ASPİRİN VE KALP

Kalp hastalıkları ve aspirin konusunda çok şey söylenmekte. Pek çok kişi “kan sulandırıcı olduğu için” aspirin kullanıyor. Aspirinin faydaları ve zararları neler? Kimler kullanmalı, kimler kullanmamalı?

Kalp hastalıkları ve aspirin konusunda çok şey söylenmekte. Pek çok kişi “kan sulandırıcı olduğu için” aspirin kullanıyor. Aspirinin faydaları ve zararları neler? Kimler kullanmalı, kimler kullanmamalı?

Aspirin nedir?

100 yılı aşkın süredir ağrı kesici ve ateş düşürücü olarak hayatımızda olan aspirin veya asıl ismiyle asetil salisilik asit etki ve yan etkileri çok iyi bilinen bir ilaçtır. Aspirin kalp hastalıklarında 1970’lerden beri kanın pıhtılaşmasını azaltıcı ve kalp krizlerini önleyici olarak da kullanılmaktadır. Bu amaçla kullanılan aspirin dozu düşüktür (günde 75- 100 mg). Ancak nadir durumlarda daha yüksek doz da önerilebilir.

Aspirin ve kalp damar hastalıkları ilişkisi nasıldır?

Kalp krizi ve tıkayıcı inme nasıl meydana gelir?

Çoğu zaman kalp krizi ve tıkayıcı inme, kalp kasınızın veya beyninizin bir kısmına giden kan akışı engellendiğinde meydana gelir. Bu durum damar sertliği (ateroskleroz) sürecinin bir parçasıdır. Ateroskleroz damar duvarının iç yüzeyinin altında kolesterolden zengin yağlı bir birikimle başlar. Bu yağlı birikime aterosklerotik plak denir. Aterosklerotik plak içinde kolesterol, düz kas hücreleri ve iltihap hücrelerinin olduğu kompleksi bir birikimdir ve iltihabi (enflamatuar) bir süreci de barındırır. Bu iltihabi sürecin şiddeti çok çeşitli faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterir.

Ateroskleroz plağı genellikle büyük ve orta büyüklükteki arterleri etkiler. Plaklar, bir arterdeki kan akışını önemli ölçüde azaltacak kadar büyüyebilir. Ancak, tam tıkanma için iltihaplı plağın tıpkı bir çıbanın patlaması gibi üzerindeki koruyucu endotel tabakasının hasar görmesi (plak yırtılması) gerekir.

Yırtılan plak alanının üzerine trombositler yapışıp kümeleşerek orada bir pıhtı oluşturur. Bu pıhtı damarı tıkadığı zaman o damarın beslediği hücrelere kan gitmeyeceği için o hücreler ölür. Bu durum kalp damarlarından birinde olduğunda kalp krizi, beynin bir bölgesine giden damarı tıkadığında inme nedeni olur.

Aterosklerozun zaman içinde gelişimi
Aterosklerozun zaman içinde gelişimi

Bazen de, oluşan pıhtılar kan yoluyla taşınarak başka yerdeki bir damarı tıkar. Bu duruma emboli adı verilir.

Aspirin kalp krizi ve tıkayıcı inmeyi önlemeye nasıl yardımcı olur?

Aspirin siklooksijenaz denen bir enzimi bloke ederek iltihap giderici özellik gösterir. Aynı zamanda kandaki trombositlerin (kandaki pıhtılaşma hücreleri) de yüzeye yapışmasını (adezyon) ve birbiriyle kümeleşmesini (agregasyon) engelleyici etkisi de vardır. Bu iki etkisi nedeniyle aspirin kalp damar hastalıklarında koruyucu ve olayları azaltıcı etki gösterir.

Aspirin başlıca trombositlerin yapışma ve kümeleşme etkilerini azaltarak kalp krizi ve tıkayıcı inmeyi azaltıcı etki gösterir. Bu etki olacak olayları engellemek şeklinde veya olayın ağırlığını azaltmak şeklinde olabilir.

Kimler kalp ve damar hastalıklarından korunmak için aspirin kullanmalı?

Düzenli düşük doz aspirin kullanmak için, aspirin kullanıldığı zaman elde edilecek yararın aspirinin yaratacağı risklerden fazla olması gerekir. Bu kişiler aşağıda sıralanmıştır.

  • Kalp krizi geçirmiş olanlar
  • Koroner bypass cerrahisi veya koroner stent uygulanmış kişiler
  • Müdahale edilmemiş bile olsa koroner damarlarda ateroskleroz (damar sertliği) gösterilmiş kişiler
  • Tıkayıcı inme veya geçici iskemik atak (geçici inme) geçirmiş kişiler
  • Anlamlı (>%50) karotis arter darlığı olanlar
  • Karotis arter girişimleri yapılmış kişiler
  • Bacak damarlarında darlık olanlar (müdahale edilmiş olsun veya olmasın)
  • Diyabetliler (şeker hastaları)

Bunlar dışında, kalp krizinin başlangıcında tercihan çiğneyerek aspirin alınması kriz şiddetini azaltabilir ve müdahale için zaman kazandırabilir. Ancak bunun için hasta veya çevresi karar vermemeli, tanıya göre doktor tarafından yönlendirme yapılmalıdır.

İnme geçirmekte olan hastalara inmenin tıkayıcı mı yoksa kanayıcı mı nitelikte olduğu bilinmeden olayın ilk saatlerinde aspirin verilmesi kanaması olan hastalarda kanamayı şiddetlendirebilir. Bu nedenle, inme geçirmekte olanlarda olayın niteliği anlaşılmadan aspirin kullanılmamalıdır.

Kimler aspirin kullanabilir, kimler kullanamaz?

Yaşı 16 üzerinde olan çoğu kişi doktoru önerdiği takdirde düşük doz aspirin kullanabilir.

Ancak düşük doz aspirin herkes için uygun değildir. Her ne kadar düşük doz aspirine “bebe aspirini” dense de, aspirin 16 yaş altındaki çocuklara uygun değildir. Aspirin çocuklarda (ve çok nadiren de erişkinlerde) Reye sendromu adı verilen ve ciddi karaciğer ve beyin hasarı yapabilen bir duruma yol açabilir. Dolayısıyla, 16 yaş altındaki çocuklara aspirin verilmemelidir.

Bunun dışında, aşağıda sayılan durumlarda aspirin güvenli olmayabilir.

  • aspirine veya ibuprofen gibi diğer ağrı kesicilere alerji varlığı
  • mide veya 12 parmak barsağı ülseri veya benzeri bir mide hastalığı bulunması
  • pıhtılaşmayı azaltıcı başka ilaçların kullanılıyor olması
  • tansiyon yüksekliği
  • fazla kanama ile seyreden adet bozuklukları
  • inme geçirenlerde olayın erken dönemleri
  • astım veya bronş daralması ile seyreden akciğer hastalıkları
  • kan pıhtılaşması sorunları
  • karaciğer ve böbrek sorunları
  • gut varlığı
  • fazla alkol alanlar

Yukarıdaki durumların varlığında aspirin kullanmadan önce doktorunuzla görüşmekte büyük yarar vardır.

Aspirin yan etkileri nelerdir?

Aspirinin en sık rastlanan yan etkileri aşağıdadır. Bu şikayetlerden biri veya birkaçı şiddetliyse veya uzun süreliyse doktorunuzla görüşün.

  • Bulantı
  • Mide ağrısı
  • Sinirlilik
  • Uykusuzluk

Aşağıdaki durumlar ise doktorunuzla acil görüşme nedenidir.

  • Midede veya yemek borusunda şiddetli yanma veya ağrı
  • Şiddetli bulantı ve kusma
  • Kahve telvesi şeklinde kusma veya siyah renkli dışkılama
  • İdrarda veya dışkıda kan
  • Tekrarlayan burun kanamaları
  • Vücutta sıradışı morarmalar
  • Kesik kanamalarının durmaması
  • Öksürükle kan gelmesi
  • Adet kanamalarının süre ve miktarında artış veya periyod dışı yada menopozda kanama
  • Yüzde şişme
  • Astım atakları
  • Kulak çınlaması
  • Şiddetli başağrısı
  • Bilinç bulanıklığı

Aspirin nasıl kullanılmalı?

Doktorunuz aspirin kullanmayı önerdiyse, aspirini şu şekilde kullanın:

  • Aspirini aç karnına almayın. Yemek sırasında veya yemek sonrasında bir tam bardak suyla için.
  • Düşük doz aspirin tabletlerinin yapısı özeldir. Tabletleri kırmayın, ezmeyin veya çiğnemeyin. Olduğu gibi yutun.
  • Aspirin kullanıyorsanız parasetamol harici ağrı kesicileri kullanmaktan kaçının.
  • Aspirini alkolle birlikte almayın. Bu durum mide kanaması riskinizi arttırır.
  • Aspirin kullanmanız diğer ilaçlarınızı gereksiz hale getirmez! Diğer ilaçlarınızı düzenli kullanmaya devam edin.

Sonuç

Damar sertliğiyle ilişkili kalp damar hastalıklarında düşük doz aspirin kullanmak size çok şey kazandırabilir. Ancak bu ilacı doktorunuzun önerileri çerçevesinde kullanın ve ilacın yan etkileri ve tehlikeleri konusunda bilinçli olun.

İlgili konular
Kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar ile tedavi
Covid-19 ve kalp hastalıkları
Covid-19 ve kan pıhtılaşması
Kalp hastalıkları ve zatürre
Grip ve kalp hastalıkları
Sağlıklı bir kalp için egzersiz

COVID-19 mRNA AŞILARI

Covid-19 salgını tam gaz devam ediyor. Büyük bir çoğunluk ümidini aşıya bağlamış durumda. Peki geliştirilen Covid-19 mRNA aşıları nedir?

Covid-19 salgını tam gaz devam ediyor. Büyük bir çoğunluk ümidini aşıya bağlamış durumda. Peki geliştirilen Covid-19 mRNA aşıları nedir?

