İklim değişikliği

Ülkemizin güneyinde ortaya çıkan ve geniş alanları etkileyen orman yangınları nedeniyle gündeme gelen iklim değişikliği, doğal yaşama ve ekolojiye etkisinin yanısıra insan sağlığına ve toplumsal düzene olan etkileri açısından da incelenmeye muhtaç gözüküyor.

Ülkemizin güneyinde ortaya çıkan ve geniş alanları etkileyen orman yangınları nedeniyle gündeme gelen iklim değişikliği, doğal yaşama ve ekolojiye etkisinin yanısıra insan sağlığına ve toplumsal düzene olan etkileri açısından da incelenmeye muhtaç gözüküyor.

Sanayi devrimi ile başlayan çevre sorunları, 1950’lerden başlayarak dünyada ortalama sıcaklığın giderek artmasına yol açıyor. Son 50 yılda dünyadaki ortalama sıcaklık 1oC kadar artmış durumda. Bu durum başka faktörlerin de etkisiyle iklim değişikliğini de tetikliyor.

Global sıcaklık artışı

İklim değişikliği nedeni olan faktörler

  • Hızlı endüstrileşme
  • Enerji kullanımında artış
  • Tarım uygulamaları
  • Ormansızlaşma
  • Tüketici talepleri
  • Büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde artış
  • Ulaşım
  • Yeraltı kaynaklarının çıkartılması
  • Çevre kirliliği

İklim değişikliği ve global ısınmanın sonuçları

  • Sıcaklık artışı
  • Deniz seviyelerinde yükselme
  • Beklenmedik hava koşulları
  • Aşırı iklimsel olaylarda artış
    • Aşırı yağışlar ve seller
    • Dolu, aşırı kar gibi olaylar
    • Fırtına ve kasırgaların sayı ve şiddetinde artış
  • Erozyon artışı
  • Vahşi yaşamın ve biyoçeşitliliğin azalması

Sosyal ve ekonomik açıdan İklim değişikliği

İklim değişikliği pek çok sosyal ve ekonomik soruna yol açmaktadır. Bunların başlıcaları aşağıdaki şekilde gösterilmiştir.

Sosyal ve ekonomik açıdan iklim değişikliği

Nitekim, iklim değişikliği nedeniyle 2018 yılında yaşanan olayların rakamları bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.

İklim değişikliği 2018 sonuçları

Etkilenen kesimler ve nedenleri

Bu durumdan en fazla etkilenen kesimin yoksullar olduğu anlaşılmaktadır.

  • Düşük gelirli insanların dörtte üçü geçinebilmek için tarım, hayvancılık, balıkçılık veya ormancılık gibi doğal kaynaklara dayalı üretimlere muhtaçtır. İklim değişikliğinin bu kaynakları etkilemesi bu insanların geçim kaynaklarını daha da kısıtlayarak onları göçe zorlamaktadır.
  • Düşük gelirli insanların önemli bir kısmı coğrafi olarak riskli alanlarda yaşamaktadır. Özellikle büyük şehirlerin çevresindeki varoşların çoğu sel ve toprak kayması tehdidi altındaki alanlarda yer almakta ve bu insanlar iklim koşullarındaki aşırı değişikliklerden en fazla etkilenmektedirler. Bu durum, felaket anında bu insanların sağlık hizmetlerine, kurtarma faaliyetlerine ve sağlıklı gıda ve suya erişimini de güçleştirmektedir.
  • Düşük gelir seviyesi, insanların felaket sonrası toparlanmasını da güçleştirerek fakirliği arttırmaktadır. Felakette kaybedilen evlerin, hayvanların, tarım ürünlerinin ve diğer birikimlerin yerine konamaması yoksulluğu derinleştirmektedir.
  • Yoksulluğa ek olarak etnik azınlıklar, toplumun izole kesimleri ve kadınlar bu durumdan daha fazla etkilenmektedir.
  • Azınlık kesimler toplum tarafından kabullenilmeme sonucunda kötü çevresel koşullarda yaşamaktadır.
    • Sanayi bölgelerinin yakınlarındaki sanayi kirliliğine maruz kalan alanlarda veya çöplükler yakınında etnik azınlık yerleşimlerine sık rastlanmaktadır. Örneğin ABD’de, siyahi çocukların beyaz çocuklara oranla hava kirliliğinden % 30 daha fazla etkilendiği saptanmıştır. Bu duruma “çevresel ırkçılık” adı verilmektedir.
    • Dünyadaki yoksulların % 70’inin kadın olması, iklim sorunlarından en fazla kadınların etkilenmesi sonucunu getirmektedir. Gıda üretimi ve toplanması, su ve yakıt temini gibi işler yoksul toplum kesimlerinde daha çok kadın emeğine dayanmakta ve bu nedenle iklim değişikliğinin sonuçları kadınları daha fazla etkilemektedir.

İklim değişikliği ve insan sağlığı

Bu ekonomik ve sosyal sorunların yanısıra iklim değişikliği önemli sağlık sorunlarına da neden olabilmektedir. Bu sorunlar şu şekilde sıralanabilir:

  • Sıcaklık artışı
  • Kötü hava koşulları
    • Kazalar ve ölümler
    • Psikolojik sorunlar
  • Hava kirliliği
    • Astım
    • Akciğer sorunları
    • Kalp sorunları
  • Taşıyıcı parazitlerde artış
    • Sıtma ve sivrisineklerle bulaşan diğer hastalıklarda artış
    • Kenelerle bulaşan hastalıklarda artış
    • Yoğun yaşam alanları ve göçler nedeniyle bit salgınları
  • Su kalitesinde bozulma
    • Kolera
    • Tifo
    • Dizanteriler
    • Barsak parazitleri
  • Allerjiler
    • Astım ve solunum sistemi allerjileri
    • Deride allerjik sorunlar
  • Su ve besin yetersizliği
    • Beslenme bozuklukları
    • İshaller
  • Psikolojik sorunlar
  • Toplumsal düzen
    • Zorunlu göçlerin yarattığı sağlık sorunları
    • Şiddet ve suç eğiliminde artış
İklim değişikliği sonucu oluşan sağlık sorunları
İklim değişikliği sonucu oluşan sağlık sorunları

Tüm bu sorunların çözümü, iklim değişikliğinin ciddiye alınması ve buna uygun politikalar geliştirilmesi ile mümkün olabilir. Bu konuda ortak hareket edecek dünya çapında politikalara gerek duyulduğu açıktır.

Yaz ve kalp hastalıkları

Sıcak yaz günleri kapıda. Yaz ve kalp hastalıkları bu dönemde dikkat edilmesi gereken konular içinde. Özellikle kalp hastalarının nasıl davranacağı konusu önemli.

Sıcak yaz günleri kapıda. Yaz ve kalp hastalıkları bu dönemde dikkat edilmesi gereken konular içinde. Özellikle kalp hastalarının nasıl davranacağı konusu önemli.

Sıcak kalbi nasıl etkiler?

Havanın sıcak olması, vücudun kendi iç ısısını korumak için daha fazla uğraşması ve kalp, akciğerler ve böbrekler üzerine daha fazla yük bindirmesi anlamına gelir. Bu durum, sıcak havaların kalp hastaları için daha büyük risk teşkil etmesi sonucunu getirir.

Terlemek, derinin sıcaklığının vücuda eşit olarak dağıtılma çabasıdır. Bu çaba kalp hızını artırır ve tansiyonun düşmesine neden olarak kalbin üzerine ek yük bindirir. Bu durum bilinen kalp hastalığı olan kişilerde belirtilerin kötüleşmesine neden olabilir. Örnek olarak koroner kalp hastalığı olan bir insanda göğüs ağrısı başlayabilir ya da kalp yetersizliği olan birinde tablo ağırlaşabilir.

Serin kalmak için neler yapılabilir?

  • Öncelikle bol sıvı almak gerekir. Sıvı almanın en iyi şekli su içmektir, ancak zararlı içeceklerden kaçınmak gerekir. Kahve, çay ve enerji içecekleri gibi kafeinli içeceklerde de ölçülü olmak önerilir.
  • Sıvı alımının kısıtlandığı ağır kalp yetersizliği veya böbrek yetersizliği gibi bir durum varsa, alınacak sıvı miktarı açısından doktorun görüşünü almakta yarar vardır.
  • Kan basıncını artırabileceği ve kalp yetersizliği bulgularını kötüleştirebileceği bilinen soda ve maden suyu ölçülü tüketilmelidir.
  • Fazla alkolden kaçınmakta yarar vardır. Alkol sıvı kaybı nedenidir.
  • Salatalar ve zeytinyağlı sebzeler gibi soğuk yemekleri tercih edilmelidir. Hem sıvı içerikleri fazladır, hem de iyi birer vitaminn ve mineral kaynağıdırlar.
  • Evi serin tutmak için tedbir alınmalıdır. Doğrudan güneş alan camları perde veya panjurlarla kapatmak ve ancak dış ortam sıcaklığı evden daha serin olduğunda camları açmak önerilir. Evdeki lambalar ve ısı yaratabilecek diğer elektrikli cihazlar da ancak gerektiğinde kullanılmalıdır.
  • Oturmak ve özellikle de uyumak için evin en serin bölgesi seçilmelidir.
  • Hafif, bol ve terlemeye engel olmayan doğal kumaşlardan giysiler giyilmelidir.
  • Denize sabah 11:00den önce ve akşam 15:00’den sonra ve mümkünse aç olarak girilmelidir.
  • Gölgede kalındığı sürece dış ortam evden daha serin olabilir. Gölgede olunsa bile bir güneş koruyucu sürmek, şapka takmak, şemsiye kullanmak ve su içmeyi sürdürmek önerilir.
  • Saat 11:00 ile 15:00 arasında güneşe çıkılmamalıdır.
  • Aşırı fiziksel egzersizden kaçınılmalıdır.

