulunmasını sağlayın.
  • Giyilmesi kolay giyecekler giyin. Mesela ev ayakkabısı yerine terlik, kazak yeriine hırka terciih edin.
  • Giyinirken oturun. Her parça giyeceği giydikten sonra biraz dinlenin.
  • Eğilmekten kaçının. Örneğin çoraplarınızı otururken giyin.

Sonuç

Kronik yorgunluğun kolay bir tedavisi yoktur. Bu durum ancak sizin kendi çabalarınızla düzelebilir. Bunun için mücadeleyi bırakmayın.

AORT ANEVRİZMASI

Aort anevrizması zamanında müdahale edilmediği zaman çok tehlikeli olabilen bir durumdur. Bu durum genellikle sessiz seyreder ve genellikle sorun yarattığında varlığı öğrenilir.

Aort anevrizması zamanında müdahale edilmediği zaman çok tehlikeli olabilen bir durumdur. Bu durum genellikle sessiz seyreder ve genellikle sorun yarattığında varlığı öğrenilir.

Anevrizma nedir?

Anevrizma, bir atardamarın duvarındaki normal dışı genişlemedir. Damarın normal çapının % 25’inden fazla genişlemesine anevrizma denir. Genişlemeyi sürdüren bir anevrizma patlayarak hayati tehlike yaratabilir.

Anevrizmalar; beyin, kalp, boyun, dalak, bacak atardamarları ve vücudun diğer bölümlerindeki atardamarlarda da oluşabilir. Genişleme küçük atardamarlarda olduğu zaman mikroanevrizma adını alır. Beyin kanamalarının çoğu, mikroanevrizma patlamaları sonucu olur.

Aort
Aort

Aort nedir?

Aort, vücuda kanı dağıtan ana atardamardır. Kalpten çıkar ve sonrasında tüm vücuda dağılan damarlara kaynaklık eder. Kalpten çıktıktan sonra göğüs ve karın boşluğunda ilerlerken çevredeki dokulara giden damarlara kaynaklık eden aort, daha sonra bacak atardamarlarına ayrılarak devam eder.

Kalpten çıktığı noktada en fazla 2,5- 3,5 cm çapında olan aort kasığa doğru indikçe nisbeten incelir. Tüm kan ortalama bir dakikada bütün vücudu dolaşırken geçtiği ana yol aorttur.

Aort anevrizması nedir?

Vücudun en geniş damarı olan aortun çapının herhangi bir bölgede 4 cm üzerine çıkmasına aort anevrizması denir. Aort anevrizması başlıca üç bölgede ve iki ana tipte görülür. Bölgelerine göre çıkan aort anevrizmaları, göğüs aortu anevrizmaları ve karın aortu anevrizmaları olarak adlandırılan anevrizmalar, tiplerine göre de iğsel ve keseli aort anevrizmaları olarak sınıflandırılır.

Aort anevrizması sınıflandırılması
Aort anevrizmalarının sınıflandırılması

Aort Anevrizması riski kimlerde yüksektir?

Aort anevrizmaları çok çeşitli nedenlerle oluşabilir. Bu nedenlerin başlıcaları aşağıda sıralanmıştır:

  • Damar sertliği (ateroskleroz)
  • Hipertansiyon
  • Şigara
  • Aile geçmişi
  • Genetik doku yapısı değişiklikleri (örn. Marfan sendromu)
  • Göğüs ve karın travmaları (trafik kazaları, yaralanmalar)
  • Kimi enfeksiyonlar (örn. sifilis, tüberküloz)
  • Kokain ve benzeri uyşturucuların kullanımı
  • Aşırı kilo

Erkeklerde anevrizmaya kadınlara oranla daha fazla rastlanır. Anevrizma sıklığı yaşla artar ve 65 yaş üzerinde belirgin olarak sıklaşır.

Aort anevrizması belirtileri nelerdir?

Eğer hayati organlarla ilgili bir sorun yaratmazsa veya tesadüfen saptanmazsa, aort anevrizmaları herhangi bir belirti vermez. Buna karşılık, yılda 15 bin üzerinde ölüme neden olan ve erkeklerde 50 yaş üzerindeki 10. önemli ölüm sebebi olan aort anevrizmalarınin büyük çoğunluğu zamanında müdahale edilerek düzeltilebilir. Bu nedenle, düzenli tarama ve takip çok önemli bir konudur.