Bu yazı 19.11.2020 tarihinde yazılmış ve yazının hazırlanmasında büyük ölçüde virolog ve müzisyen Semih Tareen‘in Twitter paylaşımlarından alıntılanmıştır. Kendisine bu bilgilerden ötürü teşekkür ediyorum. Ancak bu yazının yazıldığı tarih itibarıyla olan bilgileri içerdiğini belirtmek istiyorum. Yeni bilgiler oluştukça kaynaklarıyla birlikte ekleme gayretinde olacağım.

Aşılar hakkındaki genel bilgilendirme için Sağlık Bakanlığı Aşı Portalı‘na başvurabilirsiniz. COVID-19 aşıları hakkındaki son durumu öğrenmek için ise COVID-19 Vaccine & Therapeutics Tracker sayfasına başvurabilirsiniz.

Covid-19 mRNA aşıları nasıl etki eder?

Aşıyla gönderilen genetik kod hücre çekirdeği içine girmez, giremez. Sitoplazma dediğimiz çekirdek dışı sıvıda kalır ve sitoplazmada ribozom dediğimiz organele bir üretim talımatı verir. Bu talimat, SARS CoV2 virüsünün dış yüzeyindeki “S proteini” dediğimiz çıkıntılı kısmın üretilmesidir. Bu virüs parçacığının hastalık yapma etkisi yoktur, çünkü virüsün ufak bir kısmıdır. Bu parçacık bağışıklık sistemince tanınır ve SARS CoV2 virüsü vücuda girerse bağışıklık sistemi hemen tepki verir. Bizim aşı enjekte ederek verdiğimiz RNA kodu da çok kısa bir süre sonra hücreden atılır, hayat boyu kalmaz.

RNA aşıları yeni bir teknoloji gibi tanıtılsa da aslında yeni değildir. 1990’lardan beri var olan ve ilk hayvan deneyleri 1990’da başlayan bir teknolojidir.

RNA olduğu gibi hücreye nakil edilirse hücre içi bağışıklık yüzünden nakil başarısız olur. Fakat 2008 yılında pseudouridin isimli nükleotid kullanılarak hücre içi bağışıklığın aşılabileceği ve RNA naklinin gerçekleştirilebileceği gösterildi.

Kısacası, RNA aşıları ile en az 40 yıllık laboratuvar deneyimi, 30 yıllık hayvan deneyleri deneyimi ve 10 yılı aşkın süredir insanda deneyim var. Nitekim bu teknolojinin patentine sahip CureVec, Moderna ve BioNTech sitelerine bakıldığında hem kanser hem de bulaşıcı hastalıklar için aşı adayları olduğu görülebilir.

mRNA aşılarının diğer aşılardan farkı nedir?

RNA aşılarının son 20 senedir özellikle heyecan uyandırmasının iki temel sebebi vardır. Bunlardan birincisi, RNA aşılarının diğer aşılarda sık görülmeyen yardımcı (helper) T lenfositleri uyarması ve bu hücrelerin de B hücrelerini uyararak antikor üretimini tetiklemesidir.

İkinci konu da RNA aşılarının üretiminin diğer aşılara göre çok daha ucuz ve kolay olmasıdır. RNA aşısı için RNA sekansı (kansere veya virüse karşı bağışıklık üretecek bir sekans) laboratuvarda üretilir ve lipid nanopartiküllerin içine konur. Bu lipidler RNA sekansının hücre tarafından alınımı kolaylaştırır.

COVID-19 mRNA aşıları hücre içine girerken lipid nanopartiküller aracı olur.
COVID-19 mRNA aşıları hücre içine girerken lipid nanopartiküller aracı olur.

Aşı omuzdaki deltoid kasa enjekte edildiğinde oradaki hücreler tarafından alınır. Hücre içine alınan RNA orada geçici olarak yarım saat ila 1 saat kadar kalır ve bu sürede hücrede virüsün S kılıf proteini üretilir. RNA aşısı ile aktarılan RNA hücre içinde S proteininin prefusion halini sentezler ve hücre yüzeyine yerleşir. Hücre yüzeyinde geçici kalsa da bu kas hücreleri geçici olarak APC (antijen sunan hücre) görevi görür ve S kılıf proteinine karşı bağışıklık oluşturur. Kısa süre sonra geriye kalan RNA diğer hücre RNA molekülleri gibi degrede olur.

Aktive olan bağışıklık hücreleri S proteinini gördüğü hücre ve virüslere saldırır. Bu nedenle RNA aşısını alan hücrelerin bir kısmı ölür. Aşı noktasındaki enflamasyon bu yüzdendir. Bu çok normaldir ve kolunuzu çarptığınızdaki kas çürümesinden farklı bir olay değildir. RNA sekansı çok geçici süre bu kas hücrelerinde kaldığı için diğer koronavirüsleri görmez.

Covid-19 mRNA aşıları genetiğimizi değiştirecek mi?

İnsan genomu DNA’dır. Çekirdek içindeki DNA’dan RNA oluşur. RNA çekirdekten çıkar ve sitoplazmada protein oluşturur. Yani hücremiz zaten sürekli RNA oluşturuyor. Ayrıca, ne zaman virüs kaparsak (grip, korona, adeno, HSV, HPV, ki hemen hemen herkes ömründe bu virüsleri kapar) enfekte olan hücreler o virüsün RNA’sına maruz kalır.
Virüsün türüne göre, virüs RNA’sı ya sitoplazma, ya da çekirdek içine girer.

Bir de bunların dışında genomumuzda bulunan parazit sekanslar (transpozon) var. Bunlar sürekli olarak kendi sekanslarını genomumuzda dağıtıyorlar. Özetle: kendi RNA’mız olsun, bizi enfekte eden virüsler olsun, genomumuzdaki transpozonlar olsun, RNA ile içiçeyiz.

mRNA aşıları kansere yol açar mı?

RNA moleküllerinin hücre çekirdek içine ve dışına transferi çok kontrollü olacak şekilde evrimleşmiştir. RNA aşılarında RNA sitoplazmada kalır ve hücre çekirdeği içine geçecek aktif transport özelliğine sahip değildir. Nitekim 12 senedir yapılan insan deneylerinde hiç kanser gözlenmemiştir. Bu nedenle, bazı sosyal medya paylaşımlarında RNA aşılarının kanser yaratacağı söylemleri bu yüzden tamamen yanlıştır. Verilen RNA sekanslarının kas hücreleri dışında diğer hücreler tarafından alınma ihtimali azdır. Doğada da RNA sekanslarının genoma alındığı görülmemiştir.

Sonuç

Covid-19 mRNA aşıları aşı teknolojisinde önemli bir gelişme. Ancak, gelişme aşamasındaki yegane aşılar bunlar değil. Geliştirilen COVID-19 aşıları hakkındaki son durumu öğrenmek için ise COVID-19 Vaccine & Therapeutics Tracker sayfasına başvurabilirsiniz. Yakın zamanda pek çok çeşit mRNA aşısı elde olacak. Hangi aşıyı kullanacağınıza hekiminize sormadan karar vermeyin.

Bu yazıyı, bu bilgileri bize özetleyen değerli virolog ve aynı zamanda besteci Semih Tareen’in “Karanlık Senfoniler” isimli eserinin jenerik müziği ile bitirelim.

COVID-19 ile ilgili daha fazla yazı için tıklayınız
COVID-19 Kategorisi

D VİTAMİNİ FAZLALIĞI

D vitamini almanın faydalarından son günlerde sıkça bahsediliyor. O nedenle sürekli D vitamini almayı düşünenler var. Peki D vitamini fazlalığı sorun yaratır mı?

D vitamini almanın faydalarından son günlerde sıkça bahsediliyor. O nedenle sürekli D vitamini almayı düşünenler var. Peki D vitamini fazlalığı sorun yaratır mı?

D vitamini değerleri nasıl yorumlanır?

Vücuttaki D vitamini gereksinimini öğrenmek için kanda 25-hidroksi vitamin D ölçümü yapmak gerekir. 25-hidroksivitamin D, cillte üretilen ve yiyeceklerle alınan D vitamini miktarını en iyi yansıtan formdur. Ölçülen D vitamini seviyeleri nanomol/litre (nmol/L) veya nanogram/mililitre (ng/mL) olarak ifade edilir. 

Birimng/mlnmol/L
Ciddi eksiklik<12<30
Orta derecede eksiklik12- <2030- <50
Hafif eksiklik20- <3050- <75
Normal düzey30- <6075- <150
Yüksek60- <100150- <250
Toksik100 +250+
D vitamini değerlerinin sınıflandırılması

Günlük D vitamini gereksinimi

Günlük D vitamini gereksinimleri aşağıdaki şekilde verilmiştir.

Günlük D vitamini gereksinimleri
Günlük D vitamini gereksinimleri

D vitamini fazlalığı neden olur?

Doğal yollarla, yani fazla güneşlenme veya D vitamini içeren gıdalarla beslenme sonucunda D vitamini fazlalığı olması mümkün değildir. D vitamini fazlalığı sadece yoğun D vitamini içeren desteklerin uzun süre ve kontrolsüz kullanımı sonucu gerçekleşir

D vitamini düzeyi 30 ng/ml altında ise takviye vermek, 60 ng/ml üzerinde ise takviyeyi kesmek gerekir.

D vitamini fazlalığı sonuçları

Kanda kalsiyum artışı

D vitamini zehirlenmesinin en önemli dışavurumu, kanda kalsiyum artışıdır. D vitamini barsaklardan kalsiyum emilimini sağlayan en önemli etmen olduğu için, D vitamini ve kan kalsiyumu arasında güçlü bir ilişki vardır. Bu durum da çeşitli şikayetlere ve sorunlara yol açabilir.