Sıcakta rahatsız hissedince ne yapmalı?

Sıcağa bağlı rahatsızlıkların belirtileri aşağıdadır:

  • Başağrısı
  • Sersemlik
  • Dengesizlik
  • Baş dönmesi
  • İştah kaybı

Bu belirtilerle karşılaşıldığı zaman aşağıdaki uygulamaların yapılması genellikle yarım saat içinde rahatlama sağlar:

  • Serini bir yere geçmek
  • Uzanmak ve ayakları yüksekçe bir yere uzatmak
  • Bol su içmek
  • Deriyi soğutmak
    • Deri üzerine bir spreyle soğuk su sıkmak veya deriyi ıslak soğuk bir bezle silmek
    • Boyna ve koltuk altlarına buz torbaları koymak

Sıcak hava, yaz ve kalp hastalıkları

Koroner kalp hastalığı

Eğer koroner kalp hastalığı nedeniyle nitrat tipi bir ilaç veya nitrat spreyleri kullanılıyorsa, dikkatli olmak gerekir. Nitratlar damarları hızla genişlettikleri için tansiyonu düşürür. Bu durum sıcakta sıvı kaybıyla birlikte olursa bayılmaya (senkop) bile yol açabilir. Ayrıca yine sıcak ortam ve sıvı kaybı, kanın yoğunlaşması sonucunda kalp krizlerinin artmasına neden olabilir.

Kalp yetersizliği

Kalp yetersizliği olan kişilerin serin yerde olması çok önemlidir. Ağır kalp yetersizliğinde hastanın aldığı sıvıyı da kısıtlı tutmak gerekebilir. İdrar sökücü ilaç kullananlarda da halsizlik ve ayağa kalkarken baş dönmesi gibi vücutta sıvı azalması belirtileri olursa ilaçların yeniden düzenlenmesi için doktorla görüşmek gerekir.

Hipertansiyon

Hipertansiyonlu hastalarda sıcak ortamların ve sıvı kaybının iki yönlü etkisi vardır. Öncelikle, sıvı kaybının ortaya çıkması ve idrar sökücü tansiyon ilaçlarının da bu durumu arttırmasıyla vücut sıvı kaybını engellemek için damarları büzücü ve tansiyonu yükseltici mekanizmaları devreye sokar. Bunun sonucu olarak da tansiyon yükselir.

Sıvı kaybının artışı ve damar genişletici veya idrar sökücü tansiyon ilaçlarının kullanılmaya devam edilmesi sonucunda özellikle ayağa kalkarken ani tansiyon düşmeleri ve sersemlikler ortaya çıkar ve bu durum tansiyon dalgalanmalarını belirgin şekilde arttırır. Kan basıncının aşırı dalgalanması kalp krizi ve inme riskini ciddi oranda arttıran bir durumdur.

Ritm bozuklukları

Yaz ve kalp hastalıkları hakkında dikkat edilmesi gereken konulardan biri de ritm bozuluklarıdır. Terlemeyle birlikte vücuttan potasyum, magnezyum gibi minerallerin de atılması bu minerallerin vücutta azalmasına neden olur. Bu durum da, özellikle kalp hastalarında, çarpıntıyı ve hayatı tehdit eden ritim bozukluklarını tetikleyebilir. Sağlıklı bireylerde de yaz aylarında çarpıntı şikayetlerinde artış olur. Bu çarpıntılar günlük yaşamı etkiler, rahatsız edici olur, uzun sürer, sık tekrarlar ve birlikte tansiyon düşmesi ve bayılma gibi şikayetler olursa mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Sıcak çarpması

Aşırı sıvı kaybı vücudun iç ısısını yükselterek hayati tehlike yaratabilir.

Sıcak çarpmasının belirtileri

  • Terleme
  • Soğuk ve terli cilt
  • Sersemlik
  • Ayağa kalkarken baş dönmesi
  • Bayılma
  • Kas krampları
  • Ciltte sıcağa bağlı kızarıklık
  • Ayakbileklerinde ödem
  • Hızlı ve/veya yüzeysel solunum
  • Bulantı ve kusma

Bu gibi durumlarda tıbbi yardım gereklidir.

Kalp hastaları sıcak havalarda dikkatli olmalıdır.
Kalp hastaları sıcak havalarda dikkatli olmalıdır.

Kimler risk altında

  • Yaşlıların ve küçük çocukların vücut ısılarının ayarlanması normal erişkinlerden daha güçtür, dolayısıyla aşırı sıcaklardan korunmaları gerekir.
  • Özellikle 75 yaşın üzerindeki yanlız yaşayan kişiler
  • Kalp ve dolaşım sorunları olanlar, akciğer hastaları, böbrek yetersizliği olanlar, diyabetliler ve Parkinson hastaları
  • Yatağa bağımlı olanlar, fiziksel veya zihinsel engelliler, demanslılar (Alzheimer ve diğer demans tipleri) veya açık havada çalışanlar

Çoğu kişi, sıcak çarpması riski altında oldukları halde bu durumdan habersizdir. Bu nedenle, çevredeki risk altındaki kişiler düzenli olarak kontrol edilmelidir.

Korunma

  • Açık renkli ve terlemeyi artırmayan doğal kumaştan giysiler tercih edilmelidir.
  • Meyve ve sebze tüketiminin ön planda olduğu Akdeniz diyetine uygun şekilde beslenilmelidir.
  • Günlük sıvı ihtiyacının arttığı göz önünde bulundurularak, günlük 2-2.5 lt civarında sıvı tüketilmelidir.
  • Kan basıncını artırabileceği ve kalp yetersizliği bulgularını kötüleştirebileceği bilinen soda ve maden suyunun kontrolsüz tüketiminden kaçınılmalıdır.
  • Güneş ışınlarının dik olarak geldiği saatlerde dışarı çıkılmamalı, denize 11:00’e kadar veya 15:00’den sonra girilmeli ve mümkünse tok olarak suya girilmemelidir.
  • Egzersiz sabah ve akşamın nisbeten serin saatlerinde yapılmalıdır.
  • Soğuk su damarlarda spazm yaparak kan akışını bozabildiğinden soğuk deniz, havuz veya duşa girmekten kaçınılmalıdır.
  • Klimalı ortamlarda klima ayarı 20oC’nin üzerinde olmalı, aşırı ısı değişimleri arasında geçişlerden kaçınılmalıdır.
  • Göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, baygınlık hissi gibi şikayetler olduğunda en yakın sağlık kurumuna başvurulmalıdır.
  • Düzenli sağlık kontrolleri aksatılmamalıdır.

Enerji içecekleri

Enerji içecekleri uzun süreden beri enerjiyi, fizik performansı ve uyanıklığı arttırdıkları gerekçesiyle büyük ilgi görüyor ama çok da masum değiller.

Enerji içecekleri uzun süreden beri enerjiyi, fizik performansı ve uyanıklığı arttırdıkları gerekçesiyle büyük ilgi görüyor ama çok da masum değiller.

Enerji içecekleri uzun süreden beri enerjiyi, fizik performansı ve uyanıklığı arttırdıkları iddiasıyla pazarlanıyor ve büyük ilgi görüyor. Yapılan araştırmalar enerji içeceklerinin çoğunun 18- 34 yaş arası erkekler tarafından tüketildiğini ve 12- 18 yaş arası gençler arasında kullanımın çok yaygın olduğunu gösteriyor.

Enerji içecekleri nedir?

Enerji içecekleri, enerjiyi ve mental performansı arttıran maddeler içeren içeceklerdir. Hemen hemen tümünün içerdiği ana içerik kafeindir, ancak miktarı üründen ürüne değişir. Ayrıca çoğu üründe kafeinden başka aşağıdaki maddeler bulunabilir.

  • Şeker: Hemen hemen tüm enerji içecekleri diğer çoğu hazır içecek gibi yüksek miktarda şeker içerir. Şekersiz enerji içecekleri de olmakla birlikte bunlar pek yaygın değildir.
  • B vitaminleri
  • Amino asit deriveleri: En yaygın olan taurin ve L- karnitindir. Ayrıca glukuronolakton gibi kimi doğal maddeler de içerebilirler
  • Bitkisel maddeler: En sık kullanılanları guarana ve ginseng’dir. Ayrıca yohimbin ve turunç özü de bulunabilir

İki ana tip enerji içeceği vardır. Birinci grupta normal içeceklerde olduğu gibi metal kutularda satılan enerji içecekleri bulunur. İkinci grupta ise genellikle 50- 70 cc civarında küçük şişelerde satılan enerji fişekleri vardır. Tümü kafein içerir ve normal enerji içeceklerinde bir kutuda 70- 240 mg, enerji fişeklerinde ise bir şişede 110- 200 mg kafein vardır (normal bir fincan kahvede ortalama 100 mg kafein bulunur).

Enerji içecekleri: Olumlu etkileri

Enerji içeceklerinin gerçekten de, iddia edildiği gibi, hafızayı ve konsantrasyon yeteneğini uyardığı ve mental yorgunluğu azalttığı gösterilmiştir. Bu etki % 24’e kadar olabilmektedir. Ancak bu etkinin kafeinden mi, şeker veya diğer maddelerin kafeinle etkileşiminden mi olduğu bililinmemekte ve etki kişiden kişiye çok değişmektedir.