Buna karşılık, kimi hastalarda göğüs aortu anevrizmaları büyüdüğü zaman aşağıdaki belirtiler görülebilir.

  • Göğüs veya sırt ağrısı
  • Nefes darlığı ve/veya yutma güçlüğü
  • Öksürük
  • Ses kalınlaşması

Kimi karın aortu anevrizmalarında ise, yine anevrizma büyüdüğü için karın ve/veya bel ağrısı, gaz, bulantı- kusma veya bacaklarda ağrı yada uyuşma şikayetleri olabilir.

Aort anevrizması tanısı

Aort anevrizması muayeneyle nadiren saptanabilir. Genellikle başka nedenlerle yapılan ultrason veya bilgisayarlı tomografi gibi incelemeler sırasında tesadüfen tanı konur.

Aort anevrizması ne sorunlar yaratır?

Anevrizmalar ya damar duvarının tümüyle yırtılması sonucunda büyük ölçüde kan kaybına yol açarlar, veya aortun sadece iç çeperinin yırtılması sonucunda aort duvarındaki katlar arasına kan girmesiyle aort duvarı boydan boya soğan zarı gibi ayrılır. Her iki tablo da tedavi edilmediği takdirde genellikle ölümcül olur.

Aort disseksiyonu
Aort disseksiyonu

Aort anevrizmasının yırtılmasıyla şiddetli göğüs veya karın ağrısı, ani tansiyon düşmesi, solgunluk, bol terleme ve şok tablosu ortaya çıkar ve çok kısa sürede müdahale edilmesi gerekir. Genellikle tüm çeperin yırtılmasında tansiyon düşmesi ve şok tablosu, disseksiyonda ise ağrı daha ön plandadır. Her ne şekilde olursa olsun, yırtılan aort anevrizmasında cerrahi müdahaleye rağmen ölüm riski çok yüksektir.

Aort anevrizması takibi

Aort anevrizmalarında müdahale için anevrizmanın boyunun belli ölçülere erişmesi gerekir. Bunun nedeni, olayın riskinin ameliyat riskinden daha fazla olmasıdır. Ameliyat yeni tekniklerle daha az komplikasyon ve tehlike yaratsa da, yine de ciddi riskleri olan önemli bir müdahaledir ve gerekmedikçe yapılmamalı, gerektiği zaman ise geç kalınmamalıdır.

Anevrizmanın büyümesini geciktirmek için tansiyon, şeker ve kolesterol kontrolu, sigaranın bırakılması ve düzenli egzersiz yararlı olur. Her durumda düzenli takip yapılarak anevrizmanın büyümesi izlenmeli ve ameliyat zamanı kaçırılmamalıdır. Anevrizma çapı 4 cm’e kadarsa yılda bir, 4 cm’den daha büyükse 6 ayda bir ultason veya radyoloji ile takip edilmelidir. Anevrizma çapı c cm’den fazlaysa veya yılda 1 cm’den fazla büyüme varsa, ameliyat zamanı gelmiş demektir. Anevrizma çapının 5.5 cm civarına ulaştığı gözlenirse kısa zamanda ameliyat edilmelidir.

Karın aortunun alt kısımlarındaki anevrizmalar belli şartları sağlıyorsa, özel bir stentin damar içinden anevrizmaya yerleştirilmesiyle tedavi edilebilir. Bunun dışında kalan durumlarda ise anevrizmalı kısmın özel bir yapay damarla değiştirilmesi gerekir. Çıkan aort anevrizmalarında kimi zaman aort kapağı da olaya katılır ve ciddi aort kapak kaçağı ortaya çıkar. Bu durumda aort kapağı da aortla birlikte değiştirilmelidir.

Sonuç

Aort anevrizması genellikle tesadüfen saptanan, ancak ölümcül sonuçlar yaratabilen bir patolojidir. Bu nedenle, kesinlikle ihmal edilmemeli ve zamanında takip ve tedavisi yapılmalıdır.

Benzer konular
Kalp hastalıkları genel kategorisi