Hiperkalseminin en ciddi bulgularından bazıları şunlardır:

  • iştahsızlık
  • barsak düzeninde bozulma (ishal ve kabızlık)
  • bulantı ve kusma
  • kas ve eklem ağrıları
  • baş ağrısı
  • gerginlik ve sinirlilik
  • kas zayıflığı
  • kalpte ritm bozuklukları
  • reflekslerde zayıflama
  • yüksek tansiyon

Böbrek hasarı

Kandaki kalsiyum artışı nedeniyle kalsiyum fosfat ile birleşerek kalsiyum fosfat kristalleri halinde dokularda birikebilir. Bu birikim sonucu doku ve organ hasarları ortaya çıkabilir. Milyonlarda filtrecikten oluşan böbrekler bu tip birikimlere en hassas organların başında gelir ve gerek böbreğin kendisinde kireçlenme (nefrokalsinoz) gerekse böbrek taşlarının oluşumu söz konusu olabilir. Bu durumlar da böbrek yetersizliğine yol açabilir.

D vitamini fazlalığı sonucu nefrokalsinoz (böbreklerde kireçlenme)
D vitamini fazlalığı sonucu nefrokalsinoz (böbreklerde kireçlenme)

Kalp damar sistemine etkiler

D vitamini fazlalığı sonucunda ortaya çıkan kandaki kalsiyum artışı kalp damar sisteminde hayati tehlike yaratabilen sorunlara yol açabilir. Bu sorunlar şu şekilde sayılabilir:

  • Ritm ve ileti bozuklukları
  • Damar sertliği (ateroskleroz) gelişiminde hızlanma
  • Kontrolsüz hipertansiyon
  • Yapısal bozukluklar ve kalp ve damarlarda kireçlenmeler
  • Kalp fonksiyonunda azalma ve kalp yetersizliği

İskelet sistemi sorunları

D vitamini fazlalığı kemiklerdeki kalsiyumun çözülerek kana karışmasına neden olur. Bu durum kemiklerin direncini zayıflatır ve çeşitli sorunlara yol açar. Bu sorunlar şunlardır:

  • kemik ve vücut ağrıları
  • spontan (kendiliğinden olan) kemik kırıkları
  • düşmeler
  • duruş bozuklukları
  • boy kısalması

D vitamini fazlalığı sonucu sıvı kaybı

D vitamini fazlalığı sonucunda fazla kalsiyum idrarla atıldığından, birlikte büyük miktarda su kaybına da yol açar. Bu sıvı kaybı yerine konmazsa, vücudun susuz kalmasına (dehidratasyon) yol açabilir.

Orta derecede dehidratasyon belirtileri şunlardır:

  • ağız kuruluğu
  • huzursuzluk ve sinirlilik
  • göz kuruluğu ve gözlerde batma
  • susuzluk hissi
  • idrar miktarında azalma

Şiddetli dehidrasyon ise hayatı tehdit edebilir. Bu durumun sonuçları ise şu şekildedir:

  • nabızda yavaşlama
  • halsizlik ve tansiyon düşmesi
  • idrar miktarında belirgin azalma veya idrar yapamama
  • bilinç bozuklukları

D vitamin fazlalığı sonucu pankreatit

D vştamini fazlalığı sonucu ortaya çıkan kalsiyum artışı, pankreasa da kalsiyum kristallerinin oturmasına ve bunun sonucunda pankreatite yol açabilir. Pankreatit sonucunda:

  • sırta doğru yayılan üst karın ağrısı
  • bulantı ve kusma
  • nabızda hızlanma
  • ateş gibi belirtiler ortaya çıkar.

Pankreatit hayatı tahdit edebilen bir durumdur.

Akciğer sorunları

Kandaki fazla kalsiyumun çöktüğü yerlerin başında akciğerler gelir. Kireç birikimi sonucunda akciğerlerde hasar meydana çıkar ve bu durum ciddi solunum problemlerine yol açabilir.

D vitamini fazlalığı tehlikesi yüksek olanlar

D vitamini takviyeleri herkes için uygun değildir. Kimi klinik durumlarda ve kimi ilaçlarla birlikte kullanıldığı zaman D vitamini takviyeleri tehlikeli sonuçlar yaratabilir. bazı ilaçlar ile etkileşime girebilir.

Ayrıca, bazı tıbbi durumlar D vitamini hassasiyetini artırabilir. Tiroid ve paratiroid sorunlar olanlar, kanser hastaları, sarkoidoz ve tüberküloz gibi granülomatöz hastalığı olanlar doktorları önermedikçe D vitamini takviyesinden kaçınmalıdır.

Kullanılan çeşitli ilaçlar ve bitkisel maddeler de D vitamini seviyelerini etkileyebilir. Bu ilaçlar aşağıda sıralanmıştır:

  • Rifampisin ve tüberküloz ilaçları
  • Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar: Fenobarbital, karbamazepin, difenilhidantoin
  • Çeşitli kanser ilaçları
  • Kolestiramin ve benzeri safra asidi bağlayıcıları
  • Mantar ilaçları: Klotrimazol ve ketokonazol
  • HIV tedavisinde kullanılan ilaçlar
  • Kortizon ve benzeri ilaçlar
  • Sarı kantaron (St. John’s wort) ve benzerleri

Sonuç

D vitamini vücut tarafından da üretilebilen ve yağ dokusunda depolanan bir vitamindir. Fazla alınması birikime yol açarak çeşitli sorunlar yaratabilir. Bu nedenle, ölçüm yapılıp da düşük olduğu gösterilmediği sürece D vitamini kullanımı önerilmez. Ancak, sağlıklı kişilerde günde 25 mcg (1000 IU) aşmayacak şekilde D vitamini kullanılması genellikle sorun yaratmaz.

İlgili konular
D vitamini eksikliği
D vitamini ve bağışıklık sistemi
COVID-19 ve D vitamini

COVID-19 VE KALP HASTALIKLARI

Covid-19 ve kalp hastalıkları birlikteliği sık rastlanan bir durumdur. Bu durum karmaşık olsa da, temel birkaç mekanizmanın önemi büyüktür.

Covid-19 ve kalp hastalıkları birlikteliği sık rastlanan bir durumdur. Bu durumun altyapısı oldukça karmaşık olsa da, temel birkaç mekanizmanın burada önemi büyüktür.

Covid-19 geçiren hastaların % 12- 15 kadarında kardiyak Troponin I seviyeleri yüksek çıkmakta, ağır hastalarda bu oran % 30’dan fazla bulunmaktadır. Yapılan kardiyak MR incelemelerinde kalp tutulumu %78, sessiz miyokardit % 60 olarak saptanmıştır. Kısacası, sorun sanıldığından daha büyüktür.

Covid-19 ve kalp hastalıkları ilişkisi

Covid-19 ve kalp hastalıkları ilişkisi iki yönlüdür. COVID-19 enfeksiyonu çeşitli mekanizmalarla kalpte sorunlara yol açabilirken, mevcut kalp damar sistemi sorunları da hem kendileri ağırlaşabilir, hem de hastalığın gidişini ağırlaştırabilirler. Bu ilişkinin genel yapısı aşağıdaki şekilde özetlenmiştir.

Covid-19 ve kalp hastalıkları ilişkisi
Covid-19 ve kalp hastalıkları ilişkisi

Covid 19 ve kalp hasarı

Covid-19 kan pıhtılaşmasını arttırarak hastalığın seyri sırasında kılcal damarları tıkanmasına ve sonuçta dokularda beslenme bozukluğuna yol açar. Bu durum sitokin fırtınasının yol açtığı iltihaplanma (enflamasyon) ile dokularda hasar nedeni olur. Bu durum sadece akciğerlerde olmaz, diğer organlarda da görülür. COVID-19 hastalarında yapılan bir çalışma, yaklaşık olarak her 4 hastadan birinde kalp kası (myokard) hasarını gösteren troponin düzeylerinin yüksek olduğunu saptamıştır. Karaciğer, böbrekler ve beyin de benzer şekilde risk altında olan organlardır. Bu organların tümünde hem küçük damarların içinde pıhtılaşmalar sonucu doku zedelenme ve kayıpları, hem de büyük damar tıkanmalarının yol açtığı önemli sorunlar (kalp krizi, inme vs.) ortaya çıkabilir.

Pıhtılaşma belirteçlerindeki artışın kesin nedeni belirsizdir, ancak aşağıdaki mekanizmalardan birine (veya bir kombinasyonuna) bağlı olabilir:

  • Endotel hücreleri, yeni koronavirüsün hücrelere girmek için kullandığı ACE2 proteinini eksprese eder. Bu nedenle, virüs endotel hücrelerini doğrudan istila edip onlara zarar vererek vücudun pıhtılaşma mekanizmasını tetikleyebilir.
  • Endotel hücreleri doğrudan enfekte değilse, viral enfeksiyon nedeniyle çevrelerindeki dokulara verilen hasar veya bağışıklık tepki artmış pıhtılaşmaya neden olabilir.
  • Bağışıklık sisteminin viral enfeksiyona yanıt olarak ürettiği enflamatuar moleküllerde artış, pıhtılaşmayı aktive edebilir.

COVID-19 ve kalp kası hasarı

Yukarıda belirtilen mekanizmalar sonucunda kalp dokularını besleyen kılcal damarların tıkanması ile kalp kasında güve yeniği tarzında doku ölümleri olması olasıdır. Artmış enflamasyon ve sitokin fırtınası da bu durumu arttırıcı etki gösterir. Bu olayda enfeksiyonun doğrudan etkisinin olduğu yönünde kanıt yoktur, mekanizmanın artmış pıhtılaşma eğilimi ve sistemik enflamasyon üzerinden işlediği düşünülmektedir.

Hastanın diyabet, hipertansiyon ve/veya koroner kalp hastalığı gibi kılcal damar dolaşımını bozan bir hastalığının olması durumunda bu hasarın daha ağır olması beklenir. Bu nedenle, kişisel COVID-19 riski yüksek olan kişilerde hastalık daha ağır seyreder.

COVID-19 ve kalp krizi birlikteliği

COVID-19 çeşitli dokularda iltihabi reaksiyon yapan bir hastalıktır. Bu dokular arasında damarlar da bulunur. Normal kişilerde hissedilmeyecek olan damar duvarı iltihabı, zaten damar sertliği zemini olan ve mevcut damar sertliği plağı zaten iltihaplı ve hassas (vulnerabl) olan kişilerde mevcut iltihabi reaksiyonun artmasına neden olabilir. Bu iltihabi reaksiyon zinciri sonucunda plak yırtılarak üzerine pıhtı oturabilir ve damarı tıkayarak kalp krizine (veya inmeye) neden olabilir.