Uzun yol şoförleri ve vardiyalı çalışanlar veya nöbet tutanlar tarafından uyanıklığı ve sürüş dikkatini arttırdığı için çokça tercih edilen bu içecekler vardiya sonrasındaki uyku kalitesini de ciddi şekilde bozmaktadır.

Enerji içecekleri ve sağlık sorunları

Güvenlik

Enerji içeceğiyle ilgili acil servis başvurularının 2007- 2011 yılları arasında iki katına çıktığı ve bu başvuruların 1/10’unun hastaneye yatırılmayı gerektirdiği bildirilmiştir.

Üniversite öğrencilerinin yaklaşık dörtte birinin enerji içeceklerini alkolle karıştırdığı ve bunlardaki alkol bağımlılığının diğerlerine oranla daha fazla olduğu bildirilmiştir. Yine bu kişilerde cinsel saldırılar veya cinsel saldırı mağduriyeti, alkollü araç kullanma ve alkolle bağlantılı suçlar ve yaralanmalar daha fazladır.

Enerji içecekleri ile ilgili acil servis başvurularının % 42’si, bu içeceklerin alkolle veya uyuşturucu maddelerle birlikte kullanımı sonucudur.

Kalp sorunları

Enerji içecekleri kalple ilgili sorunları tetikleyebilir ve bu durum acil servis başvuruları arasında önemli yer tutar. Bu durumun en önemli sebebi aşırı kafein alımıdır. Ayrıca bu içeceklerin içinde bulunan guarana da kafein içerir ve bu kutuda belirtilen kafein içeriğinde yazılmaz. Görülen başlıca kalp sorunları tansiyon yükselmesi ve çarpıntıların tetiklenmesidir. Kalp krizinin tetiklenmesi de mümkündür. Bu gibi sorunlar günde üç enerji içeceği veya daha fazlası tüketildiğinde ve/veya alkol ile karıştırıldığı zaman anlamlı şekilde artış göstermektedir.

Enerji içecekleri kalp sorunlarını tetikleyebilir
Enerji içecekleri kalp sorunlarını tetikleyebilir

Şeker yükü

Enerji içeceklerinin 250 ml’sinde 25 gramdan fazla şeker vardır (6-8 kesme şeker). Bu durum kan şekerinin ani yükselmesi, kafein etkisiyle birleşmesi sonucu hipoglisemi, diyabet olasılığının artması, diyabetlilerde kan şekeri düzeninin bozulması ve enflamasyonun tetiklenmesi sonucunu yaratır.

Çocuklar ve ergenler

Ergenlerin dörtte birinden fazlası enerji içeceklerini düzenli olarak tüketmektedir. Ancak, enerji içeceklerinin 18 yaş altı kişiler tarafından tüketilmemesi önerilmektedir. Bunun nedeni bu içeceklerin alkol ve madde bağımlılığı olasılığını arttırması ile, zihinsel ve psikolojik gelişmelerde sorunlara yol açmasıdır.

Enerji içecekleri tüketilebilir mi?

Günde bir kutu kadar (~250 ml) standart enerji içeceği, ortalama bir fincan kahve kadar (80- 100 mg) kafein içerir ve bu ölçüde kullanılmasında sakınca yoktur. Ancak, bundan fazlası veya küçük hacimli enerji fişekleri içerdikleri kafein miktarı nedeniyle sorun yaratabilirler.

Bu nedenle, tüketimi günlük kafein miktarı 200 mg’ı aşmayacak şekilde yapmak önerilir. Enerji içeriğinin yanısıra içilen kahve veya çayın da kafein içerdiği unutulmamalıdır.

Çocuklar, ergenler, gebeler ve süt veren kadınlar enerji içeceği kullanmamalıdır.

Enerji içecekleri ile ilgili Youtube videosu aşağıdadır.

Koroner anjiografi

Koroner anjiografi, kalbi besleyen koroner arterler görüntülemek ve bu damarlarda daralma olup olmadığını saptamak için kullanılan bir görüntüleme yöntemidir.

Koroner anjiografi, kalbi besleyen koroner arterler görüntülemek ve bu damarlarda daralma olup olmadığını saptamak için kullanılan bir görüntüleme yöntemidir.

Anjiografi nedir ?

Anjiografi, X ışınları aracılığı ile vücuttaki damarları görüntülemek amacıyla yapılan bir görüntüleme yöntemidir. Bu yöntemle atardamarların (arter) ve toplardamarların (ven) darlıkları, tıkanıklıkları, genişlemeleri ve diğer sorunları görüntülenir.

Her damar bölgesinin damarlarının (kalp, akciğerler, beyin, boyun damarları, kol ve bacak damarları, iç organların damarları) görüntülenmesinin ayrı bir tekniği vardır. Kalbi besleyen koroner arterlerin görüntülenmesine de koroner anjiografi denir.

Normal koroner arterler
Normal koroner arterler

Koroner anjiografi gerekçeleri

Koroner anjiografi koroner damarlardaki sorunları ortaya çıkartarak bunlara yönelik tedavileri planlamak için yapılır. Başlıca gerekçeleri aşağıdadır:

  • Angina (göğüs ağrısı) gibi koroner arter hastalığı belirtilerini aydınlatarak tanı koymak için
  • Başka şekillerde açıklanamayan göğüs, çene, boyun, omuz ve kol ağrılarında
  • Yeni başlayan veya giderek artan göğüs ağrısında
  • Anormal stres testi sonuçlarını açıklamak için
  • Kalp krizi sonrasında tıkanıklığın nerede olduğunu bulmak için
  • Koroner damar hastalığına bağlı göğüs ağrısında koroner damardaki darlığın nerede olduğunu saptamak için
  • Koroner stent ve bypass cerrahisi gibi girişimler öncesinde işlem planlaması için
  • Koroner arter hastalığı tanısını doğrulamak için
  • Gçğüs travmalarından sonra koroner arterlerin ve kalbin zarar görüp görmediğini saptamak için
  • Kapak hastalıklarında ameliyata hazırlık için
  • Doğumsal kalp hastalıklarında tanı ve ameliyata hazırlık için

Koroner anjiografi nasıl yapılır?

Koroner anjiografi öncesinde hastanın genellikle 8 saat kadar aç kalması ve eğer kasıktan girilecekse kasık tüylerini traş etmesi istenir.

Koroner anjiografi için hastanın bileğinden veya kasığından atardamar içine sokulan ve kateter adı verilen ince bir plastk boru kalbin çıkışına kadar ilerletilir. Daha sonra bu boru koroner arter ağzına oturtularak ucundan kontrast boya enjekte edilir. Enjekte edilen bu boya koroner arterin içini doldurarak damar için görünür hale getirir. Bu şekilde, damarın içinde bir darlık olup olmadığı görüntülenir. Verilen kontrast daha sonra böbreklerden atılır.

Koroner anjiografi uygulanması
Koroner anjiografi uygulanması (Mayo Clinic web sayfasından değiştirilerek alınmıştır)

Bütün işlem genellikle yarım saatten daha kısa sürede biter, ancak bazen teknik veya hastaya bağlı sorunlar nedeniyle uzayabilir. İşlem sırasında hastaya damar yolu açılır ve kalp hızı ve ritmi monitörden izlenir.

İşlem sırasında stent takılmasına karar verilirse, işlem süresi doğal olarak uzar. Bu uzama yapılan işlemin kapsamına göre değişen sürelerde olabilir.

İşlem sonrası hasta birkaç saat veya bazen bir gece hastanede tutulur. Bu sırada, verilen kontrast maddenin atılması için bol su içmesi önerilir.

Eve gitmeden önce hastaya işlem yeri kanaması kontrolünün nasıl yapılacağı ve kanama varsa ne yapacağı gösterilir. Özellikle kasıktan işlem yapılan hastaların bir hafta kadar ağır kaldırmamaları ve o bacağı germemeleri istenir.

Koroner anjiografi komplikasyonları

Koroner anjiografi diğer pek çok girişimsel tıbbı işlem gibi bir takım riskler içerir. Bu nedenle, doktor işlemden işlemin sağlayacağı yararları ve olası riskleri hesaplayıp ona göre karar verir.

Minör komplikasyonlar

  • Giriş yerinde ciltaltı kanaması: Bu durum genellikle birkaç günde kendiliğinden geçer, ancak uzarsa doktorla görüşmek gerekir.
  • İşlem yerinde morluk: İşlem sırasında cilt altına kan sızması nedeniyle olur. Düzelmesi genellikle 2- 4 hafta alabilir.
  • Kontrast maddeye karşı allerji

Daha ciddi komplikasyonlar

Komplikasyon riskinin artmasına neden olan durumlar

  • Yaş: Yaş ne kadar ileriyse, risk o kadar yüksektir.
  • Müdahalenin acil koşullarda yapılması: Hastanın koşullarının çok uygun olmayabilmesi ve planlama için fazla zaman bulunmaması nedeniyle acil müdahaleler her zaman daha risklidir.
  • Böbrek hastalığı
  • Çoklu koroner damar hastalığı
  • Ciddi kalp hastalığı veya kalp yetersizliği bulunması

Kalp tomografisi

Tıbbi teknolojideki gelişmelerin sonucu olarak kalp ve damar hastalıklarında son yıllarda bilgisayarlı tomografiyle yapılan kalp tomografisi giderek daha sık kullanılıyor.