Covid-19 ve kalp krizi
COVID-19 ve kalp krizi

Kalp hastası olmayanlara göre kalp hastası olan bir kişinin COVID-19 seyrinde, yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü kalp krizi geçirme olasılığı da artar. Nitekim yapılan çalışmalarda pandemi seyrinde genel olarak kalp krizlerinde artış bildirilirken, salgın koşulları yüzünden bu nedenle hastaneye müracaatlar önemli ölçüde azalmıştır. Ambulans teminindeki zorluk, hastaneye ulaşma zamanının uzaması, hastanedeki yoğunluk ve Covid-19’un getirdiği prosedürler nedeniyle tanıda ve erken tedavide büyük gecikmeler yaşanabilmekte ve bunların sonucunda uygun tedavinin zamanında yapılamaması yüzünden istenmeyen kısa ve uzun vadeli sorunlar doğabilmektedir.

Covid-19 ve kalp ritmi bozuklukları

Gerek kılcal damar tıkanması ve hasarıyla sistemik enflamasyon birlikteliği, gerekse koroner damar hastalığı ve sonucundaki kalp krizi nedeniyle ortaya çıkan kalp kası (myokard) hasarı ritm bozukluklarını tetikleyebilir. Bu durumun ilk belirtisi EKG’de QTc uzaması şeklinde saptanabilir.

Bu hastalarda QTc uzaması olsun olmasın, artan myokard hassasiyeti sonucunda ventriküler taşikardi ve ventriküler fibrilasyon gibi çok tehlikeli ritm bozuklukları ve bunların sonucunda ani ölüm tetiklenebilir. Nitekim, COVID-19 salgını sırasında hastane dışında gerçekleşen ani ölümlerde % 52 artış bildirilmiştir.

Yeni gelişen ventriküler fibrilasyon
Yeni gelişen ventriküler fibrilasyon

Yine COVID-19 sonucunda olan olaylar zinciri, atriyal fibrilasyona eğilimli kişilerde atriyal fibrilasyona yol açabilirken, paroksismal veya persistan atriyal fibrilasyonlularda atağı tetikleyebilir veya permanent atriyal fibrilasyonu olanlarda hız kontrolü güçleşebilir.

Covid-19 ve kalp hastalıkları seyrinde ilaçlar

COVID-19 sırasında gerek hastalığın tedavisi için kullanılan ilaçlar, gerekse hastanın kalp damar hastalığı nedeniyle kullandığı ilaçlar büyük önem taşır.

Covid-19 tedavisinde kullanılan ilaçların kalp damar sistemine etkileri

Hidroksiklorokin: Çeşitli çalışmalarda hastalığın seyrine herhangi bir olumlu etkisi olduğu gözlenmemesine rağmen kullanımı süren hidroksiklorokin, QTc süresini uzatarak tehlikeli ritm bozukluklarına yol açabilme potansiyeli taşır. Bu tehlike çeşitli nedenlerle QTc süresi uzamış hastalarda, özellikle de Covid-19 nedeniyle myokard hasarı ortaya çıkan kişilerde daha da önemlidir. Özel bir sebep yoksa (hastanın iltihapli romatizmal hastalığı nedeniyle zaten hidroksikolrokin kullanıyor olmak gibi) Covid-19 seyrinde hidroksiklorokin kullanımından hem yararının olmaması, hem de potansiyel riskleri nedeniyle kaçınılmalıdır.

Azitromisin: Azitromisin de, tıpkı hidroksiklorokin gibi QTc artışı yaptığından özel bir sebep yoksa kullanılmamalıdır.

Faripiravir: Antiviral olarak kullanılan bu ilacın kalp damar sistemine etkileri konusunda elimizde yeterli veri yoktur.

Lopinavir- Ritonavir: Antiviral özellikli bu ilaçlar atriyoventriküler kalp blokları yapabilme potansiyeline sahiptir. Ayrıca, karaciğerde bu ilaçlarla aynı eliminasyon yolunu (sitokrom P450) kullanan başka ilaçlarla etkileşime girebilirler.

Remdesivir: Antiviral olarak kullanılan bu ilacın kalp damar sistemine etkileri konusunda elimizde yeterli veri yoktur.

Kalp damar hastalıklarının tedavisinde kullanılan ilaçlar ve COVID-19

ACE inhibitörleri/Anjiyotensin reseptör blokerleri: Bu ilaçlar hakkında pandeminin başlangıcında yapılan spekülasyonların yersizliği anlaşılmış ve yapılan çalışmalarla aksine hastayı koruyucu etkileri olabileceği gösterilmiştir. Yapılan izlemler, hastanede tedavi gören Covid-19 hastalarından bu grup ilaçları kullananlarda % 3.7 ölüm görülürken kullanmayanlarda % 9,8 ölüm görüldüğünü saptamıştır. Bu ilaç gruplarını kullanmakta olan hastaların ilaçlarını kesmelerine gerek yoktur, hatta düzenli kullanımın sürdürülmesine özen gösterilmesi önerilmektedir.

Kolesterol düşürücü ilaçlar (Statinler): Covid 19 salgını sırasındaki izlemler, statin kullanan hastaların kullanmayanlara oranla hastalığı daha hafif atlattıklarını, bu kişilerde ölüm ve yoğun bakımda takip gereksiniminin kullanmayanlara oranla yarıya yakın oranda daha az olduğunu göstermiştir. Hastanede yatan Covid-19’lu statin kullanan hastalarda % 5.2 olüm oranı bildirilirken, statin kullanmayanlardaki ölüm oranı % 9.4 olarak saptanmıştır. Bu ilaçların kolesterol düşürücü etkileri yanısıra dokudaki enflamasyonu da azalttıkları bilinmekte ve bu sonucun statinlerin bu özelliği ile ilişkili olduğu düşünülmektedir.

Diğer kalp damar sistemi ilaçlarının Covid-19 seyri sırasındaki kullanımları ile ilgili olumlu yada olumsuz veri yoktur. Bu ilaçları zaten kullanan hastaların ilaçlarını kesmemeleri ve kullanmaya devam etmeleri önerilmektedir.

Covid-19 ve kalp hastalıkları birlikteliğinin tehlikesi nedir?

Kalp hastalarında, COVID-19 kalbi tutmasa bile hastanın kalp sorununun ağırlaşmasına yol açar. Hastalık ateş ve kalp hızında artışa yol açar. Bu durum da kalbin iş yükünü arttırarak kalp yetersizliği ve/veya ritm bozukluklarının ağırlaşmasına neden olur.

Kalp yetersizliği olan bir kişide kalple ilgisi olmayan zatürre ve solunum yetmezliği gibi bir sorun ortaya çıkarsa, bu kişilerde çeşitli ilaçlar, damardan sıvı verilmesi ve ventilatör desteği gibi tedaviler gerekebilir. Bu tedavilerle kalp sorununun birlikte idaresi genellikle oldukça zor olur ve istenmeyen sonuçlarla karşılaşma olasılığı oldukça yüksektir.

Sonuç

Covid-19 ve kalp hastalıkları arasında çok yönlü ilişki olduğu akılda tutulmalıdır. Covid-19 saptanan hastanın zaten mevcut olan veya yeni ortaya çıkan kalp damar sorunları dikkatle izlenmeli ve bu konuda kullanılan ilaçlar hususuna da önem verilmelidir.

KAN PIHTILAŞMASINI ÖNLEYİCİ İLAÇLAR İLE TEDAVİ

Kendiniz veya bir yakınınız için kan sulandırıcı ilaç gerektiği söylenmiş olabilir. Doktorunuz tedavinin seçimi, yararları ve riskleri konusunda muhtemelen bilgilendirme yapmıştır veya yapacaktır. Ancak, kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar genellikle iki tarafı keskin bıçak gibidirler. Bu ilaçlar dikkatsiz kullanıldıkları zaman ciddi sorunlar yaratabilirler. Bu nedenle, kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar ile tedavi hakkında bilgi sahibi olmanız çıkabilecek sorunların çoğunu önleme kapasitesine sahiptir.

Kendiniz veya bir yakınınız için kan sulandırıcı ilaç gerektiği söylenmiş olabilir. Doktorunuz tedavinin seçimi, yararları ve riskleri konusunda muhtemelen bilgilendirme yapmıştır veya yapacaktır. Ancak, kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar genellikle iki tarafı keskin bıçak gibidirler. Bu ilaçlar dikkatsiz kullanıldıkları zaman ciddi sorunlar yaratabilirler. Bu nedenle, kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar ile tedavi hakkında bilgi sahibi olmanız çıkabilecek sorunların çoğunu önleme kapasitesine sahiptir.

Kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar ile tedavi neden gerekir?

Kan bileşenlerinin (alyuvarlar, akyuvarlar ve trombositler ve plazma proteinleri) birbirine yapışmalarına ve yığılmalarına pıhtılaşma denir. Bu suretle vücut, sağlam olmayan damarların kapanmasını sağlar. Ancak, aynı şekilde istenmeyen kan pıhtıları da (tromboz) oluşabilir ve damarları daraltabilir veya tıkayabilir.

Sağlıklı bir insanın kanı sağlam damarlarda daima akışkan kalır ve pıhtılaşmaz. Kan pıhtısı oluşumu örneğin damar sertliği, kalp krizi, kalp kapak hastalıkları, kalp ameliyatları, damar dilatasyonu ve/veya damar desteği (stent) implantasyonu neticesinde artarak görülebileceği gibi, kan bileşiminde hastalıklı değişmeler (pıhtılaşma eğiliminde artış) ve örneğin ameliyat veya kaza sonrası hareket kabiliyetinin kısıtlanması neticesinde de artabilir.

Kan pıhtıları damar duvarları, kalp kası veya kalp kapakçıklarından ayrılarak kanla birlikte oluştuğu yerden vücudun başka bölgelerine taşınabilir. Orada damar tıkanmalarına ve dolayısıyla vücudun ilgili bölgesinin kanla beslenmesinde ağır bozukluklara yol açabilirler. Bu durum, emboli olarak adlandırılır. Trombozlar vücudun her yerine, örneğin bacaklara (bacak arteri embolisi), akciğere (akciğer embolisi) veya beyine (embolik beyin inmesi) ulaşabilirler.

Kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlarla tedavi bu ihtimalin yüksek olduğu kişilerde söz konusu olur.

Kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar damar tıkanmasını ve pıhtı atmasını önlemek için kullanılır
Kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar damar tıkanmasını ve pıhtı atmasını önlemek için kullanılır

Kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar ile tedavi kimlerde gereklidir?

Kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlarla tedavi aşağıdaki durumlardan bir veya birkaçına sahip olan kişilerde gerekli olur.

  • Daha önceleri tromboz veya emboli görüldüğü için.
  • Kan bileşiminde bozukluk olduğu ve bu durumun kan pıhtılaşması eğilimini arttırdığı için.
  • Ameliyat veya kaza sonrası bir tedavi ve ardıl tedavi gerektiği için.
  • Aşağıda işaretlenen hastalıklardan biri mevcut olduğu için.
    • Arter tıkanması
    • Beyin inmesi Koroner kalp damarlarında daralma
    • Başka damarlarda daralma
    • Akciğer embolisi
    • Kalp enfarktüsü
    • Belirli kalp ritim bozuklukları
    • Bacak toplardamar trombozu
    • Diğerleri
  • Aşağıda işaretlenen girişimlerden biri yapılacağı/yapıldığı için:
    • Kalp kapakçığı ameliyatı
    • Kalpte başka girişimler
    • Koroner kalp damarlarına stent takılması
    • Diğer stent girişimleri
    • Şemsiye oklüzyonu
    • Kalp ritim bozukluklarının ablasyonla giderilmesi
    •  Diğerleri

Kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar hangileridir?

Kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar çok çeşitlidir. Hangi ilacın en uygun olduğu hastalığa, ilacın etki türüne, vücut tarafından toleransına ve tedavinin ivediliğine bağlı olarak doktorunuz tarafından seçilir. Bu ilaçlar aşağıda sıralanmıştır.

  • Standart heparinler, Düşük moleküler heparinler, hirüdinler: Son derece etkili ilaçlar olup, infüzyon veya iğne olarak uygulanır. Bu ilaçlar genelde kliniklerde veya taburcu edildikten sonraki ilk haftalarda (bu durumda çoğu kez düşük moleküler heparin olarak) akut pıhtılaşmayı önlemek için veya Cumarinlere alternatif olarak verilir. Hirüdinler de heparinlere birer alternatif olabilir.
  • Oral yoldan verilen direkt trombin inhibitörleri (Örneğin dabigatran, rivaroxaban, apixaban): Bu ilaçlar tablet şeklinde alınır. Bu ilaçlar çeşitli klinik durumlarda bacak toplardamarı trombozunu önlemek için düşük moleküler heparine veya coumarin derivatlarına alternatif olarak kullanılırlar.
  • Cumarin derivatları (Örrneğin Marcumar, Coumadin): Bu ilaçlar son derece etkilidir ve tablet şeklinde alınır. Bu tür ilaçlarla tedavi aylarca, hatta yıllarca sürdürülebilir. Kimi gıdalar, ilaçlar ve doğal maddeler coumarin derivatlarının etkilerini önemli ölçüde değiştirebilir. Bu gıda, ilaç ve maddelerin listesi ileride verilmiş olup, başka ilaçların alınması ve beslenme konularında doktorunuzla görüşmenizde fayda vardır. Aşırı alkol tüketiminden kaçınmanız gerekir.
  • Trombosit inhibitörleri (trombosit agregasyon inhibitörleri): Bu ilaçlar trombositler üzerinde etki edip, kan pıhtılaşmasını önlemektedirler. Tedavi örneğin kalp ve damar hastalıklarında, beyin inmesi ve damar ameliyatlarından sonra, ender olarak kalp ritim bozukluklarında uygulanır.

Kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar için gerçek anlamda bir alternatif yoktur. Örneğin uzun süre oturmak gibi hareketsizlikten kaçınmak ve kompresyon çorapları giyinmek, ancak derin bacak toplardamarlarında tromboza karşı önleyici tedbir niteliğinde olup, çoğu durumda yeterli değildir. Bu konuda hiçbir bitkisel ya da folklorik tedavi yöntemi bu ilaçların yerini tutamadığı gibi, aksine zararlı olma ihtimalleri daha büyüktür.

Hangi yan etkiler görülür?

Tedavinin olası yan etkileri ve riskleri en başta ilacın türü, dozu, tedavi süresi ve hastanın diğer sorunlarına bağlıdır. Gösterilen büyük itinaya rağmen, bazı vakalarda duruma göre derhal tedavi gerektiren veya hayati tehlike oluşturabilen komplikasyonlar görülebilir.

Genel riskler

Kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar ile tedavi kanama riskini arttırır. Kanama riskinin boyutu dozaja göre değişmekle birlikte, özellikle kanama eğilimli başka hastalıkları (örneğin mide ülseri) olan kişilerde daha yüksektir. Kanamalar gizli de meydana gelebilir ve ilk etapta örneğin koyu renkte dışkıyla belirebilir. Kanamalar bazen kan ya da kan bileşenlerinin verilmesini gerektirecek veya hayatı tehdit edecek ya da kalıcı hasar bırakacak kadar şiddetli olabilir.

Kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçların birlikte kullanılması pıhtılaşmayı önleyici etkiyi arttırır. Ağrı kesiciler ve romatizma ilaçları gibi kimi ilaçlar da etkiyi ve yan etkileri arttırabilir. Bu nedenle, kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçların yanı sıra başka ilaçlar da alıyorsanız mutlaka doktorunuza danışın!

İlaca bağlı olarak örneğin cilt egzamaları, bulantı, kusma, ishal, eklem sancıları, tansiyon düşmesi gibi istenmeyen etkiler değişen sıklıkla görülür. Ağır alerjik reaksiyonlar pek ender görülmekte birlikte, solunumun durmasına kadar varan solunum fonksiyonunda bozukluklara, pek ender vakalarda dolaşım şokuna kadar varabilen dolaşım bozukluklarına yol açabilir ve yoğun tıbbi bakımı gerektirebilir. Böyle durumlarda yeterince tıbbi yardım sağlanamazsa örneğin böbrek yetmezliği, beyin hasarları, kramp nöbetleri gibi organlarda kalıcı hasarlar söz konusu olabilir.

Pek ender vakalarda enjeksiyonlar neticesinde cilt, yumuşak doku ve çevre dokularda hasarlar (örneğin enjeksiyon sonrası apse oluşumu, doku ölümü, şişkinlikler, sancılar, sinir veya toplardamarlar tahrişleri) görülebilir. Bunlar çoğu kez kendiliğinden geçer veya kolayca tedavi edilebilir. Ancak, bu sorunlar nadiren uzun vadeli ve hatta kalıcı şikayetler (örneğin lokal ihtihaplar, nedbeler, sancılı duyarlılık, uyuşma hissi) yol açabilirler.

İlaca özgü riskler

  • Heparinler örneğin cilt egzamaları gibi alerjik reaksiyonlara, saç dökülmesine ve kemik erimesine (osteoporoz) yol açabilirler. Osteoporoz sadece heparinlerin uzun süreli kullanımında ortaya çıkar. Nadiren kan değerlerinde değişmeler ve kan dolaşım bozuklukları (heparine bağlı trombosit azalması gibi) görülebilir ve sonucunda akut damar tıkanmaları ve buna bağlı ciddi organ hasarları, inme, kalp krizi veya kol/bacak kaybı söz konusu olabilir. Bu nedenle kan tablosunun düzenli aralıklarla kontrol edilmesi gerekir.
  • Ağızdan verilen direkt trombin inhibitörleri nisbeten yeni ilaçlardır ve kanama riskinin artması ve bazen mideyi rahatsız etme başlıca dikkat edilmesi gereken noktalarıdır.
  • Cumarinler saç dökülmesine ve alerjik reaksiyonlara yol açabilir. İlaç kesildiğinde saçlar genelde yeniden uzamaya başlar. Yara iyileşmesinde aksaklıklar ile cilt ve doku ölümü (örneğin kadın memesinde) şeklinde beliren doku hasarları ender vakalar olup, çoğu kez cerrahi yoldan tedaviyi gerektirir. Hamilelik planlıyorsanız veya hamilelik şüpheniz varsa, mutlaka doktorunuza bilgi vermeniz gerekir! Çocuğa zarar verebileceği için Cumarin derivatları gebelik ve emzirme süresince alınmamalıdır.
  • Trombosit inhibitörleri hassas kişilerde mide-bağırsak şikayetlerine, ender olarak mide- bağırsak ülserlerine ve kanamalarına yol açabilir. Bu tür şikayetler çoğu kez kolay tedavi edilebilir, ancak mide barsak endoskopisi gerekebilir. Doktorunuz birlikte mide koruyucu tedavi önerebilir.
    • Aspirin alındığında ender vakalarda astım nöbetleri ve alerjiler alerjik reaksiyonlar görülebilir. Bu durumda uygun muayenelerin yapılması ve ilacın kesilmesi gerekibilir.
    • Artan enfeksiyon eğilimine yol açan kan oluşum bozuklukları diğer trombosit inhibitörlerinde ender olarak ortaya çıkabilir ve ciddi sonuçlara yol açabilir. Trombosit inhibitörleri de gebe ve emziren kadınlar tarafından ancak mutlaka gerekli olduğu hallerde ve doktor denetimi altında alınmalıdır.

Yukarıda anılan yan etkilerin yanı sıra, her preparatın prospektüsünde olası spesifik yan etkiler belirtilmektedir.

Nelere dikkat etmek gerekir?