Tıbbi teknolojideki gelişmelerin sonucu olarak kalp ve damar hastalıklarında son yıllarda bilgisayarlı tomografiyle yapılan kalp tomografisi giderek daha sık kullanılıyor.

Kalp tomografisi nedir?

Bilgisayarlı tomografi, X ışınları aracılığıyla vücudun belli bölgelerini görüntülemek için kullanılan bir tekniktir. Bu teknikle düşük dozda X ışınları kullanılarak ayrıntılı görüntüler elde etmek mümkün olur. Kalp tomografisi, bu teknik kullanılarak kalbin ve kalp damarlarının görüntülenmesini sağlayan tekniğin adıdır. Bu test sırasında damardan özel bir boya verilerek ardından kalp ve damarlar görüntülenir.

Bu teknikte öncelikle koroner damarlar görüntüleniyorsa, teknik “BT koroner anjiografi” adını alır. Ayrıca, boya kullanmaksızın sadece koroner damarlardaki kireçlenme miktarını ölçen ve “koroner kalsiyum skorlaması” adı verilen bir yöntem daha vardır.

Damardan verilen boya dışında bir girişim gerektirmeyen bu teknik hızlı olması ve iyi sonuç vermesi ile tercih edilen bir hale gelmiştir.

Kalp tomografisi neden yapılır?

Kalp tomografisinin başlıca yapılma nedenleri aşağıda sıralanmıştır.

  • Koroner arterleri görüntülemek ve darlık varlığını saptamak için
  • Doğumsal kalp hastalıklarının yapısını saptamak için
  • Kalp kapaklarının veya kalp kasının görüntülenmesi için
  • Kalp boşluklarında oluşmuş pıhtıları saptamak için
  • Kalp tümörlerini görüntülemek için

Koroner kalp hastalığı için kalp tomografisinin iki ayrı şekli kullanılır. Koroner kalsiyum skorlaması ile kalp krizi riski öngörüsü yapılabilir. Koroner BT anjiografi ise özellikle aşağıdaki nedenlerle yapılır:

  • Koroner kalp hastalığı açısından orta derecede risk profili olan kişilerde şüpheli koroner kalp hastalığı belirtilerini değerlendirmek için
  • Koroner kalp hastalığı açısından düşük- orta derecede risk profili olan kişilerde koroner kalp hastalığı için olağan olmayan eforsuz göğüs ağrısı gibi şikayetleri değerlendirmek için
  • Karar verdirici olmayan egzersiz testi sonuçlarını açıklayabilmek için
  • Koroner arterlerdeki doğumsal bozukluk şüphesini araştırmak için

Kalp tomografisinin riskleri

Kontrast boyadan kaynaklanan riskler

Kontrast boyalar genellikle iyot içeren yüksek toğunluklu bileşiklerdir ve sonradan böbreklerden atılırlar. Böbreklerde bir sorun veya böbrekleri etkileyen bir hastalık (örn. diyabet) varsa, bu maddenin atılması gecikir. Bu gibi durumlarda böbreklerin önceden hazırlanması ve işlemden sonra hastaya daha bol sıvı verilmesi gerekir.

Kontrasta bağlı böbrek hasarı için risk faktörleri arasında dehidratasyon, nonsteroid antienflamatuar ilaç kullanımı ve orak hücre anemisi gibi kimi durumlar bulunur.

Kontrast boyalara bağlı olarak ortaya çıkabilecek bir başka reaksiyon da allerjidir. Ortaya çıkan allerjik reaksiyon basit kaşıntılar ve cilt kızarıklıklarından solunum yolu tıkanması ve anaflaksiye uzanan geniş bir spektrumda olabilir. Bu durum, önceden kontrast boya ile başka görüntülemeler yapılmış kişilerde daha sıktır.

Kontrast kaynaklı bir başka sorun da verilen iyotun tiroid üzerindeki etkisidir. Bu etki değişkendir ve kimi kişilerde tiroidin fazla çalışması sorunu yaratırken, kimi kişilerde ise tam tersine tiroid bezini baskılar.

Radyasyon

Kalp tomografisi sırasında bir miktar radyasyon alınır. Bu radyasyon miktarı risksiz olmakla ve yeni nesil cihazlarda radyasyon dozu daha da düşmüş olmakla birlikte, gebelerin ve gebelik olasılığı bulunan kadınların risk altında olduğunu belirtmek gerekir. Gebe olan veya gebelik olasılığı olan kadınlarda bu inceleme yapılmamalıdır.

Kalp tomografisi çekimi

Kalp tomografisinde kullanılan bilgisayarlı tomografi cihazı
  • Tomografi öncesinde 4- 8 saat boyunca aç kalınması istenir. Su içmek serbesttir, ancak su dışı içecekler, özellikle de çay, kahve gibi kafeinli içecekler içilmemelidir.
  • Teste gelirken rahat ve bol giysiler giyilmesi önerilir. Kolye, piercing ve benzeri takılarla tüm metal eşyalar önceden çıkartılmalıdır.
  • Test sırasında kalp hızının 70/dakika’nın altında olması istenir. Eğer kalp hızı daha yüksekse, testten önce bir ilaç verilerek düşürülmesi sağlanabilir.
  • Test öncesinde kontrast boyanın verilebilmesi için kola bir damar yolu takılır. Kontrat boya verildiği zaman sıcaklık basması ve kızarma görülebilir, bu durum kısa süreli ve geçicidir. Bu sırada ağızda da metalik bir tat hissedilebilir.
  • Test sırasında vücudun üst kısmı çıplak olarak sırtüstü yatılır. Çekimler sırasında 10- 20 saniye süresince nefesin tutulması istenir.
  • İşlem sırasında birkaç kez çekim yapılabilir. Genellikle ilki kontrastsız, ikincisi kontrastlı olarak iki kez çekim yapılır ve ikinci çekim öncesinde damardan kontrast verilir.Test öncesinde kontrast boyanın verilebilmesi için kola bir damar yolu takılır. Kontrat boya verildiği zaman sıcaklık basması ve kızarma görülebilir, bu durum kısa süreli ve geçicidir. Bu sırada ağızda da metalik bir tat hissedilebilir.
  • Test sırasında vücudun üst kısmı çıplak olarak sırtüstü yatılır. Çekimler sırasında 10- 20 saniye süresince nefesin tutulması istenir.
  • İşlem sırasında birkaç kez çekim yapılabilir. Genellikle ilki kontrastsız, ikincisi kontrastlı olarak iki kez çekim yapılır ve ikinci çekim öncesinde damardan kontrast verilir.
  • Eğer test öncesinde panik veya huzursuzluk nedeniyle sakileştirici verilmemişse, testten sonra hastanın kalkıp eve gitmesinde bir sakınca yoktur.
  • Test sonrasında bol su içmek böbrekleri korur ve kontrastın vücuttan hızlıca atılmasını sağlar.
BT koroner anjiografi

Kalp tomografisi yorumu

Kalp tomografisinin incelenerek yorumlanması genellikle işlemi izleyen 1- 2 gün içinde tamamlanır ve çıkan sonuçlara göre doktor izlenecek yolu belirler.

Çarpıntı

Çarpıntı, kişinin kendi kalp atışını hissetmesi anlamına gelir ve genellikle kişiyi panikletir. İşte çarpıntı konusunda bilmeniz gerekenler.

Çarpıntı, kişinin kendi kalp atışını hissetmesi anlamına gelir ve genellikle kişiyi panikletir. İşte çarpıntı konusunda bilmeniz gerekenler.

Normalde insan kendi kalbinin attığını hissetmez. Kalp atışlarının hissedilmesine çarpıntı adı veriliyor. Bu durum

  • kalbin hızlı atması
  • atışların güçlü olması
  • kalbin göğüs içinde takla atması
  • atışlarda düzensizlik

şeklinde hissedilebilir. Bu his sadece göğüste değil, boyunda ve boğazda da olabilir.

Çarpıntı çok göz korkutucu olabilir, ancak çoğu zaman zararsızdırlar ve ciddi bir sorunun habercisi değildir. Buna karşılık, zaman zaman ciddi sorunlara da işaret ediyor olabilirler.

Çarpıntı nedenleri

Çarpıntı çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir. Bunların başlıcaları aşağıda sıralanmıştır:

  • Kalp hastalıkları
    • Yeni veya geçirilmiş kalp krizi
    • Koroner arter hastalığı
    • Kalp yetersizliği
    • Kalp kapak hastalıkları
    • Kalp kası hastalıkları
    • Kalbin ritm ve ileti bozuklukları
  • Anksiyete, korku, panik veya stres gibi duygusal yüklenmeler
  • Kimi tıbbi sorunlar
    • Postural hipotansiyon
    • Susuz kalma
  • Yaşam tarzına bağlı sorunlar
    • Ağır yemekler sonrası
      • Fazla şeker
      • Fazla karbonhidrat
      • Fazla yağ
      • Fazla baharat
      • Alkol
      • Sigara
      • Fazla kafein (kahve, çay, enerji içecekleri, kolalı içecekler)
    • Uyarıcı yasadışı maddeler
      • Amfetamin
      • Kokain
      • Eroin
      • Ekstazi
      • Esrar (cannabis)
  • Hormonal değişiklik dönemleri
    • Menstruasyon (adet) dönemi
    • Gebelik
    • Menopoz öncesi
  • İlaçlar
    • Soğukalgınlığı ve allerji ilaçları (psödoefedrin vs.)
    • Zayıflama ilaçları
    • Kimi hipertansiyon ilaçları (hidralazin, minoksidil, alfa blokerler)
    • Kimi antihistaminikler (örn. Terfenadin)
    • Kimi antibiyotikler (eritromisin, klaritromisin vs.)
    • Mantar ilaçları (itrokonazol vs)
    • Kimi antidepresanlar (sitalopram, essitalopram, trisiklik antidepresanlar)
    • Astım ve KOAH için kullanılan kimi ilaçlar (salbutamol, ipratropium bromür vs.) (solunum yoluyla alınanlar dahil)
    • Kalp ritm bozukluğu için kullanılan kimi ilaçlar
    • Tiroid ilaçları
    • Erektil disfonksiyon ilaçları (sildenafil, tadalafil vs.)
    • Spor performansı ve kas gelişimi için kullanılan ilaçlar
    • Kimi bitkisel maddeler veya besin destekleri
  • Elektrolit bozuklukları

Çarpıntıya yaklaşım

Ne zaman doktora gitmek gerekir?

Çarpıntılar seyrek oluyor ve kısa sürüyorsa, genellikle altında ciddi bir neden yoktur, genellikle de doktora gitmeyi gerektirmez. Ancak, aşağıdaki durumlar mevcutsa doktorla görüşmekte yarar vardır:

  • Çarpıntıların uzun sürmesi, düzelmemesi veya kötüleşmesi
  • Geçmişte kalp hastalığı öyküsü olması
  • Çarpıntı hakkında endişe duyulması

Ne zaman acile müracaat etmek gerekir?

Çarpıntı ile birlikte aşağıdaki belirtiler mevcutsa, en kısa sürede acil servise müracaat etmek gerekir.

  • Şiddetli nefes darlığı
  • Göğüs ağrısı veya göğüste baskı ve sıkışma hissi
  • Başdönmesi, sersemlik, dengesizlik
  • Bayılma veya kendinden geçme

Çarpıntı için yapılabilecek incelemeler

Çarpıntı için doktora müracaat edildiğinde aşağıdaki incelemeler yapılır:

  • Klinik incelemeler
    • Çarpıntının
      • Şekli
      • Belirtileri
      • Sıklığı
      • Süresi
      • Tetikleyicileri hakkında sorgu
    • Tıbbi özgeçmiş sorgusu
    • Tıbbi aile geçmişi sorgusu
    • Yaşam tarzı, alışkanlıklar ve kullanılan ilaç ve maddeler sorgusu
    • Fizik muayene
  • Elektrokardiyogram (EKG)
    • Standart 12 derivasyonlu EKG
    • Gerekirse egzersiz testi
    • Gerekirse Holter monitör ile 24-48 saatlik EKG kaydı
    • Gerekirse event recorder denen cihazlarla uzun süreli (1 hafta veya daha fazla) EKG takibi
  • Kan biyokimyası
    • Kan sayımı
    • Kan şekeri
    • Böbrek fonksiyonları
    • Elektrolitler
    • Tiroid fonksiyonları
    • Gerekli olabilecek diğer incelemeler
  • Yapısal kalp hastalıklarını araştırmak için ekokardiyografi
  • Gerekirse elektrofizyoloik incelemeler

Çarpıntı tedavisi

Çarpıntıda tedavi nedene bağlıdır. Çoğu çarpıntı zararsız olup kısa sürede geçtiği için genellikle özel bir tedavi gerekmez. Genellikle çarpıntının tetikleyicilerinden uzak durmak yeterli olur.

  • Anksiyete ve stres azaltıcı yöntemler
  • Alkol, nikotin, kafein ve yasadışı maddelerden uzak durmak
  • Kullanılan ilaçları çarpıntı yapma olasılığı açısından gözden geçirmek
  • Kullanılan bitkisel maddeler ve gıda takviyelerini gözden geçirmek

Doktor bir neden saptarsa ona yönelik tedavi planlanır. Bu tedavi ilaçlar veya elektrofizyolojik yöntemler olabilir.

Kalbe zarar verebilen sorunlar

Kalp hastalıkları hala dünyada en fazla ölüme neden olan sağlık sorunudur. Bilinen risk faktörlerinin dışında kimi ilgisiz görünen sorunlar da kalp hastalığına zemin hazırlayabilir.

Kalp hastalıkları hala dünyada en fazla ölüme neden olan sağlık sorunudur. Bilinen risk faktörlerinin dışında ilgisiz görünen ancak kalbe zarar verebilen sorunlar da mevcuttur.

Kalp hastalıklarına genel bakış

Türkiye’de de koroner kalp hastalığı, ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alır. Ülkemizde her yıl 400 bin civarında yeni koroner kalp hastası ortaya çıkar. Koroner kalp hastalığı sorunu yaşayan her 100 kişiden 20- 30’u herhangi bir belirti olmadan ani ölümle karşılaşır. Kalp krizi bu insanların %40-50’sinde önceden hiç bir belirti vermeden ortaya çıkar. Koroner kalp hastası olanların ancak %30’u başına bir iş gelmeden önce bunu öğrenebilir.

Koroner kalp hastalığının oluşumunda genetik altyapının yanısıra hareketsiz yaşam, kötü diyet, sigara kullanımı, kolesterol ve/veya tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı (diyabet) gibi faktörlerin önemi çok büyüktür. Ancak, bunun yanında, kimi tümüyle ilgisiz görünen hastalıklar ve sağlık sorunları da kalp hastalığı riskini arttırabilmektedir.

Kalbe zarar verebilen sorunlar nelerdir?

Tiroid hastalıkları

Tiroid bezinin fazla çalışması (hipertiroidi) da, az çalışması (hipotiroidi) da kalp hastalığı açısından riski arttırır. Hipertiroidi durumunda ritm bozuklukları, atrial fibrilasyon, hipertansiyon, kalp yetersizliği ve mevcut koroner kalp hastalığı komplikasyonlarında artış görülür. Hipotiroidide ise kalp fonksiyonlarında azalma, kalp yetersizliği, kolesterol artışı, homosistein artışı, diyabet eğiliminde artma ve enflamasyon (CRP) artışı görülür.

Subklinik hipertiroidi (TSH düzeylerinin çok düşük olmasına karşılık T3 ve T4 seviyelerinin normal olması) veya subklinik hipotiridi (belirti olmaksızın TSH düzeylerinin yüksek bulunması) durumlarında da yükarıda sözü geçen riskler oluşur. O nedenle bu sorunlar saptandığında uygun şekilde takip ve tedavi edilmelidir.

Otoimmün romatizmal hastalıklar

Romatoid artrit ve sistemik lupus erythematosus gibi otoimmün romatizmal hastalıklar damar sertliği ve koroner kalp hastalığı riskini arttırırlar. Bu hastalıkların bir kısmı (sistemik lupus erythematosus gibi) doğrudan kalp kasını da etkileyerek kalp hastalığı yapabilir veya bir kısmında (SLE, otoimmün vaskulitler ve antifosfolipid sendromu gibi) ilaveten damar içi pıhtılaşma riski de arttığından buna bağlı olarak çeşitli damarlarda tıkanma riski de ortaya çıkabilir.

İltihabi barsak hastalıkları

Ülseratif kolit ve Crohn hastalığı gibi otoimmün iltihabi barsak hastalıkları neden oldukları çeşitli komplikasyonların yanısıra kalp damar hastalığı riskinde de artma nedeni olurlar. Yapılan çalışmalar, iltihabi barsak hastalıklarının iskemik kalp hastalığı riskini 4-5 kat, inme riskini ise 2- 2,5 kat arttırdığını göstermiştir.

Erektil disfonksiyon

Erektil disfonksiyon 40 yaş üzerindeki erkeklerde %30 üzerinde rastlanan ve yaşam kalitesini bozan bir bir sorundur. En önemli nedeni penise giden damarların daralması olan bu durum genellikle kalp hastalığının belirtilerinin görülmesinden birkaç yıl önce ortaya çıkar ve genellikle kalp damar hastalığının öncüsü kabul edilir.

Kalp damar hastalıklarının tedavisinde kullanılan beta blokerler ve kolesterol ilaçları gibi kimi ilaçlar sıklıkla erektil disfonksiyona neden olmakla suçlanırlar, ancak neden genellikle temelde olan damar yapısı bozukluğudur.

Erektil disfonksiyonun giderilmesi için kullanılan ilaçların kalp damar sistemi üzerine olan olumsuz etkileri ve diğer ilaçlarla etkileşimleri de gözardı edilmemelidir.

Kadınlara özgü sorunlar

Endometriyozis (Çikolata kisti)

Endometriyozis, rahmin içini döşeyen endometriyum tabakasının rahim dışında başka bir bölgede büyümesi sonucu gelişen ve sıklıkla ağrılı seyreden bir hastalıktır. Endometriyozise en sık olarak yumurtalıklar, fallop tüpleri ve pelvisi örten dokuda rastlanır. Yaklaşık her 15 kadından birini etkileyen bu sorun, en çok 30’lu ve 40’lı yaşlardaki kadınlarda görülür.

Endometriyozis
Endometriyozis

Endometriyozis bulunan kadınlarda kalp krizi, angina veya koroner girişim gerekliliği gibi durumlar %50- %90 arası bir risk yaratmaktadır. Endometriyozis genellikle kronik inflamasyon ve metabolik bozukluklarla da birlikte bulunur. Bu durumun nedenleri tam bilinememektedir, ancak endometriyozis bulunan kadınların diğer kalp damar hastalığı riskleri de araştırılarak gerekli tedbirlerin alınmasında yarar vardır.