  1. Kanın bileşimini ve pıhtılaşma durumunu denetlemek için tedavi boyunca ve duruma göre tedavi sonrası da düzenli kontrol muayeneleri gereklidir. Verilen randevulara mutlaka uymanız gerekir.
  2. İlaçların  dozu mutlaka belirlenen şekilde kullanılmalıdır. Doz atlama, dozda azaltma ya da arttırma yapmak tehlikeli sonuçlara yol açabilir.
  3. Aldığınız diğer ilaçlar konusunda doktorunuza bilgi verin. Pek çok başka ilaç kullandığınız pıhtı önleyici ilacın etkisini azaltabilir veya daha sıklıkla arttırır ve bu durum tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Doktorunuza haber vermeden başka bir doktor tarafından önerilmiş olsa bile farklı ilaç kullanmayınız.
  4. Eğer gerekiyorsa INR kontrolünü mutlaka istenen zamanda yaptırınız.
  5. Kanama eğilimini arttırdığından kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar ile tedavi uygulanan hastaların daha dikkatli olması gerekir.
    1. Eğer bir kesik ya da yaralanma oluşursa, kanamanın diğer insanlara göre daha fazla olacağı bilinmelidir. Böyle bir durumda kanama yerinin üzerine temiz ve kuru bir bez ile bu bölgeye en az 5 dakika yumuşak bir basınç uygulanmalıdır. Bu sürede kanama durmazsa veya INR değeri 5 üzerinde ise doktora başvurulmalıdır.
    2. Araç içi-dışı trafik kazaları, kesici-delici alet yaralanmaları, darp, yüksekten düşme, şiddetli baş çarpması gibi iç ve dış kanamaya neden olabilecek durumlarda derhal bir hastaneye başvurmalıdır.
  6. Aşağıdaki durumlarda mutlaka doktorunuzla görüşülmelidir:
    1. Normal adet düzeninin dışında kanama (miktar ve/veya süre olarak artış yada periyod dışı kanama, menopoz sonrası kanama)
    2. İdrarda veya dışkıda kan
    3. Fazla miktarda burun veya dişeti kanaması
    4. Kusma veya öksürükle kan gelmesi
    5. Halsizlik, ayağa kalkamama, ayakta baş dönmesi
    6. Ciddi başağrısı veya mide ağrısı
    7. Ufak çarpmalar sonucu veya çarpma olmadan büyük morluklar oluşması
    8. Ufak kesik ve sıyrıklarda kompresyona rağmen kanamanın durmaması
  7. Doktor veya diş hekimlerine kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar kullandığınızı ve sebebini söyleyin. Daha iyisi kullandığınız ilacı ve dozunu belirten bir kart taşıyınız.
  8. Pıhtılaşmayı önleyici ilaçlar uygulandığı sürece kas içine enjeksiyon yapılmamalı ve kan pıhtılaşmasını etkileyici başka ilaçlar alınmamalıdır.
  9. Kanama ve toplardamar tıkanması belirtilerine (bacaklarda şişkinlik ve sancı) ve akciğer embolisi belirtilerine (göğüste sancı, solunum şikayetleri) lütfen dikkat edin.
  10. Yüzeysel hafif kanamaları geleneksel yöntemlerle (tampon veya sıkı sargı) tedavi edebilirsiniz. Şiddetli kanamalarda lütfen derhal doktorunuza veya en yakın hastaneye başvurun!
  11. Kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar ile tedavi sırasında bedensel darbe riski olan sporlardan ve rekabetli sporlardan kaçınmak gerekir. Kanama riski olmayan sporlardan kaçınmaya gerek yoktur.
  12. Coumarinler ve diş bakımı
    1. Coumarinler kullanılırken dişlerin yumuşak bir fırça ile nazikçe fırçalanması gerekir. Sert darbeler kolaylıkla dişeti kanamasına neden olabilir. Diş ipi kullanımında da nazik davranmak gerekir. 
    2. Eğer kendiliğinden dişeti kanamaları oluyorsa, bu durum coumarin dozunun fazla olduğunun bir habercisi olabilir. Bu durumda mutlaka doktora haber vermek gerekir. 
    3. Diş tedavisi yaptırmadan önce diş hekimine mutlaka coumarin kullanıldığının söylenmesi gerekir. İlaç kullanılırken diş çekimi ya da kanamaya neden olabilecek bir işlem yapılacaksa doktorunuzla görüşülerek kan pıhtılaşmasını önleyici tedavi planının yeniden ayarlanması gerekebilir.

Coumarin Derivatları (Coumadin, Marcumar vb.) ile ilgili özel uyarılar

Coumarin derivatları ile tedavi süresince kanın pıhtılaşmasını önleyici etkinin şiddetini düzenli aralıklarla takip etmek gerekir. Bunun için doktorunuzun belirleyeceği düzen içinde kanda protrombin zamanı (INR) ölçümü yaptırmak ve sonucuna göre uygulayacağınız dozu doktorunuzla görüşmek gerekebilir. Bu grup ilaçların etkisi, kullanımı sırasında alınan çeşitli gıdalarla ve kullanılan diğer ilaçlarla azalır veya artar, bu nedenle bu ilaçlara dikkat etmek gerekecektir.

Coumarin derivatları ile tedavide dikkat edilmesi gerekenler

  • Coumarinler ağızdan günde tek doz olarak alınır.
  • İlacı her gün aynı saatte almaya dikkat edilmelidir.
  • Tercihan akşam saatlerinde alınmalıdır.
  • İlaç aç ya da tok olarak alınabilir.
  • Bir bardak su ile alınmalıdır.
  • İlaca nasıl başlanacağına ve hangi dozda devam edileceğine doktor karar verecektir.
  • İlaca başlamadan önce normal INR değerleri belirlenir.
  • Bazı durumlarda istenen INR değerine ulaşıncaya kadar başka bir kan pıhtılaşmasını önleyici ilaç verilmesi gerekebilir.
  • Bir dozun alınması unutulursa veya yanlışlıkla hatalı bir dozda ilaç kullanılırsa bu durum not alınmalıdır. Ertesi gün ilacı normal dozunda kullanmaya devam etmek uygundur.
  • Bir doz atlandı diye asla iki doz birden alınmamalıdır.
  • Eğer yanlış alınan doz normal dozun iki katı veya daha fazla ise doktorla görüşülmelidir.
  • Coumarinler kullanılırken kan pıhtılaşmasının derecesi protrombin zamanı (INR) testi ile ölçülür. Bu test ilaca başlarken yapılır. Ayrıca ilaç kullanırken de doktorun belirleyeceği aralıklarla kontrol amacıyla yaptırmak gerekir. Doz ayarlamaları INR sonuçlarına göre yapılır.
  • Doktor tarafından söylenmediği sürece asla ilaçlar kesilmemelidir.

Coumarin grubu ilaçlar (Coumadine, Marcumar) ve gıdalar

Aşağıda Coumarin grubu (Coumadine, Marcumar) etkisini değiştiren gıdalar ve doğal ürünlere ilişkin bir liste verilmiştir. Normalde kullanmadığınız bir ilacı başlamadan önce mutlaka kullanıp kullanamayacağınızı doktorunuza danışın. Gıda takviyeleri ve bitkisel tedaviler de gelişigüzel kullanılmamalı, mutlaka doktor onayı alınmalıdır.

Coumarin grubu ilaçların (Coumadine, Marcumar) etkisini arttıran gıdalar (INR yükselir)
  • Greyfurt
  • Alkol
  • Avokado
  • Kızılcık
  • Ketentohumu
  • Çemen
  • Zencefil
  • Sarımsak
  • Soğan
  • Meyankökü ve şerbeti
  • Deniz yosunu (sushi)
  • Mango
  • Papaya
  • Rezene
  • Soya proteini (Tofu, soya sütü, soya eti veya kıyması- hazır köfte ve hazır mantıların bir kısmı- mutlaka içindekileri okuyunuz)
Coumarin grubu ilaçların (Coumadine, Marcumar) etkisini azaltan gıdalar (INR düşer)
  • Lahana
  • Kırmızı lahana
  • Karalahana
  • Brüksel lahanası
  • Pazı
  • Ispanak
  • Semizotu
  • Isırgan, hindiba, ebegümeci ve benzeri bahçe otları
  • Şalgam
  • Maydanoz
  • Hardal
  • Brokoli
  • Karnabahar
  • Kuşkonmaz
  • Soya yağı
  • Karaciğer

Coumarin grubu ilaçların (Coumadine, Marcumar) etkisini arttıran bitkisel tedaviler ve gıda takviyeleri (INR yükselir)

  • Angelica
  • Anason
  • Arnica
  • Asafoetida
  • Atkestanesi
  • Balıkyağı
  • Bogbean
  • Borage tohumu
  • Bromelain
  • Cannabis (esrar)
  • Capsicum
  • Corydalis yanhusuo
  • Cranberry
  • Feverfew
  • Geum japonicum
  • Ginkgo biloba
  • Ginseng
  • Kasımpati (krizantem)
  • Kavak
  • Keçisakalı
  • Kekik
  • Kereviz tohumu
  • Lovage (selamotu) kökü
  • Maydanoz
  • Meyankökü
  • Papatya
  • Quassia
  • Rezene
  • Rue
  • Sarımsak
  • Saw palmetto
  • Soğan
  • Söğüt kabuğu
  • Şeytanpençesi
  • Tutku çiçeği (passionflower)
  • Yonca türleri
  • Zencefil
  • Zerdeçal
Coumarin grubu ilaçların (Coumadine, Marcumar) etkisini azaltan bitkisel tedaviler ve gıda takviyeleri (INR düşer)
  • Civanperçemi
  • Coenzyme Q10
  • Danshen
  • Dong quai
  • E vitamini
  • Ökseotu (mistletoe)
  • Karahindiba (dandelion)
  • K vitamini
  • Kasıkotu (agrimony)
  • Papain
  • Sarı kantaron (St. John’s wort)
  • Yeşil çay

İlaçlardan hemen hemen tüm antibiotikler, aspirin, tüm ağrı kesiciler ve romatizma ilaçları, antidepresanlar (sinir ilaçları), lityum, epilepsi (sara) ilaçları, mide ilaçları, kolesterol düşürücü ilaçlar ve mantar ilaçları Coumarin grubu ilaçlar (Coumadine, Marcumar) ile etkileşirler. Burada sayılanlar dışında pek çok ilaç da Coumarin grubu ilaçların (Coumadine, Marcumar) etkisini değiştirir. Bu nedenle doktorunuza danışmadan hiç bir ilaç ya da doğal ürün kullanmayınız.