Adet düzensizlikleri

Uzun süreli adet düzensizlikleri ile kalp hastalığı riski araştırıldığı zaman, bu düzensizliklerin koroner kalp hastalığı riskini %28 kadar arttırdığı saptanmıştır. Bu nedenle, uzun süreli adet düzensizliği bulunan kadınlarda bu duruma yol açan nedenlerin araştırılarak mükünse düzeltilmesi ve diğer kalp damar hastalığı risklerinin incelenmesi yararlı olur.

Erken veya geç menarş (ilk adet) yaşı

Sağlıklı bir kız için ilk adet (menarş) genellikle 12 yaş civarındadır. İlk adetini 10 yaş altında gören kızlarda gelecekteki kalp hastalığı riskinin dört kat arttığı saptanmıştır. İlk adetin 15 yaştan sonra olması durumunda ise gelecekteki kalp hastalığı riski 2,5 kat artmaktadır.

Preeklampsi

Gebelik sırasında preeklampsi (yüksek kan basıncı ve idrarda protein kaçağı) görülmesi, gebeliğin seyri ve bebeğin sağlığı açısından tehlikeli bir duruma işaret eder. Ancak, hepsi bu kadar değildir.

Gebeliği sırasında preeklampsi yaşayan kadınlarda sonradan hipertansiyon gelişmesi çok sıktır. Koroner kalp hastalığı riski de bu kadınlarda diğer kadınlara oranla iki kat artar.

Gebelik diyabeti

Gebeliği sırasında diyabet gelişmesi veya şeker yüklemesi pozitifliği tüm gebeliklerin % 20 kadarında görülür ve hem gebeliğin devamı, hem de anne ve bebeğin sağlığı açısından risk oluşturur.

Bu kadınlarda ileriki yıllarda diyabet gelişme riski % 50 civarındadır. Üstelik, bu kadınlarda, sonradan diyabet gelişimi olsun veya olmasın, koroner kalsifikasyon görülmesi sıklığının diğer kadınlara oranla iki kat fazla olduğu bildirilmiştir.

Erken menopoz

Erken menopoz kalp sağlığı açısından önemli bir tehlike durumundadır. Kalp hastalığı riskinin menopoza 40 yaşından önce giren kadınlarda (prematür menopoz) iki kat, 40- 45 yaşlar arasında menopoza girenlerde ise % 50 arttığı gösterilmiştir. Risk açısından doğal veya cerrahi menopoz arasında fark yoktur.

Kalbe zarar verebilen sorunlar için yapılabilecekler

Yukarıda sayılan kalbe zarar verebilecek durumlar optimal olarak tedavi edilmelidir. Ancak kalp damar hastalığının çok boyutlu olduğu unutulmamalıdır. Koroner kalp hastalığının oluşumunda genetik altyapının yanısıra hareketsiz yaşam, kötü diyet, sigara kullanımı, kolesterol ve/veya tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı (diyabet) gibi faktörlerin önemi çok büyüktür. Bu kişilerde diğer kalp damar hastalığı risklerinin de araştırılmasında ve gerekli tedbirlerin alınmasında yarar vardır.

Sessiz katil hipertansiyon

Sessiz katil hipertansiyon her an size de zarar verebilir. Hipertansiyon ihmal edilmemesi gereken bir sağlık sorunudur.

Sessiz katil hipertansiyon her an size de zarar verebilir. Hipertansiyon ihmal edilmemesi gereken bir sağlık sorunudur.

Bu satırları okuyan her 10 okuyucudan biri hipertansiyon hastası, her 5 okuyucudan biri de tansiyon hastası olmaya aday. Tansiyon hastalarının yarısı rahatsız olduğunun farkında değil. Bu ürkütücü tablo yapılan çeşitli çalışmalar sonucunda ortaya çıkarıldı.

Toplum sağlığını bu denli tehdit eden sessiz katil hipertansiyon genç, çocuk, yaşlı demeden her yaş grubunu etkiler. Ortaya çıkarken herhangi bir sinyal vermeden tüm vücudu etkisi altına alması ise hastalığa ilişkin bir başka korkutucu gerçektir. Tedavi edilmediğinde ise kalp krizi, inme, körlük, böbrek rahatsızlıkları gibi sorunlara yol açabilir.

Hipertansiyon nedir?

Hipertansiyon, kan basıncının yani tansiyonun normal sınırlar üzerinde seyretmesidir. Dinamik bir fizyolojik değişken olan kan basıncı, çeşitli koşullar altında zaman zaman kısa sürelerle normal seviyelerin üzerine çıkabilir. Ancak kan basıncı yükselmesinin kalıcı hale gelmesi durumuna hipertansiyon denir.

Normal ve anormal kan basınçları nelerdir?

Normal ve anormal kan basınçları ayrımı için önerilen sınırlar aşağıdadır:

KATEGORİSİSTOLİK KAN BASINCI (MMHG)DİYASTOLİK KAN BASINCI (MMHG)
Normal <120 ve <80<120ve<80
Artmış 120–139 ve/veya 80-89120- 139ve/veya80-89
Hipertansiyon ≥140 ve/veya ≥90≥140ve/veya≥90
Evre 1 Hipertansiyon≥140–159ve/veya≥90-99
Evre 2 Hipertansiyon≥160ve/veya≥100

Ancak, bu kan basınçlarının standart koşullarda ölçülmüş ve zaman içinde tutarlılık gösterir nitelikte olması gerekir. Bu koşullar altında büyük (Sistolik kan basıncı) tansiyonu 140 mm civa, küçük (diastolik kan basıncı) tansiyonun 90 mm civa üzerinde olan kişiler hipertansiyonlu olarak nitelendirilir.

Hipertansiyon belirtileri nelerdir?

Aslında bu hastalık çok sinsi seyreder. Birçok hasta, yüksek tansiyon hastası olduğunu bilmeden yaşamını sürdürür. Örneğin tansiyon hastalarının yarısı yüksek tansiyon hastası olduğunu bilmez.

Normal olarak kan basıncının yükselmesi hiç bir belirti vermez. Bu nedenle adı “sessiz katil hipertansiyon” olarak konulmuştur.

Buna karşılık aşağıdaki belirtilere sık rastlanır.

  • Sabahları ensede hissedilen ağrı
  • Nefes darlığı
  • Çarpıntı
  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
  • Sık idrara çıkma
  • Bacaklara sık sık kramp girmesi
  • Ayakların şişmesi
  • Kulaklarda uğultu
  • Çınlama
  • Görmede bozukluk
  • Göğüste baskı hissi
  • Vücudun yarısında uyuşma hissi ve güç kaybı

Bu belirtiler son derece sık rastlanan ve hipertansiyona özgü olmayan belirtilerdir ve kimi zaman kan basıncı yüksekliğinin nedeni, kimi zaman da hipertansiyonun sonucu olarak ortaya çıkabilir, hatta çoğu zaman hipertansiyonla hiç ilgisi olmayan sorunlar nedeniyle bulunurlar. O nedenle hipertansiyon tanısı için en önemli kriter doğru koşullarda ölçülmüş kan basıncının uzun vadeli olarak yüksek bulunmasıdır.

Sessiz katil hipertansiyon sıklığı

Bu hastalık ülkemizde her 10 erişkinden birinde görülür. 40 yaşın üzerindeki kişileri göz önüne alırsak görülme oranı % 40 üzerine çıkar. Kentsel farklılıklara göre de bu hastalıkla karşılaşma oranı değişir. Örneğin yoğun sanayi yaşantısının olduğu bölgelerde yüksek tansiyon sıklığı biraz daha fazladır.

Aslında durum gelişmiş ülkelerde de farklı değildir. Yüksek tansiyon bu ülkelerde yüzde 20 oranında görülür.

Hipertansiyonlu hastaların ancak yüzde 50’si hasta olduğunun farkındadır, hipertansiyonu olduğunu bilenlerin ancak yarısı bu nedenle ilaç kullanır ve ilaç kullananların da ancak yarısında tedavi etkili olur. Bu durum hipertansiyonda yarılar kuralı olarak bilinir.

Hipertansiyon nasıl oluşur?

Esansiyel (primer) hipertansiyon

Tüm hipertansiyon hastalarının yüzde 95 kadarında hipertansiyonun kökeni belli değildir. Ancak, yine de hipertansiyonun altyapısında bulunan risk faktörleri bellidir.

İlk grup risk faktörü kalıtım, yaş, cinsiyet, şeker hastalığı gibi değiştiremeyen faktörlerden oluşur. İkinci grupta ise şişmanlık, sigara, tuzlu yiyecekler, stres, hareketsizlik, fazla alkol alma gibi değiştirilebilen faktörler bulunur. Bu faktörlerin de etkisiyle, hipertansiyon zamanla ortaya çıkar.

Sekonder hipertansiyon

Hastaların % 5 kadar bir kısmında ise, hipertansiyon nedeni olan bir sorun bulunur. Bu hastalar da tıpkı esansiyel hipertansiyon hastaları gibi, kan basıncı çok yüksek düzeylere çıksa bile genellikle pek belirti vermezler. Ancak, feokromositoma gibi kimi durumlarda zaman zaman tansiyonun ani yükselmesi ile gelen sıcak basması, kozarma, çarpıntı gibi belirtiler olur.

Sekonder hipertansiyon belirtileri

Tansiyonu yüksek olan bir kişide aşağıdaki belirtilerin bulunması durumunda sekonder hipertansiyon yönünden araştırma yapmak gerekir.