İlacın nasıl alınacağı ve dozajı düzenli olarak yapılan kontrol muayeneleri neticesinde elde edilen pıhtılaşma değerlerine (INR değeri) bağlıdır. Bu konuda doktorunuzun talimatlarına lütfen titizlikle uyun. İlacı alıp almadığınız veya doğru dozaj konusunda şüpheye düştüğünüz hallerde her ihtimale karşı INR değerinizi kontrol ettirin. İlacı uzun bir süre almanız gerekiyorsa, pıhtılaşma değerlerinizi düzenli aralıklarla kendi kendinize ölçmeyi öğrenebilirsiniz. Bu konuda kullanılacak cihazlar ve yöntem konusunda lütfen doktorunuza danışın.

UYKU İLAÇLARI NASIL KULLANILMALI?

Uykusuzluk çekiyorsanız uyku ilaçları iyi bir çözüm olarak görünebilir. Ancak, uyku ilaçları ancak zorunluluk durumunda yardımcı olmak üzere kullanılmalıdır, sürekli kullanmak için değildir.

Uykusuzluk çekiyorsanız uyku ilaçları iyi bir çözüm olarak görünebilir. Ancak durum pek öyle değildir. Uyku ilaçları nasıl kullanılmalı konusunda Türk Nöroloji Derneği’nin önerileri şu şekilde verilmiş.

Uykusuzluk çekmek zor bir durumdur. Uyumak için insanlar birtakım yöntemlere başvurmak isteyebilir ve bu durumda uyku ilaçları iyi bir çare gibi görülebilir. Ancak, uyku ilaçları ancak zorunluluk durumunda yardımcı olmak üzere kullanılmalıdır, sürekli kullanmak için değildir.

Uyku ilaçları uykusuzluk için tedavi edici değildir, hatta bazen bir başka hastalıklardan kaynaklanan problemleri maskeleyebilir veya tersine arttırabilir. Örneğin, uyku ile ilişkili solunum bozuklukları (uyku apne vb.) uyku ilaçlarından kötü yönde etkilenir. Uykusuzluk doğru olarak tanınmalı ve ilaç başlanmadan önce tedavi seçenekleri bir uyku uzmanı ile tartışılmalıdır.

Uyku ilaçları uykusuzluğun çaresi değildir
Uyku ilaçları uykusuzluğun çaresi değildir

Bazı reçetesiz alınanlar da dahil olmak üzere pek çok uyku hapı mevcuttur. Farklı tip ilaçların bazı avantajları ve dezavantajları vardır. Örnek olarak, bazıları kısa etkilidir ve en iyi uykuya dalma güçlüğü olan durumlarda işe yararlar. Diğerleri uzun etkilidir ve tüm gece boyunca uyumanızı sağlar. Yani ilaç seçimi uykusuzluğun cinsine göre yapılmalı ve doktor kontrolünde kullanılmalıdır.

Uyku ilaçları nasıl kullanılmalı, ne gibi durumlarda faydalı?

Jet lag

Uyku ilaçları nasıl kullanılmalı sorusunun yanıtlarından biri jet lag
Uyku ilaçları nasıl kullanılmalı sorusunun yanıtlarından biri jet lag

Birçok zaman dilimini geçen uçuşlar hem uykusuzluğu hem de gündüz aşırı uykululuğu tetikleyebilir. Vücudunuzun zaman dilim değişikliklerine alışması bir hafta sürebilir. Bir gece uçuşu sırasında uçakta uyumanızı sağlayacak bir uyku hapı almanız uykunuzu daha iyi kılabilir ve gündüz aşırı uykululuğu azaltabilir.

Vardiyalı Çalışma

Vardiyalı çalışma uyku kalitesini bozar
Vardiyalı çalışma uyku kalitesini bozar

Vardiyalı çalışanlar bazen uykuya dalmayı kolaylaştıracak uyku ilaçlarını kullanabilir. Bu şekilde gündüz uykululuğu azaltabilir ve yeni programa uyum daha kolay sağlanabilir.

Akut Stres

Akut stres uykusuzluğun temel nedeni olabilir
Akut stres uykusuzluğun temel nedeni olabilir

Uyku ilaçları stresli dönemlerden geçişte uykusuzluğu olan kimselere yardımcı olarak uyku problemlerini engelleyebilir.

Öngörülebilir Stres

Öngörülebilir stres kısa dönemli uykusuzluk nedeni olabilir
Öngörülebilir stres kısa dönemli uykusuzluk nedeni olabilir

Bir aylık satış toplantısı, bir sınav veya bir konuşma görevi öncesindeki gece her zaman huzursuz uyuduğu bilinen kişiler bu gibi zamanlarda uyku ilacı alırlarsa daha iyi dinlenebilirler.

Kronik uykusuzluk durumunda uyku ilaçları nasıl kullanılmalı?

Uyku ilaçları nasıl kullanılmalı sorusunun cevabı en fazla kronik uykusuzluk durumunda önemli
Uyku ilaçları nasıl kullanılmalı sorusunun cevabı en fazla kronik uykusuzluk durumunda önemli

Uyku ilaçları kronik uykusuzluğu olan kişilerde sadece periyodik alevlenme dönemlerinde ve kısa süreli olarak kullanılmalıdır. Doğru kullanılırlarsa bu ilaçlar o dönemlerde uykusuzluğa eşlik eden endişeyi de yatıştırmaya destek olurlar.

Çoğu uyku ilaçları en iyi etkiyi haftada üç kereden az kullanıldıklarında gösterirler.

Eğer uyku düzeni bir aydan daha uzun süredir bozuksa ve günlük işlevleri bozuyorsa yardım arama zamanı gelmiştir. Bu durumda tıbbi yardım almak gerekir. Tıbbi özgeçmiş, fizik muayene ve bazı kan testleri uykusuzluğun bazı nedenlerinin ortaya konulmasında faydalıdır. Aile üyeleri kişinin uykusu hakkında horlayıp horlamadığı, uykuda huzursuz olup olmadığı, depresif veya sinirli olup olmadığı gibi değerli bilgiler verebilirler. 

Uykusuzlukta bazen sadece bilgi verme ve eğitim ile düzelebilir. Diğer kişilerde psikolojik danışmanlık, ilaç kullanımı veya bir uyku merkezinde değerlendirme gerekebilir.

Özet olarak, uykusuzluk kişiye özel bir durumdur ve herkesin uykusuzluk altyapısı farklıdır. Bu nedenle, uyku ilaçları gibi sorunlu olabilecek yöntemlere başvurmadan önce durumun değerlendirilmesi gerekir.

İlgili konular
Eşdeğer ilaçlar etkili mi?
Kronik hastalık yönetimi

KALP HASTALIKLARI HAKKINDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Kalp hastalıkları ve kalp hastalıklarından korunma konusunda pekçok söylenti var. Bu söylentilerden bir kısmı da yanlış, yanlış olmakla kalmayıp tehlike de yaratabilir nitelikte. Bu yazıda kalp hastalıkları hakkında doğru bilinen yanlışları derlemeye çalıştık.

Kalp hastalıkları ve kalp hastalıklarından korunma konusunda pekçok söylenti var. Bu söylentilerden bir kısmı da yanlış, yanlış olmakla kalmayıp tehlike de yaratabilir nitelikte. Bu yazıda kalp hastalıkları hakkında yanlış bilinenler hakkında bilgileri derlemeye çalıştık. 5418244124- tuğbey 05360684099

Table Of Contents

Kolesterolden fakir beslenerek kolesterolü düşürmek mümkündür

Kolesterolün yükselmesindeki en önemli etken, karaciğerin fazla kolesterol yapmasıdır. Gıdalardaki kolesterolün kolesterolün yükselmesi üzerindeki etkileri son derece sınırlıdır ve tümüyle kolesterolsüz beslenmeniz durumunda bile kolesterolünüz en fazla % 15 civarında düşer. Kolesterolden fakir beslenmekten ziyade doymuş yağdan ve şeker ve nişastadan fakir beslenmek çok daha önemlidir.

Bitkisel yağlar kalbe yararlıdır

Kalp hastalıkları hakkında yanlış bilinenlerden biri de iyi yağlar kötü yağlar konusudur. İnsanın günlük diyetinin % 10- 15 kadarının yağlardan oluşması gerekir. Bu da günde 3000 kalorilik bir diyette 50 gram kadar, yani yarım çay bardağı kadar yağ anlamına gelir. Bu miktarın % 1 kadarının omega 3 yağ asitleri, % 10- 15 kadarının yani 5 gram kadarının doymuş yağlar ve kalan % 85- 90’ının da tekli doymamış ve çoklu doymamış yağ asitlerinin dengeli karışımından olması gerekir. Bu durum günde 5 gram9 yağ asitlerinden  genellikle omega  kadar tereyağı ve her birinden 20- 25 gram olmak üzere omega 6 ve omega 9 yağ asitleri anlamına gelir. Doymuş yağların örneği tereyağı ve hayvan yağlarıdır. Zeytinyağı, fındık yağı ve kanola omega 6 yağ asitlerinden zengin yağlardır. Diğer sıvı yağlar ise genellikle omega 9 yağ asitlerinden zengindir. Bu ölçülerin üzerinde alınan yağlar kalori yükü oluşturmak dışında bir işe yaramaz. Kısacası az miktarda zeytinyağı yararlıdır ama zeytinyağına ekmek batırmak değil.

Tavuk eti dana veya koyun etinden daha yararlıdır.

Tavuk etinin dana veya koyun etine olan üstünlüğü, içerdiği yağ miktarına bağlıdır. Bu nedenle, tavuk etinin ancak göğüs kısmının diğer etlere üstünlüğü olduğu söylenebilir, o da herhangi bir şekilde yağda kızartmamak şartıyla. Tavuk şarküterisinin ya da tavuk kanadının dana veya koyun etinden daha kötü olduğunu belirtmekte yarar vardır.