  • İlaç tedavisine rağmen düşmeyen kan basıncı (dirençli hipertansiyon)
  • Çok yüksek kan basıncı (sistolik 180 mmHg veya diastolik 120 mmHg üzerinde)
  • Daha önceden tansiyonu düşüren ilaçların artık ilaç tedavisine cevap vermez olması
  • 30 yaşından önce veya 55 yaş yaşından sonra ani başlangıçlı hipertansiyon
  • Hipertansiyon için aile hikayesinin bulunmaması
  • Obezitenin bulunmaması

Sekonder hipertansiyon nedenleri

Çeşitli nedenler sekonder hipertansiyon nedeni olabilir. Bunlar aşağıda sıralanmıştır.

uyku apnesi hipertansiyon nedenidir
Uyku apnesi hipertansiyon nedenidir
  • Uyku apnesi
  • Böbrek yetersizliği
  • Böbrek damarlarında darlık
  • Aort koarktasyonu
  • Cushing sendromu
  • Primer aldosteronizm
  • Feokromositoma
  • Hiperparatiroidi
  • Tiroid fonksiyon bozuklukları
  • Obezite
  • Gebelik
  • İlaçlar
  • Diğer nedenler

Sekonder hipertansiyondan şüpheleniliyorsa, doktor bunlarla ilgili ayrıntılı inceleme yapıp durumu açıklığa kavuşturacaktır.

Hipertansiyonun yarattığı riskler

Hipertansiyon zaman içinde ciddi sorunlara zemin hazırlama riski taşır. Bu riskler aşağıda belirtilmiştir.

Hipeertansiyonun yarattığı riskler

Hipertansiyon ve yaşlanma

Yaş ilerledikçe hipertansiyon görülme sıklığı artar. Kadınlarda menopoz zamanına kadar genellikle erkeklerden daha az görülür, ancak menopoz sonrasında kadın/erkek oranı eşitlenir ve 70 yaş üzerinde oran neredeyse % 70’lere ulaşır. Ancak, hipertansiyonun bir yaşlı hastalığı olmayıp, çocuklarda bile görülebildiğini unutmamak gerekir.

Kan şekerini etkileyen maddeler

Şeker hastası iseniz, şekerinizi etkileyen faktörleri de bilmek gerekir. Kan şekerini etkileyen maddeler de bunların arasındadır.

Şeker hastası iseniz, şekerinizi etkileyen faktörleri de bilmek gerekir. Kan şekerini etkileyen maddeler de bunların arasındadır.

Eğer şeker hastalığınız (diyabet) varsa muhtemelen yediklerinize dikkat etmemenin, diyabet ilaçlarınızı düzenli kullanmamanın veya yeterli egzersiz yapmamanın kan şekerini yükselttiğini biliyorsunuzdur. Başka sorunlarınız için kullandığınız kimi ilaçların ve benzeri maddelerin de kan şekerini etkilleyebileceğini bilmekte yarar var. Bu maddeler reçeteli ilaçlar olabileceği gibi, reçetesiz de alınabilen kimi ilaçlar veya başka maddeler olabilir.

Kan şekerini etkileyen maddeler

Şekeri yükselten reçeteli ilaçlar

  • Antibiyotikler: Dapson ve rifampisin gibi antibiyotikler
  • Kortikosteroidler (kortizon türevleri): İltihapli romatizmalar, iltihabi barsak hastalıkları ve allerjiler gibi durumlar bu ilaçların kullanım alanları arasındadır. Ancak, yüzeyel kullanılan kortikosteroidli kremler ve benzerleri ile solunum yoluyla alınan kortikosteroidli ilaçlar (inhaler ilaçlar) sorun yaratmaz.
  • Psikolojik sorunlarda kullanılan ilaçlar: Klozapin, olanzapin, risperidon, klozapin, aripiprazol, ziprasidon, ketiapin ve lityum.
  • Epilepsi ilaçları: Özellikle difenilhidantoin (fenitoin) kullananlar dikkat etmelidir.
  • Östrojenler: Doğum kontrol ilaçları veya menapoz sonrası hormon tedavisi
  • Kalp ve hipertansiyon ilaçları: Bu ilaçlardan amiodaron, kalsiyum kanal blokerleri, klonidin, beta blokerler ve idrar sökücüler
  • Kolesterol ilaçları: Statin grubu kolesterol düşürücü ilaçlar da kan şekerini yükseltebilir.
  • Adrenalin: Ağır alerji ataklarında kullanılır .
  • Astım ilaçları: Astım veya KOAH hastası yutularak veya enjeksiyon şeklinde aşağıdaki ilaçları kullanıyor olabilir. Bu kişiler şeker konusunda dikkatli olmalıdır. Bu ilaöların inhaler formlarında ise sorun yoktur.
    • salbutamol
    • metaproterenol
    • salmeterol
    • formoterol
    • terbutaline
    • teofilin
  • Isoretinoin: Akne tedavisi için kullanılıyor ise şekere dikkat gerekir.
  • Tacrolimus: Organ nakilleri sonrasında tacrolimus kullananlar kan şekerini izlemelidir.
  • HIV, hepatit C ve benzer virüs enfeksiyonlarında kullanılan proteaz inhibitörü ilaçlar

Şekeri düşüren reçeteli ilaçlar

  • Kimi antienfeksiyöz ajanlar: Sülfonamid grubu antibakteryeller
  • Aspirin: Yüksek doz aspirin ve benzerleri
  • Ağrı kesiciler: Parasetamol
  • Kalp ve tansiyon ilaçları: ACE inhibitörleri, beta blokerler, disopromid, kinidin
  • Kinin
Alkollü içecekler
Alkollü içkiler kan şekerini etkiler

Diğer kan şekerini etkileyen maddeler

  • Alkol: Alkollü içecekler kan şekeri üzerine iki yönlü etki yaparlar. Alkol alındıktan sonra kan şekerini yükseltir, ancak birkaç saat geçmesini takiben kan şekerinin ciddi oranda düşmesine (hgipoglisemi) yol açar. Kan şekeri düşüşü sonucunda vücudun kan şekerini yükseltici mekanizmaları devreye girerek şekerin yeniden yükselmesine neden olur. Bu nedenle alkol kullanımı kan şekerinin düzeninin bozulmasında önemli bir etkendir.
  • Kafein: Kahve, çay, kolalı içecekler, buzlu çay, enerji içecekleri veya çikolata kafein içerir. Bir fincan kahve 150 mg civarında kafein içerir, ancak enerji içeceklerinde bu miktar çok daha yüksektir. Kafein günde 400 mg üzerinde kan şekerini etkiler.
  • Nikotin: Sigara, başka tip tütün ürünleri (pipo, puro, nargile), tütün çiğneme veya sigarayı bırakma amaçlı kullanılan nikotin bant ve sakızları kan şekerini yükseltir.
  • Psödoefedrin: Soğukalgınlığında kullanılan reçetesiz ilaçlar genellikle psödoefedrin içerir.
  • Öksürük şurupları ve diğer şuruplar: Şurupların içeriğinde şeker bulunup bulunmadığını kontrol edin.
  • Şeker, bal, pekmez veya benzerlerini içeren geleneksel tedaviler
  • Niasin

Sonuç

Yukarıda sayılan ilaç ve maddeler kan şekerinizi yükseltme olasılığı taşısa bile, bu durum bu ilaç ve maddelerin kullanılmasına engel değildir. Bu konuda doktorunuzla mutlaka görüşün.

Diyabetiniz varsa veya kan şekeriniz yükselme eğilimi gösteriyor ise, yeni bir ilaca başlarken veya tedaviniz değiştiğinde doktorunuza bu durumu hatırlatmakta yarar vardır. Bu durum reçetesiz bir madde kullanmak istediğinizde de geçerlidir.

Doktorunuz diyabet veya başka amaçlar için kullandığınız herşeyi bilmelidir ki, ilaçlarınızın doz ve süre ayarlamalarında sorun olmasın. Bu tip ilaç ve maddeleri kullananlar kan şekerini daha sıkı takip etmelidir.

Her durumda kan şekerinizi kontrol altında tutmak için yapmanız gerekenleri ihmal etmeyin. Diyetinize uyun, düzenli egzersiz yapın ve diyabet ilaçlarınızı önerildiği şekilde kullanın.

EVDE KAN BASINCI ÖLÇÜMÜ

Ev tipi tansiyon aletleri çok yaygınlaştı. Peki evde kan basıncı ölçümü yapmak için gerekenleri biliyor musunuz?

Ev tipi tansiyon aletleri çok yaygınlaştı. Peki evde kan basıncı ölçümü yapmak için gerekenleri biliyor musunuz?

Klinik kan basıncının sorunları

Hipertansiyon tanısı ve tedavisi ile ilgili kararların standard koşullar altında ölçülmüş doğru kan basıncı sonuçlarına göre verilmesi zorunludur. Bu konuda geçerli tüm tanı ve tedavi kriterleri hekim tarafından ölçülen klinik kan basıncı değerlerine dayalıdır ve büyük ölçüde kan basıncı ve kardiyovaskuler olaylar arasındaki ilişkileri araştıran büyük çalışmaların sonuçlarına göre düzenlenmiştir.

Buna karşılık, klinikte tansiyon ölçümü ile ilgili çeşitli problemler vardır. Takipte hekimin tarafgirliği problem yaratabilmekte ve çeşitli hekimlerin ölçtüğü kan basınçları arasında önemli farklar bulunabilmektedir. Beyaz gömlek etkisi ile çok sık karşılaşılmakta ve bu durumda da hastanın hekim ofisi dışındaki kan basınçlarını bilmek ciddi sorun yaratabilmektedir. Kan basıncının değişken yapısı ve tansiyonu yükselten nedenler de bu sorunlara katkıda bulunur.