Tavuk etinde yağ ve kolesterol miktarı daha düşüktür.
Tavuk etinde yağ ve kolesterol miktarı daha düşüktür.

Kalp krizi sırasında öksürmek sizi korur.

Kalp krizi ani başlayan bir olaydır ve sebebi koroner damarların içinde plak çatlaması sonucunda oluşan pıhtının koroner damarı tıkamasıdır. Kalp krizi sırasında öksürmek tabii ki bu pıhtıyı eritmeyeceği gibi, kalp krizi sırasında ortaya çıkacak ve ani ölümlere yol açabilecek ritm bozukluklarını da önlemez. Kısacası hiçbir işe yaramaz.

Kalp hastalıkları hakkında yanlış bilinenler arasında biri de, kalp krizi sırasında öksürmenin faydalı olduğudur.
Kalp hastalıkları konusunda söylenen yanlışlardan biri de, kalp krizi sırasında öksürmenin faydalı olduğudur.

Hapşırırken kalbimiz durur.

Hapşırık göğüs kafesinde oluşan yüksek basınçlı havanın aniden ve patlama halinde dışarı atılmasıdır. Bu olay sırasında kalbin etkilenmesi beklenmez. Zaten hapşırık da kalbi durduracak kadar uzun sürmez, genellikle bir saniyeden kısadır.

Kalp hastalarına seks önerilmez.

Cinsel ilişki, yaklaşık olarak ancak iki kat basamak merdiveni hızlı çıkmak kadar kalbi yorar. Sadece kalp krizinden veya kalp ameliyatından sonraki erken dönemde seksten uzak durulmalıdır, ayrıca ağır kalp yetersizliği olanların seksten uzak durması gereklidir. Bu durumda kalp krizi geçirmiş veya komplikasyonsuz bir kalp ameliyatı atlatmış hastalar, bir ay içerisinde eski cinsel performanslarına geri dönebilirler. Ancak burada bir noktayı belirtmekte yarar var, araştırmalar kişilerin normal partnerleri dışında birileri ile seks yapmaları durumunda, yani çapkınlık ve kaçamaklarda kalp krizi ve ani ölüme yol açabilecek ciddi ritm bozuklukları artış gösterdiğini bildiriyor.

Cep telefonunu kalbin üzerinde taşımak sakıncalıdır.

Kalp hastalıkları hakkında yanlış bilinenler içinden birisi de bu. Cep telefonlarını kalbin üzerinde ya da yakınlarında taşımanın herhangi bir sakıncası olduğunu gösterir hiçbir bilimsel veri yoktur. Bu konuda bildirilen tek sakınca, kalp pili takılmış olan hastalarda kalp pilinin programının cep telefonlarının elektromanyetik alanından etkilenmesi olasılığıdır.

Kalp hastalıkları hakkında yanlış bilinenler arasında biri başkası da cep telefonunu kalbin üzerinde taşımanın sakıncalı olduğudur
Cep telefonunu kalbin üzerinde taşımanın bir sakıncası yoktur.

Bu nedenle kalp pili takılmış kişilerin cep telefonu ile pilin olmadığı taraftaki kulakla veya daha iyisi kablolu kulaklıkla konuşmalarında ve telefonu da kalp piline 20 cm’den daha fazla yaklaştırmamalarında yarar vardır. Ama, kalp pili takılmamış olanlar için hiçbir sakınca söz konusu değildir.

Fındık kalbe iyi gelir

Doğru, ama sadece günde 8- 10 tane ve çiğ olarak kavrulmadan yenirse. Fındığın içinde omega 6 yağlar vardır, az miktarda tüketildiği zaman yararlıdır, ama fazlası kalori yükü yaratıp kilo aldırmaktan başka bir işe yaramaz. Aynı şey diğer kuruyemişler için de söz konusudur, en iyisi günde bir avuç ölçüsünü geçmemektir.

Fındığı az miktarda ve çiğ olarak tüketmek gerekir
Fındığı az miktarda ve çiğ olarak tüketmek gerekir

Kuruyemişler arasında bir tercih yapmak gerekirse de önceliği ceviz ve bademe vermekte yarar vardır, çünkü onlarda omega 3 yağ asitleri de mevcuttur.

Kalp ilaçları karaciğer, böbrek ve mideyi bozar

Kalp için kullanılan ilaçlardan sadece aspirin mideye dokunabilir, çok ender olarak da kolesterol ilaçları karaciğer bozukluğuna yol açabilir. Diğer kalp ilaçlarının herhangi bir şekilde mide, karaciğer ya da böbreğe zararı dokunması söz konusu değildir, aksine çoğu zaman karaciğer ve böbreği koruyucu etki gösterirler.

Sarımsak tansiyonu düşürür

Sarımsağın yendikten kısa bir süre sonra 5- 10 mmHg kadar tansiyon düşürücü etkisi olduğu doğrudur, ancak bu etki kısa sürelidir ve bu etkiyi elde etmek için sarımsağı çiğneyerek yemek gerekir. Bütün yutulan veya pişmiş sarımsağın herhangi bir şekilde yararı yoktur. Çiğnenen sarımsağın etkisi de kısa süreli olduğu için tansiyon ilaçları yerine herhangi bir şeklide kullanılamaz.

İlgili konular
10 soruda koroner kalp hastalığı
Ketentohumu ve kalbiniz
HDL kolesterolü yükseltmenin 6 yolu

EŞDEĞER İLAÇLAR ETKİLİ Mİ?

Patent süresini doldurmuş ve orijinal üreticisi dışındaki firmalar tarafından da üretilmesi mümkün hale gelmiş ilaçlara eşdeğer ilaçlar adı verilir. Ancak bir ilaç içinde aynı hammaddeyi aynı miktarda bulundursa da eşdeğer ilaç sayılması belli koşullara bağlıdır.

Patent süresini doldurmuş ve orijinal üreticisi dışındaki firmalar tarafından da üretilmesi mümkün hale gelmiş ilaçlara eşdeğer ilaçlar adı verilir. Ancak bir ilaç içinde aynı hammaddeyi aynı miktarda bulundursa da eşdeğer ilaç sayılması belli koşullara bağlıdır.

İlaç nedir?

İlaç tek başına etken madde demek değildir. İlaç deyimi etken maddenin yanısıra etken olmayan dolgu maddelerini, tablet formasyonunu ve uygulama şekillerini de içeren bir bütündür ve eşdeğer ilaçlar için bunların tümü önemlidir. Hindistan’daki eşdeğer ilaçlar için etken madde üreten firma sitelerinde girdiğinizde aynı etken maddenin aynı firmada bile aralarında birkaç kat fiyat farkıyla satılan birkaç çeşidini bulmak mümkündür. Hammaddenin saflığı, optik izomer homojenliği ve benzeri pek çok faktör bu fiyatta rol oynar. Çoğu ilaçta dolgu maddesi olarak kullanılan nişastanın veya talk’ın bile niteliği tabletin emilim hızını, yani etkin plazma düzeyini değiştirir. Bu nedenle eşdeğer ilaçlar için biyoeşdeğerlik çalışmaları oluşturulmuştur. Türkiye’de üç tane biyoeşdeğerlik çalışması yapan kurum vardır (İstanbul Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Erciyes Üniversitesi). Biyoeşdeğerlik çalışmalarını inceleyen etik kurullar da buna özgüdür ve yine bu üç üniversitede eşdeğer ilaçlar için yapılan araştırmalara özgü etik kurullar mevcuttur.

Eşdeğer ilaçlar nasıl kullanıma girmeli?

Eşdeğer ilaç için etken madde adı yazma uygulaması başlayacaksa bunun bazı ilave koşullarının da uygulanması gerekir. Birincisi, “bulk (toptan)” ambalaj ve ilacın eczanede kişiye özel olarak kutulanması ve kutu üzerine kişinin adı, etken madde adı, kullanım şekli, hazırlayan eczane vs. bilgiler yazılmasıdır (ABD dahil pek çok ülkede uygulanıyor)

Eşdeğer ilaçlar gerekli testlerden geçmeli
Eşdeğer ilaçlar gerekli testlerden geçmeli

İkinci koşul da, düzenli longitudinal postmarketing biyoeşdeğerlik kontrolü yapacak kurulların oluşturulmasıdır. Halen sadece ruhsat aşamasında biyoeşdeğerlik çalışması şartı aranmaktadır, oysa ki sağlık otoritesinin kendisinin veya yetkilendirdiği kuruluşların belli bir düzen içinde rastgele piyasadan satın aldıkları ilaçları kullanarak biyoeşdeğerlik kontrollerini yapmayı sürdürmesi gerekir. Bu durumda biyoeşdeğeri bulunan ilaçlar (hatta tüm ilaçlar) için etken madde adı kullanılabilir. Aynı etken maddeyi içeren ama efervesan formda hazırlandığı için ruhsat aşamasında biyoeşdeğerlik çalışması gerekmeyen ilaçlar kesinlikle kapsam dışı bırakılmalıdır. Yoksa tek başına etken madde adı yazma şartı getirilip biyoeşdeğer ruhsatı almış ilaçlar kendi markalarıyla satılmaya devam ederse, promosyon hekimden eczacıya kayacak ve kontrolü çok daha güçleşecek, mal fazlası ve iskonto uygulamaları alıp başını gidecektir.

Uygun koşullarda üretilmiş ve uygun kontrollerden geçmiş bir eşdeğer ilaç tabii ki kullanılabilir, hatta sosyal güvenlik sistemi için önemli ölçüde tasarruf da sağlar. Eşdeğer ilaçlar yerli ilaç sanayi için önemli bir üretim ve ihracat kaynağı da olur ve başka ilaçların üretimi için gerekli kaynakları da sağlarlar. Kısacası, uygun koşullarda üretilmiş ve gerekli kontrollerden geçmiş, sonrasında da düzenli denetimi yapılan eşdeğer ilaçlar her açıdan yararlı olur.

İlgili bağlantılar
Genler ve sağlık
Tansiyon nedir?
Bioequivalence and interchangeability of generic drugs