Kan basıncının bu değişken yapısı ve bu değişken yapıyı etkileyen faktörlerin çeşitliliği kan basıncı ölçümlerindeki hassasiyeti belirgin şekilde etkilemektedir. Bu nedenle, hipertansiyonun tanı ve takibinde ölçüm sayısı kadar, ölçümlerin yapıldığı koşullar da büyük önem taşır. Ölçümleri yaygınlaştırmanın başlıca iki pratik yolu da ambulatuar kan basıncı monitorizasyonu ve evde kan basıncı ölçümleridir.

Evde kan basıncı ölçümü

Kullanılacak Cihazlar

Gerek civalı, gerekse aneroid tansiyon aletleri evde ölçüm için uygun değildir.

Evde kan basıncı ölçmek için otomatik cihazlar geliştirilmiştir. Bu cihazlarla ilgili pazar inanılmaz bir hızla büyümekte ve piyasada çok çeşitli marka ve modelde otomatik tansiyon aleti bulunmaktadır. Güvenilirliği onaylı bir cihazın kullanılması tercih edilmelidir.

Evde kan basıncı ölçümünün tekniği

Evde kan basıncı ölçülmesi için uyulması gerekli koşullar ofiste kan basıncı ölçülmesi sırasında uygulanması gereken koşullardan farklı değildir. Bu koşullar şu şekilde sıralanabilir:

  • Hasta oturmuş, sırtını yaslamış ve kolları kalb hizasında bir desteğe yaslanmış halde iken ölçüm yapılmalıdır. Ölçümden yarım saat öncesine kadar sigara veya kafeinli içecekler içilmemeli, yemek yenilmemelidir.
  • Hasta ölçümden önce en az 5 dakika dinlenmelidir.
  • Hastanın kol çevresinin en az % 80’ini saracak bir manşon kullanılmalı, manşonun üzerindeki arter işaretinin arter üzerine gelmesine dikkat edilmelidir. Çoğu manşonun üzerinde hangi kol çaplarında kullanılabileceği yazılıdır. Bunun yazılı olmaması halinde aşağıdaki tabloda belirtilen ölçüler kullanılabilir.
  • Hasta ileri obez ise, kolun konik bir hal alması nedeniyle ölçüm sırasında manşonun aşağı kayması ile sık karşılaşılır. Bu durumda, dirsek hizasında kola manşonun kaymasını önleyecek bir parmak kadar kalınlığında bir bez veya sünger gevşek şekilde sarılmalıdır. Bu şekilde, manşonun bu desteğe dayanarak kayması engellenir.
  • Tercihan onaylı ve ölçüm hafızası olan bir elektronik cihaz kullanılmalıdır, bilekten ya da parmaktan ölçüm yapan cihazlar tercih edilmemelidir. Eğer cıvalı veya aneroid bir cihaz kullanılıyorsa, hastanın kendisi kan basıncını ölçmemeli, kann basıncını ölçmeyi bilen bir başkası tarafından ölçüm yapılmalıdır.
  • Hem sistolik, hem de diastolik kan basıncı kaydedilmelidir.
  • İki dakika arayla yapılacak iki veya daha fazla sayıdaki ölçümün ortalaması alınmalıdır. Eğer ölçümler arasındaki fark 5 mmHg üzerindeyse, fark ortadan kalkana kadar ilave ölçümler yapılmalıdır.

Günlük pratikte ne kadar ölçüm yapılması gerektiği konusunda tam bir fikir birliği olmamakla birlikte, sabahtan ve akşam üzeri yapılacak iki ölçüm genelde yeterlidir.

Azami kol çevresiManşon boyutu
Küçük çocuklar< 17 cm4 x 13 cm
Büyük çocuklar17- 26 cm8 x 18 cm
Adolesan ve erişkinler26- 42 cm13 x 35 cm
Şişmanlar> 42 cmUygun manşon + manşon desteği
Kan basıncı ölçümü sırasında kol çevresine uygun manşon seçimi

Evde kan basıncı ölçümü özellikleri

Klinikte ve evde ölçülen ve ambulatuar takiple saptanan kan basınçları karşılaştırıldığında, evdeki ölçümlerin klinik ölçümlerinden daha düşük olduğu ve ambulatuar kan basıncı ile saptanan ortalama gündüz kan basıncıyla benzer olduğu görülmüştür. Klinikte ölçülen kan basıncıyla evde ölçülen kan basıncı arasındaki fark, klinikteki kan basıncının düzey, arttıkça artış gösterir.

Yapılan bir meta analizde incelenen 17 kesitsel çalışmanın sonucu olarak klinikte 140/90 olarak ölçülen kan basıncının karşılığının ev ölçümlerinde 135/85 mmHg olduğu hesaplanmıştır. Dolayısıyla, gerek sistolik ve gerekse diastolik kan basıncı için ofis ölçümlerinden 5 mmHg daha düşük değerler sözkonusudur.

Evde kan basıncı ölçümü doğru yapılırsa çok yararlıdır
Evde kan basıncı ölçümü doğru yapılırsa çok yararlıdır

Günlük pratikte ev ölçümleri beyaz gömlek hipertansiyonunun tesbit ve takibinde, ve genellikle kötü uyumun neden olduğu dirençli hipertansiyonda son derece kullanışlıdır. Ayrıca, bu yöntem kognitif fonksiyon bozukluğu olmadığı takdirde yaşlılarda da gençlerdeki kadar güvenilirdir. Sınırda veya hafif hipertansiyonlu gebeler ile sıkı kan basıncı kontroluna ihtiyaç duyan diabetlilerde de bu yöntemin kullanımı büyük yarar sağlar.

Evde kan basıncını takip etmenin hastanın tedaviye uyumunu arttırır ve bu durum kan basıncı kontroluna da yansır. Hipertansiyonda tedavi etkilerinin kontrolu için de son derece kullanışlı olan bu yöntem hipertansiyonun uygun kontrolunu sağladığı için tedavi maliyetlerini de düşürür.

Evde kan basıncı ölçümü sakıncaları

Klinikteki kan basıncıyla evde ölçülen kan basıncı arasındaki fark gençlerde, antihipertansif tedavi görmeyenlerde, nabız basıncı yüksek olanlarda ve sigara içmeyenlerde daha fazladır, ayrıca kan basıncı arttıkça aradaki fark da artmaktadır. Ancak, atrial fibrillasyon özellikle elektronik (fuzzy logic) cihazlarla yapılan ölçümlerdeki en önemli hata kaynağı durumundadır.

Evde kan basıncı ölçümü ile elde edilen güvenilir neticeler, bu sonucun doktora bildirilmesi aşamasında bu ölçüde güvenilir değildir. Hastaların yarıya yakını ölçümlerin bir kısmını doktora bildirmemekte, bir kısmı da ölçülmemiş değerler bildirmektedir. Bu ilginç fenomenin nedenleri arasında kontrolsüz hipertansiyon ve düşük eğitim seviyesi gelmektedir. Bu durumu önlemenin en gerçekçi yolu, ölçülen değerleri tarih ve saatiyle hafızasında tutan veya yine tarih ve saat belirterek yazılı şekilde veren cihazlar kullanmak olacaktır.

Evde kan basıncı ölçümü hipertansiyon tanısında ise kullanışlı değildir ve hipertansiyon tanısı yine klinik ölçümlerine dayanmak durumundadır.

Evde kan basıncı ve komplikasyonlar

Yapılan çalışmalar, hipertansiyonlu hastada risk belirlemesi açısından ambulatuar kan basıncı ile tesbit edilen gündüz ortalama kan basıncının en güçlü parametrelerden biri olduğunu göstermektedir. Evde ölçülen kan basınçlarının da, ambulatuar kan basıncı gündüz ortalamaları ile benzer sonuç vermesinden ötürü, benzer değerde bir prognostik gösterge olması beklenmelidir. Nitekim, bunu doğrulayan bulgular da mevcuttur. Dolayısıyla, ev ölçümü sonuçlarının da prognoz belirleme açısından ambulatuar kan basıncı sonuçları ile benzer değerde olduğu kabul edilebilir. Klinik kan basıncı, ambulatuar kan basıncı ve evde kan basıncı ölçümlerinin pratik uygulamadaki farkları Tablo 3‘de gösterilmiştir.

 Klinikte Ölçülen Kan BasıncıAmbulatuar Kan BasıncıEvde Ölçülen Kan Basıncı
Ölçüm sayısıAzÇokÇok
Ölçüm çelişkisiVarYokVar/yok
Beyaz gömlek etkisiVarTesbit edilebilirYok
Hedef Organ Hasarını YansıtmaZayıfİyiİyi
Prognozu belirlemeZayıfİyiİyi
Kompliansı arttırma??Mümkün
Klinikte ölçülen, ambulatuar ve evde ölçülen kan basınçlarının karşılaştırılması

Sonuç

Hipertansiyonun toplumdaki yaygınlığı göz önüne alındığında tanı ve tedavide çeşitli problemlerle karşılaşılacağı muhakkaktır. Bunların üstesinden gelmenin en kolay yollarından birisi olarak hastanın evde kendi kan basıncını takip etmesi görülmektedir. Oldukça kolay ve ucuz olan bu yöntem, uygun cihazlar ve hasta eğitimi ile son derece yararlı sonuçlar verebilmektedir. Bu nedenle, evde kan basıncı takibinin yaygınlaştırılmasında yarar vardır.